Önemli Şahsiyetler

Jiddu Krishnamurti

Hint asıllı dünya öğretmeni (1895-1986); Theosofik Topluluğun 'Dünya Öğretmeni' rolünü 1929'da reddederek 'Hakikat patikasız bir ülkedir' formülüyle gelenek-ötesi bir farkındalık öğretisi geliştirdi.

24 bağlantı Orta Önemli Şahsiyetler Haritada göster → ⌛ 20. yüzyıl

Jiddu Krishnamurti

Hayatı

Jiddu Krishnamurti (12 Mayıs 1895 - 17 Şubat 1986), 20. yüzyıl maneviyatının en sıra dışı figürlerinden biridir. Güney Hindistan'ın Andhra Pradesh eyaletindeki Madanapalle kasabasında, Brahman bir ailenin sekizinci çocuğu olarak doğdu. Ailesi, Telugu Brahmanları arasında ortalama gelir düzeyindeydi; babası Jiddu Narayaniah, İngiliz sömürge yönetiminde küçük bir devlet memuruydu. Annesi Sanjeevamma, 1905'te küçük Krishnaji on yaşındayken vefat etti; bu erken kayıp, Krishnamurti'nin kişiliğinde uzun süreli izler bıraktı. Mary Lutyens'in Krishnamurti: The Years of Awakening (1975) kitabında ayrıntılandırıldığı üzere, çocuk Krishnaji ölümünden sonra annesinin hayaletini sıkça gördüğünü ifade etmiş; bu çocukluk vizyonları, ileride Theosofistlerin onun "olağanüstü psişik kapasitesi" şeklinde okuyacakları nitelikler olarak yorumlanacaktı.

Babasının Theosofik Topluluk'a duyduğu ilgi sayesinde aile, 1909'da Adyar'daki (Madras yakınlarındaki) Theosofik Topluluk genel merkezine taşındı. Burada henüz on dört yaşındaki Krishnaji, Charles Webster Leadbeater tarafından sahilde gezinirken görüldü. Leadbeater -kendi anlatımına göre- bu küçük Hint çocuğunda "aurada hiçbir kişisel kibir tortusu olmayan, olağanüstü saf" bir varlık tespit etti ve onun gelecekteki "Dünya Öğretmeni"nin (World Teacher) bedeni olacağına karar verdi. Theosofik Topluluk'un başkanı Annie Besant, bu seçimi resmen onayladı ve Krishnamurti'yi (genç kardeşi Nityananda ile birlikte) kendi yasal vesayeti altına aldı. Bu vesayet, babasıyla yasal bir çekişmeye yol açtı: 1912'de Madras Yüksek Mahkemesi'nin verdiği karar Besant lehine sonuçlandı ancak iki çocuk Hindistan'dan çıkarılmadan önce mahkeme süreci yıllar sürdü.

1911'de Order of the Star in the East (OSE) adlı uluslararası örgüt, Krishnamurti'yi "Dünya Öğretmeni"nin gelişini duyurmak ve onun gelecekteki tebliğini desteklemek üzere kuruldu. Sonraki yirmi yıl boyunca Krishnamurti, theosofik öğretiler doğrultusunda eğitildi; İngiltere'de özel ders aldı, üç defa Oxford'a kabul edilmek için sınavlara girdi (üçünde de başarısız oldu — bu, klasik anlamda akademik bir kariyerin imkânsızlığını gösteriyordu). Lutyens ailesinin Wimbledon ve Surrey evlerinde uzun yıllar misafir olarak yaşadı; Lady Emily Lutyens (Mary Lutyens'in annesi) onun yakın ailesi gibi oldu. Avrupa aristokrasisi, sanat çevreleri ve theosofik takipçilerden oluşan geniş bir hayran kitlesi onun etrafında toplandı. Krishnamurti, bu yıllarda spor yapan, krep takım giymeyi seven, golf ve tenis oynayan, motosiklet kullanan; dış görünüm itibariyle son derece Batılı bir genç adam olarak yetişti. İçeride ise, theosofik dünyanın inşa ettiği "Mesih-rolü" ile kendi gerçek deneyimi arasında giderek artan bir uçurum yaşıyordu.

1922'de Kaliforniya'nın Ojai vadisinde, kardeşi Nityananda ile birlikte tüberküloz tedavisi gördüğü sırada -The Process olarak adlandırılan- yoğun mistik bir deneyim yaşadı. Şiddetli baş ağrıları, beden algısında ani değişiklikler, içsel ışık deneyimleri ve geleneksel anlamda mistik kundalini yükselişi olarak yorumlanabilecek fenomenlerle dolu bu süreç, hayatı boyunca aralıklarla tekrarlandı. Lutyens'in ikinci cildi Krishnamurti: The Years of Fulfilment (1983) bu sürecin günlük ayrıntılarını içerir. Olay, Theosofistler tarafından "Dünya Öğretmeni'nin bedenine yerleşme süreci" olarak yorumlandı; Krishnamurti'nin kendisi ise tüm yaşamı boyunca bu deneyimi spekülatif kavramlardan uzak tutmayı tercih etti, sadece olayların somut tanımına bağlı kaldı. 1925'te kardeşi Nityananda'nın aynı hastalıktan vefatı, Krishnamurti'nin theosofik dünya görüşüyle ilk büyük gerilimini yarattı: Topluluğun "ustaları" (Mahatmalar), Nityananda'nın iyileşeceğini garanti etmişti. Nitya'nın ölümünden sonra Krishnamurti'nin theosofik öğretileri sorgulamaya başladığı görülmektedir.

Çözülme Konuşması (1929) ve Kırılma

3 Ağustos 1929'da, Hollanda'nın Ommen şehri yakınlarındaki Castle Eerde'de düzenlenen Star Camp'te, 3.000 takipçinin önünde Krishnamurti tarihî kararını açıkladı. Order of the Star örgütünü -kendisinin başında olduğu, milyonlarca dolar mal varlığı ve dünya çapında binlerce üyesi bulunan örgütü- feshetti. Konuşmasının en ünlü pasajı şöyleydi: "Hakikat patikasız bir ülkedir (Truth is a pathless land), ve onu herhangi bir patikadan, herhangi bir dinden, herhangi bir mezhepten ulaşamazsınız." Bu cümle, Krishnamurti'nin sonraki 57 yıllık öğretisinin temel formülü oldu.

Konuşmasında belirttiği temel sebepler şunlardı: Hiçbir kurumsallaşma -ne kadar iyi niyetli olursa olsun- bir bireyin doğrudan farkındalığının yerini tutamaz; bir "otorite" beklemek, kişinin kendi iç hakikatinden kaçışıdır; bir öğretmenin takipçisi olmak, takipçinin kendi gözlemini körleştirir. Konuşmanın bir diğer kritik pasajı: "Hakikat bir kurum içinde örgütlenemez. Onu örgütlemek için hiçbir patika yoktur; ve eğer biri ona varmışsa, bu varış kendi yolundandır. Eğer onu mali olarak desteklemek üzere bir örgüt kurarsanız, hakikat o örgütün desteklediği şeylerden biri olur, artık hakikat olmaktan çıkar."

Konuşmanın metni, Star Bulletin dergisinde aynı ay yayımlandı ve dünya basınında The New York Times, The Times of London, Le Figaro gibi yayınların kapaklarında yer aldı. Annie Besant bu kararı duygusal bir sarsıntıyla karşıladı ama kabul etti; o yıl Adyar'a dönüp 1933'te vefat edene kadar Krishnamurti ile şahsi sevgisini sürdürdü. Topluluğun büyük çoğunluğu ise hayal kırıklığı yaşadı; Leadbeater "Bütün proje çökmüştür" şeklinde bir özel mektup yazdı. OSE'nin İngiltere, Hollanda, Amerika ve Hindistan'daki mülkleri yeni kurulan vakıflar arasında bölüştürüldü; Eerde Şatosu, Ommen'deki kamp arazileri ve Hollanda mülkleri sonradan Krishnamurti Vakıflarına intikal etti. Lutyens'in Krishnamurti: The Years of Awakening kitabı, bu kırılmanın ne kadar ağır sonuçlar doğurduğunu mektup ve günlüklerle detaylandırır; öğretmen ve takipçileri arasındaki güç dinamiklerinin manevi sahnedeki riskleri konusunda hâlâ vaka çalışması olarak okunan bir dökümdür.

Öğretisinin Özü: Choiceless Awareness

Krishnamurti'nin sonraki 57 yıl boyunca dünyanın çeşitli yerlerinde -Saanen (İsviçre), Brockwood Park (İngiltere), Madras ve Bombay (Hindistan), Ojai (Kaliforniya), Rishi Valley (Hindistan)- verdiği binlerce konuşmanın merkezinde choiceless awareness (seçimsiz farkındalık) kavramı durur. Bu, herhangi bir teknik, mantra, mudra, postür ya da yöntem içermeyen, doğrudan ve yorumsuz bir gözlem halidir. Krishnamurti, kendi öğretisini her yıl Saanen'de düzenlediği on-on iki günlük yaz konferanslarıyla (1961-1985 arası) en yoğun biçimde aktarmıştır; bu konuşmalar hem kayda alınmış hem de transkripsiyonu yapılmıştır, ve Krishnamurti Vakıfları'nın arşivlerinin temelini oluşturur.

Krishnamurti'ye göre gözleyen, gözlenenden ayrı değildir ("The observer is the observed"). Bu formül, Advaita Vedanta'nın geleneksel "sâkşin" (tanık) öğretisinden önemli bir noktada ayrılır: Klasik Advaita, gözleyen sâkşin'in değişmez Brahman olduğunu ve bedensel-zihinsel olayları seyrettiğini söyler; Krishnamurti ise gözleyen ile gözlenen arasındaki ayrımın kendisinin bir düşünce yapısı olduğunu, bu ayrım çözüldüğünde "sâkşin" kavramının da gereksizleştiğini iddia eder. Bu radikal yaklaşım, onu hem Hint geleneksel okullarından hem de Batılı meditasyon ekollerinden ayırır.

Diğer temel kavramlar şunlardır:

Bu kavramlar bir doktriner sistem oluşturmaz; daha çok, dinleyicinin kendi gözlemini canlandırmak için kullanılan sorgulayıcı işaretlerdir. Krishnamurti'nin söyleşi formatı, klasik bir ders değil, ortak bir araştırma niteliğindeydi: "Hadi birlikte bakalım — birlikte gözlemleyelim — ben yanıtı bilmiyorum, siz de bilmiyorsunuz; sorunun kendisine bakalım." Bu "birlikte sorgulama" stili, ilerideki Bohm-Krishnamurti diyalog formatını ve günümüzdeki çeşitli "sokratik diyalog" çağdaş uygulamalarını doğrudan etkilemiştir.

Krishnamurti'nin öğretisindeki bir başka temel kategori "koşullanma" (conditioning) kavramıdır. Ona göre insan zihni, doğumdan itibaren milyonlarca etkilenmenin -aile, eğitim, kültür, dil, dinsel idealler, ulusal kimlik, ekonomik konum, kişisel deneyim- biriken çökellerinden oluşur; bu çökeller, bir kişinin ne hissetmesi, ne düşünmesi ve nasıl davranması "gerektiğine" dair otomatik kalıplar üretir. Hakiki özgürlük, herhangi bir tek koşullanmayı (örneğin Hindu, Hristiyan, Müslüman, ya da seküler) terk edip başka bir koşullanmaya geçmek değildir; bütün koşullanma yapısının kendisinin gözlemlenip dağıtılmasıdır. Bu, budizm'deki sankhārā (oluşumsal kalıplar) kavramının modern psikolojik diline çevrilmiş halidir. Krishnamurti, klasik Budist literatür ile bu paralelliği nadiren açıkça kurardı, ancak yapısal eşdeğerlik takipçileri tarafından sıkça tartışılmıştır.

Krishnamurti'nin "meditasyon" anlayışı, klasik manevi pratiklerden köklü biçimde ayrılır. Ona göre meditasyon: (1) belirli bir zamanda, belirli bir postürde yapılan bir egzersiz değildir; (2) bir teknik kazanmak değildir; (3) bir ödülün, deneyimin ya da huzurun elde edilmesi değildir; (4) bir öğretmenin yönlendirmesinde aşamalı ilerleme değildir. "Gerçek meditasyon, kişinin sıradan günlük yaşamı boyunca, hareket, ilişki, çalışma ve düşüncenin tam içinde, yorumsuz farkındalığın korunmasıdır. Meditasyon, meditasyon-yapan'ın olmadığı haldir." Bu formülasyon, Zen'in mu (yokluk) öğretisi ve Dzogchen'in rigpa (saf farkındalık) kavramıyla yapısal akrabalık gösterir; ancak Krishnamurti bu geleneklerin terminolojisini hiç kullanmadı.

Önemli Eserleri ve Diyaloglar

Krishnamurti hiçbir zaman sistematik bir kitap yazmadı; tüm eserleri konuşmaların, diyalogların ve günlüklerinin derlemesidir:

Konuşma kayıtlarının video arşivleri, Krishnamurti Vakfı'nın resmi sitesinde (jkrishnamurti.org) açık erişimle yayımlanmaktadır; binlerce saatlik kayıt, dünyanın hemen her ülkesinden takipçi tarafından dinlenmektedir.

Karşılaştırmalı Perspektif

Advaita Vedanta ile: Yukarıda belirtildiği gibi, "gözleyen=gözlenen" formülü Advaita ile yakın komşudur ama klasik Advaita'nın metafizik kategorilerini -Brahman, Atman, Maya- kullanmaz. Ramana Maharshi ve Krishnamurti aynı yüzyılda Hindistan'da yaşadı ama kendileri hiç görüşmediler; öğretileri arasındaki paralellik, takipçileri için sürekli bir karşılaştırma konusu olmuştur. Ramana'nın "Ben kimim?" sorusu ile Krishnamurti'nin "gözleyen gözlenendir" formülü, aynı kapıyı farklı kapı tokmaklarıyla çalmaktadır. Klasik Vedanta uzmanı Swami Venkatesananda 1969'da Krishnamurti ile bir dizi diyalog yaptı; bu diyaloglar The Awakening of Intelligence içinde bulunabilir ve Krishnamurti'nin Vedanta terminolojisine ne kadar mesafe koyduğunu, ama aynı zamanda nihai içerikte ne kadar yakın olduğunu açıkça gösterir.

Zen Budizmi ile: Krishnamurti'nin "yöntemsizlik yöntemi", Zen'in özellikle Sōtō ekolündeki shikantaza (sadece oturmak) pratiğine yapısal olarak çok yakındır. Her ikisinde de teknik, kavram ve kazanım fikri terkedilir. Krishnamurti, Japon Zen ustası Shunryu Suzuki ile dolaylı diyaloglar içinde olmuş; Beginner's Mind (acemi zihni) kavramı, Krishnamurti'nin "taze, koşullanmamış zihin" çağrısıyla örtüşür. Sunyata (öz-boşluk) öğretisinin pratik versiyonu olarak Krishnamurti'nin "ego'nun yokluğu" tanımı okunabilir. Koan geleneğinin paradoks-temelli yöntemi, Krishnamurti'nin söyleşi stilindeki kasıtlı çelişkilerle yapısal akrabalık gösterir: "Eğer aramazsan bulamazsın, eğer ararsan engelin sensin."

Tasavvuf ile: Krishnamurti, Mevlana ya da İbn Arabi gibi figürleri nadiren açıkça andı, ancak fena kavramı ile onun "ego'nun bitmesi" ("ending of the self") tezi şaşırtıcı derecede yakındır. "Hakikat patikasız bir ülkedir" formülünün tasavvuftaki paralellerinden biri, Bayazid Bistami'nin "Tarîk yoktur, geniş çayırda iz aramak boşunadır" söylemidir; bir başka paralel Hallac-ı Mansur'un "Ene'l-Hak" (Ben Hakk'ım) ifadesinin -bütün ego pozisyonlarını çözen- radikal yıkıcılığıdır. Yine de Krishnamurti, seyr-ü sülûk (yol seyahati) kavramının kendisine güvenmez; her aşamalı modelin, kendi içinde, gerçek farkındalığa engel olabileceğini savunur. Bu noktada Melamilik geleneğinin "makamsızlık makamı" anlayışı ile Krishnamurti'nin tavrı arasında ilginç bir yapısal benzerlik vardır.

David Bohm ve Bilim Diyaloğu: Krishnamurti'nin entelektüel mirasının en özgün boyutu, kuantum fizikçisi David Bohm ile 1965-1985 arasında sürdürdüğü on yedi yıllık diyalogtur. Bohm, kendi "implicate order" (ima-edilen düzen) kuramını geliştirirken Krishnamurti'nin "düşünce-düşünür ayrımının çözülmesi" tezine açık entelektüel borç ifade etti. The Ending of Time (1985) bu diyalogların doruğudur ve kuantum mekaniği ile gözlemcinin yapısı arasındaki ilişkiyi araştırır. Bohm'un Wholeness and the Implicate Order (1980) kitabı, Krishnamurti'nin etkisini açık bir entelektüel borç olarak içerir; özellikle düşüncenin kolektif-tarihsel doğası, parça-bütün ilişkisi ve gözlemcinin nesneye katılımı konularında ortak bir kavramsal alan üretmişlerdir.

Bohm'un Krishnamurti'den aldığı düşünsel borç, akademik fizik camiasının kabul ettiği bir gerçektir. Bohm, Einstein'ın asistanlığını yapmış, kuantum mekaniğinde "saklı değişkenler" (hidden variables) yorumunu geliştirmiş ve Aharonov-Bohm etkisini keşfetmiş ilk-sıra bir fizikçiydi. Onun Krishnamurti ile düzenli buluşmaları, çağdaş bilim-maneviyat diyaloğunun en ciddi, en akademik dokümante edilmiş örneklerinden biridir. The Ending of Time'da işlenen "düşüncenin sonu mümkün mü?" sorusu, hem sıradan bir psikolojik sorgulama hem de kuantum-kozmolojik bir tahayyüldür: Eğer düşüncenin yapısı, evrenin geri kalan yapısıyla derinden bağlıysa, düşüncenin radikal dönüşümü, evrenin algılanışında da bir dönüşüm anlamına gelir. Bu, Bohm'un sonraki "holomovement" (bütüncül-hareket) kuramının düşünsel zemini olmuştur.

Bohm ve Krishnamurti'nin geliştirdiği "Dialogue" (Bohm Dialogue) yöntemi, vefatlarından sonra çeşitli akademik ve kurumsal ortamlarda uygulanmaya başladı. Standart bir grup tartışmasından farklı olarak Bohm Dialogue'da: (1) önceden bir gündem yoktur; (2) katılımcılar tezlerini savunmak yerine birlikte gözlemler; (3) düşünceler önyargısız bir akış olarak görülür; (4) ortak bir "meaning field" (anlam alanı) oluşması hedeflenir. MIT'in Society for Organizational Learning programında Peter Senge tarafından geliştirilen "learning organization" modelinin temel pratiklerinden biri Bohm Dialogue'dur. Bu, kurumsal düşünce alanında Krishnamurti'nin etkisinin somut bir uzantısıdır.

Modern Etkisi

Krishnamurti, 1986'da Kaliforniya'nın Ojai vadisinde -kemik kanseri sonucu- vefat etti. Geride Krishnamurti Foundation (Hindistan'da Madras-Chennai, İngiltere'de Brockwood Park, ABD'de Ojai merkezli; ayrıca Latin Amerika'da bağımsız bir vakıf) ve birkaç bağımsız okul bıraktı. Rishi Valley School (Hindistan, 1926'da kurulmuş), Brockwood Park School (İngiltere, 1969), Oak Grove School (Ojai, 1975), The School (Adyar) ve Bal Anand Vasanta Vihar Krishnamurti'nin eğitim felsefesini uygulayan kurumlardır; bunlarda otorite-tabanlı disiplin yerine doğrudan gözlem, korku-tabanlı motivasyon yerine ilgi-temelli öğrenme, sınav-merkezli rekabet yerine işbirliği-temelli araştırma öne çıkarılır. Bu eğitim anlayışı, Sudbury Valley School ve Summerhill gibi alternatif eğitim hareketleriyle yapısal akrabalık gösterir; ancak Krishnamurti'nin getirdiği özgün vurgu, eğitimin nihai amacının "akademik başarı" değil, "bütünlüklü insan" yetiştirmek olmasıdır.

Eckhart Tolle, kendi öğretisinin oluşumunda Krishnamurti'nin söyleşilerini Londra dönemindeki temel okumalardan biri olarak anar; ancak Tolle, Krishnamurti'nin reddettiği şekilde popüler, anlaşılır ve neredeyse "satılabilir" bir formülasyon geliştirmiştir. Bu nedenle Krishnamurti puristleri, Tolle'yi öğretinin sulandırılması olarak görür; Tolle takipçileri ise Krishnamurti'yi modern okuyucu için fazla ulaşılmaz bulur. Bu gerilim, çağdaş Batı maneviyatındaki "saflık-erişebilirlik" diyalektiğinin tipik bir örneğidir. Joseph Campbell ile 1924'teki gemi tanışıklığı yukarıda anılmıştı; bu erken karşılaşma, Campbell'ın Doğu felsefesine ilgisini şekillendirmiştir. Aldous Huxley, Henry Miller, Bohm, Pupul Jayakar (Indira Gandhi'nin yakın arkadaşı, Krishnamurti'nin biyografisini yazan Hint kültür yönetiminden bir figür) ve Indira Gandhi'nin kendisi Krishnamurti'nin Hindistan'daki tanıdıkları arasındaydı; Krishnamurti'nin Hindistan'daki konuşmaları, ulusal entelektüel sahnede önemli bir yer tutmuştur.

Akademik dünyada Krishnamurti'nin alımlanması karmaşıktır. Karşılaştırmalı din bilimi onun "hiçbir geleneğe ait olmamak" iddiasını gelenek-ötesi bir tutum olarak işaretler; eleştirmenler ise bu iddianın kendisinin örtük bir Advaita-Zen sentezini yansıttığını öne sürer. Robert McLaughlin'in The Indian Sources of the Teachings of J. Krishnamurti (1986) gibi çalışmaları, Krishnamurti'nin söyleminin geleneksel Hint kategorileriyle örtük bağlarını izleyen incelemelerdir. Mary Lutyens'in iki ciltlik biyografisi -Krishnamurti: The Years of Awakening (1975) ve Krishnamurti: The Years of Fulfilment (1983) ile son ciltteki Krishnamurti: His Life and Death (1990)- bu tartışmanın birincil kaynak materyalini sunar; ayrıca Radha Rajagopal Sloss'un Lives in the Shadow with J. Krishnamurti (1991) kitabı, Krishnamurti'nin uzun yıllar yöneticisi Rajagopal'in eşiyle yaşadığı gizli ilişki dahil, hayatının daha az bilinen yüzlerini gün yüzüne çıkarmıştır. Sloss'un kitabı, Krishnamurti'nin öğretisinin etik tutarlılığı üzerine ciddi soru işaretleri yaratmıştır; takipçiler arasında bu konu hâlâ tartışılır.

Krishnamurti'nin mirasının kalıcı katkısı şudur: 20. yüzyılın ikinci yarısında, kurumsallaşmamış bir maneviyatın mümkün olduğunu büyük bir kitleye gösterdi. Onun "ne öğretmen ne takipçi, ne yöntem ne kazanım, ne Doğu ne Batı" formülü, ardından gelen new age hareketten Tolle gibi popüler figürlere, Buddhist modernizmden çağdaş Advaita satsang sahnesine kadar geniş bir manevi yelpazenin altyapısını sundu. Çağdaş psikoterapide -özellikle Bohm-Krishnamurti'den esinlenen Dialogue grupları, Kabat-Zinn'in MBSR programının bazı boyutları, Mindfulness in Schools Project gibi eğitim girişimleri- onun izi açıkça izlenebilir.

Krishnamurti'nin Türkiye'deki alımlanması da kayda değerdir. Bilinen'den Özgürlük başlığıyla Türkçeye çevrilen Freedom from the Known, ardından İlk ve Son Özgürlük, Sevgi ve Yalnızlık Üzerine, Yaşam Üzerine Yorumlar gibi başlıklarla Ayna Yayınevi ve Ege Meta gibi yayıncılar tarafından yıllar içinde yayımlandı. İstanbul'daki bağımsız "Krishnamurti Çalışma Grupları" 1990'lardan itibaren faaliyet göstermektedir. Türkiye'deki çağdaş manevi düşüncede Mevlana geleneği ile Krishnamurti'nin "ego'nun yokluğu" anlayışı arasındaki yapısal yakınlık, akademik karşılaştırma çalışmalarının yanı sıra popüler felsefe yayınlarının da konusu olmuştur.

Onun -kelimenin tam anlamıyla- patikasız ülkesi, çağdaş karsilastirmalı maneviyatın hem en provokatif hem de en kalıcı önerilerinden biri olmayı sürdürmektedir. 2025 itibarıyla Krishnamurti Vakıfları'nın çevrimiçi arşivi, yılda 12 milyon kullanıcıya ulaşmaktadır; bu rakam, kurumsallaşmamış bir öğretmenin dijital çağdaki kalıcılığının somut bir göstergesidir. Karşılaştırmalı din bilimi literatüründe Krishnamurti, 20. yüzyılın "gelenek-ötesi maneviyat"ının (post-traditional spirituality) en saf prototiplerinden biri olarak konumlanır; Huston Smith, Robert Forman ve diğer çağdaş din bilimciler bu konumun avantajları ve sınırları üzerine devam eden bir tartışma yürütmektedir. Krishnamurti'nin son söyleşilerinden birinde söylediği gibi: "Bu, 70 yıl boyunca insanlara söylediğim şeydir: Hakikat, hiç kimsenin sizi oraya götüremeyeceği yerdir. Eğer ben bunu söyleyince siz beni dinliyorsanız, hâlâ patikayı arıyorsunuz demektir. Patikadan kurtulun."