Adler & Simurgh — Persische Himmels-Vögel
İran kozmolojisinin iki büyük gök kuşu — egemenlik ve avın simgesi kartal ile bilgelik, şifa ve manevî yeniden doğuşun anası Simurg — üzerinden hükümdarlık fermanı, ilâhî haber taşıyıcılığı ve ruhun göğe yükselişini karşılaştırmalı olarak inceleyen bir not.
“Otuz kuş, uzun yolun sonunda Sîmurg'un huzuruna vardıklarında, orada kendi yüzlerinden başka bir şey görmediler; çünkü sî-murg, 'otuz kuş' demekti.” — Ferîdüddîn Attâr, Mantıku't-Tayr (Kuşların Diliyle), yakl. 1177
Gökyüzünü Paylaşan İki Kuş
İran'ın manevî muhayyilesinde gök, iki büyük kanatlı varlık arasında bölünmüştür. Biri kartal (Orta Farsça āluh, Yeni Farsça oqāb) — keskin gözlü, yükseklerden inen, avını şaşmaz pençesiyle alan; gücün, egemenliğin ve cengâverliğin kuşu. Diğeri Simurg (Avesta dilinde mərəγō saēnō, Pehlevîce sēnmurw, Yeni Farsça sīmurġ) — devâsâ, yarı kuş yarı memeli, ağaçların anası dalında tüneyen, çağlar boyu yaşayan; bilgeliğin, şifanın ve manevî dönüşümün kuşu. Bu ikilik tesadüfî değildir: İran kozmolojisinde gök kuşları, yeryüzü ile Ahura Mazda'nın aydınlık âlemi arasında köprü kuran aracılardır. Kanat, dikey eksenin — toprağın karanlığından göğün ışığına yükselişin — en doğal simgesidir.
Bu notta İran'ın iki gök kuşunu üç eksen üzerinden karşılaştırmalı olarak ele alacağız: egemenlik (hükümdarlık fermanı), haber/aracılık (ilâhî mesajın taşınması) ve ruh yolculuğu (göğe yükseliş ve yeniden doğuş). Bunu yaparken, kartal ve Simurg'un yapısal akrabalarını — Vedik Garuda, Mezopotamya'nın Anzû'su, Yezidîlik'in Melek Tâvûs'u ve Helen-Roma kartalı — yan yana koyarak İran örneğinin özgünlüğünü belirginleştireceğiz.
Kartal: Egemenliğin ve Av Tanrısının Pençesi
Kartal, Hint-Avrupa halklarının en eski egemenlik simgelerinden biridir ve İran bu mirasın merkezindedir. Avesta'da vārəγna (muhtemelen şahin/kartal cinsi yırtıcı kuş), Verethragna — zafer ve cengâverlik tanrısı — ile özdeşleşir. Bahram Yašt'ta (Yašt 14) Verethragna, Zerdüşt'e on farklı surette görünür; bunlardan biri “hızla süzülen, en güçlü kanatlı kuş” olan vārəγna'dır. Tüyü öyle güçlü bir tılsımdır ki, savaşa giden bir adam onu üzerinde taşırsa hiçbir düşman onu alt edemez. Burada kartal/şahin, salt bir hayvan değil, fethedilmez gücün maddî kanıtıdır.
Bu motif, Pers krallık ideolojisinin kalbinde yer alır. Ahameniş ve özellikle Sâsânî hükümdarlığında kuş kanadı, xᵛarənah (Pehlevîce farr / farn) denen ilâhî hükümdarlık ışığının taşıyıcısıydı. Kartal yükseklerden bakar, hiçbir şey gözünden kaçmaz — tıpkı tebaasını gözeten, gökten yetkilendirilmiş kralın bakışı gibi. Helenistik ve Roma dünyasında bu çağrışım daha da kurumsallaşır: kartal, Jüpiter'in (Zeus'un) kuşudur; Roma lejyonlarının aquila sancağıdır; imparatorun cenaze töreninde, ölen Sezar'ın ruhunu göğe — tanrılaşmaya — taşıyan kuştur. İran'da Mithra kültünde de güneşin, ışığın ve adaletin yanında konumlanan yırtıcı kuş, kozmik düzenin gözcüsüdür.
Kartalın bu “yukarıdan egemenlik” simgeselliği, aslanın yeryüzü egemenliğini tamamlar: aslan toprağın kralı, kartal göğün kralıdır. Antik Yakın Doğu sanatında ikisinin birleşiminden doğan grifon (aslan gövdeli, kartal başlı-kanatlı) ve İran'ın homā kuşu, tam da bu iki egemenlik alanının kaynaşmasını ifade eder. Pers takhtının (tahtının) ve sarayların kapılarında bu melez varlıkların yer alması, kralın hem yerde hem gökte hüküm sürdüğünü ilan eder.
Simurg: Bilgeliğin Anası ve Şifa Veren Kanat
Simurg ise bambaşka bir kuştur. Kartal avlar; Simurg besler ve iyileştirir. Kökeni Avesta'nın Saēna kuşuna (mərəγō saēnō) uzanır; Yašt'larda ve Bundahišn'de (Yaratılışın Kitabı) bu kuşun, dünyanın ortasındaki Vourukaša denizinde, tüm bitki tohumlarını barındıran Saēna Ağacı (ya da “bütün tohumların ağacı”) üzerinde tünediği anlatılır. Kanatlarını her çırptığında bin dal sallanır ve tohumlar dünyaya saçılır; böylece Simurg, bitki örtüsünün ve dolayısıyla yaşamın yayıcısı olur. Bu, onu salt bir kahramanlık simgesi olan kartaldan ayıran temel niteliktir: Simurg kozmik bereketin ve şifanın anasıdır.
Bu çekirdek mit, Firdevsî'nin Şehnâme'sinde (yakl. 1010) en görkemli edebî biçimine kavuşur. Albino doğduğu için babası Sâm tarafından Elburz Dağı'na terk edilen bebek Zâl'i, Simurg bulur, yuvasına götürür ve kendi yavrularıyla birlikte büyütür. Zâl bir yetişkin olarak insanlara döndüğünde, Simurg ona üç tüyünü verir: “Başın darda kalırsa bu tüylerden birini ateşe at, ben yetişirim.” Yıllar sonra, Zâl'in oğlu kahraman Rüstem'in doğumu (tıbbî bilgiyle yapılan ilk “sezaryen” tasviri) ve daha sonra savaşta aldığı ölümcül yaraların iyileştirilmesi, hep Simurg'un bilgisiyle gerçekleşir. Burada Simurg bir bilge hekim ve manevî rehber — neredeyse bir mürşit — olarak belirir. Kartalın pençesi can alırken, Simurg'un kanadı can verir.
Simurg'un bir başka katmanı ise çağ aşan ömür ve yeniden doğuştur. Geç dönem kaynaklarında (örneğin İslâm sonrası Fars edebiyatında) Simurg'un, kendini ateşe atıp küllerinden yeniden doğan ya da binlerce yıl yaşayan bir varlık olduğu anlatılır — bu yönüyle Arap geleneğindeki Anka, Yunan Phoinix'i (Zümrüdüanka/Phoenix) ile birleşir. Böylece Simurg, ölümün ötesindeki sürekliliğin, manevî yenilenmenin kuşu hâline gelir.
Karşılaştırmalı Eksen I — Egemenlik Fermanı
İran'ın iki kuşunu, geniş bir Hint-Avrupa ve Yakın Doğu kuş panteonu içinde okumak gerekir. Egemenlik ekseninde en yakın akraba, Vedik Garuda'dır: Viṣṇu'nun bineği (vāhana) olan, yılanların (nāga) ezelî düşmanı, güneşi gölgeleyecek kadar büyük kartal-kuş. Garuda da, İran kartalı gibi, ilâhî gücün taşıyıcısı ve düşmanı alt eden zafer simgesidir; ama Garuda bir bineklik konumundadır — tanrıyı taşır, tanrının kendisi değildir. İran kartalı ise daha çok hükümdara bağlı bir nitelik (farr) olarak işler.
Mezopotamya'da bu rolü Anzû (eski okunuşuyla Zû) üstlenir: aslan başlı dev kartal; Enuma Eliš çevresindeki mitlerde “Kader Tabletleri”ni çalan, yani kozmik egemenliğin kendisini gasbetmeye kalkan asi varlık. Anzû'da egemenlik teması, çalınan ve geri alınması gereken meşruiyet olarak işlenir — burada kuş, düzenin koruyucusu değil, düzeni tehdit eden güçtür. İran ve Helen geleneğinde ise kartal nerdeyse her zaman meşru otoritenin yanındadır. Bu fark önemlidir: aynı hayvan, bir kültürde tahtın garantörü, başkasında tahtın hırsızı olabilir.
Karşılaştırmalı Eksen II — Haberci ve Aracı
İkinci eksen, kuşun gök ile yer arasında mesaj taşımasıdır. Kartalın yüksekten her şeyi görmesi, onu doğal bir “ilâhî gözcü” ve haberci yapar. Zerdüştçülük'te Ahura Mazda'nın iradesi, kanatlı simgeler aracılığıyla temsil edilir; Vendidad ve diğer Avesta metinlerinde kutsal kuşlar (özellikle horoz Parōdarš ve yırtıcı kuşlar) gece ile gündüz, karanlık ile aydınlık arasındaki sınırın bekçileridir. Kuşun ötüşü ya da uçuşu, ilâhî zamanın ve düzenin işaretidir.
Bu “kanatlı aracı” fikrinin en çarpıcı komşu örneği, Yezidîlik'teki Melek Tâvûs'tur. Tavus kuşu suretindeki baş melek, Tanrı ile yaratılış arasındaki yedi meleğin en büyüğü ve dünyanın fiilî yöneticisidir. Burada kuş, salt bir simge değil, doğrudan ilâhî iradenin faili konumuna yükselir. İran kartalı çoğunlukla bir nitelik taşıyıcısı (gücün, ışığın işareti) iken, Melek Tâvûs bizzat aracı varlığın kendisidir — bu, İran havzasındaki kuş sembolizminin ne kadar geniş bir yelpazeye yayıldığını gösterir. Helen dünyasında ise kartal, Zeus'un yıldırımını taşıyan ve Ganymedes'i Olympos'a yükselten kuş olarak, yine dikey iletişimin aracıdır.
Karşılaştırmalı Eksen III — Ruhun Göğe Yolculuğu
En derin eksen, kuşun ruhun yükselişi ile özdeşleşmesidir. İnsan ruhunun kuş gibi bedenden “uçup gitmesi” arketipi neredeyse evrenseldir; ama İran geleneği bunu eşsiz bir doruğa taşır. Roma'da imparatorun cenazesinde salınan kartalın, ölünün ruhunu tanrılaşmaya (apotheosis) taşıdığına inanılırdı. Vedik düşüncede Ṛgveda ilahileri, ruhu ve soma'yı göğe taşıyan kuştan (śyena, şahin) söz eder. Şamanik geleneklerde ruh rehberi hayvanlar gibi kuşlar da, şamanın trans hâlinde gökkatlarına çıkışına eşlik eder; Sibirya ve Orta Asya şamanizminde kartal, doğrudan göğün ilk şamanını simgeler.
İran-İslâm tasavvufunda bu motif, Simurg etrafında olağanüstü bir alegoriye dönüşür. Ferîdüddîn Attâr'ın Mantıku't-Tayr'ında (Kuşların Diliyle, 1177), dünyanın bütün kuşları, padişahları olan efsanevî Simurg'u aramak için yola çıkar. Hüdhüd (ibibik) önderliğinde yedi vadiyi (Talep, Aşk, Mârifet, İstiğnâ, Tevhid, Hayret ve Fakr/Fenâ) aşarlar; yol o kadar çetindir ki binlerce kuştan yalnızca otuz tanesi sona ulaşır. Ve sonda büyük sır açığa çıkar: aradıkları Sîmurg, Farsça sī (“otuz”) + murġ (“kuş”) kelimelerinin oyunuyla, bizzat kendileridir. Mutlak (Hak) ile arayan (sâlik) arasındaki ayrımın, fenâ (benlikten geçiş) anında ortadan kalktığı bu sahne, tasavvufun vahdet öğretisinin en zarif edebî ifadesidir. Burada Simurg artık bir kuş değil, ilâhî hakikatin ve nefsin onda erimesinin simgesidir.
İran kartalı ruhu yukarı taşır (dışsal, dikey bir yükseliş); Attâr'ın Simurg'u ise arayanı kendi özünde eritir (içsel, dönüştürücü bir birleşme). Bu, iki kuşun en derin farkıdır: biri hükümranlığın ve aşkınlığın kuşu, diğeri içrekliğin ve birliğin kuşudur.
İki Kanat, Tek Gök
İran'ın gök kuşları, tek bir manevî hakikatin iki yüzünü temsil eder. Kartal kudreti simgeler: yukarıdan bakan, fetheden, hükümranlık ışığını (farr) taşıyan güç. Simurg bilgeliği simgeler: besleyen, iyileştiren, çağ aşan ve nihayetinde arayanı kendi hakikatinde eriten şefkat. Hükümdarın tahtında kartal, gönül yolcusunun ufkunda Simurg vardır. Garuda'dan Anzû'ya, Melek Tâvûs'tan Phoenix'e uzanan bu geniş kuş ailesi içinde İran örneği, hem en eski hükümdarlık kuşunu (Verethragna'nın vārəγna'sı) hem de dünya edebiyatının en incelikli manevî alegorilerinden birini (Attâr'ın Simurg'u) bir arada barındırmasıyla benzersizdir. Gökyüzü tektir; ama onu iki kanat paylaşır.
Kaynaklar
- Ferîdüddîn Attâr, Mantıku't-Tayr (Kuşların Diliyle / The Conference of the Birds), çev. Afkham Darbandi & Dick Davis (Penguin Classics, 1984)
- Firdevsî, Şâhnâme (The Persian Book of Kings), çev. Dick Davis (Penguin, 2006)
- Mary Boyce, A History of Zoroastrianism, c. I-III (E. J. Brill, 1975-1991)
- Mary Boyce, Zoroastrians: Their Religious Beliefs and Practices (Routledge, 1979)
- A. Jamzadeh & M. Mills, "Simorgh", Encyclopædia Iranica (Ehsan Yarshater, ed.)
- Hanns-Peter Schmidt, "Simorḡ", Encyclopædia Iranica (çevrimiçi)
- Bundahišn (Greater Bundahishn), çev. B. T. Anklesaria (1956)
- Annemarie Schimmel, Mystical Dimensions of Islam (University of North Carolina Press, 1975)
- Peter Lamborn Wilson & K. Pourjavady, The Drunken Universe: An Anthology of Persian Sufi Poetry (1987)
- Touraj Daryaee, Sasanian Persia: The Rise and Fall of an Empire (I. B. Tauris, 2009)