Ahriman, Daeva ve Divler: Zerdüştlükte Kötülüğün Ordusu
Zerdüşt düalizminde Angra Mainyu/Ahriman'ın yıkıcı ruhu, eski tanrıların şeytanlaştığı daeva'lar, gazap cini Aeshma (Asmodeus'un kökeni), Şehnâme ve Anadolu masallarındaki div'ler ile İslâm şeytanıyla karşılaştırma.
“Başlangıçta iki ruh vardı, ikiz olarak bilinen; biri daha hayırlı, öteki kötü — düşüncede, sözde ve eylemde.” — Gâthâlar, Yasna 30.3
İki Ruhun Çatışması
Dünya dinleri tarihinde kötülüğü en tutarlı biçimde kozmik bir ilke düzeyine yükselten gelenek, İranlı peygamber Zerdüşt'ün (Zarathuštra) öğretisidir. Kadîm İran inancında evren, birbirinden bağımsız iki temel ruhun çatışma alanıdır: yaratıcı, aydınlık ve düzen taşıyan Spenta Mainyu ile yıkıcı, karanlık ve kaos getiren Angra Mainyu. Gâthâlar'da bu ikisi, başlangıçta bir tercih anında karşı karşıya gelen “ikizler” olarak betimlenir; biri yaşamı (gaya), öteki yaşamsızlığı (ajyâiti) seçer. Bu seçim, evrenin bütün ahlâkî gerilimini doğuran ilk andır.
Sonraki Sâsânî dönemi metinlerinde (Orta Farsça, Pehlevî edebiyatı) Spenta Mainyu, doğrudan yüce tanrı Ahura Mazda (Pehlevîce Ohrmazd) ile özdeşleşir (Ahura Mazda). Karşısındaki yıkıcı ruh ise Ahriman (Angra Mainyu'nun büzülmüş biçimi) adıyla, neredeyse müstakil bir “anti-tanrı” mertebesine yükselir. Böylece Zerdüştlük, teorik olarak Ahura Mazda'nın nihai üstünlüğünü savunan bir tektanrıcılığa meylederken, pratikte iyilik ile kötülüğün iki kozmik kutup olarak çarpıştığı bir etik düalizm geliştirir. Bu yapı, kötülüğün kökeni sorununa (teodise) verilmiş en cesur yanıtlardan biridir: kötülük, iyi tanrının bir eksikliği ya da sınavı değil, ona dışsal ve ezelî bir karşı-iradedir.
Ahriman: Yıkıcı Akıl
Ahriman, Zerdüşt kozmolojisinde salt bir “şeytan” değil, varlığın bütününe karşı konumlanmış karşıt yaratıcıdır. Ahura Mazda nasıl iyi yaratıkları (ışık, hakikat, sağlık, bereket) var ediyorsa, Ahriman da onların her birine bir karşı-yaratık üretir: hastalık, ölüm, yalan, kıtlık, haşarat ve yırtıcılar. Pehlevî kozmogonisi olan Bundahişn (“İlk Yaratılış”), evren tarihini üç büyük evrede anlatır: saf ayrılık çağı (iki ruhun karışmadan durduğu dönem), karışım çağı (gumêzişn — Ahriman'ın iyi yaratışa saldırıp dünyayı kirlettiği, şu an içinde yaşadığımız dönem) ve nihai ayrışma (wizârişn — kötülüğün sonunda yenilip evrenin arındığı kıyamet).
Ahriman'ın en ayırt edici niteliği, bilgisizliği ve körlüğüdür. Ahura Mazda her şeyi önceden bilir; Ahriman ise saldırgan ama basiretsizdir, kendi sonunu göremez. Bu yönüyle Zerdüşt kötülüğü, mutlak bir güç değil, eksik ve aldatılabilir bir ilke olarak resmedilir — nihai yenilgisi en baştan bellidir. Pehlevî metinleri Ahriman'ın saldırısını sık sık bir anlık öfke ve hesapsızlık olarak betimler: o, Ohrmazd'ın ışığını görünce dehşete kapılıp üç bin yıl baygın düşer; uyandığında ise kör bir kinle iyi yaratışın üzerine çullanır. Bu anlatı, kötülüğün özünde yaratıcı değil parazitik olduğunu ima eder — Ahriman hiçbir şeyi sıfırdan var edemez, yalnızca iyiyi bozar, kirletir ve çürütür.
Bu “bozucu” karakter, Ahriman'ın ordusunu da belirler. Onun emrindeki kötülük failleri yalnızca soyut daeva'lar değil; hastalığı yayan, suları zehirleyen, bedeni çürüten somut afetlerdir. Bundahişn bu karşı-yaratıkları tek tek sayar: yılanlar ve haşaratın yaratılışı, kışın dondurucu soğuğu, çölün kavurucu sıcağı, ölümün bizzat kendisi — hepsi Ahriman'ın “iyi yaratışa” karşı açtığı savaşın silahlarıdır. Kötülüğün kökenine dair bu özgün çerçeve, Gnostik Yaldabaoth tasavvuru ve genel olarak şer ve kötülük tartışmaları için önemli bir karşılaştırma noktasıdır; çünkü her iki gelenek de maddî dünyanın bir bölümünü doğrudan kötücül bir iradeye bağlama eğilimindedir.
Daeva'lar: Tanrıların Düşüşü
Zerdüşt reformunun en çarpıcı dinler-tarihsel olgularından biri, daeva kelimesinin anlam tersine dönüşüdür. Hint-İran ortak mirasında daiva/deva kökü “parlayan, göksel” demekti ve tanrıları nitelerdi; nitekim Hint geleneğinde deva'lar bugün de iyi huylu tanrılardır (buna karşılık orada asura'lar şeytanlaşmıştır — bkz. asura, rakshasa ve preta). İran'da ise süreç tam tersine işler: Zerdüşt, eski çoktanrılı kültün tanrılarını (daeva) reddedip onları yalanın (drug) hizmetindeki kötü ruhlar ilan eder. “Tanrı” anlamındaki kelime, böylece “şeytan/cin” anlamına evrilir.
Bu, mukayeseli mitolojinin klasik örneklerinden biridir: bir reform hareketi, eski panteonu yok saymak yerine onu aşağıya iter. Aynı kalıbı pek çok gelenekte görürüz; eski tanrılar yeni inançta iblisleşir. Olgunun en dikkat çekici yanı, Hint ve İran kollarının birbirinin tam ayna görüntüsü olmasıdır: ortak Hint-İran mirasında hem deva/daiva hem asura/ahura tanrısal sınıflardı. Hindistan'da deva'lar yücelirken asura'lar şeytanlaştı; İran'da ise tam tersi oldu — ahura'lar (özellikle Ahura Mazda) yüceldi, daeva'lar şeytanlaştı. Bu çapraz simetri, iki halkın ortak bir kökenden ayrıldıktan sonra dinî dillerini birbirine karşıt biçimde yeniden düzenlediğinin güçlü bir kanıtı sayılır.
Daeva'ların karşısına Zerdüşt, soyut ahlâkî ilkeleri kişileştiren Ameşa Spentaları (“Ölümsüz Kutsallar” — Doğru Düşünce Vohu Manah, En İyi Hakikat Aşa Vahişta, Arzulanan Egemenlik Kşathra Vairya, Kutsal Bağlılık Spenta Ârmaiti vb.) koyar; bunlar bir tür “iyi yaratışın baş melekleri” işlevi görür. Başlıca daeva'lar arasında Aka Manah (Kötü Düşünce, iyi Vohu Manah'ın doğrudan karşıtı), Indra, Saurva (Şarva) ve Nâonhaitya gibi — bir kısmı doğrudan eski Hint tanrılarının (Indra, Nâsatya) adlarını taşıyan — figürler sayılır. Bu adların İran'da iblisleşirken Hindistan'da tanrı olarak kalması, çapraz simetrinin en somut delilidir. İran düalizmi, bu listelerle adeta “kötülüğün hiyerarşisini” kurar; her erdemin karşısına bir kötü-niyet, her Ameşa Spenta'nın karşısına bir baş-daeva yerleştirir. Bu ikili dizilim, melekler ve şeytanların basamaklanışını ele alan melek hiyerarşileri geleneğiyle ve Kabalistik karşıt-âlem tasavvurlarıyla yapısal bir koşutluk taşır.
Aeshma ve Asmodeus'un Kökeni
Daeva'lar içinde dinler tarihi açısından en uzun yolculuğu yapan figür, gazap ve şiddet cini Aeshma'dır (Avesta'da çoğu kez Aēšma daēva, “gazap divi”). Aeshma, kana susamış öfkenin, saldırganlığın ve yağmanın kişileştirilmiş hâlidir; iyi sürülerin koruyucusu sığır-ruhu Geuş Urvan'a karşı konumlanır.
Bu figürün adının, Yahudi ara-dönem (Second Temple) edebiyatına Asmodeus (İbranice Aşmedai) olarak geçtiği geniş ölçüde kabul edilir. Aēšma daēva → Aešmadēva → Aşmedai dönüşümü, Babil sürgünü sonrası Yahudi demonolojisinin İran etkisine açıldığının en somut delillerindendir. Asmodeus, apokrif Tobit Kitabı'nda Sara'yı musallat ederek yedi kocasını öldüren bir şeytan olarak görünür; sonraki rabbinik ve büyü geleneklerinde (Mezopotamya demonolojisi mirasıyla iç içe) cinlerin kralı sayılır ve nihayet Süleyman'ın mührü efsanelerinde Hz. Süleyman tarafından zaptedilen baş ifrit olarak anılır. Böylece İran'ın gazap divi, Akdeniz havzasının ortak demonolojik hazinesine karışır.
Fars Divleri ve Şehnâme
Zerdüşt teolojisinin soyut daeva'ları, İslâm sonrası Fars edebiyatında ve halk muhayyilesinde somut, devâsâ ve korkunç divlere (Farsça dîv) dönüşür. Bu sözcüğün doğrudan daeva'dan türediği açıktır; ama artık kozmik bir karşıt-ilke değil, masalsı bir canavar türünü adlandırır.
Firdevsî'nin Şehnâme'sinde (Şâhnâme, “Şahların Kitabı”, y. 1010) divler önemli bir yer tutar. En ünlüsü Mâzenderân'ın Beyaz Divi (Dîv-i Sefîd) ile kahraman Rüstem'in çarpışmasıdır; Rüstem, Yedi Aşama (Heft Hân) boyunca aslan, ejderha, büyücü kadın ve divlerle savaşarak kralı Keykâvus'u esaretten kurtarır ve sonunda Beyaz Div'i mağarasında öldürüp ciğeriyle kör olan şahın gözlerini açar. Divler burada güçlü, büyü bilen, bazen konuşan ve hile kuran; demir gürzlerle alt edilebilen yarı-doğaüstü varlıklardır. Şehnâme bazen onları belirli bir coğrafyaya (özellikle Mâzenderân) yerleştirir; bu, divlerin bir dönem henüz Zerdüştleşmemiş, “kâfir” sayılan halkların tanrılarını ya da düşman kabileleri simgeleyen siyasî-dinî bir alegori taşıdığı yorumlarına yol açmıştır.
Önemli bir nokta, Fars geleneğinde div'in artık Ahriman'ın soyut kozmik ordusundan çok, masal-destan evreninin somut canavarı hâline gelmiş olmasıdır. Teolojik daeva ile edebî div arasındaki bu kayma, kutsal bir düalizmin nasıl yavaş yavaş folklora ve eğlence anlatısına dönüştüğünü gösteren öğretici bir örnektir. İran'ın eski etik düalizmi, böylece destansı bir kahraman-canavar diyalektiğine evrilmiş, kozmolojik gerilim epik bir maceraya tercüme olmuştur.
Anadolu Masallarında Div
Div motifi, Fars edebiyatı ve sözlü gelenek yoluyla Türk dünyasına ve Anadolu'ya geçmiş, masal ve destanların vazgeçilmez figürlerinden biri hâline gelmiştir. Anadolu masallarındaki div, çoğunlukla insan yiyen, devâsâ gövdeli, tek gözlü ya da çok başlı, dağ başlarında veya kuyu diplerinde yaşayan bir yaratıktır. “İnsan kokusu” alması (“Ohh, insan kokusu geliyor!”), kahramanı bir bilmece ya da imkânsız görevle sınaması, kimi zaman kahramanla anlaşıp ona yardım etmesi gibi tipik kalıplar taşır.
Bu figür, Anadolu folklorundaki öbür doğaüstü varlıklarla — gulyabani, Tepegöz ve periler — aynı muhayyile dünyasını paylaşır; çoğu zaman aralarındaki sınır bulanıktır. Dede Korkut'taki Tepegöz ile Yunan Polyphemos'u arasındaki koşutluk gibi, div de geniş bir Avrasya canavar-anlatısı ağının parçasıdır. Anadolu'nun yaşayan halk irfanı içinde div, kozmik kötülüğün soyut temsilcisi olmaktan çıkıp, korkulan ama alt edilebilen, hatta kimi zaman gülünçleştirilen bir “öteki”ye dönüşür.
Etik Düalizm ve Kötülük Sorunu
Zerdüşt sisteminin felsefî değeri, kötülük sorununa (neden iyi bir düzende kötülük vardır?) getirdiği radikal çözümde yatar. Tektanrılı dinler bu soruyu çözmek için kötülüğü ya bir sınav, ya iyiliğin yokluğu (privatio boni), ya da insan özgür iradesinin sonucu sayar. Zerdüştlük ise daha doğrudan bir yol seçer: kötülük gerçektir ve dışsaldır — iyi tanrıdan kaynaklanmaz, ona karşı duran bağımsız bir iradedir. Bu sayede Ahura Mazda mutlak iyi kalır; kötülüğün sorumluluğu ona yüklenmez.
Bunun bedeli ise tektanrıcılığın saflığından ödün vermektir: eğer Ahriman gerçekten bağımsız bir yaratıcıysa, evrende iki nihai ilke var demektir. Sâsânî dönemi teologları bu gerilimi çözmek için Zurvanizm gibi yorumlar geliştirdiler; burada hem Ohrmazd hem Ahriman, “Sonsuz Zaman” anlamındaki Zurvan'ın ikiz çocukları sayılır — böylece düalizmin üstünde tekil bir köken aranır. Yine de Zerdüştlüğün ana çizgisi, tarihin sonunda kötülüğün kesin yenilgisini ve evrenin Frashokereti (“yenilenme, tazelenme”) ile arınmasını öngören, derinden iyimser bir kozmolojidir. Kötülük güçlüdür ama geçicidir; son söz iyiliğindir.
İslâm Şeytanı ile Karşılaştırma
Ahriman ile İslâm'daki İblis/Şeytan arasındaki karşılaştırma, iki teolojik mimarinin farkını berraklaştırır. Yüzeyde benzerlik çoktur: her ikisi de iyiliğe karşı çıkar, insanı yoldan saptırmaya çalışır, kötülüğün başıdır. Ancak temelde köklü bir ayrım vardır.
Ahriman bir karşıt-tanrıdır: Ahura Mazda'ya dışsal, ezelî, ondan bağımsız bir yaratıcı ilke. Onun varlığı tanrının iznine bağlı değildir; o, evrenin ikinci kutbudur. İblis ise bir mahlûktur: Allah tarafından yaratılmış, O'nun mutlak kudreti altında, ancak belirli bir süreye kadar (“belli bir vakte kadar”, Sâd 81) mühlet verilmiş bir cin. İslâm'da kötülüğün bağımsız bir kaynağı yoktur; Şeytan bile Allah'ın hâkimiyeti içinde, O'nun izniyle hareket eder. Dolayısıyla İslâm katı bir tektanrıcılığı korur ve düalizme kapıyı kapatır; kötülük, mutlak bir karşı-ilke değil, yaratılmış iradelerin sınanması bağlamında anlam taşır.
Bu fark, karşılaştırmalı demonoloji açısından belirleyicidir. Yunan daimon'u, Mezopotamya'nın utukku'su veya Hint asura'sı gibi “ara varlıklar” çoğu gelenekte ahlâken bölünmüş ya da tanrıya tâbi failler olarak kurulur. Zerdüştlük ise — eşsiz biçimde — kötülüğü tanrısal düzeyde, bağımsız ve sistematik bir karşı-güç hâline getirir. Tarihsel etkisi de bu ölçüde büyük olmuştur: kıyamet, son yargı, ölülerin dirilişi, cennet-cehennem ve mesih beklentisi gibi pek çok tema, İran düşüncesinden Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâm'a sızmış; demonolojinin ortak dilini biçimlendirmiştir.
Kaynaklar
- Mary Boyce, Zoroastrians: Their Religious Beliefs and Practices (Routledge, 1979)
- Mary Boyce, A History of Zoroastrianism, c. I-III (Brill, 1975-1991)
- R. C. Zaehner, The Dawn and Twilight of Zoroastrianism (Weidenfeld & Nicolson, 1961)
- Bundahişn (Greater Bundahishn), çev. B. T. Anklesaria (1956)
- Firdevsî, Şehnâme (Şâhnâme), çev. Necati Lugal (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
- The Gāthās of Zarathushtra, çev. Stanley Insler (Acta Iranica 8, Brill, 1975)
- TDV İslâm Ansiklopedisi, “Mecûsîlik”, “Zerdüşt” ve “İblis” maddeleri
- Pertev Naili Boratav, Zaman Zaman İçinde ve 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı (Anadolu masallarındaki div motifi için)