Yazılıkaya'nın Kozmik Teogonisi: Hitit Tapınak Tanrılar Geçidi
Hattuša'nın açık hava kaya tapınağı Yazılıkaya'nın iki galerisinde dizilen kabartmalar, Hitit imparatorluk panteonunu Hatti, Luvi, Hurri ve Mezopotamya katmanlarının üst üste bindiği bir kozmik düzen olarak resmeder; A Odası'ndaki tanrı-tanrıça geçidi ile B Odası'nın ölüm ve kral kültü programını birlikte çözümler.
“Bin Tanrılı Halk — Hatti ülkesinin tanrıları ve tanrıçaları.” — Hitit krallık dualarının yinelenen formülü (CTH 376 vd.)
Kayanın İçindeki Tapınak
Orta Anadolu'da, başkent Hattuša'nın (bugünkü Boğazköy/Boğazkale, Çorum) yaklaşık iki kilometre kuzeydoğusunda, doğal bir kaya yarması iki dar galeriye bölünmüş bir açık hava kutsal alanına dönüştürülmüştür. Türkçe adı “Yazılıkaya”, yani yazılı/işlenmiş kaya, tam da burayı tanımlar: kireçtaşı duvarlarına alçak kabartma tekniğiyle, neredeyse insan boyunda, yetmişten fazla figür kazınmıştır. Bu, Hitit dünyasının bilinen en büyük ve en sistematik tanrı tasvirleri toplamıdır ve bir anlamda taşa dökülmüş bir teogonidir — tanrıların kökenini, sırasını ve birbirleriyle ilişkilerini görsel bir dizge hâlinde sunan bir belge.
Yazılıkaya'nın özgünlüğü, tapınağın “kapalı” bir yapı değil, kayanın kendisinin kutsal mekân olmasıdır. Hitit dini düşüncesinde dağlar, kayalar ve pınarlar tanrısal güçlerin barındığı yerlerdir; dağ tanrıları (örneğin Hattuša'yı çevreleyen tepelerin kişileştirilmiş halleri) bizzat ibadet nesnesidir. Kutsal yüksekliklerin bu teolojik ağırlığı, Anadolu'dan Levant'a uzanan geniş bir dağ sembolizmi geleneğinin parçasıdır. Galerinin önüne MÖ 13. yüzyılda anıtsal bir tapınak cephesi (propylon ve avlu) eklenmiş, böylece doğal kaya ile inşa edilmiş mimari tek bir kült programında birleştirilmiştir.
İki Galeri, İki Program
Kutsal alan iki ana mekândan oluşur. Geniş olan A Odası (büyük galeri), kuzey-batı yönünde uzanan iki tanrı alayının karşılıklı yürüyüşünü gösterir: sol (batı) duvarda erkek tanrılar, sağ (doğu) duvarda tanrıçalar bir geçit hâlinde, hepsi kayanın baş duvarında karşılaşacak biçimde dizilmiştir. Dar ve gizli olan B Odası ise daha sınırlı sayıda figür içerir ve ölüm, ardıllık ve kral kültüyle ilgili, daha “özel” bir program sunar.
Bu iki mekân arasındaki işlevsel ayrım üzerine bilim insanları büyük ölçüde uzlaşır: A Odası kamusal, panteonun bütününü kucaklayan bir tören alanıdır; B Odası ise muhtemelen bir hükümdarın — büyük olasılıkla bu programı tamamlatan kralın — anısına bağlı, daha kapalı bir kült köşesidir. Hitit dininin “göksel” ve “yeraltı” boyutlarının iki ayrı galeriye dağıtılması, kutsal alanın tek bir kozmik düzeni mekânsal olarak da kurguladığını gösterir.
Kabartmaların Kimliği: Hieroglif İmzalar
Yazılıkaya'yı sıradan bir kabartma dizisinden ayıran şey, figürlerin çoğunun yanında Anadolu (Luvi) hiyeroglifleriyle yazılmış adlarının bulunmasıdır. Bu yazıtlar olmasaydı, kabartmaları yalnızca ikonografik ipuçlarına (başlık, silah, hayvan, duruş) göre tahminle adlandırmak gerekecekti. Hiyeroglifler sayesinde alaydaki pek çok figürün kimliği doğrudan okunabilmiştir.
Burada kritik bir nokta vardır: yazıtlar büyük ölçüde Hurri kökenli tanrı adlarını verir. Yani A Odası'nın tanrı listesi, saf bir Hitit (Nesili/Luvi) panteonu değil, imparatorluğun geç döneminde resmî kült hâline gelen Hurri-Hitit senkretik panteonudur. Bu, programın tarihlenmesi açısından da belirleyicidir.
Katmanlı Bir Panteon: Hatti, Luvi, Hurri, Mezopotamya
Hitit dini hiçbir zaman tek kaynaklı olmamıştır; aksine, Anadolu'nun yerli Hatti halkının tanrıları, Hint-Avrupa kökenli Luvi-Nesili unsurlar, Kuzey Suriye ve Yukarı Mezopotamya'dan gelen Hurri tanrıları ve nihayet Babil-Sümer kökenli Mezopotamya kavramları üst üste binmiştir. “Bin Tanrılı Halk” deyişi tam da bu kümülatif yapıyı anlatır: Hititler fethettikleri ya da temas kurdukları her toplumun tanrılarını “Hatti ülkesinin tanrıları” listesine eklemekte beis görmemişlerdir.
Yazılıkaya bu katmanlaşmanın taştaki kesitidir. Baş duvarda iki alayın buluştuğu merkezde, fırtına/gök tanrısı Tešub (Hurricesi; Hitit karşılığı Tarḫunna, Hatti karşılığı Taru) bir dağ üzerinde durur. Tešub, yağmuru ve gök gürültüsünü yöneten, kralın gücünün dayandığı baş tanrıdır. Karşısında, bir leopar/panter üzerinde duran tanrıça Ḫepat (Hurri) yer alır; o, Hitit kraliçesinin himayesindeki büyük ana-tanrıçadır ve Anadolu'nun yerli güneş tanrıçası Arinna'nın Güneş Tanrıçası ile özdeşleştirilmiştir. Bu “aynileştirme” (interpretatio), Hitit teolojisinin tipik bir işlemidir: yerli ve gelen tanrı aynı tanrısal işlevin iki adı sayılır.
Tešub'un ardında oğul tanrı Šarruma (boğa üzerinde), Ḫepat'ın arkasında onun kızı/hizmetkârı niteliğindeki tanrıçalar gelir. Geçidin başlarında, alayın “açıcı” rolünü üstlenen tanrılar arasında savaş ve veba tanrısı, ay tanrısı Kušuḫ ve güneş tanrısı Šimige gibi göksel cisim tanrıları sıralanır. Bu göksel cisimlerin kişileştirilmesi, Mezopotamya'nın astral teolojisiyle akrabadır; aynı astral dindarlık, çok daha geç dönemde Yukarı Mezopotamya'da Harran'ın ay-kültü ve gezegen tapımında varlığını sürdürecektir.
Özellikle çarpıcı bir figür, geçidin başında yer alan on iki koşar adımdaki tanrı (genellikle “on iki yeraltı tanrısı” olarak yorumlanan, omuzlarında orak benzeri silahlarla aynı pozda ilerleyen bir grup) ve iki dağ tanrısının sırtında duran fırtına tanrısı sahnesidir. Dağların tanrıyı “taşıması”, Hitit kozmolojisindeki dikey düzeni — yerin yükseltileri üzerinde duran gök gücü — somutlaştırır.
Hurri Teogonisi ve Kumarbi Döngüsü
A Odası'ndaki panteonun arka planında, Hitit arşivlerinden bilinen Hurri kökenli yaratılış ve iktidar mitleri durur: Kumarbi Döngüsü olarak adlandırılan metin grubu. Bu mitlerde göksel krallık kuşaktan kuşağa şiddetle el değiştirir: önce Alalu, sonra Anu (Gök), ardından Anu'nun erkekliğini ısırarak tahtı ele geçiren Kumarbi, ve nihayet Kumarbi'den doğan fırtına tanrısı Tešub krallığı kazanır. “Ullikummi'nin Şarkısı” gibi parçalarda Kumarbi, Tešub'u devirmek için diorit taştan bir dev yaratır.
Bu “kuşaklar arası iktidar mücadelesi” şeması, Yunan teogonisindeki Uranos–Kronos–Zeus dizisiyle şaşırtıcı bir koşutluk gösterir ve Hesiodos öncesi Doğu Akdeniz teogonik geleneğinin ortak bir mirası olarak değerlendirilir. Aynı “genç fırtına tanrısının kaosu/denizi yenerek krallık kurması” izleği, Babil'in Enûma Eliš destanında Marduk'un Tiamat'ı yenmesinde ve Ugarit'in fırtına tanrısı Baal'ın Yam (Deniz) ile savaşında da görülür. Yazılıkaya'nın baş duvarındaki Tešub, işte bu kazanılmış göksel krallığın taştaki tören sahnesidir.
Mezopotamya ve Levant Bağlantıları
Hitit panteonunun Mezopotamya'yla ilişkisi yalnızca mit düzeyinde değildir. Hitit kâtipleri çiviyazısını ve onunla birlikte Sümer-Babil tanrı listelerini, bilgelik metinlerini ve büyü formüllerini devralmışlardır. İştar/Šauška gibi tanrıçalar hem Hurri hem Mezopotamya kimliğiyle Hitit kültüne girmiştir; Šauška'nın aşk ve savaş ikiliği, İnanna-İştar'ın yeraltına inişi mitinde görülen aynı paradoksal tanrıça tipinin Anadolu'daki yansımasıdır.
Batıya, Levant'a doğru bakıldığında ise Hitit fırtına tanrısı ile Kuzey Suriye'nin fırtına tanrıları arasında doğrudan bir süreklilik vardır. Ugarit ve çevresinde tapılan Baal-Hadad, Tešub'un Sami dünyasındaki karşılığıdır; Ugarit tabletlerindeki Baal döngüsü ile Hurri-Hitit mitleri ortak bir Kuzey Suriye dinî havuzunu paylaşır. Aynı havuzdan beslenen Kenan dini, daha güneyde Baal ve Aşera kültünde kendine özgü biçimini alacaktır. Yazılıkaya'nın tanrıları, dolayısıyla, Anadolu yaylasından Akdeniz kıyılarına uzanan geniş bir dinî dokunun düğüm noktasında durur.
B Odası: Ölüm, Kılıç-Tanrı ve Kral Kültü
Dar B Odası, A Odası'nın kamusal ihtişamından farklı, içe dönük bir atmosfer taşır. Burada en dikkat çekici iki kabartma vardır. Birincisi, yeraltı dünyasıyla ilişkilendirilen on iki tanrının tekrar eden alayıdır — A Odası'ndakine benzer biçimde, fakat burada daha vurgulu bir “aşağı dünya” bağlamında. İkincisi, kabzası dört aslan ve bir tanrı başından oluşan, ucu yere saplanmış devasa bir kılıç-tanrı (Nergal/Šarruma tipi) kabartmasıdır; bu, kılıca dönüşmüş bir tanrının, muhtemelen yeraltının bekçisinin tasviridir.
B Odası'nın en insani sahnesi ise, tanrı Šarruma'nın bir kralı koruyucu bir kucaklamayla sarıp götürdüğü kabartmadır: tanrı, kolunu kralın omzuna atmış, onu adeta öteki dünyaya yöneltmektedir. Kralın yanındaki hiyeroglif kartuş, onu büyük olasılıkla IV. Tudḫaliya (MÖ 13. yüzyıl ortası) olarak tanımlar. Bu, B Odası'nın bir tür anıt-mezar/anma kapelası olduğu, ölmüş ya da tanrılaşmış kralın kültüne adandığı yorumunu güçlendirir. Hitit krallarının ölümlerinden sonra “tanrı olmaları” (kelimenin tam anlamıyla “tanrı oldu” denmesi) inancı, bu programın teolojik çerçevesidir.
Tarihlenme ve İşlev
Kabartmaların büyük kısmı, Hurri tanrı adlarının resmî panteona yerleştiği imparatorluk döneminin sonuna, yaklaşık MÖ 1250–1220 aralığına, yani IV. Tudḫaliya çağına tarihlenir. Yazılıkaya'nın bütün olarak ne işe yaradığı tartışılır: en yaygın görüş, burasının yıl dönümü törenlerinin, özellikle de Hitit takviminin merkezindeki yeni yıl/ilkbahar (purulli) bayramının kutlandığı bir kült alanı olduğudur. Son yıllarda bazı araştırmacılar, A Odası'ndaki figür dizilişinin aynı zamanda bir takvim/kozmik düzen şeması — ay döngüleri ve mevsimleri simgeleyen bir tür “taş takvim” — işlevi taşıdığını öne sürmüştür; bu yorum tartışmalı olmakla birlikte, kabartmaların salt dekoratif değil, düşünülmüş bir kozmolojik program olduğu konusunda geniş bir uzlaşı vardır.
Hitit devletinin MÖ 1200 dolaylarında çöküşüyle Hattuša terk edilmiş, Yazılıkaya da kült işlevini yitirmiştir. Geç Tunç Çağı'nın bu büyük çöküşünün ardından Anadolu'nun dinî hafızası kesintiye uğrasa da, fırtına tanrısı, ana tanrıça ve kutsal dağ motifleri Frigya, Lidya ve sonraki Anadolu kültlerinde yankılanmaya devam etmiştir. Bu sürekliliğin izleri, Türk-İslam öncesi ve sonrası Anadolu maneviyatının katmanlarında, gök ve dağ kültünün Anadolu'daki gök-tanrı izlerinde dolaylı biçimde sürer. Batı kıyılarında ise aynı doğu Akdeniz dinî dokusunun bir başka kolu, Fenike din dünyasının denizci tanrılarında varlığını korumuştur.
Hitit Dininin Aynası
Yazılıkaya, bir tek anıtta Hitit dininin başlıca özelliklerini görünür kılar: tanrıların çokluğu ve katmanlılığı, yerli ile gelen tanrıların aynileştirilmesi, fırtına tanrısının merkezîliği, dağların ve kayaların kutsallığı, krallık ile tanrısallık arasındaki sıkı bağ ve ölümün ardından kralın tanrılaşması. Daha geniş Hitit dini ve kozmolojisinin tüm bu özellikleri, başka hiçbir yerde bu denli yoğun ve okunabilir biçimde bir araya gelmez. Kazınmış kireçtaşı, böylece bir imparatorluğun kendi kozmik düzenini nasıl tasavvur ettiğinin — bir tür taş üzerine yazılmış ilahiyatın — en somut tanığıdır.
Kaynaklar
- Kurt Bittel, Das hethitische Felsheiligtum Yazılıkaya (Gebr. Mann Verlag, 1975)
- Volkert Haas, Geschichte der hethitischen Religion (Handbuch der Orientalistik, Brill, 1994)
- Gary Beckman, Hittite Diplomatic Texts (Society of Biblical Literature, 2. baskı, 1999)
- Trevor Bryce, The Kingdom of the Hittites (Oxford University Press, gözden geçirilmiş baskı, 2005)
- Trevor Bryce, Life and Society in the Hittite World (Oxford University Press, 2002)
- Harry A. Hoffner Jr., Hittite Myths (Society of Biblical Literature, 2. baskı, 1998)
- Eberhard Zangger & Rita Gautschy, “Celestial Aspects of Hittite Religion: An Investigation of the Rock Sanctuary Yazılıkaya”, Journal of Skyscape Archaeology 5.1 (2019)