Kutsal Sanat — Müzik & Dans

Capoeira: Direniş, Ritim ve Kutsal Beden-Dili

Atlantik ötesi köle ticaretinin ürettiği bir hayatta kalma sanatı olarak capoeira: savaşı dansın içine gizleyen, berimbau'nun ritmiyle yönetilen, candomblé ve Bantu kozmolojisinden beslenen ve ezilenin bedenini bir direniş diline çeviren Afro-Brezilya geleneği.

12 bağlantı Orta Kutsal Sanat — Müzik & Dans Haritada göster →

“A capoeira é mandinga, é manha, é malícia, é tudo que a boca come.” (Capoeira büyüdür, kurnazlıktır, hilebazlıktır, ağzın yediği her şeydir.) — Mestre Pastinha

Çemberin İçinde Gizlenen Savaş

İki kişi yere doğru eğilip salınmaya başlar; bedenleri sürekli bir alçal-yüksel hareketiyle, ginga adı verilen o tükenmez sallantıyla akar. Çevrelerinde bir çember — roda — oluşmuştur; insanlar el çırpar, şarkı söyler, ve çemberin başında bir telli yay, berimbau, oyunun ritmini ve karakterini belirler. İçeride olan şey ne tam bir dans, ne tam bir kavga, ne de bir oyundur; üçünün birden iç içe geçtiği, gülümsemenin altında bir tekmenin, kucaklaşma gibi görünen bir hamlenin içinde bir tuzağın saklı olduğu paradoksal bir karşılaşmadır. Capoeira'yı anlamak, tam da bu gizlenme sanatını — mandinga'yı — anlamaktır.

Capoeira, Atlantik ötesi köle ticaretinin Brezilya'da yarattığı toplumsal cehennemin içinden doğmuş bir Afro-Brezilya beden geleneğidir. Yüzeyde bir akrobasi ve müzik gösterisi gibi görünür; derininde ise üç katmanlı bir olgudur: bir dövüş sanatı, bir ritüel-müzikal pratik ve ezilenlerin kendi bedenlerini bir egemenlik aracına dönüştürdükleri bir direniş dili. Tıpkı Candomblé ayinlerinde tanrıların bedene inmesi gibi, capoeira da kutsal olanı soyut bir inanç olarak değil, hareket eden, terleyen, hile yapan bir beden olarak yaşatır.

Atlantik Geçişi ve Kökenler

Capoeira'nın kökeni meselesi, milliyetçi ve akademik tartışmaların kesiştiği hassas bir alandır. Hâkim görüş, onun 16.-19. yüzyıllar arasında Brezilya'ya getirilen Orta Afrikalı, özellikle Bantu kökenli (Angola, Kongo havzası) köleleştirilmiş insanların beden kültürlerinden geliştiğini söyler. Angola'daki n'golo (zebra dansı) — genç erkeklerin ergenlik törenlerinde ayaklarıyla birbirlerine vurdukları bir tören oyunu — sıklıkla en güçlü atalardan biri olarak gösterilir; ancak bu tek-kaynaklı köken anlatısı, antropolog Matthias Röhrig Assunção'nun ikna edici biçimde gösterdiği gibi, fazlasıyla romantize edilmiştir. Capoeira büyük olasılıkla tek bir Afrika pratiğinin aktarımı değil, Brezilya'nın senzala'larında (köle barınakları), limanlarında ve sokaklarında farklı Afrika geleneklerinin yeniden bireşimiyle doğan bir kreol (melez) yaratımdır.

Adın kendisi bile bu belirsizliği taşır: bazıları onu Tupi-Guarani dilindeki, kölelerin saklandığı temizlenmiş çalılık anlamına gelen caá-puêra sözcüğüne, bazıları Kongo dilindeki kipura (kanat çırpan, dövüşen horoz hareketi) köküne bağlar. Bu çok-köklülük tesadüf değildir; capoeira tam da farklı dünyaların zorla bir araya getirildiği bir sınır mekânının ürünüdür.

Bu sentezin toplumsal zemini quilombo'lardı. Kölelikten kaçan Afrikalıların kurduğu bu özerk yerleşimler — en ünlüsü, on yedinci yüzyılda on binlerce kişiyi barındıran ve neredeyse bir asır direnen Palmares — yalnızca fiziksel sığınaklar değil, farklı Afrika halklarının kültürlerini harmanladıkları kazanlardı. Capoeira'nın savaşçı işlevinin bu kaçak topluluklarda mı yoksa kentlerin köle barınaklarında mı olgunlaştığı tartışmalıdır; ama her iki anlatı da onun bir hayatta kalma teknolojisi olarak doğduğunu vurgular. Beden, sahip olunması yasak her şeyin — silahın, toprağın, özgürlüğün — yerini tutan biricik mülktü.

Yasallık tarihi de bu gerilimi yansıtır. 1888'de köleliğin kaldırılmasının ardından capoeira, kentlerdeki özgürleşmiş siyahların ve çetelerin (maltas) silahı olarak görülmüş, 1890 Ceza Kanunu'yla açıkça suç ilan edilmiştir. Onlarca yıl boyunca capoeira oynamak hapis ve sürgün sebebiydi. Geleneğin "malícia" (kurnazlık) ve gizlenme estetiği, kısmen bu yasaklı dönemin doğrudan mirasıdır: bir capoeirista, polisi gördüğünde oyununu anında masum bir danstmış gibi gösterebilmeliydi.

Direnişin Bedendeki Dili

Capoeira'yı yalnızca bir spor olarak görmek, onun ontolojik çekirdeğini ıskalamaktır. Köleleştirilmiş bedenin tarihsel durumu mutlak bir tahakkümdü: emek, cinsellik, hareket, hatta hayatta kalma efendinin denetimindeydi. Bu koşulda bedeni bir özerklik alanına dönüştürmek başlı başına devrimci bir eylemdir. Capoeira'nın temel hareketi olan ginga — sürekli, hiç durmayan salınım — bir savunma tekniği olduğu kadar varoluşsal bir tutumdur: yakalanmamak, sabitlenmemek, asla statik bir hedef olmamak.

Kültürel kuramcı Paul Gilroy'un The Black Atlantic (1993) kavramı burada aydınlatıcıdır: köle ticaretiyle dağıtılmış Afrika diasporası, ulus-devlet sınırlarına sığmayan, melez ve devingen bir kültürel mekân üretmiştir. Capoeira bu "kara Atlantik"in beden diline tercüme edilmiş hâlidir — tıpkı diğer kıyıda Şangó kültü ve Karayipler'deki diğer diaspora dinlerinin yaptığı gibi. Tahakküm altındaki insanların transcript'i, yani açıkça söyleyemediklerini gizlice ifade etme stratejileri, siyaset bilimci James C. Scott'ın deyimiyle "gizli senaryolar" olarak capoeira'nın dokusuna işlenmiştir: bir oyun gibi görünen şey aslında bir savaş provası, bir eğlence gibi görünen şey aslında bir hafıza aktarımıdır.

Bu direniş, fiziksel tekniklere de kazınmıştır. Capoeira'nın temel ataklarının ayaklar ve baş ile yapılması — eller çoğunlukla yer destek alır — bir rastlantı değildir: zincirlenmiş bilekler kullanılamadığında, vücudun serbest kalan uçları silaha dönüşür. Rasteira (ayak süpürme) ile rakibin dengesini bozmak, au (yan takla) ile bir saldırıdan kaçarken aynı anda karşı atağa geçmek, ve baş aşağı pozisyonlarda dünyayı tersine çevirme estetiği, hepsi tahakküm altındaki bedenin kısıtlamayı yaratıcılığa çevirmesinin somut izleridir. Capoeira'da "güzellik" ve "etkililik" ayrılmaz: en zarif hareket çoğu zaman en aldatıcı, dolayısıyla en tehlikeli olandır.

Berimbau: Ritmin Komutası

Capoeira'da müzik dekoratif değil, yapısaldır. Çemberi yöneten asıl otorite, başköşede oturan berimbau çalan kişidir. Berimbau, bir tahta yaya gerilmiş tek telden, bir su kabağından (cabaça) rezonatörden ve teli vuran bir çubuk ile sesi değiştiren bir taştan oluşan, Afrika kökenli bir musical bow (müzikal yay) enstrümanıdır. Çaldığı kalıba — toque'a — göre oyunun karakterini belirler: yavaş ve dünyevî Angola toque'u yerdeki sinsi, alçak oyunu çağırırken; hızlı São Bento Grande atletik, dik ve sert bir oyunu emreder. Cavalaria toque'u ise tarihsel olarak "polis geliyor!" uyarısıydı.

Müziğin yönetici rolü, capoeira'yı dünyanın diğer ritüel beden pratikleriyle akraba kılar. Mevlevî semâ'ında ney ve usûlün dervişin dönüşünü taşıması, ya da nâda yoga geleneğinde sesin bilinç hâllerini yönlendirmesi gibi, berimbau da bedeni belirli bir enerji ve niyet hâline sokar. Ladainha (yakarış), louvação (övgü) ve corrido (çağrı-yanıt şarkıları), oyunculara ataları, tarihi ve ahlâkî dersleri hatırlatan sözlü bir arşiv işlevi görür — yazının yasak ya da erişilmez olduğu bir toplulukta belleğin ritimle korunması.

İki Ekol: Angola ve Regional

  1. yüzyılda capoeira iki büyük üslupta kristalleşti. Capoeira Angola, Salvador'lu Mestre Pastinha (Vicente Ferreira Pastinha, 1889-1981) tarafından geleneğin "saf", Afrika kökenli, yere yakın, kurnazlık ve ritüel ağırlıklı biçimi olarak savunuldu. Angola yavaştır, alçaktır, teatraldir; oyun bir sohbet, bir tuzak kurma sanatıdır.

Capoeira Regional ise Mestre Bimba (Manoel dos Reis Machado, 1900-1974) tarafından 1930'larda geliştirildi. Bimba, capoeira'ya sistematik bir pedagoji, kemer/diploma sistemi ve atletik etkinlik kazandırdı; 1937'de Salvador'da ilk yasal capoeira akademisini açarak geleneğin suç statüsünden çıkıp ulusal bir kültür hazinesine dönüşmesinin önünü açtı. Bu iki ekol arasındaki gerilim — özgünlük ile uyarlanabilirlik, ritüel ile spor arasındaki — capoeira'nın bugün hâlâ canlı iç tartışmasıdır. 2014'te UNESCO, capoeira çemberini İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası listesine aldı.

İnisiyasyon, Hiyerarşi ve Mestre

Capoeira bir usta-çırak geleneğidir. Mestre (usta), yalnızca teknik beceriyi değil, axé (Yoruba/Candomblé kökenli yaşam enerjisi, kutsal güç), tarih, müzik ve ahlâkî bilgeliği de taşıyan figürdür. Kemer törenleri (batizado — vaftiz), yeni başlayanın çembere ilk kez "doğduğu" geçiş ritüelleridir; bu yönüyle dünyanın dört bir yanındaki inisiyatik geçiş dansları ile yapısal bir akrabalık taşır. Yeni oyuncuya genellikle bir apelido (lakap) verilir — bu da yine yasaklı dönemden kalma, kimliği gizleme geleneğinin kalıntısıdır.

Karşılaştırmalı Bir Bakış: Dansla Savaşan Bedenler

Capoeira tek başına bir tuhaflık değildir; dünya tarihinde dövüşü estetik, ritüel ya da gizlilik içinde "kodlayan" bir beden pratikleri ailesinin parçasıdır. Bu aileyi yan yana koymak, capoeira'nın özgünlüğünü daha net görmemizi sağlar.

Filipinler'in Sayaw ve Eskrima/Arnis gelenekleri de tıpkı capoeira gibi sömürge döneminde dövüş tekniklerini dansların ve dinî alaylardan içine gizlemiştir; sömürgeci yasaklara karşı aynı kamuflaj stratejisi. Endonezya'nın Pencak Silat'ı, savaş hareketlerini gamelan müziği eşliğinde akıcı, dans-benzeri formlarda sunar ve ruhsal/içsel güç (tenaga dalam) boyutu taşır — capoeira'nın axé'siyle akraba bir kavram. Hindistan'ın Kerala bölgesindeki Kalaripayattu, dövüş sanatını yoga, nefes ve şifa sistemleriyle bütünleştirerek bedeni hem savaşçı hem de kutsal bir araç olarak işler; bu, capoeira'daki dövüş sanatlarının manevî çekirdeği meselesinin bir başka tezahürüdür.

Buna karşılık capoeira'yı çoğu klasik dövüş sanatından ayıran, kazanma-kaybetme mantığının askıya alınmasıdır. Bir capoeira oyununun amacı rakibi yenmek değil, onu zekâyla "okumak", tuzağa düşürebileceğini gösterip çoğu zaman vuruşu geri çekmektir — diyalogsal, çağrı-yanıt mantığıyla işleyen bir bedensel sohbet. Bu yönüyle capoeira, bir ekstatik dans ile bir satranç partisi arasında bir yerde durur.

İkinci bir karşılaştırma boyutu ritüel-trans meselesidir. Capoeira, Candomblé ya da Haiti Vodou'su gibi tam anlamıyla bir tanrı-tutulması (possession) dini değildir; oyuncu tanrıyla bütünleşip kendinden geçmez. Ama roda'nın yoğun ritmik döngüsü, çağrı-yanıt şarkıları ve bedenin sınır deneyimi, dans-trans ritüellerinde görülen değişmiş bilinç hâllerinin eşiğine yaklaşır. Capoeira, kutsalı tanrının bedene inmesinde değil, bedenin kendi özerk gücünün ve ata-belleğinin canlandırılmasında bulur.

Beden, Hafıza ve Özgürlük

Capoeira nihayetinde bir beden felsefesidir. Onun öğrettiği şey, dünyanın katı görünen iktidar yapıları karşısında bile bedenin bir özgürlük adası olabileceğidir. Malícia (kurnazlık), zayıfın güçlü karşısındaki silahıdır; ginga (salınım), sabitlenmeyi reddeden bir varoluş biçimidir; roda (çember), bireyi topluluğun belleğine ve ritmine bağlayan kutsal bir alandır. Capoeirista'nın bedeni, tarih boyunca sömürgeci tahakkümün üzerine yazı yazdığı bir nesneyken, capoeira içinde kendi hikâyesini yazan bir özneye dönüşür.

İşte bu yüzden capoeira, salt folklorik bir gösteri ya da egzotik bir spor değil, ezilen insanlığın bedeni bir maneviyat ve direniş aracına dönüştürme kapasitesinin en çarpıcı tarihsel kanıtlarından biridir. Su kabağından berimbau'nun titreşimi, beş yüzyıl önce zincire vurulmuş bedenlerin hâlâ özgürce salınabildiğinin sesidir.

Kaynaklar