Kuantum Bilinç Hipotezleri: Penrose-Hameroff, Stapp, Wheeler
Kuantum mekaniğinin bilinç problemine uygulanma denemeleri: Penrose-Hameroff Orch-OR, Stapp gözlemci-temelli yaklaşım, Wheeler katılımcı evren — ve tasavvufî Vahdet-i Vücud ile karşılaştırma.
Kuantum Bilinç Hipotezleri: Penrose-Hameroff, Stapp, Wheeler
Sorunun Çerçevesi
Kuantum bilinç tartışması, 20. yüzyılın iki büyük bilimsel devriminin — kuantum mekaniği ve sinirbilim — kesişim noktasında doğmuş, zor sorun (hard problem of consciousness) etrafında dönen bir araştırma alanıdır. David Chalmers'ın 1995'te formüle ettiği şekliyle "zor sorun", nöronal aktivitenin nasıl olup da öznel deneyime (qualia, first-person experience) yol açtığını klasik fizikçi-indirgemeci paradigmanın açıklayamamasıdır. Klasik nörobilim, beyinde belirli bölgelerin (örneğin görsel korteks V4) belirli işlevlere (renk algısı) eşlik ettiğini gösterir; ancak "kırmızıyı görmenin" özünde nasıl bir his olduğunu — yani qualia'nın kendisini — fizik diliyle indirgeyemez.
Kolay sorun (easy problem) — fiziksel mekanizmaları haritalamak — büyük ölçüde nörobilimsel araştırmalar tarafından adreslenmiştir. Hangi nöronlar yanar, hangi nörotransmitter salınır, hangi devreler birbirine bağlanır: bunların hepsi hassas bir biçimde ölçülebilir. Ancak zor sorun, niçin bu fizyolojik süreçlere herhangi bir öznel his eşlik ettiğini sormaktadır. Chalmers'ın deyimiyle, "In the dark" çalışan zombi-bir-organizma fiziksel olarak insanla aynı olabilirdi; bilincin var olmasının fizik denklemlerinde mantıksal-zorunlu bir yeri yoktur.
İşte tam bu boşlukta dört önemli düşünür — Roger Penrose, Stuart Hameroff, Henry Stapp ve John Archibald Wheeler — kuantum mekaniğinin bazı olağandışı özelliklerinin (süperpozisyon, non-lokalite, gözlemci etkisi, dolanıklık) bilincin doğasını anlamada yeni bir kapı açabileceğini öne sürdüler. Bu yaklaşımlar, materyalist-redüksiyonist paradigmaya bir alternatif sunarken, aynı zamanda klasik tasavvufun "âlemin Hakk'ın gözüyle görmesi" ve Vahdet-i Vücud doktrini ile şaşırtıcı yapısal paralellikler taşır.
Bu nottaki amacımız, ne aşırı bir naif-uyarlama (kuantum mekaniği mistisizmi kanıtlıyor), ne de aşırı bir reddiyetçi (her ikisi tamamen ayrı dünyalar) yorum sunmak değil; yapısal-kavramsal düzeyde rezonansları haritalamaktır. Bu yapısal-rezonansların ne anlama geldiği ise hâlâ tartışmalı, açık ve verimli bir bilim-felsefe-din diyaloğu alanıdır.
Bilimsel Bulgular
Penrose-Hameroff Orch-OR (Orchestrated Objective Reduction)
Roger Penrose (matematiksel fizikçi, Nobel ödüllü 2020 — Stephen Hawking ile birlikte tekillik teoremleri çalışması için) ve Stuart Hameroff (anestezi uzmanı, Arizona Üniversitesi), 1990'ların ortasından itibaren Orchestrated Objective Reduction (Orch-OR) — "Düzenlenmiş Nesnel İndirgeme" — hipotezini geliştirdiler. Hipotezin ana iddiaları şöyledir:
- Sitoplazmik mikrotübüller: Nöronların içinde bulunan mikrotübüller (tubulin proteininden oluşan iç-iskelet yapıları, çapı ~25 nm) kuantum süperpozisyon hâllerini barındırabilir. Tubulin'in α ve β alt-birimleri arasındaki konformasyonel değişimler, kuantum-mekanik düzeyde süperpozisyonda olabilir.
- Objective Reduction (OR): Penrose'un öne sürdüğü, ölçüm olmaksızın bile dalga fonksiyonunun kütleçekimsel olarak kendiliğinden çökmesi mekanizması (Diósi-Penrose modeli). Bu, von Neumann-Wigner çöküş anlayışından farklıdır: çöküş bilinçli gözlemci tarafından değil, kütle-enerji süperpozisyonunun belirli bir eşik aştığında zaman-uzayın kendisindeki dalgalanma tarafından tetiklenir.
- Orchestration: Bu çöküşler rastgele değil, sinaptik aktivite ve membran proteinleri tarafından düzenlenir. Ortaya çıkan "proto-bilinç anları" mikrotübüllerde milisaniyelik kuantum hesaplamaları olarak deneyimlenir.
- Bilinç momenti: Her "bilinç anı" yaklaşık 25-100 milisaniyelik bir Orch-OR olayıdır; gamma frekansındaki (~40 Hz) EEG salınımları bu olayların makro-imzasıdır. Bilinç, kesintisiz bir akış değil, bir dizi "flash" olarak yaşanır — saniyede 40 kez gerçekleşen "bilinç pulsasyonu".
Penrose'un başlangıç noktası, **Gödel'in eksiklik teoremi**nden hareketle insan zihninin algoritmik (yani Turing-eşdeğeri) olamayacağı argümanıdır. The Emperor's New Mind (1989) ve Shadows of the Mind (1994) kitaplarında bu argüman geliştirilir: matematiksel sezgi ve yaratıcılık, Penrose'a göre, klasik bilgisayar ile simüle edilemez; matematikçiler kendi sistemlerinde karar-verilemez önermeleri sezgisel olarak tanıyabilirler; bu, formal aksiyom-sisteminin dışına çıkmak demektir. Bu nedenle bilinç için "non-computable" bir mekanizma — kuantum çöküşü — gereklidir.
Eleştirmenler (Max Tegmark başta olmak üzere) sıcak, ıslak, gürültülü beyin ortamında kuantum koheransının ~10^-13 saniyeden uzun süremeyeceğini hesapladılar. Hameroff ise mikrotübüllerin hidrofobik ceplerinde quantum vibration'ın nano-saniye boyunca korunabileceğini ileri sürer. 2014'te Bandyopadhyay ve ekibinin mikrotübüllerde kuantum benzeri rezonansları gözlemlediği iddia edildi, ancak bağımsız tekrarlanabilirlik tartışmalıdır. 2022'de Babcock ve ark., mikrotübüllerde anesthetics'lere duyarlı kuantum-tipi delokalize uyarımlar gözlemlediklerini bildirdi — bu, Hameroff'un "anestezikler bilinci kapatır çünkü mikrotübül kuantum-süreçlerini bozar" hipotezini destekleyici bir bulgudur.
Orch-OR hipotezinin metodolojik gücü, anestezikler-bilinç-mikrotübül zincirinde tek bir nedensel-mekanizma önerebilmesidir: anesteziklerin tüm yapısal çeşitliliğine rağmen (eter, halothan, propofol, ksenon) ortak özelliklerinin tubulinin hidrofobik ceplerine bağlanma kapasitesi olması, hipotezin önemli bir destekçisidir.
Henry Stapp ve Gözlemci-Bilinci Yaklaşımı
Henry P. Stapp (Lawrence Berkeley National Laboratory, Heisenberg ile çalışmış teorik fizikçi, ölümü 2024), kuantum mekaniğinin Kopenhag yorumunun derinleştirilmiş bir versiyonunu savunur. Mindful Universe (2007/2011) ve Mind, Matter and Quantum Mechanics (1993) kitaplarında şu tezleri ileri sürer:
- Heisenberg seçimi: Kuantum sistemde ne tür bir ölçümün yapılacağına dair seçim ("Heisenberg choice") sisteme dışsaldır ve klasik fizik tarafından belirlenemez. Hangi gözlemlenebileceği, hangi temelde ölçüleceği — bunların seçimi formel-matematiksel kapsam dışındadır.
- Bilinç → tabiat: Bu seçimi yapan şey, gözlemcinin bilinçli niyetidir (volitional act). Yani bilinç, tabiatın ontolojik kumaşına aktif olarak katkıda bulunur. Stapp, bunu Whitehead'in process philosophy'sinden ödünç aldığı bir biçimde, "actual occasion" (aktüel an) olarak çerçeveler.
- Pauli süreçleri: Stapp, John von Neumann'ın Mathematical Foundations of Quantum Mechanics (1932) eserindeki "süreç 1" (gözlemcinin sorduğu soru — bilinçli niyet) ile "süreç 2" (Schrödinger evrimi — deterministik) ayrımını alır ve süreç 1'i bilinçli niyetle özdeşleştirir.
- Quantum Zeno Effect: Hızlı tekrarlanan gözlemler kuantum sistemini bir hâlde "dondurabilir". Stapp, bilinçli odaklanmanın da nöronal süperpozisyonları belirli kararlara doğru yönlendirebileceğini önerir — yani bilinçli niyet, beyinde nedensel-etkili bir aktördür.
- Etik içerimler: Eğer bilinçli seçim, kuantum dünyanın çöküş örüntüsünü etkiliyorsa, etik sorumluluk fiziksel olarak gerçektir; determinist materyalizmin yarattığı "özgür irade illüzyonu" problemi çözülür. Stapp'in bu argümanı, modern bilim ile ahlâkî sorumluluk arasında bir köprü kurmaya çalışan bilim-din diyaloğu çevrelerinde özel yankı bulmuştur.
Stapp'ın yaklaşımı, materyalizmin Newtoncu-Laplaceci köklerinden tamamen kopar ve idealist eğilimli bir nötr-monizm önerir: madde ile bilinç, daha temel bir "oluş süreci"nin iki yüzüdür. Bu, Whitehead'in Process and Reality (1929) eserinde derinlemesine işlenen, "actual entities" temelli bir ontolojiye yaslanır.
John Wheeler ve Katılımcı Evren
John Archibald Wheeler (Princeton fizikçisi, ölümü 2008; "black hole" terimini icat eden, Bohr ve Einstein ile çalışan dev), 1970-90 arası geliştirdiği Participatory Anthropic Principle (PAP) ile şu radikal görüşü ortaya attı:
"No phenomenon is a real phenomenon until it is an observed phenomenon."
Wheeler'in ünlü delayed-choice experiment düşünce deneyi (1978, 1984'te Hellmuth, Walther ve ark. tarafından laboratuvar olarak gerçekleştirildi), gözlemcinin geçmişteki bir foton'un dalga mı parçacık mı olarak davrandığını sonradan "karar verebileceğini" gösterdi. Fotonun çift-yarık deneyimi sırasında dalga özelliği (girişim deseni) mi yoksa parçacık özelliği (hangi yarık geçti?) mi sergileyeceği, fotonun yarıkları geçtikten sonra yapılacak ölçüm seçimi ile belirlenir. Wheeler bunu şöyle yorumladı: evrenin geçmişi, şimdiki gözlemler tarafından geriye dönük olarak "yazılır." Bu, mekanik-determinist evren tasavvurunu kökten yıkar.
2017'de Andrew Truscott'un grubu, Avustralya'da nötr-Helyum atomları ile bu deneyi yapıp Wheeler'in hipotezini deneysel olarak doğruladı: makroskopik atom düzeyinde de dalga/parçacık seçimi gözlem-sonrasıdır.
Wheeler'in It from Bit doktrini (1989, "Information, Physics, Quantum: The Search for Links" makalesinde) ise bütün fiziksel gerçekliğin (it) sonuçta bilgi-ikili (bit) düzleminden — yani "evet/hayır" sorularına verilen yanıtlardan — neşet ettiğini ileri sürer. Bu, sonradan dijital fizik (Fredkin, Wolfram), holografik prensip (Bekenstein, 't Hooft, Susskind) ve simülasyon hipotezi (Bostrom) gibi izler bıraktı.
Wheeler'in katılımcı evreni, ne tam materyalist ne tam idealist; gözlemci-gözlenen ikiliğinin, daha temel bir bilgi-katılım süreciyle aşıldığı bir ontolojidir. Wheeler'in ünlü çizimi — "self-excited circuit" — evrenin, kendi geçmişine bakan ve onu "yazan" bir bilinçli halkalı yapı olarak tasvir edilmesidir.
Diğer Yaklaşımlar
- David Bohm: Wholeness and the Implicate Order (1980) eserinde sarılı düzen (implicate order), kuantum potansiyel ve aktif bilgi kavramları ile bütüncül-holografik bir gerçeklik modeli geliştirir; Jiddu Krishnamurti ile diyalogları (1980-1985 arası kayıtlı) bilincin doğasını araştırır. Bohm'un "holomovement" kavramı, parçaların bütünden ayrılmaz olduğu, her parçanın bütünü yansıttığı bir kozmolojidir.
- Eugene Wigner: 1961'de "Wigner's friend" düşünce deneyi ile bilincin dalga fonksiyonu çöküşünde rolü tezini formüle etti, ancak sonradan bu görüşten geri çekildi.
- Bernardo Kastrup (Hollanda merkezli Brezilyalı filozof, doktora bilgisayar mühendisliği, ikinci doktora felsefe): Analitik idealist; her şeyin "evrensel zihnin" görünümleri olduğunu, beyin ve maddenin de bilincin temsili olduğunu savunur (Why Materialism Is Baloney, 2014; The Idea of the World, 2019). Kastrup'a göre bireysel egolar, evrensel bilincin ("mind at large") dissociative alters'i (parçalanmış kişilik fragmanları) gibidir.
- Donald Hoffman (UC Irvine cognitive scientist): The Case Against Reality (2019) eserinde gerçekliğin bilinç-temelli olduğunu, fiziksel evrenin bilincin bir "interface"i olduğunu matematiksel olarak savunur ("interface theory of perception").
- Giulio Tononi'nin IIT (Integrated Information Theory): Bilincin bütünleşmiş bilgi miktarına (φ — phi) eşit olduğu önerisi. IIT kuantum mekaniğine atıfta bulunmaz, ancak panpsişist içerimler taşır.
Felsefi-Maneviyat Yansımaları
Kuantum bilinç hipotezleri felsefi olarak çeşitli monist-idealist çerçevelere kapı aralar. Materyalist redüksiyonizmin (Daniel Dennett, Patricia Churchland) klasik formülasyonu — "bilinç sadece nöron-aktivite örüntüsüdür" — aşağıdaki açıdan sorgulanır:
- Ontolojik öncelik: Eğer gözlemci olmadan dalga fonksiyonu çökmüyorsa, bilinç fiziğin türeven (epiphenomenal) bir ürünü değil, kurucu (constitutive) bir öğesidir. Bu, klasik materyalizmin temel aksiyomu olan "madde önce gelir, bilinç sonra çıkar" şemasını tersine çevirir.
- Non-lokalite: Aspect (1982) ve Zeilinger (2015) deneyleri (Bell eşitsizliği ihlali) klasik lokal-realizmi reddeder; iki kuantum-dolanık parçacık arasındaki bağlantı ışık hızını aşan bir hızda "kurulur". Bilinç-evren ilişkisi de mekansal-ayrılığın ötesinde olabilir mi? Bu, geleneksel mistik öğretilerin "hep-içinde-hep" (all-in-all) sezgileriyle rezonansa girer.
- Bilgi-temellilik: Wheeler'in "It from Bit"i, bilincin işlediği şeyin (bilgi) kozmik düzeyde de temel olduğunu söyler — bu, kadim öğretilerin logos (Yunan), kelâm (İslam İlahi Kelâm), vâk (Hindu kutsal Söz) kavramlarıyla rezonansa girer. Bilgi, ne maddeye ne enerjiye indirgenebilir; üçüncü bir kurucu kategoridir.
Bu çerçevede kuantum bilinç tartışmaları, rasyonel modernite içinde kadim metafiziksel iç-görüleri yeniden konuşulabilir kılan bir "söylem köprüsü" işlevi görür. Ancak burada ihtiyatlı olmalı: kuantum mekaniğinin formalizmini herhangi bir mistik öğretiyle birebir özdeşleştirmek (Capra'nın The Tao of Physics'inde sık eleştirilen biçimde) kategori hatasıdır. Yapısal benzerlik, ontolojik özdeşlik değildir.
Karşılaştırmalı Perspektif: Vahdet-i Vücud ve Kuantum Bilinç
Klasik tasavvufun en sofistike ontolojisi olan Vahdet-i Vücud (İbn Arabî, 1165-1240), şaşırtıcı yapısal benzerlikler sunar — ancak bu benzerlikler kavramsal-strukturel düzeyde okunmalı, modern fiziğin "tasavvuf'u kanıtladığı" gibi anlaşılmamalıdır.
"Âlemin Hakk'ın Gözüyle Görmesi"
İbn Arabî'nin Fütûhât-ı Mekkiyye (4 cilt yaklaşık 17,000 sayfa) ve Fusûsu'l-Hikem (27 bölüm) eserlerinde anlatıldığı gibi, varlık (vücud) tek bir Hakk'ın tecellisidir; ancak bu tecelli ancak isimlerin (esmâ) yansımasında kendini bilir. Hak, kendi hazinesinde "gizli" iken (kenz-i mahfî — "Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim ve halkı yarattım" hadis-i kudsîsi), tecelli ile âlem aynasında kendini görür. Burada gözlemci ile gözlenen, tek bir hakikatin iki yüzüdür — tıpkı Wheeler'in katılımcı evreninde gözlemci-evrenin ayrılmaz olması gibi.
Sadreddin Konevî (1207-1274, İbn Arabî'nin üvey oğlu ve halefi; Mevlana'nın çağdaşı, Konya'da) Miftâhu'l-Gayb'da bu noktayı şöyle ifade eder: "Her bilen, kendi marifetinin nesnesi olduğu kadar bilir; bilen, bilinen ve bilgi birdir." Bu üçlü birlik (knower-known-knowledge), modern bilinç çalışmalarındaki first-person-third-person ayrımının ötesine geçen bir formülasyondur. Konevî bunu sonsuz bir aynalama olarak tasvir eder: Hak kendini bilirken kendini görür, gördüğünde kendi olur, olduğunda kendini bilir.
Bu, Wheeler'in self-excited circuit'inin bin yıl öncesinden bir mistik versiyonudur: evren kendini, gözlemci aracılığıyla "gördüğü" için var olur.
Ayân-ı Sâbite ve Kuantum Potansiyel
İbn Arabî'nin ayân-ı sâbite (sabit ayanlar, immutable archetypes) doktrini, varlıkların "henüz tecelli etmemiş arketipsel suretler" olarak Allah'ın ilminde bulunduğunu söyler. Ayân-ı sâbite ne tam yokluk (`adem-i mutlak) ne tam varlık (vücud-u mutlak)'tır; onlar arada olan, potansiyel olarak "bilinen" ama henüz fiili-vücutla tecelli etmemiş şeylerdir.
Bu öğreti, David Bohm'un implicate order kavramıyla strukturel bir paralelliğe sahiptir: tüm gerçeklik, henüz açılmamış, içerilmiş bir düzende kapsanır; açılım (explicate order) ise zaman-mekansal görünümdür. Aynı zamanda kuantum süperpozisyondaki olasılık-dalgası (probability wave) — Heisenberg'in "potentia" dediği şey — ayân-ı sâbiteye yapısal olarak benzer: belirli ölçümle çökmeden önce, sistem bir "olabilirlikler havuzu" hâlindedir.
Tecelli ve Dalga Fonksiyonu Çöküşü
Tecelli kavramı — sınırsız, sıfat-ötesi Zat'ın belirli sıfatlarda "açılması" — kuantum süperpozisyonun çöküşüne (collapse) analojiktir. Süperpozisyondaki çoklu olasılıklar, ayân-ı sâbite mertebesindeki sınırsız "olabilirlikler" gibidir; çöküş ise tecellinin "şu nokta-an'da şu sıfat" olarak somutlaşmasına benzer.
İbn Arabî Fusûs'taki Yûsuf Fass'ında "her tecelli yenidir, tekrar yoktur" (lâ tekrâr fi't-tecellî) der. Bu, kuantum-fenomenlerinin non-tekrarlanabilir doğasıyla — her ölçümün benzersiz bir çöküş olduğu fikriyle — rezonansa girer.
Uyarı: Bu analojiler strukturel ve kavramsal seviyededir; metafizik ile fizik arasında bir kategori farkı vardır. İbn Arabî, ölçülebilir bir model değil, müşahede-temelli (gözlemsel mistik) bir epistemoloji sunar. Tasavvufî epistemoloji, dış-gözlem (zahir bilgisi) ile iç-gözlem (bâtın bilgisi) arasında ayırım yapar; kuantum fiziği esasen dış-gözlem disiplinidir, ancak gözlem-katılımı ile iç-dış sınırını bulanıklaştırır.
Diğer Geleneklerden Yansımalar
- Advaita Vedanta: Şankara'nın "Brahman satyam, jagad mithyâ" (Brahman gerçek, dünya görünüş) öğretisi, "observer-dependent" ontolojinin bir başka formudur. Maya doktrini, dalga-fonksiyonel görünüşü, çöküş ise saksin (witness consciousness) tarafından deneyimlenen anı imler. Erwin Schrödinger'in What Is Life? (1944) ve My View of the World (1961) eserlerinde Upanişad-Advaita etkisi açıkça görülür.
- Yogachara Budizmi: "Yalnızca-Bilinç" (vijñapti-mâtra) öğretisi, Asanga ve Vasubandhu tarafından sistematize edildi; dış nesnelerin zihinsel-yansıtmalar olduğunu söyler. Ālayavijñāna (depo-bilinç) kavramı, evrensel bilinç-deposunu önerir — Kastrup'un "mind at large"ı ile şaşırtıcı paralellik.
- Kabala: Ein Sof'tan Sefirot'a iniş, idea-formlarının somutlaşmasının sefirotik aynalardan geçişi olarak ele alınır; Lurianic tikkun doktrini bilincin kozmik tamir görevini vurgular. Tsimtsum (büzülme) — Tanrı'nın yaratılışa yer açmak için kendini geri-çekmesi — bilinç-evren ilişkisinin önemli bir kabalistik açıklamasıdır.
- Mahayana Hua-yen Okulu: "Indra'nın Ağı" (Indra's Net) metaforu — her düğümde bir mücevher, her mücevher diğer tüm mücevherleri yansıtır — non-lokal kuantum dolanıklığa fenomenolojik bir önceleyici metafordur. Fritjof Capra ve Joanna Macy gibi yazarlar bu metaforu modern fiziğe köprü olarak kullanmışlardır.
- Hermetik İlke: "Yukarıda nasılsa aşağıda da öyle, içeride nasılsa dışarıda da öyle" (Trismegistos) — mikrokosmos-makrokosmos isomorfizmi, modern holografik prensip ile yapısal akrabadır.
Eleştiriler (Sokal-Paradigma)
Kuantum bilinç hipotezleri, ana akım bilim camiasında ciddi eleştirilerle karşılaşmıştır:
Sokal Skandalı ve Paradigma Sorunu
1996'da fizikçi Alan Sokal'ın Social Text dergisine sunduğu sözde-akademik makale ("Transgressing the Boundaries: Towards a Transformative Hermeneutics of Quantum Gravity"), kuantum mekaniği ile post-modernist felsefe arasında kurulan gevşek analojilerin nasıl bir saçma metne dönüşebileceğini ifşa etti. Sokal'ın makalesi tamamen aldatıcıydı — uydurma bir argüman içeren, modaya uygun jargon ile doldurulmuş bir parodiydi. Yayınlanması, akademik dünyada büyük bir sarsıntı yarattı.
Sokal-Bricmont Fashionable Nonsense: Postmodern Intellectuals' Abuse of Science (1998) kitabı, Deleuze, Lacan, Kristeva, Latour gibi düşünürlerin kuantum kavramlarını yanlış kullandığını gösterdi. Bu deneyim, kuantum-mistik analojilerin eleştirel filtreden geçmesi gerektiğini öğretti. Modern kuantum-tinsel söylem hâlâ "Sokal-tipi" yanlış-kullanım tehlikesi altındadır.
Fizikçi Murray Gell-Mann (kuarkları keşfeden Nobel laureate), kuantum mistik söylemini "quantum flapdoodle" olarak nitelendirir. Sean Carroll (Caltech), kuantum mekaniğinin bilinç sorununa hiçbir özel ışık tutmadığını, sorun ne kadar gizemli ise kuantum mekaniğinin de "o kadar" gizemli olmasının çağrışımsal ilişkiden öteye gitmediğini savunur. Carroll'ın Something Deeply Hidden (2019) kitabı, çoklu-dünyalar yorumu çerçevesinde bilinç sorununa bakar ve özel bir kuantum-bilinç hipotezi gerekmediğini iddia eder.
Dekoherans Problemi
Max Tegmark'ın 2000 makalesi ("Importance of quantum decoherence in brain processes") beyin gibi sıcak (~310 K), ıslak ve gürültülü bir ortamda kuantum koheransının ~10^-13 ile 10^-20 saniye arasında bozulacağını hesapladı. Hâlbuki nöronal işlem süreçleri milisaniye mertebesindedir; aradaki uçurum on milyar mertebesindedir.
Hameroff ve Penrose, mikrotübül içindeki hidrofobik ceplerin koheransı kısmen koruyabileceğini ve quantum vibration'ın femtosaniye değil, milisaniye boyunca sürebileceğini iddia eder; ancak deneysel kanıt sınırlıdır. Tegmark'ın eleştirisi, fiziksel mekanizma seviyesinde Orch-OR'un en güçlü itirazıdır ve henüz tam olarak yanıtlanmış değildir.
Karşı-cephede, kuantum biyoloji alanındaki son gelişmeler — bitki fotosentezinde kuantum koheransının (Engel et al. 2007), kuş navigasyonunda kuantum dolanıklığın (radikal-çift mekanizması, Schulten) deneysel gösterilmesi — biyolojik sistemlerde kuantum-süreçlerin imkânsız olmadığını gösterdi. Ancak bu, mikrotübüllerde bilince yetecek ölçekte bir koherans olabileceğini kanıtlamaz.
"Bilinç Tarafından Çöküş" Yorumunun Aşılması
Maaş yorumu Kopenhag yorumunun bir varyantıdır. Çoklu dünyalar yorumu (Everett 1957, DeWitt 1970), pilot dalga yorumu (Bohm-de Broglie), decoherent histories (Gell-Mann, Hartle), QBism (Quantum Bayesianism, Fuchs-Mermin), relational quantum mechanics (Rovelli) gibi alternatif yorumlar, dalga fonksiyonu çöküşü için bir "bilinçli gözlemci"ye ihtiyaç duymaz. Bu yorumların hepsi aynı deneysel verileri açıklar; dolayısıyla "bilinç gerekli" iddiası kuantum mekaniğinin zorunlu bir özelliği değildir.
Bu, kuantum-bilinç hipotezlerinin felsefi temelinin sandığımız kadar sağlam olmadığını gösterir: bilincin rolü, kuantum mekaniğinin tek bir yorumu (Wigner-Stapp tipi) tarafından gerektirilir; diğer yorumlar bilince hiç başvurmaz.
Kategori Hatası ve Aşırı Yorumlama
Nörobilimci Patricia Churchland, "pixie dust in the synapses" (sinapslarda peri tozu) metaforu ile kuantum bilinç hipotezlerini, açıklamadığı bir gizemi (bilinç) bir başka gizem (kuantum) ile yer değiştirmek olarak eleştirir. Aslolan, klasik nörobilimsel açıklamanın doğru sorulara odaklanması; "qualia" probleminin fenomenolojik ve epistemolojik bir mesele olabileceği, fiziksel-ontolojik bir mesele değil.
Daniel Dennett Consciousness Explained (1991) eserinde bilincin bir "illüzyon" — daha doğrusu, beynin oluşturduğu çoklu-taslak (multiple drafts) modelinden ortaya çıkan post-hoc bir yorum — olduğunu savunur. Dennett'a göre "qualia" diye bir şey yoktur; bilinç tamamen fonksiyonel-bilgisel süreçlerle açıklanabilir.
Bu pozisyon, içselden eleştirmenleri ("Dennett zor sorunu açıklamaz, sadece reddetmek için yokmuş gibi davranır") tarafından sert biçimde eleştirilmiştir; ancak materyalist redüksiyonizmin en ileri savunusudur.
"Quantum Mysticism" Olarak Eleştiri
Victor Stenger (Quantum Gods, 2009), Tegmark, Gell-Mann ve Sean Carroll gibi fizikçiler kuantum mekaniği ile maneviyat arasındaki tüm köprülere kategorik olarak şüphe duyarlar. Onlara göre kuantum mekaniği bir matematiksel-tahmin aracıdır; ontolojik yorumlar (Kopenhag, çoklu-dünyalar, Bohm) henüz deneysel olarak ayırt edilemediği için bunlardan biri üzerine maneviyat inşa etmek metodolojik olarak zayıftır.
Türkiye Yansımaları
Caner Taslaman
Caner Taslaman (Yıldız Teknik Üniversitesi, din felsefesi, 1968-), Kuantum Teorisi, Felsefe ve Tanrı (2008) kitabında kuantum mekaniğinin yorumlarını teizm-deizm-natüralizm tartışması bağlamında değerlendirir. Taslaman'a göre kuantum mekaniği:
- Klasik materyalist-determinist evren tasvirini reddederek teizme epistemik alan açar;
- Antropik prensip ve katılımcı evren ile İlahi İrade kavramına uyumlu bir kozmoloji önerir;
- Ancak Tanrı'nın varlığını kanıtlamaz; sadece materyalizmin kapalı argümanını zayıflatır.
Taslaman, ihtiyatlı bir tutum sergiler: aşırı yorumlardan ("Kuantum Tanrı'yı kanıtlıyor") kaçınarak, kuantum-spiritüalizm dialogue'unu epistemolojik açıdan disipline eder. Big Bang ve Tanrı (2003), Evrim Teorisi, Felsefe ve Tanrı (2007) ve Tanrı'yı Anlamak (2018) kitaplarında benzer epistemolojik dikkat görülür.
Taslaman'ın metodolojik vurgusu önemlidir: bilim ile din arasındaki ilişki, bilimin dini kanıtlaması ya da dinin bilimi reddetmesi değil, ikisinin de kendi epistemolojik düzlemlerinde kalarak diyalog kurmasıdır.
Yalçın Koç
Yalçın Koç (Boğaziçi Üniversitesi felsefe, emekli), klasik İslam metafiziği ile modern bilim arasında derin bir karşılaştırma yapan ender Türk düşünürlerdendir. Anadolu Mayası (2008), Theogony of Iliad (2007) ve Yalçınlığım (2018) kitaplarında, Yunan-Helenistik mantığın ötesinde, İbn Sînâ-İbn Arabî hattında bir varlık-temelli epistemoloji kurmayı savunur.
Koç'a göre, modern bilimin çoğu "sorunu" (bilinç problemi dahil), Aristotelyen-Kartezyen kategorilerin yetersizliğinden kaynaklanır. İbn Sînâ'nın vücud-mahiyet ayrımı (varlık ile özün ayrılığı), Spinoza ve Heidegger'in yüzyıllar sonra yeniden keşfetmeye çalıştığı bir ontolojik içgörüdür. İbn Arabî'nin ayân-ı sâbite kuramı, modern "olasılık dalgası" — "aktüalize olmamış potansiyel" — kavramına alternatif bir çerçeve sunabilir.
Koç'un eleştirel vurgusu: İslam dünyasının modern bilim karşısında "savunmacı" ya da "taklitçi" değil, kendi metafiziksel ağırlığıyla diyalog kurması gerektiği. Kuantum bilinç tartışması bu açıdan verimli bir örnek alandır.
Diğer Türk Çalışmaları
- Mehmet Bayrakdar (Ankara Üniversitesi İlahiyat, emekli): İslam Felsefesine Giriş (1988), İslam'da Bilim ve Teknoloji Tarihi gibi eserlerde İslam ve bilim ilişkisi.
- Sinan Canan (Üsküdar Üniversitesi, nörobilim): Beyin-bilinç ilişkisini popüler düzeyde tartışan İçimizdeki Hazine, Anatomistlerle Geçen Bir Gün eserleri.
- Sennur İmrek: Tasavvuf ile modern fizik diyaloğu üzerine denemeler.
- Mustafa Kemal Mutlu: Kuantum ve Sufi gibi popüler eserlerle alana katkı (akademik düzeyde tartışmalı, ancak halk-kültürü dolaşımında etkili).
- Hilmi Yavuz (şair-düşünür): Tasavvuf, post-modernite ve bilim diyaloğu üzerine denemeler.
Sonuç ve Pratik Yansımalar
Kuantum bilinç tartışması, ne kesin bir "bilimsel doğrulama" ne de kesin bir "çürütme" sahnesidir. Daha ziyade, paradigma sınırlarında düşünmenin verimli bir alanıdır. Tasavvufî perspektiften bakıldığında:
- Müşahede-temelli epistemoloji: Modern bilim hâlâ büyük ölçüde "dış-gözlem" odaklıdır. Tasavvufî muraqaba ve zikir pratikleri ise iç-gözlem (first-person empiricism) yöntemleridir. Geleceğin bilinç çalışmaları, üçüncü-şahıs nörobilimle birinci-şahıs kontemplatif yöntemleri (neurophenomenology — Francisco Varela) sentezleyecektir.
- Alçakgönüllülük: İbn Arabî'nin "Akıl, kendi sınırını bilemediği için her yere gider" (Fütûhât) uyarısı, hem aşırı materyalist hem aşırı mistik iddialara karşı bir uyanıklık çağrısıdır. Hakikatin bilgi-modaliteleri tek-değildir; akıl, kalp, müşahede her biri farklı bir bilgi-yetisidir.
- Etik-Ontolojik Bağlantı: Eğer bilinç tabiatın ontolojik kumaşına aktif katkıda bulunuyorsa (Stapp), insanın niyet ve eylemlerinin metafiziksel ağırlığı vardır — bu, klasik İslam ahlakının (niyet-i halise) felsefi temelidir.
- Dinler-Arası Diyalog: Kuantum bilinç hipotezi, çeşitli dinlerin metafiziksel iç-görülerini ortak bir konuşma masasına oturtabilir. Vahdet-i Vücud, Advaita, Hua-yen, Kabala — hepsi gözlemci-gözlenen birliğinin farklı dillerde anlatımıdır.
Mevlana'nın "Sen kendini iki gözle görmedikçe / Çok çok bakmadıkça / Tek bir göz olduğunu nasıl anlayabilirsin?" beyti (Mesnevî), tam da gözlemci-gözlenen birliğinin tasavvufî dili ile özetidir.
Yûnus Emre'nin "Bir ben vardır bende benden içeri" mısraı ise, kuantum bilinç hipotezlerinin işaret ettiği "derin-benlik" sorununun, Anadolu Türkçesi'nde en güzel ifadelerinden biridir. Bilinç probleminin çözümü, fizik formüllerinde değil, bu "içerideki ben"in disiplinli iç-gözlemiyle başlar.
Genişletilmiş Tarihsel Arka Plan
19. Yüzyıl Öncüleri
Kuantum bilinç tartışmasının zihinsel altyapısı 19. yüzyıl sonunda atıldı. William James (The Principles of Psychology, 1890; The Varieties of Religious Experience, 1902), bilincin akış-doğasını ve materyalist redüksiyona direnişini vurguladı. James'in "stream of consciousness" metaforu, sonradan Whitehead'in "actual occasions" ve nihayet Stapp'ın kuantum-süreçsel bilinç modelinin entelektüel atasıdır.
Henri Bergson (Matter and Memory, 1896; Creative Evolution, 1907), zekânın mekanik-uzaysal modellerinin yaşam ve bilinci kavrayamayacağını, süre (durée) kavramının niteliksel olarak farklı bir zaman-deneyimi olduğunu savundu. Bergson'un beyni "hafızanın aleti, fakat kaynağı değil" olarak görmesi, modern "beyin alıcısıdır, üretici değildir" yaklaşımının (Kastrup) ön-formülasyonudur.
Alfred North Whitehead (Process and Reality, 1929), klasik substans-temelli ontolojiyi reddedip her şeyin "actual entities" — anlık deneyim olayları — olduğunu savundu. Whitehead'in proces metafiziği, sonradan David Bohm'un implicate order'ı ve Stapp'ın kuantum-bilinç modelinin temelidir.
Kuantum Devriminin İlk Filozofları
Werner Heisenberg (Physics and Philosophy, 1958), kuantum mekaniğinin Aristotelyen potentia kavramına yeni bir hayat verdiğini söyledi: dalga fonksiyonu, aktüel-değil-potansiyel bir gerçekliğin matematiksel temsilidir. Niels Bohr'un tamamlayıcılık (complementarity) ilkesi — dalga ve parçacık özelliklerinin tek bir ölçümle birlikte gözlenemeyeceği — felsefi olarak Doğu mistik geleneklerin paradoks-merkezli düşüncesine (Mahayana Sunyata, Tasavvuf Cem-i Ezdâd) yakındır.
Erwin Schrödinger (What Is Life?, 1944; My View of the World, 1961), açık bir biçimde Upanişad-Advaita etkisini taşır. Schrödinger'in son kitabındaki ünlü pasaj: "Bilinçlerin çokluğu sadece bir görünüştür; aslında tek bir Bilinç vardır" (Brahman ile özdeşliği imler). Erwin Schrödinger'in evrensel bilinç görüşü, modern Kastrup-tipi analitik idealizmin önemli bir öncüsüdür.
Wolfgang Pauli, Carl Gustav Jung ile uzun yıllar yazıştı ve synchronicity (eş-anlamlılık) kavramını birlikte geliştirdi. Pauli, sayıların — özellikle 137 ince yapı sabitinin — "arketipal" karakter taşıyabileceğini düşündü; bu, modern fiziğin sınırlarında bir mistik-mistery duygusu uyandırır.
Kuantum Mekaniği Yorumları Spektrumu
Kuantum bilinç tartışmasının zenginleşmesi için kuantum mekaniğinin yorumları haritası gerekir:
| Yorum | Bilinç Rolü | Çoklu Dünya | Lokalite | Belirleyicilik |
|---|---|---|---|---|
| Kopenhag | Gözlem-temelli çöküş | Tek dünya | Lokal-değil | Olasılıksal |
| Wigner-Stapp | Aktif bilinç-çöküşü | Tek dünya | Lokal-değil | Bilinç-belirleyici |
| Çoklu-dünyalar (Everett) | Yok | Sonsuz dünya | Lokal | Deterministik |
| Bohm-de Broglie | Yok | Tek dünya | Lokal-değil | Deterministik |
| QBism (Fuchs) | Subjektif olasılık | Tek dünya | Lokal | Bayesyen |
| Relasyonel (Rovelli) | Yok | Tek dünya | Bağıntısal | Olasılıksal |
| Decoherent histories | Yok | Tek dünya | Lokal-değil | Klasik-sınırlı |
Her yorum, aynı deneysel verileri farklı meta-fiziksel çerçevelerde açıklar. Mistik-rezonansa en açık olanı Wigner-Stapp'tir; en mekanikçi olanı çoklu-dünyalar ya da Bohm'dur. Bu çoğulluk, kuantum-mistisizm tartışmasını bilim-felsefe olarak verimli ama belirsiz kılar.
Sadreddin Konevî'nin Miftâhu'l-Gayb'da işaret ettiği gibi: "İlim, kendi nesnesinin kendisine geliş tarzı kadar sınırlıdır." Bu söz, modern kuantum-yorumlar arasındaki seçimin de bizim epistemolojik konumlanmamıza bağlı olduğunu hatırlatır — yorum-tercihi salt verilerle değil, metafiziksel ön-kabullerle de belirlenir.
Pratik İçerimler: Tasavvuf Yoluna Ne Söyler?
Müşahede-Bilim Diyaloğunun Önündeki Engeller
Kuantum bilinç tartışması, modern müslüman entelektüelin önünde birkaç metodolojik engeli aşmasını gerektirir:
- Aşırı-uyarlama tuzağı: "Kuantum tasavvufu kanıtlıyor" iddiası, bilimi de tasavvufu da incitir. Bilim ile mistik metinler farklı epistemik düzlemlerdedir; birinin diğerini "kanıtlamaya" çalışması, ikisinin de doğasını çarpıtır. Caner Taslaman'ın metodolojik dikkati bu tuzaktan kaçınmaya yardım eder.
- Reddi-kabul gerilimi: Bazı muhafazakâr çevreler modern bilime kategorik şüpheyle yaklaşır; bazı modernist çevreler ise tasavvuf-mirasını "mit" olarak küçümser. İki uç da verimsiz; gerçek diyalog hem klasik metinlere derin saygıyı hem modern bilimin disiplinli metodolojisini birlikte gerektirir.
- Yüzeysel-analojiler riski: Kuantum süperpozisyon ile vahdet-i vücud arasındaki paralellikler yapısal-strukturel düzeydedir, ontolojik özdeşlik değildir. Bunu karıştırmak, Sokal-tipi yanlış-kullanım üretir.
Klasik Tasavvuf Yolunda Kuantum-Etkisi Var mı?
Kısa cevap: hayır. Bin yıllık tarîkat eğitimi, kuantum mekaniğinin keşfinden önce zaten kendisini olgunlaştırdı. Modern fizik bulgularının manevi pratiği daha derinleştirmeyeceği açıktır — bir mürid muraqaba yaparken Heisenberg formülünü bilmez, gerek de yoktur.
Ancak modern okumuş Müslümanın entelektüel-rahatlığı için kuantum-tartışmaları işe yarayabilir: materyalist redüksiyonizmin kesin-bilim-iddiası ile baş ederken, kuantum yorumlarının çoğulluğu ve bilinç probleminin açıklığı, gerek-değildiği bir epistemik alçakgönüllülük sunar. Materyalizmin "Tanrıya yer yok" iddiasına karşı, "Bilinç probleminin nasıl olduğu bile açıklanmamışken siz neye dayanarak konuşuyorsunuz?" mukabelesi felsefi geçerlilik kazanır.
Mevlana, Yunus ve Modern Fizik Diyaloğu
Mevlana'nın Mesnevî'deki ünlü beytidir: "İnsan bir göktür, melekler tabakaları içinde / Ve denizdir, balıklar derinliklerinde." Bu mısra, mikrokosmos-makrokosmos isomorfizmini Doğu-İslam dilinde dile getirir. Modern holografik prensip (Bekenstein-Hawking-Susskind), evrenin her parçasının bütününün bilgisini taşıdığını söyler — Mevlana'nın insanı "küçük evren" (`âlem-i sağîr) olarak görmesi, fiziksel bir teori olarak değil, fenomenolojik-mistik bir hakikat olarak yedi yüzyıl öncesinden anılır.
Yûnus Emre'nin Anadolu Türkçesiyle söyledikleri: "Sensin bana benden yakın / Ben sana benden uzak" — bu, gözlemci-gözlenen birliğinin Türkçe en sade ifadelerinden. Modern fizik felsefesi, henüz "gözlemci"yi tanımlama konusunda netleşmiş değil; Yûnus'un "ben" ile "sen" arasındaki dolanıklığa dair sezgisi, modern kuantum dolanıklık (entanglement) ile şaşırtıcı bir resonans gösteriyor.
Eğitim-Pedagoji Önerileri
Türkiye'deki üniversitelerde bilim-din diyaloğu programları (Boğaziçi, ODTÜ, İstanbul Üniversitesi din-felsefe bölümleri, Üsküdar Üniversitesi nörobilim-tasavvuf çevresi) bu alanı disipline edebilir. Önerilen müfredat unsurları:
- Klasik tasavvuf metinleri (İbn Arabî, Konevî, Mevlana) seçici okuma.
- Modern fizik felsefesi (kuantum yorumlar, ontoloji, epistemoloji) eğitimi.
- Bilinç çalışmaları (Chalmers, Dennett, Searle, Nagel) tanıtımı.
- Karşılaştırmalı analiz metodolojisi (yapısal benzerlikler vs. ontolojik özdeşlik).
- Sokal-tipi yanlış-kullanım örneklerinin eleştirisi.
Bu kombinasyon, ne saf-bilimcilik ne saf-tradisyonalizm; disiplinli karşılaştırmalı düşünce yetiştirir.
Detaylı Eleştirel Değerlendirme: Aşırı-Uyarlama Örnekleri
Kuantum-mistik söyleminde sıkça yapılan yanlışları somut örnekleriyle ele almak öğreticidir:
Örnek 1: "Gözlemci Tanrı'yı Kanıtlıyor" Argümanı
Yaygın bir popüler argüman: "Kuantum mekaniği gözlemcinin gerçekliği yarattığını gösteriyor; öyleyse evrenin var olması için bilinçli bir Gözlemci — Tanrı — gerekli." Bu argüman birden fazla kategori-hatası içerir:
- "Gözlemci" terminolojik karışıklık: Fiziksel "gözlem" bilinçli bir gözlemci gerektirmez — bir ölçü aleti, bir foton-detektörü, hatta çevresel decoherans de "gözlem"dir. Wigner'in formülasyonu bir azınlık yorumudur ve sonradan kendisi tarafından reddedilmiştir.
- "Tanrı'yı kanıtlama" iddiası: Kuantum mekaniği yorumlarının çoğu bilinçsiz çöküş mekanizmaları (decoherans, çoklu-dünyalar, Bohm) önerir. "Bilinç gerekli" iddiası bilimsel olarak kanıtlanmış değil, sadece bir yorumdur.
- Klasik kalâm argümanlarının gereksizliği: Klasik İslam kelâmı (Eş'arî, Mâturîdî), Tanrı'nın varlığı için vâcibü'l-vücûd (zorunlu varlık) argümanına dayanır; kuantum-mekaniksel argümana ihtiyaç duymaz. Modern fizikten Tanrı çıkarmaya çalışmak, klasik kelâmın felsefi-derinliğini zayıflatır.
Örnek 2: "Dolanıklık Tasavvufî Birlik'tir" Argümanı
Bir başka yaygın argüman: "Kuantum dolanıklık ile vahdet-i vücud aynı şeydir." Yapısal benzerlikler var, doğru; ancak ontolojik özdeşlik değil:
- Dolanıklık iki (veya daha fazla) parçacığın kuantum-mekanik durumlarının ayrılmaz şekilde korele olmasıdır; klasik istatistiksel korelasyondan farklıdır ama yine de iki ayrı parçacık vardır.
- Vahdet-i vücud ise İbn Arabî'nin ontolojik tezi: gerçekte tek bir Vücud vardır; çokluk tecellinin görünümüdür. Bu, dolanıklıktan kategori-olarak farklıdır — dolanıklık metafiziksel bir özdeşlik iddia etmez.
Mesleğin dürüstlüğü, benzerliği görmek ve özdeşliği görmemek arasında bir ayrım yapmaktır.
Örnek 3: "Bilinç Beynin Antenidir" Argümanı
Kastrup-tipi idealizm tarafından savunulan bu argüman, beynin bilinci üretmediğini, iletkenliği yaptığını (transmitter, radio receiver metaforu) söyler. Argüman ilgi çekici ama eleştirilere açıktır:
- Beyin zedelenmesi argümanı: Spesifik beyin bölgelerinin zedelenmesi spesifik zihinsel-içerik kayıpları üretir. Eğer beyin sadece anten ise, anteni kısmen bozmak "sinyali tamamen değiştirmemeli" — ama Wernicke veya Broca afazisi gibi spesifik zihinsel kayıpları somut olarak yaratır. Bu, beynin bilinci sadece iletmediğini, şekillendirdiğini ve hatta kısmen ürettiğini önerir.
- Karşı argüman: Kastrup, anten metaforunu daha sofistike kullanır — beyin bilinci "filtreler ve şekillendirir", tıpkı radyo cihazının elektromanyetik dalgaları belirli frekanslarda alıp ses olarak şekillendirmesi gibi. Beyin zedelenmesi, alıcının deforme olmasıdır; alıcı bozulduğunda sinyal de "deformlı" iletilir. Bu argüman tutarlı ama deneysel olarak boş-versiyon.
Gerçek: bu felsefi tartışma henüz çözümlenemez bir bölgededir. Bilim hâlâ "emergence" (ortaya çıkma) ile "transmission" (iletilme) arasında karar veremiyor; bu durum, hem materyalist hem idealist iddialara karşı epistemik alçakgönüllülüğü gerektiriyor.
Örnek 4: "Süperpozisyon Schrödinger Kedisi" Mistik Yorumu
Bir başka popüler yanlış-uyarlama: "Schrödinger'in kedisi hem ölü hem canlı olduğu için gerçeklik gözlemciye bağımlıdır — tasavvufun cem-i ezdâd (zıtların toplanması) öğretisi modern fiziğin onayladığı bir gerçektir." Bu argüman birkaç sorun içerir:
- Schrödinger'in 1935'teki düşünce deneyi aslında kuantum mekaniğinin yorumlanmasındaki sorunu vurgulayan bir eleştiriydi, makro-objelerde gerçek bir süperpozisyonun olduğunu söyleyen bir doğrulama değildi.
- Makro-objelerde (kediler gibi) decoherans çok hızlıdır; süperpozisyon ölçülebilir ölçekte kalmaz.
- Tasavvufî cem-i ezdâd ise tamamen farklı bir kategori: isimsel-sıfat planında, zıt-sıfatların aynı Zat'ta birlikte var olabilmesi (Cebbâr ile Rahîm, Mukaddim ile Muahhir gibi).
İki kavram, yapısal olarak "zıtların birlikteliği" şemasını paylaşır ama ontolojik çerçeveleri tamamen farklı. Bunları karıştırmak, ne kuantum mekaniğine ne tasavvuf ontolojisine adalet eder.