Kutsal Sanat — Müzik & Dans

Joik ve Loitsut: Kuzeyin Kutsal Ezgisi ve Sözün Dönüştürücü Gücü

Sámi joiku ve Fin loitsut geleneklerinde sesin ve sözün ontolojisi: bir varlığı yalnızca tasvir etmeyen, onu çağıran ve dönüştüren kutsal ezgi ile büyü şiirinin karşılaştırmalı incelemesi.

9 bağlantı İleri Kutsal Sanat — Müzik & Dans Haritada göster →

“En lytte sangen syngern må; sangen er ikke om noe — sangen er noen.” (“Şarkıyı söyleyen kişiyi dinlemelisin; şarkı bir şey hakkında değildir — şarkı birisidir.”) — Sámi joik söyleyicilerinin sıkça aktarılan bir özdeyişi, Harald Gaski'nin derlemesinden

Sesin Birini Çağırdığı Yer

Kuzey Avrupa'nın en eski yaşayan vokal geleneklerinden ikisi, Avrasya'nın kutup altı kuşağında yan yana doğdu: İskandinavya ve Kola yarımadasının yerli halkı Sámilerin joiku (Kuzey Sámicesinde luohti, çoğul luođit) ve Fin-Karelya halklarının loitsut adını verdiği büyü şiirleri. İlk bakışta biri "müzik", diğeri "şiir" gibi görünen bu iki gelenek, aslında ortak bir ön kabulü paylaşır: ses ve söz, dünyayı yalnızca betimlemez; onu kurar, çağırır ve dönüştürür. Bu, modern Batı estetiğinin "sanat eseri" anlayışından kökten ayrılan, performatif ve ontolojik bir ses anlayışıdır.

Bu nedenle joik ve loitsut'u "halk müziği" ya da "folklor" başlığı altında ele almak yanıltıcıdır. Bunlar, Sámi maneviyatı ve Kalevala dünyası içinde sesi kozmolojik bir eylem hâline getiren kutsal pratiklerdir. Tıpkı İslâm tasavvufunda zikrin yalnızca Allah'ı anmak değil, anan ile anılan arasındaki perdeyi inceltmesi gibi; ya da Hint geleneğinde mantranın anlamından çok titreşim gücüyle iş görmesi gibi, burada da ses, gerçekliğe doğrudan dokunan bir araçtır.

Joik: Bir Şey Hakkında Değil, Bir Şeyin Kendisi

Joik'in en çarpıcı yapısal özelliği, gramerinde gizlidir. Sámi dilinde insanlar bir konu hakkında şarkı söylemezler; bir kişiyi, bir hayvanı ya da bir yeri joik ederler — yani fiil doğrudan nesneyi alır (muitalit "anlatmak" değil, juoigat "joik etmek"). Antropolog ve Sámi araştırmacı Harald Gaski'nin sıkça vurguladığı gibi, bir joik "kurt hakkında" bir ezgi değildir; o, sesle çağrılmış kurdun kendisidir. Ezgi, betimlediği varlığın bir tür sesli portresi, hatta varlığın bizzat hazır kılınmasıdır.

Bu yüzden geleneksel joik genellikle başı ve sonu belirsiz, döngüsel bir yapıdadır: varlık zaten oradadır, ezgi ona girer ve ondan çıkar. Kişisel joiklar (persovnnalaš luohti), bir bireye doğumda ya da gençlikte armağan edilir; o kişinin "sesli adı", müzikal kimliğidir ve ömür boyu onunla anılır. Hayvan joikları (kurt, ren geyiği, kartal), yer joikları (belirli bir dağ, göl, tundra), atmosfer ve hava durumu joikları geniş bir repertuvar oluşturur. Glissando'lar (kayan perdeler), pentatonik eğilimli ama mikrotonal esnekliğe sahip ezgiler, hece dışı seslemler (vokâbler: "voia voia", "nana nana") joik'in tanınır dokusunu kurar.

Joik, tarihsel olarak Sámi şamanizminin (noaidevuohta) çekirdeğinde yer alıyordu. Şaman (noaidi), trans yolculuğuna çıkarken davulunu (goavddis) çalar ve yuoigos denen vecd ezgisini söylerdi; ses, ruhun bedenden ayrılıp öteki dünyalara geçişini taşıyan araçtı. Tam da bu kozmolojik güç yüzünden, 17.–18. yüzyıllarda Lutherci ve Pietist misyonerler joik'i şeytanın sesi sayıp yasakladılar; Thomas von Westen gibi misyonerler davulları yaktı, joik söylemeyi günah ilan etti. Bu baskı, joik'in 20. yüzyıla kadar gizli, ev içi ve utanç yüklü bir pratik olarak sürmesine yol açtı. Ancak 1970'lerden itibaren Nils-Aslak Valkeapää (Áillohaš) gibi sanatçılarla joik, Sámi kültürel uyanışının ve siyasi kimliğinin gururlu sembolü hâline geldi.

Loitsut: Sözün Doğru Bilgisinin Büyüsü

Fin-Karelya geleneğinde loitsu (çoğul loitsut), belirli bir amaca yönelik söylenen büyü şiiridir: bir yarayı durdurmak, demiri tavlamak, ayıyı avlamak, doğumu kolaylaştırmak, ateşi söndürmek. Bu metinlerin en zengin derlemesi, Elias Lönnrot'un 19. yüzyılda topladığı malzemenin bir kısmını oluşturan ve ayrıca müstakil olarak yayımlanan Suomen Kansan Vanhat Runot (Fin Halkının Eski Şiirleri) külliyatında yaşar. Loitsut, Kalevala destanının dokusuna da gömülüdür: Väinämöinen büyük ölçüde sözün gücüyle iş gören bir bilge-büyücüdür.

Fin büyü düşüncesinin merkezinde väki (bir varlık ya da maddenin içkin gücü/manası) ve özellikle luonto ile synty kavramları yer alır. Synty, bir şeyin "doğuş sözü" ya da kökeni anlamına gelir. Fin büyüsünün temel ilkesine göre, bir nesneye ya da olguya hükmedebilmek için onun kökenini — nasıl var olduğunu, ilk doğuş anının öyküsünü — bilmek ve söylemek gerekir. Demire hükmetmek isteyen kişi, "demirin doğuşunu" (Raudan synty) ezbere bilir ve okur: demirin nasıl bataklık ve sütten doğduğunu, ateşle nasıl tanıştığını anlatan kozmogonik anlatıyı. Köken bilgisi, güç demektir. Bu, Mircea Eliade'nin "kökene dönüş" (reditus ad originem) olarak adlandırdığı arkaik düşünce kalıbının çarpıcı bir örneğidir.

Loitsular tipik olarak Kalevala vezninde — trokaik tetrametre, yani dört vuruşlu trokaik ölçü — söylenir; aliterasyon ve paralelizm (bir dizenin anlamını ikinci bir dizede başka sözcüklerle yineleme) yapının iskeletini kurar. Bu paralelizm tekniği, Baltık dainalarındaki benzer biçimsel kalıplarla akrabadır ve Fin-Ugor ile Balto-Slav şiir geleneklerinin ortak bir mirası gibi görünür. Tietäjä denen bilen-büyücü, loitsuyu yüksek bir ruhsal gerilim hâliyle (löyly, into), bazen kendinden geçmeye yakın bir yoğunlukla icra ederdi; sözün etkili olması için yalnızca doğru olması değil, doğru bir hâl içinde söylenmesi de gerekiyordu.

Kutsal Sesin Ontolojisi: Çağırmak, Adlandırmak, Dönüştürmek

Joik ve loitsut'u aynı çatı altında düşünmemizi sağlayan şey, paylaştıkları "performatif ses" ontolojisidir. Her iki gelenekte de ses-söz edimi, dilbilimci J. L. Austin'in "edimsöz" (performative utterance) dediği şeye yakındır: söylemek, yapmaktır. Joik bir varlığı hazır kılar; loitsu bir olguyu dönüştürür. İkisi de, sözün ve ezginin gerçeklikle arasında temsilî değil, doğrudan nedensel bir bağ kurulduğu bir dünya görüşüne dayanır.

Bu görüş, dünya maneviyat geleneklerinde geniş bir aileye aittir. Hint geleneğinde vāc (kutsal söz) ve mantranın titreşimsel gücü, sözü kozmik bir yaratıcı ilke düzeyine çıkarır; nāda brahman öğretisi, varlığın özünü ses olarak tanımlar. İslâm tasavvufunda kalbî zikir ve Anadolu alevî-bektaşî geleneğindeki alkış (kutsama sözü) ile semah, sesi ve ritmik söylemi bir dönüşüm tekniği olarak kullanır. Tibet Budizmindeki mantra ve ton söyleme (overtone chant), Slav geleneğindeki Kupala gecesi ezgileri, hatta Sampo efsanesinde dünyayı değiştiren büyülü nesnenin söz ve şarkı yoluyla dövülmesi — hepsi bu geniş "kutsal ses" ailesinin üyeleridir.

Yine de joik ile loitsu arasında önemli bir nüans farkı vardır. Loitsu büyük ölçüde araçsaldır: belirli bir sonucu (iyileşme, koruma, avın bereketi) hedefler ve bu yönüyle teknik bir büyü pratiğidir. Joik ise çoğu zaman kurucudur: bir ilişkiyi, bir kimliği, bir mevcudiyeti var eder ya da sürdürür; sonucu kendi dışında değil, kendi icrasındadır. Loitsu "yapmak" için söylenir; joik genellikle "olmak" ve "birlikte olmak" için söylenir. Bu ayrım, büyüsel söz (Fin örneği) ile mevcudiyetçi ezgi (Sámi örneği) arasındaki ince ama derin teolojik çizgiyi gösterir.

Tarihsel Dönüşüm ve Yeniden Doğuş

Her iki gelenek de Hristiyanlaşma sürecinde ağır darbeler aldı. Loitsular, Lutherci kilisenin "boş inanç" (taikausko) kampanyaları altında bastırıldı, ama ilginç biçimde Hristiyan unsurlarla melezleşerek (örneğin İsa, Meryem ve azizlerin loitsulara girmesiyle) yaşamayı sürdürdü; 17. yüzyıl cadı davalarında tietäjä'lar yargılandı. Joik ise, gördüğümüz gibi, daha sert bir aşağılanmaya maruz kaldı.

  1. yüzyılın ikinci yarısında her iki gelenek de canlandı. Fin ulusal romantizmi (Kalevala etrafında) ve sonraki etnomüzikoloji çalışmaları loitsuları akademik ve sanatsal ilgiye taşıdı. Joik ise Sámi kimlik mücadelesiyle iç içe yeniden doğdu: Mari Boine, Wimme Saari gibi sanatçılar joik'i çağdaş müzikle harmanladı; joik bugün hem geleneksel hem de yenilikçi biçimlerde, Sámi halkının kendi sesini sahiplenmesinin bir simgesi olarak yankılanıyor. Sámi maneviyat geleneği içinde joik, kolonyal tarihin susturmaya çalıştığı bir sesin yeniden yükselişidir.

Kapanış: Kuzeyin İki Kutsal Sesi

Joik ve loitsut, kutup altı dünyanın insanın sesine yüklediği olağanüstü ağırlığın tanıklarıdır. Biri bir varlığı çağırır ve onunla bir olur; diğeri bir olgunun kökenini bilerek ona hükmeder. İkisi de, sözün ve ezginin dünyayı yalnızca anlatmadığı, ona etki ettiği bir kozmolojiye aittir. Bu kozmoloji, zikir ve mantra gibi uzak geleneklerle, Baltık dainaları ve Slav mevsim ezgileri gibi yakın komşularla derin bir akrabalık taşır. Kuzeyin bu iki kutsal sesi, insanlığın en eski sezgilerinden birini bugüne taşır: doğru söylenen söz, gerçekliğin dokusuna dokunur.

Kaynaklar