Dame Julian of Norwich — Visions of Love
Veba çağı İngiltere'sinde bir hücre penceresinden konuşan ankeress Julian of Norwich'in 'Showings'i: acının ortasında Tanrı'yı sınırsız sevinç, anne-şefkat ve 'her şey iyi olacak' güvencesi olarak gören mukayeseli bir sevgi teolojisi.
“Alle shall be wele, and alle shall be wele, and alle maner of thyng shall be wele.” (“Her şey iyi olacak, her şey iyi olacak ve her türlü şey iyi olacak.”) — Julian of Norwich, Revelations of Divine Love, 27. Bölüm
Bir Hücre Penceresinden Konuşan Ses
Ortaçağ İngiltere'sinin Hristiyan maneviyatı bize çoğunlukla isimsiz manastır duvarları ardından ulaşır; ama bir ses bu sessizliği deler ve İngiliz dilinde elimize ulaşan ilk kadın yazarın imzasını taşır: Julian of Norwich (yaklaşık 1342 – 1416'dan sonra). Doğum adını dahi bilmediğimiz bu kadın, adını bağlı olduğu St. Julian Kilisesi'nden almıştır; çünkü hayatının büyük bölümünü bu kilisenin duvarına bitişik, üç pencereli minik bir anker hücresinde (anchorhold) geçiren bir ankeress (münzevi-mahbus dindar) idi. Bu üç pencerenin biri sunağa, biri hizmetçisine, biri de sokağa açılırdı: Julian dünyadan kopmuş gibi görünse de, tam da bu sokak penceresinden — kendisini ziyaret eden, dert dökmeye gelen sıradan insanların danışmanı oldu. Onun çağdaşı Margery Kempe'in otobiyografisi, Julian'ı manevî rehberlik için aranan bir bilge olarak anar.
Julian'ın yaşadığı dönem, Avrupa'nın en karanlık çağlarından biriydi: 1348-49'da Norwich'i de vuran Kara Veba nüfusun belki yarısını silip süpürmüş, ardından yüzyıl savaşları, kıtlıklar ve kilise içi bölünmeler gelmişti. Tam da bu ölüm manzarasının ortasında Julian, Hristiyan tarihindeki en cesur sevinç ve güven teolojilerinden birini kaleme aldı. Onun metni acıyı inkâr etmez; ama acının son söz olmadığını, evrenin dokusunda sınırsız bir sevginin yattığını ilân eder. Bu yüzden onu salt bir “İngiliz mistiği” olarak değil, mukayeseli maneviyat açısından bir “sevinç-teolojisi” (Freuden-Theologie) tanığı olarak okumak gerekir.
Mayıs 1373: On Altı “Gösteri”
Julian'ın bütün yazısının çekirdeği tek bir olaya dayanır. Otuz buçuk yaşındayken ölümcül bir hastalığa yakalanmış; rahip son yağlamayı (viaticum) getirmiş, gözleri kararmaya başlamıştır. İşte bu eşik ânında, çarmıha gerili İsa'nın bedenine bakarken, 8-13 Mayıs 1373 boyunca on altı ardışık “gösteri” (showings, Latince revelationes) yaşar. Kanın taçtan akışını, Meryem'in tevazuunu, Tanrı'nın bütün yaratılışı avucunda tutuşunu görür.
En ünlü imge, elinin avucunda duran fındık büyüklüğünde bir yuvarlaktır: Julian, “Bu nedir?” diye sorar ve şu yanıtı alır — “Bu, yaratılmış olan her şeydir.” Onu hayrete düşüren, bu kadar küçük ve kırılgan bir şeyin nasıl var olmaya devam ettiğidir; cevap gelir: çünkü “Tanrı onu sever, Tanrı onu korur.” Burada metafizik bir sezgi billurlaşır: varlık kendi başına ayakta duramaz; varoluşun zemini, sürekli akan ilâhî bir sevgidir. Bu, Jakob Böhme'nin Tanrı'nın kendini doğuran dinamik aşk-iradesi tasavvuruyla ve Mechthild von Magdeburg'un “akan ışık” (vliessende lieht) imgesiyle şaşırtıcı bir yapısal akrabalık taşır.
Julian metnini iki kez yazdı. Olaydan kısa süre sonra kaleme aldığı Kısa Metin (Short Text) deneyimin ham kaydıdır. Yaklaşık yirmi yıl boyunca hücresinde bu görüleri düşünüp olgunlaştırdıktan sonra yazdığı Uzun Metin (Long Text) ise derin bir teolojik tefekkürdür. İkisi birlikte Revelations of Divine Love (ya da A Book of Showings) adıyla anılır ve İngilizcede bir kadının yazdığı bilinen ilk kitap olma onurunu taşır.
Anne Olarak Tanrı: Şefkat Teolojisinin Doruğu
Julian'ı teolojik düşünce tarihinde benzersiz kılan, en cüretkâr katkısı, “Anne İsa” (Jesus our Mother) öğretisidir. Tanrı'yı ve özellikle İkinci Şahıs'ı (Oğul) hem baba hem anne olarak tanımlar: “Şefkatli, sevecen Annemiz” der İsa için. Bu, kuru bir teslis spekülasyonu değildir; analoji somut ve etten kemiktendir. Bir anne çocuğunu kendi bedeninden besler; İsa da bizi kendi bedeniyle — Efkaristiya'da — besler. Bir anne çocuğunu sıkıntıya düşünce kucaklar ve yara aldığında yıkar; ilâhî merhamet de düşmüş insanı yargılamaktan önce sarıp sarmalar.
Bu “anne-Tanrı” dili Julian'ın icadı değildir — köklerini Kitab-ı Mukaddes'teki dişil ilâhî imgelerde (İşaya 49:15, 66:13) ve Anselmus gibi öncü teologlarda bulur. Ancak Julian bunu sistematik bir şefkat (compassion) teolojisinin merkezine yerleştirir. Mukayeseli açıdan bu, ilâhî olanın dişil-besleyici yönünü yücelten geniş bir aileye aittir: Mahayana Budizmi'nin sınırsız merhameti somutlaştıran Kuan-yin / Avalokiteshvara figürü, Hinduizm'in koruyucu-yok edici Ana Tanrıça (Devi/Durga) tasavvuru, Yahudi mistisizminde Tanrı'nın dünyada-bulunan dişil yönü Şehina ve tasavvuftaki ilâhî rahmet (kökü rahim — “ana rahmi”) kavramı. Julian, Tanrı'nın gazabını değil rahmetini ön plana çıkararak, Beguine mistiği Hadewijch'in Minne (Sevgi) teolojisiyle aynı yörüngeye girer: Tanrı esasen Sevgi'dir ve insanla ilişkisi bir aşk dramıdır.
Günah, Acı ve “Her Şey İyi Olacak”
Julian saf bir iyimser değildir; bir veba çağında acının gerçekliğini herkesten iyi bilir. Onun teolojik dehası, acıyı yok saymadan onu kuşatan bir güven çerçevesi kurmasındadır. Tanrı ona meşhur cümleyi söyler: “Günah gereklidir/kaçınılmazdır (synne is behovely), ama her şey iyi olacak ve her türlü şey iyi olacak.” Buradaki “behovely” sözcüğü çevirisi en zor kelimelerden biridir — “uygun”, “yararlı”, “bir işe yarayan” anlamlarını taşır. Julian günahı küçümsemez; ama onu, sonunda daha büyük bir iyiliğe ve daha derin bir sevince hizmet edecek bir geçit olarak görür.
Bu noktada Julian, Hristiyan ilahiyatının en yakıcı sorunuyla — kötülük ve ilâhî adalet (teodise) sorunuyla — yüzleşir. Klasik öğreti Tanrı'nın gazabından ve cehennemden söz ederken, Julian görülerinde Tanrı'da hiçbir gazap bulamadığını dürüstçe itiraf eder: “Tanrı'da gazap görmedim.” Bu, onun ortodoksluğunu zorlayan bir cesaret ânıdır; çözümü, gazabın Tanrı'da değil bizim algımızda olduğunu söyleyerek bulur. İnsan acı çeker, ama bu acı sonunda kavranamaz bir biçimde sevince dönüşecektir.
Burada Julian ile Hasidik geleneğin parlak figürü Rabbi Nachman of Breslov arasında çarpıcı bir koşutluk vardır. Nachman da kendi kuşağının kara umutsuzluğuna karşı “dünyada hiç umutsuzluk yoktur” (ein shum yeush ba'olam klal) diye haykırmış ve neşeyi (simcha) bir manevî buyruk hâline getirmiştir. İki gelenek de —Ren havzasının değil Doğu Anglia'nın Hristiyan münzevisi ile Doğu Avrupa'nın Yahudi rebbesi— acının dibinde bir sevinç çekirdeği keşfeder. Aynı sezgi, Assisili Francesco'nun yoksulluk ve ölümün ortasında söylediği “Güneş İlahisi”nde, “kız kardeşimiz bedenî ölüm” diye ölümü dahi kucaklayan sevincinde de yankılanır.
Sevgi: İlk Söz ve Son Söz
Julian'ın yirmi yıllık tefekkürünün vardığı sonuç, kitabının kapanış bölümünde kristalize olur ve bütün öğretisinin anahtarını verir. Görülerinin “anlamını” sorduğunda, içinden gelen yanıt şudur: “Anlamı sevgiydi. Sana bunu kim gösterdi? Sevgi. Sana ne gösterdi? Sevgi. Niçin gösterdi? Sevgi için.” Bu üçlü tekrar, skolastik teolojinin uzun mantık zincirlerini tek bir sözcüğe indirger. Julian için Tanrı'nın yaratma, kurtarma ve nihai amacı bir ve aynı şeydir: sevgi. Bu, Yeni Ahit'teki “Tanrı sevgidir” (1. Yuhanna 4:8) ilkesinin en yoğun mistik açımlamalarından biridir.
Bu “her şeyin başı ve sonu sevgidir” sezgisi, Julian'ı dünya maneviyatının geniş bir ailesine bağlar. Tasavvufta İbn Arabî'nin meşhur kudsî hadis yorumu — “Gizli bir hazineydim, bilinmek istedim, bu yüzden âlemi yarattım” — yaratılışı bir bilme-sevme arzusuna dayandırır: âlem, ilâhî sevginin taşıp dökülmesidir. Aynı şekilde Beguine mistiği Hadewijch'in Minne öğretisi, Tanrı ile ruh arasındaki ilişkiyi karşılıklı bir yakıp tüketen aşk olarak tasvir eder; sevgi hem yaralayan hem iyileştirendir. Hint bhakti geleneğinde de kurtuluşun yolu bilgi (jñana) ya da amel (karma) değil, öncelikle Tanrı'ya duyulan adanmış sevgidir (prema-bhakti). Julian bu evrensel “sevgi-merkezli kurtuluş” sezgisinin, veba çağı İngiltere'sindeki özgün, somut ve dişil-şefkatli ifadesidir.
Bununla birlikte Julian'ın özgünlüğü, sevgiyi salt bir duygu ya da estetik bir hâl olarak değil, ontolojik bir ilke olarak kavramasındadır: sevgi, varlığı ayakta tutan zemindir — fındık görüsünde gördüğümüz gibi. Bu yönüyle Jakob Böhme'nin “Tanrı'nın kendi karanlığından ışığa doğan dinamik aşkı” tasavvuruyla ve negatif teolojinin “her belirlenimin ötesindeki” mutlak iyilik kavrayışıyla derin bir akrabalık taşır. Julian, mistik deneyimin sıcaklığıyla teolojik kavrayışın kesinliğini ender görülen bir dengeyle birleştirir.
İngiliz Mistik Geleneği İçindeki Yeri
Julian, 14. yüzyıl İngiltere'sinin altın çağını yaşayan “İngiliz mistikleri” topluluğunun en derin sesidir. Bu topluluk içinde münzevi Richard Rolle (manevî hazzın sıcaklık-tatlılık-ezgi olarak deneyimi), pastoral yol gösterici Walter Hilton (The Scale of Perfection), apofatik bir başyapıt olan The Cloud of Unknowing'in adı bilinmeyen yazarı ve gezgin gözyaşları mistiği Margery Kempe bulunur. Bu yazarların ortak özelliği, teolojiyi Latinceden çıkarıp halkın anadiline (orta İngilizce) taşımalarıdır — tıpkı Mechthild'in Latince yerine Aşağı Almanca yazması gibi. Dilin bu “demokratikleşmesi” maneviyatı manastır seçkinlerinin tekelinden çıkarıp meslekten olmayan müminlere açan bir devrimdi.
Julian'ın bu topluluk içindeki özgünlüğü, Cloud'un negatif/bilinmezlikçi yolundan farklı olarak, son derece somut, imge-yüklü ve sevgi-merkezli (kataphatik) bir yol izlemesidir. O, Tanrı'yı bir “hiçlik bulutu”nun ardına gizlemek yerine, kanlı bir taçta, bir fındıkta, bir annenin kucağında görünür kılar. Bu site içinde yer alan klasik biyografik Julian of Norwich notu onun hayat çizgisini ve “Revelations”ın yapısını izlerken, buradaki kesit özellikle onun karşılaştırmalı sevgi ve sevinç teolojisini öne çıkarır.
Fenomenolojik Bir Okuma: Vizyon, Beden ve Anlam
Din fenomenolojisi açısından Julian'ın “showings”i öğretici bir örnek sunar. Onun görüleri salt zihinsel değildir; bedensel (gözle gördüğü kanlı imgeler), sözel (kulağına gelen sözler) ve manevî/kavrayışsal (sözsüz bir “anlama”) olmak üzere üç katmanda gerçekleşir — Julian bunları kendisi sınıflandırır. Bu üçlü ayrım, Ortaçağ vizyon teorisinin (corporeal–imaginative–intellectual görü) içine tam oturur ve Augustinusçu bir mirasa dayanır.
Dahası Julian, deneyimini hemen yorumlamaz; yirmi yıl boyunca aynı imgelerin üstünde düşünür. Bu, mistik deneyimle teolojik anlamın aynı şey olmadığını, ikincisinin uzun bir yorumlama emeğiyle yavaş yavaş kristalize olduğunu gösterir — Rudolf Otto'nun “kutsal”ın ham karşılaşması ile onun akılsal işlenişi arasında yaptığı ayrımı somut bir örnekle doğrular. Bu yönüyle Julian, bir “görü kaydedicisi” değil, deneyimini soğukkanlılıkla işleyen bir teolojik düşünürdür.
Modern Yeniden Keşif
Julian, yüzyıllarca büyük ölçüde unutuldu; el yazmaları Reformasyon sonrası Katolik sürgün topluluklarında korundu. 20. yüzyılda ise olağanüstü bir yeniden doğuş yaşadı. T. S. Eliot, Four Quartets'in son bölümü “Little Gidding”de onun “Sin is behovely, but all shall be well” sözünü doğrudan alıntıladı. Thomas Merton onu “İngiltere'nin en büyük teologlarından biri” olarak selamladı. Ekofeminist teoloji, “anne-Tanrı” dilini; ekoloji ve “derin ekoloji” düşünürleri ise “fındık” görüsünü —her şeyin kırılgan kutsallığını— kendilerine bayrak edindiler. 1980'de Anglikan Komünyonu onu azize listesine aldı; Katolik Kilisesi de “mübarek” olarak anar.
Onun çağdaş çekiciliği tesadüf değildir: Salgın, savaş ve iklim kaygısının çağında, acıyı küçümsemeden umudu savunan bir ses arayan modern insan, altı yüz yıl önce bir hücre penceresinden konuşan bu kadında kendi sorularının yankısını bulur. Julian, mistik deneyimi bireysel bir kaçış değil, dünyaya dönük bir merhamet ve dayanışma çağrısı kılan o ender figürlerdendir.
Kaynaklar
- Julian of Norwich, Revelations of Divine Love (Short Text & Long Text); ed. ve çev. Elizabeth Spearing (Penguin Classics, 1998)
- Julian of Norwich, Showings, ed. Edmund Colledge & James Walsh (Classics of Western Spirituality, Paulist Press, 1978)
- Grace M. Jantzen, Julian of Norwich: Mystic and Theologian (SPCK / Paulist Press, 1987; gözden geçirilmiş baskı 2000)
- Denise Nowakowski Baker, Julian of Norwich's Showings: From Vision to Book (Princeton University Press, 1994)
- Bernard McGinn, The Varieties of Vernacular Mysticism (1350–1550) (The Presence of God serisi, c. 5; Crossroad, 2012)
- Bernard McGinn, The Flowering of Mysticism (1998)
- Frances Beer, Women and Mystical Experience in the Middle Ages (Boydell Press, 1992)
- The Book of Margery Kempe, çev. B. A. Windeatt (Penguin, 1985)
- Evelyn Underhill, Mysticism (1911)