Erwin Schrödinger — Kuantum Mekanikası ve Bilinç
Dalga mekaniğinin kurucusu Erwin Schrödinger'in (1887-1961) Schopenhauer ve Deussen üzerinden Vedanta ile kurduğu ömürlük bağ: Mind and Matter'daki bilinç tekilliği öğretisi, What is Life?'ın Upanişadik sonsözü ve kuantum fiziği ile mistisizm ilişkisinin eleştirel tarihi.
“Bilinç, çoğulu bilinmeyen bir tekildir.” — Erwin Schrödinger, Mind and Matter (1958)
Viyana'dan Dublin'e: Bir Fizikçinin Güzergâhı
Erwin Rudolf Josef Alexander Schrödinger, 12 Ağustos 1887'de Viyana'da doğdu. Babası Rudolf, botanik meraklısı bir muşamba imalatçısı; annesi Georgine, Viyana Teknik Yüksekokulu kimya profesörü Alexander Bauer'in kızıydı. Anneannesi İngiliz olduğundan çocukluğundan itibaren iki dilli yetişti; ömrü boyunca tiyatroya, şiire, Yunan felsefesine ve dillere duyduğu ilgiyle tam bir Bildungsbürger portresi çizdi. Akademisches Gymnasium'un ardından 1906'da Viyana Üniversitesi'ne girdi; Boltzmann'ın kürsüsünü devralan kuramcı Friedrich Hasenöhrl ile deneyci Franz Exner'in öğrencisi oldu ve 1910'da doktorasını tamamladı. Birinci Dünya Savaşı'nda İtalya cephesinde topçu subayı olarak görev yaptı; hocası Hasenöhrl'ü bu savaşta yitirdi. Biyografi yazarı Walter Moore'un defterlere dayanarak gösterdiği gibi, savaşın ve imparatorluğun çöküşünün bunalımında Schopenhauer'a, onun kapısından da Hint felsefesine yöneldi. Savaş sonrasında Czernowitz'de bir kuramsal fizik doçentliği alıp boş vaktini felsefeye ayırmayı bile planlamıştı; şehir Avusturya'nın elinden çıkınca bu tasarı suya düştü ve Schrödinger — kendi deyişiyle — fizikte kaldı.
1921'de Zürih Üniversitesi kuramsal fizik kürsüsüne atandı. 1925 Noel'ini geçirdiği Arosa'da başlayan yoğun çalışmayla, 1926 boyunca Annalen der Physik'te "Quantisierung als Eigenwertproblem" (Özdeğer Problemi Olarak Kuantumlama) başlıklı dört tebliğ yayımlayarak dalga mekaniğini kurdu. 1927'de Berlin'de Max Planck'ın kürsüsüne davet edildi. Yahudi olmadığı hâlde Nazi iktidarına duyduğu tepkiyle 1933'te Almanya'dan ayrıldı ve aynı yıl Paul Dirac'la Nobel Fizik Ödülü'nü paylaştı. Oxford ve Graz duraklarının ardından, 1938 Anschluss'unda — rejimi yatıştırmak için yazdığı ve sonradan derin pişmanlık duyduğu uzlaşmacı mektuba rağmen — "siyaseten güvenilmez" bulunarak görevden alındı. Matematikçi devlet adamı Éamon de Valera'nın daveti üzerine 1939'da Dublin'e geçti; de Valera'nın kuruluşuna öncülük ettiği Dublin İleri Araştırmalar Enstitüsü'nün (DIAS) Kuramsal Fizik Okulu'nu on yedi yıl yönetti. Felsefi metinlerinin neredeyse tamamı bu Dublin yıllarının ürünüdür. 1956'da Viyana'ya döndü; 4 Ocak 1961'de öldü ve Tirol'deki Alpbach köyüne gömüldü. Mezar taşında adının üstünde dalga denklemi kazılıdır.
Dalga Mekaniği, Kedi ve “Dolanıklık”
Schrödinger'in 1926 formülasyonu, atom-altı dünyayı Heisenberg'in soyut matris cebiri yerine fizikçilere tanıdık bir dille — sürekli evrilen bir dalga fonksiyonuyla (ψ) — betimliyordu; iki biçimciliğin matematiksel eşdeğerliğini yine kendisi gösterdi. Schrödinger dalgaların, kuantum kuramına süreklilik ve görselleştirilebilirlik (Anschaulichkeit) iade edeceğini ummuştu. Ne var ki dalga paketleri dağılıyor, Max Born'un ψ'yi olasılık genliği olarak okuması ve Bohr-Heisenberg çevresinde billurlaşan Kopenhag yorumu denklemin yaratıcısını hiç ikna etmiyordu. 1926 Ekim'inde Kopenhag'da Bohr'la günler süren çetin tartışmaların ardından sarf ettiği söz, Heisenberg'in anılarıyla bilim folkloruna geçmiştir: "Bu lânet kuantum sıçramaları kalacaksa, kuantum teorisiyle uğraştığıma pişmanım." Bu itirazını yaşlılığında da sürdürdü; 1952 tarihli "Are There Quantum Jumps?" makale çifti, sıçramalara karşı süreklilik lehine son savunmasıdır.
1935'te Einstein-Podolsky-Rosen makalesinin açtığı tartışmaya katıldı. Die Naturwissenschaften'daki üç bölümlük "Die gegenwärtige Situation in der Quantenmechanik" yazısında, mikro dünyadaki belirsizliğin makro dünyaya taşınmasının absürtlüğünü sergilemek için kurduğu düşünce deneyi — çelik bir odada radyoaktif tetikleyiciye bağlanmış, canlı ve ölü durumlarının üst üste bindiği kedi — yüzyılın en tanınmış bilimsel imgelerinden biri oldu. Aynı yıl Cambridge Felsefe Cemiyeti'ne sunduğu bildiride, ortak geçmişi olan iki sistemin ancak tek bir ψ ile tarif edilebilmesini adlandırmak için Verschränkung — İngilizcesiyle entanglement, dolanıklık — terimini icat etti ve bunu kuantum mekaniğinin "bir özelliği değil, ayırt edici özelliği" saydı. İronik biçimde kedi ve dolanıklık, sahibinin niyetinin tersine, sonraki kuşaklarda gözlemcinin rolü üzerine spekülasyonların ve giderek kuantum mistisizmi olarak anılacak popüler yorum dalgasının merkezî simgelerine dönüştü.
Schopenhauer Kapısı: Fizikçinin Upanişad Okumaları
Schrödinger'in Hint düşüncesiyle teması kuantum mekaniğinden önce gelir — bu kronoloji, konunun mukayeseli tarihi açısından belirleyicidir. Moore'un tespitiyle 1918 dolaylarında Schopenhauer külliyatını okumuş, oradan filozofun "hayatımın ve ölümümün tesellisi" dediği Upanişad çevirilerine uzanmıştır. Bu çevirilerin soykütüğü başlı başına kültürlerarası bir hikâyedir: Bâbürlü şehzade Dârâ Şükûh 1657'de elli Upanişad'ı Sirr-i Ekber adıyla Farsçaya çevirtmiş; Fransız şarkiyatçı Anquetil-Duperron bu Farsça metni 1801-02'de Oupnek'hat adıyla Latinceye aktarmış; Schopenhauer işte bu Latince metni okumuştu. Schrödinger ise doğrudan, Schopenhauer hayranı Hint-bilimci Paul Deussen'in Sechzig Upanishads des Veda (1897) çevirisinden ve karşılaştırmalı felsefe tarihinden çalıştı.
1925 sonbaharında — dalga denklemini bulmasından yalnızca haftalar önce — kaleme aldığı "Suche nach dem Weg" (Yolu Aramak) başlıklı deneme, ancak ölüm yılında Meine Weltansicht (1961) içinde yayımlandı. Denemede çoğulluğun görünüşten (māyā) ibaret olduğu, bütün bilinçlerin tek bir bilincin veçheleri sayılması gerektiği tezi savunulur. Demek ki Schrödinger'in Vedanta'sı kuantum bulgularından türetilmiş bir sonuç değil, fizik devriminden önce benimsenmiş bir metafizik zemindir. Kendisi de bu iki alanı titizlikle ayırmış, mistik kanaatlerini fizik makalelerine hiçbir zaman taşımamıştır.
Bilinç Tekilliği Öğretisi: “Zihinlerin Toplam Sayısı Birdir”
Cambridge Trinity College'da 1956'da verdiği Tarner Konferansları'na dayanan Mind and Matter (1958), Schrödinger'in bilinç felsefesinin en olgun metnidir. Argümanın çatısını iki kavram taşır. İlki nesnelleştirme ilkesidir (Prinzip der Objektivierung): Bilim, dünyayı anlaşılır kılmak için bilen özneyi resmin dışına çıkarır; sonra da bu resmin içinde zihni bulamayışına şaşırır. Sherrington'ın nörofizyolojisine hayranlıkla eğilen, ama renk duyumunun ışık dalgalarının nesnel tasviriyle asla açıklanamayacağını gösteren Schrödinger, yüzyılın sonunda "bilincin zor problemi" adıyla formüle edilecek güçlüğü onlarca yıl önceden dile getirmiştir: Bilinç bilimsel dünya resminin içinde bulunamaz, çünkü o resmin kurucusudur.
İkinci kavram aritmetik paradokstur: Dünya birdir, ama onu deneyimleyen bilinçler sayısızdır; öyleyse dünya "kimin" dünyasıdır? Leibniz'in monadolojisini "dehşet verici" bulup reddeden Schrödinger'e göre tek makul çözüm zihinlerin özdeşliğidir: "Zihinlerin toplam sayısı yalnızca birdir." Bilinçlerin çokluğu, Hint düşüncesinin māyā dediği türden bir görünüştür. Burada Chāndogya Upanişad'ın Uddālaka ile oğlu Śvetaketu arasındaki diyalogda dokuz kez tekrarlanan tat tvam asi (“o sensin”) sözünü ve Brahman-Ātman birliği öğretisini açıkça sahiplenir.
Dikkat çekici bir ayrıntı, Schrödinger'in aynı bölümde İslâm tasavvufundan da tanıklık göstermesidir: 13. yüzyıl sûfîsi Azîz Nesefî'den — şarkiyatçı Fritz Meier'in çevirisi üzerinden — ruhlar âleminin tek bir ışık gibi durduğunu, her canlının doğuşunda bu ışığın o bedenin "penceresinden" dünyaya sızdığını, pencereler kırılsa da ışığın değişmeden kaldığını anlatan pasajı alıntılar. Vahdet-i vücûd neşvesiyle Vedantik tekilliğin bu buluşturulması, onun gelenekler-üstü, perennializme yakın bir mistik epistemolojiye eğilimini gösterir; ışığın pencerelerden süzülüşü imgesi, İşrâkī kozmolojilerin ışık metafiziğini ve âlem-i misâl tasavvurundaki aynalanma düşüncesini de hatırlatır.
What is Life? — Negatif Entropi ve Upanişadik Sonsöz
Şubat 1943'te Trinity College Dublin'de verdiği ve salona sığmayan dinleyici kitlesi nedeniyle tekrarlanan halka açık konferanslara dayanan What is Life? The Physical Aspect of the Living Cell (1944), yirminci yüzyıl bilim tarihinin dönüm noktalarındandır. Schrödinger kalıtım maddesini "aperiyodik kristal" olarak tasarlar, kalıtsal bilgiyi bir "şifre-yazı" (code-script) biçiminde kavramsallaştırır ve canlılığı, çevresinden "negatif entropi" içerek düzensizliğe direnen bir süreç olarak tanımlar. James Watson, Francis Crick ve Maurice Wilkins'in üçü de DNA yapısına giden yolda bu ince kitaptan aldıkları ilhamı kaydetmiştir; Crick, 1953'te çifte sarmal makalesini Schrödinger'e bizzat göndermiştir.
Kitabın "Determinizm ve Özgür İrade Üzerine" başlıklı sonsözü ise fizikten metafiziğe ani bir sıçramadır. Akıl yürütme şöyledir: Bedenim doğa yasalarına göre işleyen bir mekanizmaysa ve ben yine de eylemlerimin faili olduğumu dolaysızca biliyorsam, çıkarılabilecek tek tutarlı sonuç, "atomların hareketini yöneten" ile benim aynı olduğumdur. Schrödinger bu çıkarımı Upanişadların Ātman = Brahman özdeşliğine bağlar, onu "bütün düşüncelerin en muhteşemi" diye selamlar ve mistiklerin Deus factus sum (“Tanrı oldum”) nidasını anar. Moore'un aktardığına göre, kitabı basması planlanan Dublinli yayıncı bu sonsözün panteist imalarından çekinerek basımdan vazgeçmiş, eser Cambridge University Press tarafından yayımlanmıştır. Sonsöz ayrıca benliğin töz olmadığını savunur: "Ben", deneyimlerin üzerinde toplandığı tuvalden ibarettir — Budist anattā ve aniccā çözümlemeleriyle çarpıcı biçimde örtüşen, ancak Schrödinger'in Budizm'in aksine Vedantik bir tekilcilikle taçlandırdığı bir tespit.
Schrödinger Bir “Kuantum Mistiği” miydi?
Popüler literatürde Schrödinger, kuantum mekaniğinin "bilincin maddeyi yarattığını kanıtladığı" iddiasının baş tanıklarından biri gibi gösterilir. Bilim tarihi bu resmi doğrulamaz. Juan Miguel Marin'in "unutulmuş tartışma" makalesinin belgelediği gibi, 1920'ler ve 30'larda kurucu kuşağın içinde mistisizm gerçekten tartışılmış, Einstein bu eğilimi sertçe eleştirmişti; ne var ki Schrödinger'in mistisizmi ölçüm probleminden türemiyordu. Michel Bitbol'ün kapsamlı incelemesinin ortaya koyduğu üzere, Schrödinger metafizik yazılarında kuantum mekaniğine neredeyse hiç başvurmaz; dahası, gözlemcinin dalga fonksiyonunu "çökerttiği" yollu öznelci yorumlara — kendi kedi deneyinin de hedef aldığı okumalara — açıkça mesafeliydi.
Ken Wilber'ın Quantum Questions (1984) antolojisi de benzer bir sonuca varır: Schrödinger, Pauli, Eddington gibi isimler mistik metinler kaleme almıştır, fakat hiçbiri fiziği mistisizmin kanıtı saymamıştır. Bu ayrım, Fritjof Capra'nın The Tao of Physics (1975) sonrasında popülerleşen ve New Age yazınında dogmalaşan "fizik Doğu bilgeliğini doğruladı" tezinden Schrödinger'i ayırmak için kritiktir. Onun konumu daha incelikliydi: Fizik bilinci açıklayamaz, çünkü yöntemi gereği bilinci dışlayarak kurulmuştur; bu boşluğu dolduracak olan da deneysel bilim değil, Vedanta türünden bir özdeşlik metafiziğidir. Kuantum mekaniği ile mistisizm onun düşüncesinde aynı hakikatin iki kanıtı değil, aynı zihnin iki ayrı odasıydı.
Mukayeseli Ufuk: Advaita, Süreç Felsefesi, Tasavvuf ve Panpsişizm
Schrödinger'in tekilcilik öğretisi mukayeseli olarak konumlandırıldığında hem yakınlıklar hem önemli farklar görünür hâle gelir:
- Advaita Vedanta. "Zihinlerin toplam sayısı birdir" önermesi, Chāndogya'nın ekam evādvitīyam (“ikincisi olmayan Bir”) formülünün ve Śaṅkara ikisizliğinin modern yankısıdır. Ne var ki klasik Advaita'da özdeşlik bilgisi śruti'ye, yani vahiy metnine ve hoca-öğrenci silsilesine dayanır; Gauḍapāda'nın advaya öğretisi gibi en felsefî savunmalar bile Upanişad otoritesine bağlıdır. Schrödinger'de vahiy otoritesinin yerini fenomenolojik akıl yürütme alır; karma, saṃsāra ve kurtuluş (mokṣa) çerçevesi neredeyse tamamen dışarıda kalır. Onunki, soteriolojisinden ayrıştırılmış, deyim yerindeyse laikleştirilmiş bir Vedanta'dır.
- Schopenhauer. Bireyleşme ilkesinin (principium individuationis) yalnızca görünüşler düzeyine ait olduğu, özde tek olan irade fikri Schrödinger'in dolaysız kaynağıdır; Hint düşüncesini bir Alman idealisti merceğinden almıştır.
- Süreç felsefesi. Whitehead'in süreç ontolojisi de deneyimi varlığın temeline koyar; ama Whitehead'in evreni sayısız "edimsel olay"ın çoğulcu dokusudur ve Tanrı bu sürece içkin bir kutuptur. Schrödinger'in zaman-üstü, durağan tekilliği ile süreççi çoğulculuk, deneyimci metafizik ailesinin iki karşıt kutbunu oluşturur.
- Fizikçi-mistik paralellikleri. David Bohm'un saklı düzen kuramı ve Krishnamurti ile diyalogları, Wolfgang Pauli'nin Jung çevresiyle — özellikle Marie-Louise von Franz'la — yürüttüğü arketip ve simya çalışmaları, kurucu fizik kuşağının Doğu ve ezoterik geleneklerle temasının Schrödinger'le sınırlı olmadığını gösterir. Ancak temas biçimleri farklıdır: Bohm'da canlı diyalog, Pauli'de derinlik psikolojisi, Schrödinger'de metinsel-felsefî benimseme.
- Çağdaş panpsişizm. Analitik felsefede Chalmers'ın "zor problem" formülasyonu ve kozmopsişizm tartışmaları, Schrödinger'in nesnelleştirme eleştirisini yeniden dolaşıma sokmuştur; Mind and Matter bu literatürde erken bir klasik olarak anılır.
Miras ve Eleştiriler
Schrödinger'in mirası üç kanalda akar. Fizikte dolanıklık kavramı Bell eşitsizlikleri ve kuantum enformasyon kuramıyla deneysel bilimin merkezine yerleşti; kedisi ölçüm probleminin evrensel amblemi oldu. Biyolojide What is Life? moleküler devrimi ateşleyen metinler arasında sayılır. Bilinç araştırmalarında ise tekilcilik tezi, panpsişizm ve fenomenoloji tartışmalarında yeniden keşfedilmektedir.
Eleştiriler de üç yönden gelir. Hint-bilimciler, onun Vedanta'sının Deussen ve Schopenhauer süzgecinden geçmiş, yaşayan gelenekle teması olmayan bir okuma olduğunu — Hindistan'ı hiç görmediğini — hatırlatır. Bilim felsefecileri, "fizik mistisizmi doğruladı" popülerleştirmelerinin Schrödinger'in kendi ihtiyatını çarpıttığını vurgular; Carl Sagan gibi bilim anlatıcılarının Hint kozmolojisine mesafeli-saygılı yaklaşımı, bu popülerleştirmeyle karşıtlık içinde okunabilir. Teistik gelenekler açısından sorun ise tekilcilik öğretisinin kişisel Tanrı, yaratma ve ahlâkî sorumluluk kavramlarına yer bırakmamasıdır — What is Life? sonsözünün Katolik Dublin'de uyandırdığı huzursuzluk bunun erken örneğidir. Bütün bu gerilimlere rağmen Schrödinger, bilimin sınırları üzerine düşünen herkes için vazgeçilmez bir vaka olarak durur: Dalga denkleminin yaratıcısı, o denklemin bilinci asla açıklayamayacağını en yüksek sesle söyleyen kişiydi.
Kaynaklar
- Erwin Schrödinger, What is Life? The Physical Aspect of the Living Cell (Cambridge University Press, 1944)
- Erwin Schrödinger, Nature and the Greeks (Cambridge University Press, 1954)
- Erwin Schrödinger, Mind and Matter — Tarner Lectures (Cambridge University Press, 1958)
- Erwin Schrödinger, Meine Weltansicht (Paul Zsolnay, 1961); İng. çev. My View of the World (Cambridge University Press, 1964)
- Erwin Schrödinger, “Die gegenwärtige Situation in der Quantenmechanik”, Die Naturwissenschaften 23 (1935)
- Walter Moore, Schrödinger: Life and Thought (Cambridge University Press, 1989)
- Michel Bitbol, Schrödinger's Philosophy of Quantum Mechanics (Kluwer, 1996)
- Juan Miguel Marin, “'Mysticism' in Quantum Mechanics: The Forgotten Controversy”, European Journal of Physics 30 (2009)
- Ken Wilber (ed.), Quantum Questions: Mystical Writings of the World's Great Physicists (Shambhala, 1984)
- Paul Deussen, Sechzig Upanishads des Veda (F. A. Brockhaus, 1897)
- Arthur Schopenhauer, Die Welt als Wille und Vorstellung (1819)
- Fritjof Capra, The Tao of Physics (Shambhala, 1975)