Önemli Şahsiyetler

Joseph Campbell

Amerikalı karşılaştırmalı mitoloji uzmanı (1904-1987); 'Kahramanın Yolculuğu' (monomyth) modeliyle dünya mitolojilerinin ortak yapısını gösterdi ve Jung'un arketip kuramını anlatı düzeyine taşıdı.

73 bağlantı Orta Önemli Şahsiyetler Haritada göster → ⌛ 20. yüzyıl

Joseph Campbell

Hayatı

Joseph John Campbell (26 Mart 1904 - 30 Ekim 1987), 20. yüzyılın en etkili karşılaştırmalı mitoloji uzmanlarından biridir. Amerika Birleşik Devletleri'nin New York eyaletinde, White Plains'te varlıklı bir İrlanda-Katolik ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Babası Charles William Campbell başarılı bir tuhafiyeci, annesi Josephine Lynch Campbell ise döneminin eğitimli, kitap-meraklı bir kadınıydı. Çocukluğunda babasının kendisini New York'taki Doğal Tarih Müzesi'ne götürmesi ve burada Kuzey Amerika Yerlilerinin maskeleri, totemleri ve mitolojisiyle tanışması Campbell'ın hayatının yönünü belirleyecek erken bir karşılaşmaydı. Daha o yaşlarda Hıristiyan ikonografisi (annesinin onu götürdüğü Katolik ayinlerden tanıdığı) ile Lakota, Algonquin ve Iroquois sembolizmi arasındaki şaşırtıcı paralellikleri sezmeye başladı; bu sezgi, sonradan onun bütün akademik kariyerini şekillendirecek olan karşılaştırmalı bakış açısının çekirdeğini oluşturdu.

Dartmouth College'da başlayan ve Columbia University'de tamamladığı yüksek eğitimi sırasında Ortaçağ edebiyatı ve Arthur efsaneleri üzerine yoğunlaştı. Lisans tezini Kuzey Amerika Yerli mitolojilerindeki kahraman figürleri üzerine yazdı. Atletizmde de başarılıydı; 880-yarda yarışında dönemin Amerikan rekorlarına yakın dereceler koştu. 1924'te Avrupa yolculuğu sırasında, Hindistan'dan dönmekte olan genç Krishnamurti ile aynı gemide tanıştı; bu tanışıklık, Campbell'ı Doğu felsefesine ve Upanishadlara açan ilk kapılardan biri oldu. Krishnamurti'nin etrafındaki Theosofik çevre Campbell'ı şahsen etkilemese de, o yolculukta okumaya başladığı Hindu kutsal metinleri ileride onun düşünsel mayasında belirleyici olacaktı.

1927-1929 yılları arasında Columbia'nın Proudfit yurt-dışı bursuyla Paris ve Münih'te bulundu. Bu iki yıl boyunca Sanskritçe ve eski Fransızca öğrendi; Carl Jung'un erken çalışmalarını (özellikle Wandlungen und Symbole der Libido, 1912), James Joyce'un Ulysses ve Finnegans Wake'ini, Oswald Spengler'in Batı'nın Çöküşü'nü, Thomas Mann'ın Sihirli Dağ'ını ve Sigmund Freud'un Düşlerin Yorumu'nu derinlemesine okudu. Bu beş ismin -Jung, Joyce, Spengler, Mann ve Schopenhauer- onun düşünsel iskeletini oluşturduğunu kendisi de daha sonra açıkça ifade edecekti. Münih'te aynı zamanda Pablo Picasso ve Henri Matisse'in eserlerini gördü; modern sanatın "deformasyonlarını" yerli halkların mitolojik maske geleneğiyle bilinçaltında ilişkilendirmeye başladı.

1929 Wall Street çöküşü ve sonrasındaki Büyük Buhran, Campbell'ı doktorasını bırakıp Woodstock, New York yakınlarındaki bir kulübeye çekilmeye yöneltti. Burada beş yıl boyunca, günde dokuz saat okuyarak geçirdiği bu inziva dönemi (1929-1934) onun gerçek entelektüel "çıraklık" dönemiydi. Akademik bir kariyer yerine kendi okuma programını izlemesi, ona dünya mitolojilerini hiçbir disiplin kalıbına sıkıştırmadan, geniş bir karşılaştırmalı perspektifle inceleme özgürlüğü verdi. Bu yıllarda Frazer'in Altın Dal'ını, James George Frazer'ın klasik antropolojisini, Heinrich Zimmer'in Maya: Der indische Mythos'unu, Lucien Lévy-Bruhl'ün İlkel Zihin çalışmalarını ve E.A. Wallis Budge'in Mısırbilim eserlerini okudu. Ayrıca Carl Jung'un Psychologische Typen'i (1921) onun karakter sezgisinin çekirdeğini oluşturmaya başladı. 1934'te Sarah Lawrence College'da edebiyat profesörü olarak işe başladı ve 38 yıl boyunca, 1972'deki emekliliğine kadar burada ders verdi. 1938'de eski öğrencisi, ünlü modern dansçı Jean Erdman ile evlendi; 49 yıl sürecek bu evlilik Campbell'ın hayatındaki en kalıcı kişisel bağlardan biri olacaktı.

Kampbell'ın yaşamındaki en belirleyici entelektüel buluşmalardan biri, Alman-Hint mitoloji uzmanı Heinrich Zimmer ile karşılaşmasıdır. Nazi Almanyası'ndan kaçarak New York'a sığınan Zimmer, Columbia'da ders vermeye başladığında Campbell onun sıkı bir öğrencisi ve dostu oldu. Zimmer'in 1943'teki erken vefatı üzerine Campbell, ondan kalan elyazmalarını yıllarca düzenleyerek dört büyük cilt halinde yayımladı: Myths and Symbols in Indian Art and Civilization (1946), The King and the Corpse (1948), Philosophies of India (1951) ve The Art of Indian Asia (1955). Bu editörlük çalışması, Campbell'ı Hindistan'ın klasik mitolojisi, Vedanta felsefesi ve Tantrik ikonografisi konularında derinleşmeye zorladı. Zimmer'in mirası, Campbell'a sadece içerik sağlamadı; aynı zamanda mitolojik sembollerin -insanın iç dünyasına ait psikolojik gerçekleri yansıtan- somut figürler olduğu temel kavrayışını da kazandırdı.

1972'de emekliliğinin ardından Hawaii'nin Honolulu kentine taşındı ve hayatının son on beş yılını burada geçirdi. Pasifik'in açık ufkuna bakan Honolulu evi, Campbell'ın yazım disiplini için ideal bir ortam sundu; sabahları yazıyor, öğleden sonraları okuyor, akşamları Erdman ile birlikte tropikal çiçek bahçesinde geziniyordu. Burada The Mythic Image (1974), The Way of the Animal Powers (1983), The Way of the Seeded Earth (1988, ölümünden sonra yayımlandı) gibi son dönem büyük eserlerini tamamladı. 1985-86 yıllarında PBS televizyonunda gazeteci Bill Moyers ile gerçekleştirdiği altı bölümlük söyleşi (The Power of Myth), Campbell'ın vefatından bir yıl sonra yayımlandığında Amerikan kamuoyunda olağanüstü bir ilgi gördü ve onun adını akademik çevrelerin çok ötesine taşıdı. Lucasfilm'in Skywalker Ranch'ında, George Lucas'ın özel davetiyle çekilen bu söyleşiler, Campbell'ın popüler kültürdeki kanonlaşmasının başlangıcıydı. 30 Ekim 1987'de Honolulu'da, beklenmedik bir özofagus kanseri ataısının ardından vefat etti; 83 yaşındaydı. Eşi Jean Erdman 2020'de, 104 yaşında vefat edinceye kadar Campbell'ın mirasını korumaya devam etti.

Öğretisinin Özü: Monomyth ve Kahramanın Yolculuğu

Campbell'ın bütün külliyatının çekirdeğinde monomyth (tek-mit) kavramı bulunur. Bu terim aslında James Joyce'tan ödünç alınmıştır; Joyce Finnegans Wake'te onu şakacı bir neolojizm olarak kullanmıştır. Campbell, bu sözcüğe akademik bir derinlik kazandırarak şu temel iddiayı formüle etti: Dünyanın bütün mitoloji geleneklerinde -Sümer'den Greklere, Hindistan'dan Kuzey Amerika Yerlilerine, Sibirya şamanlarından Hıristiyan azizlerine kadar- aynı temel anlatı yapısı tekrarlanmaktadır. Bu yapı, kahramanın yolculuğu (hero's journey) olarak adlandırılır ve üç ana evreden oluşur:

  1. Ayrılış (Departure): Çağrı (call to adventure), çağrının reddi, doğaüstü yardım, ilk eşiğin geçilmesi, balinanın karnı (belly of the whale).
  2. İnisiyasyon (Initiation): Sınavlar yolu, tanrıçayla buluşma (meeting with the goddess), baştan çıkarıcıyla karşılaşma, baba ile uzlaşma (atonement with the father), apotheosis (tanrılaşma), nihai armağan (ultimate boon).
  3. Dönüş (Return): Dönüşün reddi, büyülü kaçış, dış dünyadan yardım, dönüş eşiğinin geçilmesi, iki dünyanın efendisi (master of two worlds), yaşama özgürlüğü (freedom to live).

Bu yapı, The Hero with a Thousand Faces (1949) adlı baş yapıtında ortaya konmuştur. Campbell, Buddha'nın kraliyet sarayını terk edip Bodhi ağacının altında aydınlanması, Mesih'in çölde sınanması ve çarmıhtan diriltilmesi, Musa'nın Mısır'dan çıkışı ve Sina Dağı'na yükselişi, Odysseus'un on yıllık dönüş yolculuğu, Buddha-öncesi Gilgamesh'in ölümsüzlük arayışı, Hint Pandavas'ının orman sürgünü ve Mevlana'nın Şems-i Tebrizi ile karşılaşıp medreseyi bırakıp semaya yönelmesi gibi son derece farklı geleneklerden örneklerin hepsinin aynı yapıyı sergilediğini gösterdi. Robert A. Segal'in Joseph Campbell: An Introduction (1990) adlı kitabında belirttiği üzere, Campbell'ın yöntemi tutarlılık bakımından Frazer'in Altın Dal'ından çok daha sistematik, ancak Jung'un yaklaşımından çok daha hikâye-merkezlidir.

Campbell'ın 17 aşamalı monomyth modelinin yapısal mantığı şudur: Kahraman, hayatının olağan dünyasından (Bilinen) Bilinmeyen'in eşiğine çağrılır, bir kriz veya çağrı onu olağan koşullarından koparır, çeşitli sınavlardan geçer, bir tür ölümle yüzleşir (sembolik veya gerçek), bir armağan elde eder ve bu armağanı topluluğa geri getirir. Bu döngünün psikolojik karşılığı, Carl Jung'un "individuation" (bireyleşme) süreciyle örtüşür: Egonun göreli güvenliği terk edilir, gölge arketipi ile yüzleşilir, anima-animus arketipiyle ilişkiye girilir, ve nihayet Self (Selbst) ile bütünleşilir.

Monomyth'in iç mantığını anlamak için en açıklayıcı kavramlardan biri "eşik bekçisi" (threshold guardian) figürüdür. Her geçiş noktasında — olağan dünyadan macera dünyasına, dış sınavdan iç sınava, başlangıç çağrısından nihai armağana — kahramanın karşısına bir engelleyici figür çıkar. Bu figür, dışsal bir düşman gibi görünür ama psikolojik düzeyde kahramanın kendi içindeki direncinin bir projeksiyonudur. Tasavvuf'ta nefs-i emmare'nin kişiyi geri çağıran sesi, Tibet bardo metinlerinde ölü ruhu tutmaya çalışan korkutucu vizyonlar, Yunan mitolojisinde Charon ve Cerberus — hepsi aynı arketipsel işleyişin farklı kültürel kıyafetleridir. Campbell, The Hero with a Thousand Faces'in dördüncü bölümünde bu figürün Sphinx'ten Şeytan'a, ejder Fafnir'den Vrtra'ya kadar yedi farklı kültürel temsilini paralel okur.

Monomyth'in diğer kritik aşaması "baba ile uzlaşma"dır (atonement with the father). Burada baba terimi cinsiyet-spesifik değil, otorite-yapısal bir kategoridir: Kahraman, kendi içindeki en yüksek otorite imgesi ile yüzleşmek ve onunla bir tür barış imzalamak zorundadır. Bu, İncil'de İbrahim'in oğlunu kurban etmeye götürmesi, Hindistan'da Arjuna'nın Bhagavad Gita'daki Krishna'yı görmesi, Mahāyāna'da Bodhisattvanın Buddha'nın yüzüne dolaysız bakması gibi sahnelerde tezahür eder. Sufi geleneğindeki fena fi'l-şeyh (mürşitte erime) ve sonrasındaki fena fi'r-Resul (Peygamberde erime) ve son olarak fena fillah (Allah'ta erime), aynı yapısal hareketin İslamî tasavvuf terminolojisindeki uzantısıdır. Campbell, sufi yolunun bu üç-katmanlı erime modelini Westernen tradition'da Dante'nin İlahi Komedya'daki Vergilius-Beatrice-Tanrı geçişiyle karşılaştırır.

Jung ile İlişki ve Arketip Kuramı

Campbell, kendi mitoloji okumasının psikolojik temelini açıkça Carl Jung'a borçludur. 1953'ten itibaren İsviçre'deki Eranos konferanslarına katıldı; bu toplantılar Jung, Eliade, Heinrich Zimmer, Gershom Scholem ve Henry Corbin gibi figürlerin bir araya geldiği derin bir disiplinler-arası buluşma noktasıydı. Eranos'un kurucu ruhu Olga Fröbe-Kapteyn, Campbell'a bütün Bollingen Vakfı çevresine kapı açtı; bu sayede Campbell Princeton/Bollingen serisinin editörlerinden biri haline geldi. Campbell, Jung'un kolektif bilinçaltı ve arketip kuramının, dünya mitolojilerindeki yapısal tekrarları açıklayabilecek psikolojik dayanağı sunduğunu düşündü. Ona göre miflerdeki kahraman, ejderha, anne-tanrıça, gölge ve trickster figürleri, insan ruhunun evrensel kalıplarının (arketiplerinin) dış dünyada hikâye formuna bürünmüş halleridir.

Ancak Campbell, Jung'tan farklı olarak, mitlerin yalnızca psikolojik bir gerçekliği yansıttığı şeklindeki indirgemeci okumadan uzak durmaya çalıştı. Onun için mit, aynı zamanda sosyolojik bir işlev (toplumu örgütleme), kozmolojik bir işlev (evreni açıklama), mistik bir işlev (insanı varlığın gizemine açma) ve pedagojik bir işlev (bireyin yaşam evrelerini yönlendirme) görür. The Masks of God dört ciltlik anıt eseri (Primitive Mythology, Oriental Mythology, Occidental Mythology, Creative Mythology — 1959-1968) bu dört işlevi farklı kültürel matrislerde sistematik olarak izler. Primitive Mythology paleolitik ve neolitik anlatıları, Oriental Mythology Mezopotamya'dan Çin'e kadar uzanan Doğu mitolojilerini, Occidental Mythology Yunan-Roma-Yahudi-Hıristiyan damarını, Creative Mythology ise Ortaçağ Tristan-Iseult anlatısından modern Joyce-Mann romanına uzanan "bireysel-yaratıcı" mit evresini inceler.

Jung ile Campbell arasındaki bir gerilim noktası, "Tanrı" ya da "Self" terimlerinin ontolojik statüsüdür. Jung sonraki yıllarında Antwort auf Hiob'ta (1952) Tanrı'nın "otonom" bir psişik gerçeklik olduğunu ima eden ifadeler kullandı; Campbell ise hep daha agnostik bir tutumla, "mit metaforu" olarak kalmayı tercih etti. Onun bir Bill Moyers söyleşisindeki ünlü cümlesi: "Tanrı bir mucize ve bir tehlikedir; ama Tanrı'nın metafor olduğunu anlamayanlar için bir tehlikedir."

Bu metafor okumasının pratik anlamı şudur: Bir mitolojik figürü -ister Zeus, ister Hz. İsa, ister Buddha, ister Shiva- kelime karşılığıyla var saymak, bir mitin görevini yerine getirememesidir. Mitin asıl işlevi, bireyi kendi içsel gerçekliğine yönlendirmektir; gözünü dışarıdaki figürlere takan kişi, o figürün işaret ettiği iç deneyime ulaşamaz. Campbell bu kavrayışı sık sık Mevlana'nın "parmağı izleyenler ayı kaçırdı" mecazıyla anlatırdı: Parmağı (sembolü) ay sanmak, mistik gözlemin en yaygın hatasıdır. Tasavvuf'taki zahir-batın (görünür-gizli) ayrımı, Campbell'ın "surface story-deep meaning" ikilemiyle yapısal olarak aynı şeydir. Yine bu konuyu Goethe'nin Faust'undan ünlü pasajla anardı: "Alles Vergängliche / Ist nur ein Gleichnis" — "Bütün geçici şeyler / Yalnızca bir benzeşmedir." Mit, mistik gözlem için bir benzeşmenin -Gleichnis'in- en zengin formudur.

Campbell'ın mitoloji okumasının bir diğer özgün boyutu, "yaşayan mit" (living mythology) ile "ölü mit" (dead mythology) arasındaki ayrımdır. Bir mit "yaşayan" olduğu sürece, bir topluluğun ya da bireyin iç dünyasını organize eder; "ölü" hale geldiğinde sadece tarihsel bir kalıntı olarak kalır. Campbell'a göre modern Batı'nın en derin krizi, eski Hristiyan mitolojisinin -özellikle bilimsel devrimden sonra- "ölü" hale gelmiş olması ama yerine yeni yaşayan bir mitolojinin henüz oluşmamış olmasıdır. Bu boşluğun, sanatçıların, yazarların ve mistik öğretmenlerin -Joyce'tan Mann'a, Krishnamurti'den Suzuki'ye- doldurmaya çalıştığı bir alan olduğunu savundu.

Önemli Eserleri

Karşılaştırmalı Perspektif: Perennialism ile İlişki

Campbell'ın yaklaşımı, Rene Guenon, Frithjof Schuon, Ananda Coomaraswamy ve Mircea Eliade gibi düşünürlerin temsil ettiği perennialism (sonsuz felsefe) akımıyla kısmen örtüşür, ancak ondan önemli noktalarda ayrılır. Perennialistler, bütün otantik dinlerin tek bir metafizik hakikate açılan farklı yollar olduğu tezini savunur; bu hakikat, İbn Arabi'nin Vahdet-i Vücud'undan Advaita Vedanta'nın Brahman-Ātman birliğine, Ein Sof'tan Şūnyatā'ya kadar farklı geleneklerde aynı gerçekliğin ifadeleridir.

Campbell bu metafizik birlik tezine sempati duydu, ancak kendisini hiçbir zaman tam bir perennialist olarak konumlandırmadı. Onun için mitolojilerin paralelliği metafizik bir hakikatten çok, insan zihninin evrensel yapısının (Jungçu anlamda kolektif bilinçaltının) ürünüdür. Yani perennialistler için kaynak "yukarıda" (transendental gerçeklik) iken, Campbell için kaynak "içeride" (psişik yapı) yatar. Bu nedenle Campbell, Schuon'un "sonsuz felsefe"sinden çok, Jung'un "transendent fonksiyonu"na yakın durur. Eliade ile ilişkisi daha içiçedir: Her ikisi de "kutsal vakit" (illo tempore) kavramına önem verir; Eliade'ın Le Sacré et le Profane (1957) çalışmasındaki kutsal-profan ayrımı, Campbell'ın "olağan dünya"-"olağanüstü dünya" ayrımına yapısal olarak çok yakındır.

Doğu gelenekleriyle karşılaştırma açısından Campbell, Vedanta'daki Tat Tvam Asi (sen O'sun) öğretisini ve Mahāyāna Budizmindeki şūnyatā doktrinini, monomyth'in son evresi olan "iki dünyanın efendisi" konumunun teorik karşılıkları olarak yorumladı. Ona göre kahraman, sonunda kendi içindeki tanrıyı keşfeder ve böylece dış-iç, kutsal-profan, ben-öteki ikilemlerinin ötesine geçer. Bu, Mevlana'nın "Ben olmadım, ben ölmedim, bir gönülün tahtına oturdum" mısrasındaki fena ve beka dinamiğine de tutarlı bir paralellik sunar.

İslami gelenekle Campbell'ın doğrudan ilişkisi sınırlıdır, ancak Mevlana ve Yunus Emre'yi karşılaştırmalı bağlamlarda andığı bilinmektedir. Sufi'nin kendi içinde yolculuğunu, kahramanın yolculuğunun en gelişmiş psikolojik versiyonu olarak gördüğüne dair pasajlar mevcuttur. Tasavvuf'taki seyr-ü sülûk kavramı, monomyth'in üç evresine (ayrılış, inisiyasyon, dönüş) yapısal olarak şaşırtıcı derecede uyar; Nefs-i Emmare'den Nefs-i Mutmainne'ye uzanan yedi mertebenin geçişi, Campbell'ın 17 aşamalı modelinin İslamî karşılığı olarak okunabilir. Aynı paralelliği Vedanta'nın yedi loka ya da Tibet Budizminin bardo aşamalarında da kurmak mümkündür; bu, Campbell'ın evrensellik iddiasını destekleyen bir gözlemdir.

Karşılaştırmalı yöntemin sınırlarını da Campbell biliyordu. The Masks of God: Creative Mythology'de açıkça belirttiği üzere, modern dönemin temel farkı, kolektif mitolojik matrisin parçalanmış olmasıdır: Modern birey, artık hazır bir mitolojik anlatıya doğmaz, kendi mitini yaratmak zorundadır. Bu, Joyce'un Stephen Dedalus karakterinin, Mann'ın Hans Castorp'unun ya da bir Krishnamurti dinleyicisinin durumudur. Campbell'a göre 20. yüzyılın "creative mythology"si artık bir kabileye değil, bir bireye işaret etmektedir; ama yapısı hâlâ kahramanın yolculuğudur.

Modern Etkisi

Campbell'ın etkisi, akademik çevrelerin çok ötesine yayılmıştır. The Hero with a Thousand Faces, George Lucas tarafından Star Wars (1977) film serisinin temel anlatı iskeleti olarak kullanılmıştır. Lucas, Campbell ile şahsen tanıştığını ve onun kitabı olmasaydı Star Wars'ı yazamayacağını defalarca belirtmiştir. Lucas'ın çiftliğine yapılan ziyaretler sırasında Campbell ile çekilen söyleşiler, monomyth'in popüler kültürdeki ana-akıma girişini hızlandırdı. Luke Skywalker'ın "olağan dünya"sından (Tatooine çiftliği) çıkışı, Yoda'dan ders alması ve Vader-baba ile yüzleşmesi, 17 aşamalı modelin neredeyse harfiyen uygulanmasıdır.

Hollywood ders kitabı haline gelen Christopher Vogler'ın The Writer's Journey (1992) kitabı, Campbell'ın 17 aşamalı modelini 12 aşamaya indirgeyen ve Disney stüdyolarında senaryo yazımının resmi metodolojisi haline gelen bir uyarlamadır. Bu sayede Campbell'ın kuramı The Lion King'ten The Matrix'e, Harry Potter'dan The Lord of the Rings'e, Avatar'dan Inception'a kadar son kırk yılın büyük anlatılarının arka planında işler haldedir. Pixar stüdyosu, Pete Docter'ın açıkladığı üzere, Inside Out gibi animasyon filmlerinin senaryo iskeletinde Campbell-Vogler şemasını standart araç olarak kullanır.

Kampbell'ın belki de en kalıcı sloganı, Bill Moyers söyleşisindeki "Follow your bliss" (coşkunu izle) çağrısıdır. Bu deyiş, Upanishadlardaki sat-cit-ānanda (varlık-bilinç-coşku) üçlemesinin son terimi olan ānanda'dan esinlenmiştir. Campbell'a göre insanın kendi yaşam yolunu bulması, kendi içindeki coşkuyu izlemekten geçer; bu mistik gelenekteki kalpin çağrısını izlemenin modern, sekülerleşmiş bir ifadesidir. Slogan, ABD'de 1990'lar boyunca o kadar popülerleşti ki Campbell sonradan, vefatından bir yıl önce verdiği bir derste, "Belki bunu "izle" yerine "takıl" (follow your blisters - kabarcıklarını izle) demeliydim" diye şaka yapacaktı; yani slogan, hedonistik bir kaçışa indirgenmemeliydi.

Kampbell'a yöneltilen eleştiriler de azımsanmayacak ölçektedir. Akademik mitoloji çevreleri, onun karşılaştırmalı yöntemini fazla "genelleştirici" bularak, kültürel özgüllüklerin silikleştirildiğini savunmuştur. Robert Ellwood'un The Politics of Myth (1999) çalışması, Campbell, Eliade ve Jung'un mitoloji okumalarındaki muhafazakâr, romantik ve kimi zaman milliyetçi tortulara işaret eder. Brendan Gill'in 1989'daki The New York Review of Books makalesi, Campbell'ı antisemitik eğilimlerle suçladı; bu iddialar tartışmalı kalmıştır ancak Campbell'ın Yahudi geleneğine Doğu gelenekleriyle aynı sempatiyi göstermediği yaygın bir gözlemdir. Lloyd Steven Pratt ve diğer akademisyenler, Campbell'ın "kahraman = erkek" varsayımının feminist mitolojik perspektifleri görmezden geldiğini eleştirmişlerdir; Clarissa Pinkola Estés'in Women Who Run with the Wolves (1992) gibi çalışmalar bu boşluğu doldurmaya çalıştı. Yine de Segal gibi sempatik yorumcular, Campbell'ın asıl katkısının akademik kesinlikten çok, modern insana mitin yaşayan bir psikolojik kaynak olduğunu hatırlatması olduğunu vurgular.

Günümüzde Campbell'ın mirası, Joseph Campbell Foundation (1990'da kurulmuş) tarafından sürdürülmektedir; bu vakıf onun eserlerinin yeni Princeton/Bollingen baskılarını ve arşiv materyallerinin yayımlanmasını koordine eder. The Collected Works of Joseph Campbell serisi 2003'ten itibaren New World Library tarafından yeniden basılmaktadır. Pacifica Graduate Institute (Santa Barbara), Campbell'ın görüş ve metodlarını lisansüstü düzeyde eğitime taşıyan kurumların başında gelir. Anlatı kuramı, popüler senaryo yazımı, derinlik psikolojisi, mukayeseli din bilimi ve hatta kurumsal liderlik literatürü (Stephen Gilligan'ın The Hero's Journey kitabı gibi) son derece farklı alanlarda Campbell'ın izini sürmek mümkündür. Onun, dünya mitolojisini bir bütün olarak okumamızı sağlayan birleştirici lensi, karsilastirmalı maneviyat çalışmalarının kurucu metinlerinden biri olmayı sürdürmektedir.