Kutsal Sanat — Müzik & Dans

Dansın Aşkınlığı: Sufî Sema, Afrikalı Vodun, Kaiçı Ritüel Karşılaştırması

Mevlevî semâı, Batı Afrika–Karayip Vodun'u ve Yoruba kökenli possession ritüelleri üç farklı 'aşkınlık teknolojisi' olarak yan yana konuyor: dönen bedenin kendinden geçişi, ata-tanrılarla beden değiştokuşu ve ritmin nörofizyolojisi karşılaştırmalı olarak inceleniyor.

16 bağlantı İleri Kutsal Sanat — Müzik & Dans Haritada göster →

“Dans, ayakların değil, ruhun hareketidir; dönerken senden geriye kalan, dönenin kendisi değildir.” — Mevlevî âdâbına atfedilen söz

Bedenin İki Yolu: Çıkmak ve Dolmak

Dünya maneviyat geleneklerinde dans, neredeyse hiçbir zaman salt estetik bir gösteri değildir; o, görünmez olanla temasın bedensel bir teknolojisidir. Ne var ki bu teknoloji tek tip değildir. Antropolog Erika Bourguignon'un 1968'de 488 toplum üzerinde yürüttüğü ünlü taramasının ortaya koyduğu gibi, ekstatik beden halleri iki büyük aileye ayrılır. Birincisi trance (ekstaz, kendinden çıkma): ruhun bedeni terk edip yükseldiği, uçtuğu, eridiği hal. İkincisi possession trance (dolma, taşınma): bir tanrının, ruhun ya da atanın bedene inip onu geçici olarak yerinden ettiği hal. İlki çıkış, ikincisi iniş mantığıyla işler.

Bu ayrım, üç geleneği yan yana koymak için iyi bir pusuladır. Mevlevî semâı klasik bir ekstaz/yükseliş tekniğidir: derviş döner, benliğini incelir, ama Tanrı bedenine inmez. Buna karşılık Batı Afrika ve Karayip'in Vodun/Vodou dansları ile Yoruba kökenli possession ritüelleri tam tersi kutbu temsil eder: tanrılar bedeni ele geçirir. Bu yazı, dönen bedeni ile dolan bedeni — Konya'yı, Ouidah'ı ve Port-au-Prince'i — karşılaştırmalı bir fenomenoloji içinde okumayı dener.

Semâ: Dönerek İnceltilen Benlik

Mevlevî semâ geleneği, XIII. yüzyılda Mevlânâ Celâleddîn Rûmî'nin etrafında doğan kendiliğinden coşkunun, oğlu Sultan Veled ve sonraki kuşaklar elinde son derece kurallı, geometrik bir ritüele (Mukâbele) dönüşmesinin ürünüdür. Semâzen sağ eli göğe, sol eli yere açık döner: gökten aldığını yere dağıtan bir kanal. Dönüş yönü saatin tersine, kalbin üzerinedir; sikkesi nefsin mezar taşı, tennûresi kefendir. Bu kostüm sembolizmi, semâın bir ölüp dirilme provası olduğunu söyler.

Mukâbele'nin yapısı baştan sona simgeseldir ve possession ritüellerinin “açık” coşkusunun tam tersine, ölçülü bir aşkınlık sunar. Tören, Na't-ı Şerîf (Hz. Peygamber'e övgü) ve kudüm darbesiyle açılır; bu darbe, kozmolojik olarak “Kün!” (ol!) emrine, yaratılışın ilk titreşimine yorulur. Ardından üç kez yapılan Devr-i Veledî — semâzenlerin postnişîni selamlayarak meydanı dolaşması — kâinatın devirlerini, ruhun bedene inip yeniden Asl'a dönüşünü temsil eder. Hırkasını çıkaran derviş (nefsin kabuğundan soyunma), kollarını çapraz bağlayarak elif (Bir/Allah'ın birliği) duruşunu alır, sonra açılarak dönmeye başlar. Dört selâm aşaması bilgiden marifete, marifetten Hakk'ı temaşaya uzanan bir mîrâc şemasıdır. Dikkat çekici olan, en yoğun coşku anında bile bu çerçevenin asla bozulmamasıdır: derviş ne yere düşer, ne çığlık atar, ne kontrolünü yitirir. Aşkınlık burada taşkınlık değil, durulmadır.

Fenomenolojik olarak semâda hedef fenâdır — benliğin Tanrı'da yok oluşu. Dönüşün hızı sabittir, hipnotik değil meditatiftir; semâzen bilincini yitirmez, tersine onu inceltir. Burada hiçbir dış varlık bedene girmez; aksine, benlik kademe kademe boşaltılır. Annemarie Schimmel'in vurguladığı gibi, Mevlevî yolunda müzik (ney, kudüm) ve devr, aklı susturup kalbi açan bir zikr aracıdır. Neyin iniltisi, Mesnevî'nin açılışında anlatıldığı gibi, kamışlıktan koparılmış ruhun ayrılık feryadıdır; semâ bu feryadı bedensel bir harekete çevirir. Bu yönüyle semâ, Bourguignon'un sınıflandırmasında net biçimde possession-dışı ekstaz tarafında durur. Aynı yükseliş mantığını, soluğun ritmiyle bilinç eşiğini değiştiren ritmik solunum ve mantra pratikleri ile karşılaştırmak aydınlatıcıdır: her ikisinde de teknik, bedeni terk etmeye yarayan bir merdivendir, bir konuk ağırlama değil.

Vodun ve Vodou: Tanrının Bedene İnişi

Batı Afrika'nın Fon ve Ewe halkları arasında doğan, oradan transatlantik köle ticaretiyle Haiti'ye taşınan Vodou (Benin'de Vodún) bambaşka bir mantık kurar. Burada ibadetin doruğu, bir lwa'nın (tanrısal aracı varlığın) bir dansçının bedenine inmesidir — buna Haiti Kreyolu'nda chwal (at) binmek denir: lwa, atına biner, dansçı artık “kendi” değildir.

Süreç titizlikle koreografiktir ve mekânsal olarak da kodlanmıştır. Ritüel, açık ya da yarı kapalı bir tapınakta (ounfò) yapılır; merkezde, lwa'ların gökten yere indiği eksen olarak görülen poto-mitan (orta direk) yükselir. Toprağa mısır unuyla çizilen geometrik desenler (vèvè) her lwa'yı çağırır ve onun “adresi” işlevi görür. Ritüel, Papa Legba'ya (kapıların, kavşakların lwa'sına) açılış duasıyla başlar; çünkü ruhlar âlemiyle insanlar âlemi arasındaki kapıyı açan odur — onun izni olmadan hiçbir lwa inemez. Ardından her lwa'nın kendine ait ritmi (rhythm), şarkısı ve dansı çalınır. Rada ailesinin ritimleri yumuşak ve serin (Batı Afrika–Dahomey kökenli, “iyi huylu” atalar), Petwo ailesininki ateşli, hızlı ve sıcaktır (Yeni Dünya'da, kölelik şiddetinin ateşinde doğmuş, “sert” ruhlar). Üç davulun (manman, segon, boula) örgüsünde, baş davulcunun ani vuruşları (kase, “kırma”) dansçının ritmik beklentisini bozar — etnomüzikolog ve antropologların “break” dediği bu sarsıntı, possession'ın tetiklendiği eşiktir. Bedene inen lwa'ya göre dansçının jest dağarcığı tümüyle değişir: Ogou (savaşçı demir tanrısı) inerse maçoluk ve kılıç hareketleri belirir; Danbala (yılan) inerse dansçı yerde kıvrılır, dili damağında ıslık çalar; Gede (ölüm/cinsellik) inerse müstehcen ve alaycı bir komedi sahneye çıkar. Possession sona erdiğinde dansçı genellikle yaşadıklarını hatırlamaz; topluluk, lwa'nın “söylediklerini” ve davranışlarını ona sonradan aktarır. Maya Deren'in Divine Horsemen (1953) adlı klasik etnografisi — Deren bizzat Haiti'de possession deneyimi yaşadığını anlatır — bu “at-binici” ilişkisini Batı'ya tanıtan ilk derinlikli çalışmadır.

Burada dikkat çekici nokta şudur: Semâda boşaltılan benlik, Vodou'da bir başkası tarafından doldurulur. Vodou dansı yükselmez, indirir. Bu, aynı zamanda bir geçiş ve inisiyasyon ritüeli yapısı taşır — kanzo töreniyle adanan rahip-rahibeler (houngan/manbo), lwa'yı taşıyabilecek “temizlenmiş” bedenler olarak yetkilendirilir.

Yoruba Kökü ve Şangó: Atlantik Ötesi Bir Süreklilik

Vodou'nun ve onun akrabası Küba Santería'sı (Lucumí) ile Brezilya Candomblé'sinin ortak kaynaklarından biri, bugünkü Nijerya'nın Yoruba dinidir. Yoruba kozmolojisinde tanrılar òrìşà adını alır ve her birinin kendi ritmi, rengi, yiyeceği, dansı ve kişiliği vardır. Şangó festivallerinde görüldüğü gibi, gök gürültüsü ve adaletin òrìşà'sı Şangó'ya adanan bàtá davullarının konuşan dili (Yoruba tonlu bir dil olduğu için davullar gerçekten kelime taklit eder) dansçıyı belirli bir titreşime sokar. Possession'a girmiş dansçı (elégùn, “binilmiş olan”) çift uçlu oşe Şangó baltasını sallar, ateşle oynar, gözleri devrilir.

Karşılaştırmalı olarak çarpıcı olan, bu sistemin Atlantik boyunca gösterdiği dayanıklılıktır. Köleleştirilen Yoruba ve Fon halkları, Katolik baskı altında òrìşà ve lwa'ları azizlerin maskesi ardına gizlediler (syncretism): Şangó kimi yerde Aziz Barbara, kimi yerde Aziz Jerome oldu. Ama dansın ritmik çekirdeği — davul kalıpları, possession koreografisi — neredeyse hiç değişmeden kaldı. Bu, ritmin kelimelerden daha derin bir bellek taşıdığının kanıtıdır. Antropolog Roger Bastide'in deyişiyle, “beden, yasaklanan teolojinin son sığınağı” olmuştur.

Ritmin Fizyolojisi: Üç Geleneğin Ortak Zemini

Üç gelenek de teolojik olarak zıt kutuplarda dursa da (yükseliş vs. iniş), ortak bir nörofizyolojik altyapıyı kullanır. Antropolog Gilbert Rouget'nin anıtsal eseri Music and Trance (1985) bu konudaki en titiz incelemedir ve önemli bir uyarı içerir: Rouget, popüler “davul ritmi beyni hipnotize eder” tezini (Andrew Neher'in 1960'lardaki teta-dalga hipotezini) ciddi biçimde eleştirir. Ona göre trance'i tetikleyen şey ritmin fiziksel frekansı değil, ritmin kültürel olarak kodlanmış anlamıdır: dansçı, belirli bir ritmin belirli bir tanrıyı çağırdığını öğrenmiştir; possession, biyolojik bir refleks değil, derinden içselleştirilmiş bir rol ve beklentidir.

Yine de bedensel mekanizmalar ortaktır:

Bu ortak zemin, ekstatik dans geleneklerinin karşılaştırması içinde tekrar tekrar görülür: Sibirya şamanının davulundan, şamanik bitki ritüellerinin eşlik eden ezgilerine, Hint nâda-yoga ses ontolojisine kadar, ritmik ve sesli bir taşıyıcı, bedeni eşik durumuna geçirir. Fark, bedenin nereye gittiği — ve oraya kimin geldiğidir.

İrade, Eğitim ve Kontrol

Üç gelenek arasındaki belki en derin fark, dansçının iradesi ve eğitimi sorusudur. Semâzen, yıllarca süren bir çile (çile-i Mevleviyye, geleneksel olarak 1001 gün) ve meşk sürecinden geçer; dönmeyi, ayak başparmağı etrafında kayarak (çark atma) baş dönmesini yenmeyi, nefesi tutmayı öğrenir. Ekstaz burada kazanılmış bir disiplinin meyvesidir ve dervişin denetimi altındadır — semâzen istediği an durabilir. Possession ise, en azından retorik düzeyde, iradenin teslimidir: dansçı tanrıya “yer açar” ve gerisini ona bırakır. Yine de bu teslimiyet de eğitilmiştir. Vodou'nun kanzo inisiyasyonu ya da Candomblé'nin aylar süren recolhimento (inziva) eğitimi, possession'ın kontrolsüz bir nöbet değil, yetiştirilmiş bir beceri olduğunu gösterir. Acemi (iyawo) possession sırasında düşebilir, incinebilir; deneyimli pratisyen ise tanrıyı “temiz” taşır. Böylece her iki uçta da — yükselen Mevlevî'de ve dolan elégùn'da — kültürel bir terbiye, bedeni aşkınlığa hazırlayan görünmez bir mimari vardır. Rouget'nin ısrarla vurguladığı nokta tam da budur: trance, vahşi bir doğa değil, öğrenilmiş bir kültürdür.

Toplumsal İşlev ve Cinsiyet

Üç gelenek arasındaki bir başka ayrım toplumsal rollerdir. Klasik Mevlevî semâı uzun süre erkek dervişlere özgü, hiyerarşik bir tekke ritüeli olarak kurumsallaştı (kadın Mevlevîlerin varlığı tarihsel olarak belgeli olsa da kamusal semâda görünürlükleri sınırlıydı). Buna karşılık Vodou, Santería ve Candomblé'de kadınlar — manbo, iyalorixá — ritüelin merkezindedir; possession, toplumsal olarak marjinalleştirilmiş bedenlere geçici bir tanrısal otorite ve ses kazandırır. Antropolog J. Lorand Matory'nin gösterdiği gibi, “binilen at” eğretilemesi cinsiyet rollerini hem yansıtır hem altüst eder: erkek bir dansçıya dişil bir òrìşà inebilir, böylece beden cinsiyet sınırlarını aşan bir sahneye dönüşür. Bu boyut, dansın cinsiyetlenmiş tarihi ve feminist okumalar açısından zengin bir malzeme sunar; possession ritüelleri, çoğu zaman ataerkil düzende sessiz kalanların bedensel olarak konuştuğu nadir alanlardır.

Aynı Eşik, Farklı Yönler

Sonuçta semâ, Vodou ve Yoruba possession'ı, insanın görünmez olanla teması için bedeni bir araç değil bir kapı olarak kullanır. Mevlevî, bu kapıdan çıkar — benliğini geride bırakıp Bir'e doğru yükselir. Vodou ve Santería pratisyeni, aynı kapıyı açar ve içeri buyur eder — tanrı, bedenin misafiri olur. Biri boşaltma, diğeri doldurma; biri sessizliğe, diğeri çoğul seslere yönelir. Ama her ikisi de aynı insani sezgiyi paylaşır: ayaklar yeterince uzun ve doğru ritimde döndüğünde, sıradan benliğin sınırları geçirgenleşir ve başka bir gerçeklik bedene sızabilir. Karşılaştırmalı maneviyatın öğrettiği belki de şudur: kutsalın diline çevrilebilen en eski alfabe, kelimeler değil, ritim ve harekettir.

Kaynaklar