Hinduizm
Kurucusuz, merkezsiz ve tek kitapsız bir dinler ailesi olarak Hinduizm: İndus mühürlerinden Veda kurbanına, Upanişad içselleşmesinden bhakti aşkına ve modern küresel yogaya uzanan katmanlı tarih; dharma-karma-samsāra-mokşa omurgası, tanrı tasavvurları yelpazesi, altı darśana ve kast düzeni.
“Var olan birdir; bilgeler onu türlü adlarla anar.” — Rigveda I.164.46 (ekam sat viprā bahudhā vadanti)
Adı Sonradan Konan Gelenek
“Hinduizm”, dünyanın en eski yaşayan dinsel geleneklerinden birini adlandıran en genç kelimelerden biridir. Kök coğrafîdir: Sanskritçe Sindhu (İndus nehri), Eski Farsçada Hindu biçimini alır; Ahameniş yazıtlarındaki Hinduš, nehrin ötesindeki ülkeyi gösterir. Araplar aynı topraklara el-Hind dediler; “Hindu” böylece yüzyıllar boyunca bir inancın değil bir coğrafyanın insanını işaret etti. Kelimeye “-izm” ekini takan ise 19. yüzyıl başının İngiliz sömürge idaresi ile misyoner ve oryantalist literatürüdür; 1871'den itibaren düzenli aralıklarla yapılan sömürge nüfus sayımları “Hindu” hanesini doldurtarak bu kâğıt üzerindeki kategoriyi katı bir toplumsal gerçekliğe dönüştürdü.
Geleneğin içinden konuşanlar başka adlar kullanır: vaidika dharma (“Veda'ya dayalı düzen”) ya da özellikle 19. yüzyıldan itibaren benimsenen sanātana dharma (“ezelî yasa”). İndolog Heinrich von Stietencron'un ünlü itirazına göre “Hinduizm” tek bir din değil, Hint alt kıtasında doğmuş, birbiriyle akraba dinlerin ailesidir: kurucusu yoktur, tek kutsal kitabı yoktur, merkezî otoritesi, bağlayıcı âmentüsü ve aforoz mekanizması yoktur. Yine de aile üyelerini birbirine bağlayan güçlü bir “aile benzerliği” vardır — Veda'nın en azından nominal otoritesi, karma ve yeniden doğuş öğretisi, dharma kavramı, ortak ritüel diller. Gavin Flood'un işaret ettiği gibi Hinduizm değişmez bir öz üzerinden değil, prototipler ve örtüşen özellik kümeleri üzerinden tanımlanabilir. İnanç birliğinden çok uygulama sürekliliği (ortopraksi) esastır: bir Hindu'yu Hindu yapan, neye inandığından çok neyi, nasıl ve kiminle yaptığıdır.
Katman Katman Bir Tarih
Hinduizmin tarihi, birbirini silmeden üst üste binen jeolojik katmanlara benzer; en eski tabaka bile bugün hâlâ yüzeyin bir yerinde görünür durumdadır.
İndus uygarlığı (MÖ y. 2600-1900). Harappa ve Mohenjo-daro'nun planlı kentleri, büyük ritüel havuzu ve yazısı hâlâ çözülememiş mühürleri, alt kıtanın ilk büyük dinsel arkeolojisini sunar. Kazı başkanı John Marshall 1931'de, boynuzlu ve bağdaş kurmuş bir figür taşıyan ünlü mührü “proto-Şiva” (Paşupati, “hayvanların efendisi”) olarak yorumladı; bu okuma bugün tartışmalıdır, fakat arınma havuzlarından ana tanrıça figürinlerine kadar bazı unsurların sonraki Hint dindarlığında yankılandığı görüşü ciddiyetini korur.
Veda çağı (MÖ y. 1500-500). Orta Asya kökenli Hint-Avrupa dilli toplulukların Pencap'a inişiyle, sözlü aktarımın olağanüstü sadakatiyle korunan dört Veda külliyatı şekillenir. Din, ateş kurbanı (yajña) etrafında döner: Agni ateşi, İndra fırtınayı, Varuna ise yeminleri ve kozmik düzeni (ṛta) gözetir — dharma kavramının atası bu ṛta'dır. “İşitilmiş” vahiy statüsündeki śruti metinleri, sonradan “hatırlanan” smṛti külliyatından kesin çizgiyle ayrılır.
Upanişad dönüşümü (MÖ y. 800-300). Kurban ateşi içselleşir: Upanişadlar ritüelin mekaniğinden ritüelin anlamına, kozmosdan bilince döner. Bṛhadāraṇyaka'da bilge Yājñavalkya, karma öğretisini kayıtlı literatürde ilk kez açıkça dile getirir; Chāndogya Upanişadı'nda Uddālaka oğlu Śvetaketu'ya “tat tvam asi” — “o sensin” — der: bireysel öz ātman ile evrenin taşıyıcı zemini Brahman'ın özdeşliği. Aynı yüzyıllarda Ganj havzasının śramaṇa (gezgin çileci) ortamından Budizm ve Jainizm doğar; Brahmanik gelenek bundan böyle bu rakiplerle polemik ve alışveriş içinde biçimlenecektir.
Klasik sentez (MÖ y. 200 - MS 300). Mahābhārata ve Rāmāyaṇa destanları derlenir, dharma hukuku kodlanır (Manusmṛti) ve destanın kalbine yerleşen Bhagavad Gītā, kurban dinini, bilgi mistisizmini ve kişisel tanrı sevgisini tek öğretide uzlaştırarak sonraki bütün Hinduizmin ortak metni hâline gelir.
Purāṇa ve tapınak çağı (y. 300-1200). Gupta imparatorluğuyla birlikte tapınak kültü altın çağını yaşar: kanlı kurbanın yerini çiçek, tütsü ve ışık sunusuyla yapılan pūjā alır; on sekiz büyük Purāṇa tanrı mitolojilerini ansiklopedikleştirir; Vişnu'nun çağdan çağa bedenlenişini anlatan avatāra öğretisi sistemleşir.
Bhakti hareketleri (y. 600-1700). Tamil ülkesinin Vişnucu Ālvār ve Şivacı Nāyanmār şair-azizleriyle başlayan kişisel tanrı aşkı dalgası, bin yıl içinde bütün alt kıtayı dolaşır: Bengal'de Caitanya'nın vecd içindeki Krişna aşkı, Racasthan'da prenses Mīrābāī'nin şarkıları, Tulsīdās'ın halk dilindeki Rāmāyaṇa'sı ve İslâm tasavvufuyla Hindu adanmışlığının kesişiminde duran dokumacı Kabîr. Kast ve Sanskrit tekelini aşan bu halk dili dindarlığı, bugün yaşayan Hinduizmin ana rengidir.
Tantra (y. 500'den itibaren). Veda çizgisinin kıyısında, bedeni ve evreni enerji haritaları olarak okuyan, ritüel ihlali bilinçli bir yönteme dönüştüren ezoterik Tantra akımı gelişir; Hindu ve Budist biçimleriyle Keşmir'den Bengal'e, Himalayalar'dan Bali'ye uzanan bir ağ kurar.
Reform ve küreselleşme (19.-20. yüzyıl). Sömürge karşılaşması geleneği kendi üzerine düşünmeye zorlar: Rammohan Roy'un Brahmo Samāj'ı (1828) imge tapımını ve satī'yi reddeden tektanrıcı bir Upanişad dini önerir; Dayānanda Sarasvatī'nin Ārya Samāj'ı (1875) “Vedalara dönüş” çağrısı yapar. Mistik Ramakrişna'nın öğrencisi Vivekananda, 1893 Chicago Dünya Dinler Parlamentosu'nda neo-Vedānta'yı Batı'ya taşır; Gandhi dharma etiğini ve ahimsā'yı sömürge karşıtı siyasete tercüme eder; Krishnamacharya'nın Mysore sarayındaki yoga atölyesinden çıkan öğrenciler ise âsana pratiğini yüzyılın sonunda gezegensel bir kültüre dönüştürür.
Kavramsal Omurga: Dharma, Karma, Samsāra, Mokşa
Mezhepler ve felsefe okulları ne kadar çeşitlenirse çeşitlensin, dört kavramlık bir omurga hemen bütün Hindu sistemlerinde ortaktır:
- Dharma: hem evreni ayakta tutan kozmik düzen hem kişinin doğumuna, yaşına ve konumuna göre değişen görev. Gītā'nın ünlü ilkesi bunu keskinleştirir: “Kendi dharman, kusurlu da olsa, başkasının iyi yapılmış dharmasından yeğdir” (3.35). Tek tip ahlâk yerine konumsal etik — Hinduizmi âmentü dinlerinden ayıran temel özellik budur.
- Karma: her bilinçli eylemin, faili er geç bulan bir meyvesi (phala) olduğu yasası. Ne ceza ne ödül dağıtan bir yargıç vardır; karma kişisel olmayan bir nedensellik olarak işler.
- Samsāra: karmanın döndürdüğü doğum-ölüm-yeniden doğum çarkı. Varoluş biçimleri — tanrılar dahil — bu çark içinde geçicidir; tanrı olarak doğmak bile nihaî kurtuluş değildir.
- Mokşa: çarktan kurtuluş; kimine göre Brahman'la özdeşliğin bilgisi, kimine göre Tanrı'yla ebedî sevgi ilişkisi. Klasik şema mokşayı, insan yaşamının dört meşru amacının (puruṣārtha: dharma, refah/artha, haz/kāma, kurtuluş/mokṣa) en yükseği sayar.
Zaman tasavvuru da bu omurgaya uygun biçimde çevrimseldir: evren, altın çağdan demir çağa inen yuga dizileri ve Brahmā'nın “günleri” olan kalpalar hâlinde sonsuzca kurulur ve çözülür. Tarih doğrusal bir kurtuluş dramı değil, nefes alıp veren bir kozmos ritmidir.
Tanrıların Yelpazesi: Politeizmden Monizme
Rigveda otuz üç tanrıdan söz eder; sonraki gelenek bunu “33 koti”ye çevirir — kelime hem “sınıf” hem “on milyon” okunabildiğinden halk muhayyilesinde sayı “330 milyon tanrı”ya şişer. Oysa aynı Rigveda, epigraftaki dizede çokluğun ardındaki birliği çoktan dile getirmiştir. Max Müller bu özgül tavır için henoteizm terimini önerdi: ibadet ânında yönelinen tanrıyı en yüce sayma, ötekileri inkâr etmeme. Klasik dönemde bu tavır iṣṭa-devatā — kişinin ya da ailenin “seçilmiş tanrısı” — kurumunda incelir: aynı evde biri Şiva'ya, öteki Krişna'ya yönelebilir; bu, bölünme değil iş bölümüdür.
Kabaca dört büyük mezhep ailesi ayırt edilir: Vaişnavizm, koruyucu Vişnu'ya ve Krişna ile Rāma başta olmak üzere avatāralarına yönelir; Şaivizm, çileci ve kozmik dansçı Şiva'yı mutlak sayar; Şaktizm, tanrısallığı dişil güç (Śakti, Devī, Kālī, Durgā) olarak tapınır ve tantrayla iç içedir; Smārta gelenek ise beş tanrılı sunağıyla (pañcāyatana) bilinçli bir çoğulculuğu temsil eder ve felsefî olarak Advaita'ya yaslanır. Brahmā-Vişnu-Şiva üçlüsü (trimūrti) ders kitaplarında sevilen bir şemadır; kült gerçekliğinde ise yaratıcı Brahmā'ya adanmış tapınak alt kıtada bir elin parmakları kadardır.
Tapınım pratiği görme üzerine kuruludur: tanrının kutsanmış imgesi (mūrti) karşısında durup darśana almak — görmek ve görülmek —, sunulan yiyeceğin kutsanmış artığını (prasāda) paylaşmak, ritmi mantrayla ve Om hecesiyle kurmak. Diana Eck'in vurguladığı gibi Hindu dindarlığı “işitilen söz” kadar “görülen imge”nin dinidir.
Kurtuluş Yolları: Mārga'lar
Bhagavad Gītā'nın sistemleştirdiği üçlü tipoloji, sonraki bütün geleneğin ortak dili olmuştur:
- Karma-mārga: eylem yolu — dünyadan kaçmadan, fakat eylemin meyvesine tutunmadan (niṣkāma karma) görev yapmak. Gandhi'nin siyasal etiği bu ilkenin modern okumasıdır.
- Jñāna-mārga: bilgi yolu — ātman ile Brahman'ın özdeşliğini duymak, düşünmek ve doğrudan gerçekleştirmek; tipik taşıyıcısı dünyayı terk etmiş sannyāsin'dir.
- Bhakti-mārga: adanma yolu — Tanrı'ya kişisel aşk ve teslimiyet; kast, cinsiyet ve öğrenim ayrımı gözetmeyen bu yol, çoğunluğun yoludur.
Sonraki gelenek buna Patañjali'nin sekiz basamaklı sistemini, meditatif rāja-yogayı ekler; hatha yoga bedeni bir simya kabına, prāna nefesini de işlenecek hammaddeye dönüştürür. Yolların çokluğu Hinduizmin tipik cevabıdır: mizaçlar farklıysa, yöntemler de farklı olmalıdır.
Altı Darśana: Felsefenin Bakış Açıları
Klasik düşünce, Veda otoritesini tanıyan (āstika) altı “görüş noktası”nı (darśana) üç çift hâlinde sıralar: mantık ve epistemoloji geliştiren Nyāya ile atomcu doğa felsefesi Vaiśeṣika; evreni bilinç (puruṣa) ve madde-doğa (prakṛti) ikiliğiyle açıklayan Sāmkhya ile onun pratik uygulaması sayılan Yoga; Veda ritüelinin yorum bilimi Mīmāmsā ile Upanişadların yorum bilimi Vedānta.
Sonraki bin yılın ana sahnesi Vedānta'nın iç tartışmasıdır: Gaudapāda'nın hazırladığı zeminde Śankara'nın Advaita'sı mutlak ikisizliği savunur — çokluk, māyānın örtüsüdür; Rāmānuja'nın Viśiṣṭādvaita'sı birliği korurken ruhlara ve dünyaya Tanrı'nın “bedeni” olarak gerçeklik tanır ve bhaktiye felsefî meşruiyet kazandırır; Madhva'nın Dvaita'sı ise Tanrı ile ruh arasındaki farkı ebedî ilan eder. Veda otoritesini reddeden (nāstika) kanatta materyalist Cārvāka, Budizm ve Jainizm durur — reddedilen, fakat yüzyıllar boyu münazara salonlarında ciddiye alınan muarızlar.
Toplumsal Doku: Varna, Jāti, Āşrama
Rigveda'nın Puruṣa ilahisi (10.90), toplumu kozmik insanın bedeninden türetir: ağzından brāhmaṇalar (ritüel ve öğretim), kollarından kṣatriyalar (yönetim ve savaş), kalçalarından vaiśyalar (ticaret ve tarım), ayaklarından śūdralar (hizmet). Bu dörtlü varna şeması ideolojik çerçevedir; yerde işleyen gerçeklik ise binlerce jāti — evlilik, meslek ve yemek paylaşımıyla sınırlanmış doğum grubu — üzerinden yürür. Louis Dumont'un klasik çözümlemesi sistemi saflık/kirlilik ekseninde okur: hiyerarşinin ölçüsü güç değil, ritüel arılıktır. Şemanın dışına itilmiş “dokunulmazlar”ın yüzyıllar süren dışlanması, modern Hindistan'ın kurucu hukukçusu B. R. Ambedkar'ın 1956'da yüz binlerce takipçisiyle Budizme geçişi gibi tarihsel kopuşlar doğurmuştur; anayasa ayrımcılığı yasaklar, etnografik gerçeklik ise dönüşerek sürer.
Bireysel yaşam da evrelenmiştir: öğrencilik (brahmacarya), ev sahipliği (gṛhastha), ormana çekilme (vānaprastha) ve dünyadan bütünüyle vazgeçiş (sannyāsa) — dört āşrama. Doğumdan cenazeye uzanan geçiş ritleri (saṃskāra), kutsal coğrafyada hac (tīrtha), Ganj kıyısındaki Kāśī'de (Banaras) ölmenin kurtuluş sayılması ve on iki yılda bir milyonlarca insanı aynı nehir kavşağında toplayan Kumbh Melā — yeryüzünün en büyük periyodik insan toplanması — bu dokunun yaşayan etnografyasıdır.
Karşılaştırmalı Bakış
Karşılaştırmalı din araştırması için Hinduizm, neredeyse bütün tipolojileri bozan bir sınır örneğidir. İbrahimî dinlerin âmentü, tek kitap ve doğrusal tarih üçlüsüne karşı Hinduizm ortopraksiyi, katmanlı külliyatı ve çevrimsel zamanı koyar; “din değiştirme” kavramı bile geleneksel çerçevede zor işler, çünkü üyelik inanca değil doğuma ve pratiğe bağlıdır. Budizm ve Jainizm ile ortak bir gramer paylaşır — karma, samsāra ve kurtuluş üçgeni her üçünde de kurucudur —; ayrım kendilik öğretisinde düğümlenir: Hindu okulların ebedî ātman'ına karşı Buda, kalıcı özün bulunmadığını (anātman) ve her şeyin süreksizliğini (anicca) öğretir; hedef kavramlarının ayrıntılı kıyası için nirvāna-mokşa karşılaştırmasına bakılabilir.
İslâm dünyasıyla temas, karşılaştırmalı din biliminin ilk büyük anıtlarından birini üretmiştir: Bîrûnî'nin Sanskrit kaynaklarına inerek yazdığı Tahkîku mâ li'l-Hind'i (y. 1030), Hint öğretilerini polemiğe düşmeden betimleme çabasıyla hâlâ şaşırtıcıdır. Babürlü şehzade Dârâ Şükûh'un elli Upanişad'ı Farsçaya çevirttiği Sirr-i Ekber (1657), Anquetil-Duperron'un Latincesi (Oupnek'hat, 1801-02) üzerinden Schopenhauer'ın eline ulaşmış ve Avrupa felsefesinin Hint'le ilk derin karşılaşmasını başlatmıştır. Bugün yaklaşık 1,1-1,2 milyar mensubuyla Hinduizm Hindistan ve Nepal'de çoğunluğu, Endonezya'nın Bali adasında ada ölçeğinde canlı bir kültürü ve küresel bir diasporayı kapsar; Savarkar'ın 1923'te formüle ettiği “Hindutva” ise araştırmacıların dinin kendisinden özenle ayırt ettiği modern bir siyasal milliyetçilik biçimi olarak ayrıca incelenir. Bütün bu genişlik içinde geleneği bir arada tutan şey, belki de en eski ilahinin ilkesidir: hakikat tektir, yollar ve adlar çoğuldur.
Kaynaklar
- Gavin Flood, An Introduction to Hinduism (Cambridge University Press, 1996)
- Axel Michaels, Hinduism: Past and Present (Princeton University Press, 2004; Almanca aslı Der Hinduismus, 1998)
- Klaus K. Klostermaier, A Survey of Hinduism (SUNY Press, 3. baskı 2007)
- Wendy Doniger, The Hindus: An Alternative History (Penguin, 2009)
- Heinrich von Stietencron, “Hinduism: On the Proper Use of a Deceptive Term”, Hinduism Reconsidered içinde (ed. G.-D. Sontheimer & H. Kulke, Manohar, 1989)
- Patrick Olivelle, The Early Upaniṣads: Annotated Text and Translation (Oxford University Press, 1998)
- Louis Dumont, Homo Hierarchicus: Le système des castes et ses implications (Gallimard, 1966)
- Diana L. Eck, Darśan: Seeing the Divine Image in India (Anima Books, 1981)
- Mircea Eliade, Le Yoga: Immortalité et liberté (Payot, 1954)
- Jonathan Parry, Death in Banaras (Cambridge University Press, 1994)
- Ebû Reyhân el-Bîrûnî, Tahkîku mâ li'l-Hind (y. 1030; İng. çev. E. Sachau, Alberuni's India, 1888)
- Ali İhsan Yitik, Hint Dinleri (İzmir İlâhiyat Vakfı Yayınları, 2005)
- Korhan Kaya, Hinduizm (Dost Kitabevi, 2001)