Kayıp Uygarlıklar

Pazuzu, Lamashtu ve Lilitu: Mezopotamya Demonolojisi

Sümer-Akad-Babil ruhlar dünyasının haritası: utukku, gallû ve lilû türleri; lohusa-bebek düşmanı Lamashtu ile ona karşı paradoksal koruyucu rüzgâr cini Pazuzu; muska ve plaketlerle korunma; āšipu'nun exorcism sanatı ve bu mirasın Lilith üzerinden sonraki demonolojilere uzanışı.

18 bağlantı İleri Kayıp Uygarlıklar Haritada göster →

“Yeryüzünün dört bir yanından gelen kötü utukku, kötü alû, kötü gallû, kötü ilu, kötü rābisu… Onlar göğün kapısından çıkan, insanı pusuda bekleyen yedi kişidir.”Utukkū Lemnūtu (Kötü Ruhlar) serisinden, Babil koruyucu büyü tabletleri

İki Nehrin Arasındaki Görünmez Kalabalık

Mezopotamya — Dicle ile Fırat arasındaki o eski topraklar — yalnızca yazının, şehrin ve hukukun değil, insanlık tarihinin en ayrıntılı demonolojilerinden birinin de beşiğidir. Sümerlerden Akadlara, Babil ve Asur'a uzanan üç bin yıllık çivi yazısı geleneği, tanrıların görkemli destanları kadar, gündelik hayatı kuşatan görünmez ve çoğu zaman tehditkâr varlıkların adlarını, doğalarını ve onlardan korunma yollarını da titizlikle kayda geçirmiştir. Bu varlıklar, Babil dininin yüksek teolojisinin gölgesinde değil, tam tersine onun ayrılmaz bir parçası olarak yaşamıştır: hastalık, ölü doğum, kâbus, ateş, baş dönmesi ve ani ölüm — hepsi belirli ruhların eseriydi ve hepsinin bir adı vardı.

Modern “demon” kelimesi burada dikkatle kullanılmalıdır. Mezopotamya düşüncesinde varlıklar mutlak iyi ve mutlak kötü diye keskin biçimde ikiye bölünmemişti. Tanrı (ilu), insan ve aradaki ruhlar kesintisiz bir hiyerarşinin halkalarıydı; bir ruh hem yıkıcı hem koruyucu olabilirdi. Bu “eşik varlıkları”, tıpkı İslâm'daki cinler gibi, ne tanrısaldı ne de salt kötülüğün cisimleşmesiydi — daha çok kozmik düzenin (kittu) çeperlerinde dolaşan, sınırı aşıldığında insana musallat olan güçlerdi. Bu yazıda bu kalabalık dünyanın haritasını çıkaracak, en ünlü iki figürü — bebek katili Lamashtu ile ona karşı koruyan canavar Pazuzu — ayrıntılarıyla inceleyecek ve bu mirasın sonraki çağlara nasıl aktığını izleyeceğiz.

Ruhların Sınıflandırılması: Utukku, Gallû, Lilû

Mezopotamya kâtipleri ve büyücü-rahipleri, görünmez varlıkları gevşek de olsa belirli kategorilere ayırmışlardı. Bu sınıflar arasındaki sınırlar her zaman net değildir ve metinden metne kayar; yine de temel bir tipoloji çıkarmak mümkündür:

Bu varlıkların ortak özellikleri vardır: çoğu sınırlarda, eşiklerde ve geçiş anlarında belirir; çoğu “yedi” sayısıyla anılır (yedi kötü ruh, sebettu); ve neredeyse hepsi belirli bir tanrının yarattığı ya da gönderdiği değil, kozmosun yapısından doğan güçlerdir. Bu yönüyle Mezopotamya demonolojisi, kötülüğü tek bir baş-şeytana (İblis ya da Ehrimen) bağlayan sonraki dualist sistemlerden köklü biçimde ayrılır.

Lamashtu: Loğusanın ve Bebeğin Kâbusu

Mezopotamya demonolojisinin en korkulan ve en ayrıntılı belgelenmiş figürü hiç kuşkusuz Lamashtu'dur (Sümerce Dimme). Onu diğer ruhlardan ayıran çarpıcı bir özellik vardır: Lamashtu, başka ruhlar gibi bir tanrının emriyle hareket eden bir araç değildir. O, gök tanrısı Anu'nun kızıdır ve kendi başına, hiçbir tanrının izni olmadan kötülük yapar. Akad büyü metinlerinin klasiği olan ve Hollandalı Asurolog F. A. M. Wiggermann'ın derleyip incelediği Lamaštu serisi, onu “tanrıların kızı” olmasına rağmen göklerden kovulmuş, doğası gereği yıkıcı bir varlık olarak resmeder.

Lamashtu'nun asıl hedefi hamile kadınlar, loğusalar ve yeni doğan bebeklerdir. İnanışa göre annenin karnındaki ya da kucağındaki çocuğa sokulur, onu emzikten koparır, kanını içer, etini yer ve hastalık (özellikle çocuk humması ve nedensiz bebek ölümleri) saçar. Tasvirlerinde ürkütücü biçimde melezdir: aslan ya da köpek başlı, eşek dişli, kuş pençeli; iki elinde yılan tutar, göğsünde bir domuz ve bir köpek yavrusu emzirir, bir eşek üzerinde ya da bir kayıkta yeraltı nehrinde yol alır. Bu hayvansı melezlik, onun “doğa dışı”, kozmik düzenin dışına düşmüş yapısını görselleştirir.

Lamashtu'nun yedi adı olduğu, hatta “yedi cadı” olarak da anıldığı belirtilir; büyü metinleri onu kovmak için bu adların tek tek sayılmasını öğütler — çünkü bir ruhun adını bilmek, ona karşı güç kazanmak demekti. İşte tam da bu noktada, Mezopotamya demonolojisinin en büyüleyici paradoksu devreye girer: Lamashtu'ya karşı çağrılan en güçlü koruyucu, başka bir “demon”dur — Pazuzu.

Lamashtu, işlevsel olarak Anadolu'nun Albastı / Al Karısı inancının doğrudan atasıdır. Lohusayı basan, bebeği soldurun, kana ve ciğere yönelen, belirli renk ve nesnelerle (Mezopotamya'da muska, Anadolu'da demir-iğne-kırmızı) kovulan dişi varlık kalıbı, üç bin yıl boyunca aynı insani kaygıdan — doğumun ölümle iç içe geçtiği o kırılgan eşikten — beslenerek kültürden kültüre aktarılmıştır.

Pazuzu: Şeytanı Şeytanla Kovmak

Pazuzu, Babil ve Asur sanatının en tanınmış figürlerinden biridir: köpek ya da aslan suratlı, çıkık gözlü, dört kanatlı, pençeli ayaklı, kuyruğu akrep kuyruğu ve fallusu yılan başıyla biten bir varlık. Geç dönem Mezopotamya'sında (yaklaşık MÖ 1. binyıl) ortaya çıkan Pazuzu, rüzgârların — özellikle hastalık taşıyan, kuraklık getiren güneybatı/doğu rüzgârının — kralı olarak bilinir. Doğası itibarıyla yıkıcı, “kötü” bir ruhtur.

Ne var ki Mezopotamyalılar, onun bu yıkıcı gücünü bir silaha dönüştürmüşlerdir. Mantık basit ama dâhiyanedir: Madem Pazuzu güçlü ve korkutucudur, o hâlde ondan daha zayıf olan Lamashtu'yu kovmak için ondan yararlanılabilir. Böylece Pazuzu, apotropaik (kötülük savan) bir koruyucuya dönüşür. Onun küçük bronz başları, hamile kadınların boynuna asılır; tunç heykelcikleri evin köşesine ya da kapı eşiğine yerleştirilir. Pazuzu'nun başının bizzat kendisi — gövdesiz, salt yüz olarak — en yaygın muska biçimidir.

Bu ikilinin birlikteliğini en güzel anlatan eser, “Lamashtu plaketleri” denen bronz levhalardır. Bu plaketlerin ön yüzünde Lamashtu, eşeği ve hayvanlarıyla yeraltına doğru sürülürken betimlenir; arka yüzünden ya da üstünden ise Pazuzu'nun başı sahneye tepeden bakar — sanki onu bizzat kovan odur. Plaketin üzerindeki büyü metni, hastanın yatağı başında okunacak formülleri içerir. Bu nesneler, özellikle doğum sırasında ve sonrasında loğusa odasına asılırdı; yani Mezopotamya'nın “doğum koruma teknolojisi”nin merkezindeydiler.

Pazuzu'nun bu paradoksal doğası — hem korkulan hem sığınılan varlık — Mezopotamya düşüncesinin o keskin-olmayan ahlâk anlayışını mükemmel biçimde özetler. Burada, kötülüğün kökeni sorusu, sonraki tek tanrılı geleneklerdeki gibi “Tanrı neden kötülüğe izin verir?” biçiminde değil, “hangi gücü hangi güce karşı kullanabilirim?” biçiminde, son derece pragmatik bir çerçevede sorulur.

Korunma Sanatı: Muska, Plaket ve Figürinler

Mezopotamyalı için kötü ruhlardan korunmak soyut bir dua meselesi değil, somut bir teknikti. Bu teknik, Mezopotamya büyü ve kehanet geleneğinin çekirdeğini oluşturur ve birkaç temel araca dayanır:

Bu nesnelerin gücü, salt malzemelerinden değil, üzerlerinde okunan ve onları “canlandıran” büyü sözlerinden gelirdi. Söz ile nesne, koruma eyleminde birbirinden ayrılmazdı.

Āšipu: Büyücü-Rahip ve Exorcism Sanatı

Bu görünmez savaşın insan tarafındaki kahramanı āšipu (Sümerce mašmaššu) idi — “büyücü-rahip”, “kovucu”, bir tür ruhanî hekim. Āšipu, Mezopotamya'nın eğitimli uzmanlar sınıfının seçkin bir üyesiydi ve genellikle hastalığın bedensel belirtilerini tedavi eden hekim (asû) ile birlikte ya da onun yerine çalışırdı. Çünkü Mezopotamya tıbbında hastalığın kaynağı çoğu zaman bir ruhun saldırısı, bir tanrının öfkesi ya da bir büyünün etkisiydi; dolayısıyla şifa, hem ilaç hem ritüel gerektirirdi.

Āšipu'nun cephaneliği devasa bir büyü literatürüne dayanıyordu. Bunların başlıcaları:

Āšipu'nun yöntemi tipik olarak şu adımları içerirdi: ruhun adını teşhis etmek (çünkü adsız bir düşmanla savaşılamaz), uygun büyü formülünü (šiptu) okumak, koruyucu figürinleri yerleştirmek ya da gömmek, hastayı simgesel olarak temizlemek (su, ateş, soğanın soyulması gibi “çözme” jestleri) ve kötülüğü bir taşıyıcıya — bir hayvana, bir figürine, akan suya — aktararak hastadan uzaklaştırmak. Bu “aktarma ve kovma” mantığı, çok sonraları İslâm dünyasındaki rukye ve sihir tartışmalarında, hatta Süleyman'ın cinleri bağlama geleneğinde (Süleyman mührü ve tılsım) yankılanan kadim bir kalıptır.

Mirasın İzini Sürmek: Lilitu'dan Lilith'e

Mezopotamya demonolojisinin en kalıcı mirası, hiç kuşkusuz Lilītu / Ardat Lilî figürünün sonraki geleneklere aktarımıdır. Sümer-Akad'ın bu gece ruhu, Aramî büyü kâselerinde (MS ilk yüzyıllar) sıkça karşımıza çıkar: Mezopotamya'da Yahudi ve pagan toplulukların evlerine gömdüğü bu kil kâselerin iç yüzüne, kötü ruhları — özellikle lilith'leri — hapsetmek için spiral biçiminde büyü formülleri yazılırdı. Buradan, Rabbinik Yahudilik ve Orta Çağ Kabalası'na (Kabala) geçen figür, Lilith adıyla Âdem'in ilk eşi, çocuk düşmanı bir gece ifritine dönüşür. Aynı şekilde Mezopotamya'nın koruyucu šēdu'su, İbranice shedim (cinler) kelimesine; gallû ise “cin” anlamındaki başka bir köke kaynaklık eder.

Bu süreklilik tek yönlü değildir; bir işlevsel kalıbın farklı kültürlerce bağımsızca yeniden üretilmesiyle de iç içe geçer. Lamashtu'nun “loğusa-bebek düşmanı dişi varlık” kalıbı, Yunan dünyasında Lamia ve Gello figürlerinde, Türk-Altay dünyasında Albastı'da, Anadolu halk İslâmında halk maneviyatının “al basması” inancında yeniden belirir. Benzer şekilde, kötü ruhların belirli renk, demir, eşik ve sözle kovulması; geçiş anlarının (doğum, gece, yolculuk) tehlikeyle yüklenmesi; ve “koruyucu ruh / saldırgan ruh” ikiliği, karşılaştırmalı demonolojinin evrensel temalarıdır.

Mezopotamya'nın özgün katkısı, bu evrensel kaygılara dünyanın en eski yazılı dilini vermiş olmasıdır. Pazuzu'nun gövdesiz başı, Lamashtu'nun eşek üstündeki kaçışı ve āšipu'nun gece okuduğu formüller, insanlığın görünmez tehditle baş etme çabasının en eski belgeleridir — ve bu çaba, biçim değiştirerek de olsa, bugün hâlâ yaşamaktadır.

Kaynaklar