Önemli Şahsiyetler

Mahavira — Jainizm Kurucusu

MÖ 6. yüzyılda yaşayan, Jainizm'in yirmi dördüncü ve son tîrthankarası kabul edilen Mahavira: radikal ahimsâ (zarar vermeme) öğretisi, çok-yönlülük (anekântavâda) mantığı ve Vedik Brahmanizm'e karşı geliştirdiği şramana çileciliğiyle Hint maneviyatının kurucu omurgalarından biri.

17 bağlantı İleri Önemli Şahsiyetler Haritada göster →

“Tüm canlılar yaşamak ister; hiçbiri öldürülmek istemez. Bu yüzden bilge kişi öldürmez ve öldürmeye sebep olmaz.” — Âcârânga Sûtra I.4

Bir Çağın Eşiğinde

MÖ 6. yüzyıl, dünya düşünce tarihinin “eksen çağı” (Karl Jaspers'in Achsenzeit kavramı) olarak anılan o olağanüstü kırılma dönemidir: Çin'de Konfüçyüs ve Lao Tzu, İran'da geç Zerdüştî gelenek, Yunanistan'da ilk filozoflar ve Kuzey Hindistan'ın Ganj ovasında birbiriyle yarışan bir düşünce patlaması. Bu ovada, Vedik ritüel-merkezli Brahmanizm'in kurban (yajña) ekonomisine, kast ayrımcılığına ve rahip otoritesine itiraz eden geniş bir karşı-akım doğmuştu: şramana (Sanskritçe śramaṇa, “çaba gösteren, çileci”) hareketi. Bu hareket, kurtuluşu kâhin aracılığıyla değil, bireyin kendi disiplini ve içgörüsüyle aradı.

İşte bu zeminde iki büyük figür yükseldi: biri Şâkyamuni Buddha, diğeri Mahavira (Sanskritçe Mahāvīra, “Büyük Kahraman”). İkisi büyük ihtimalle çağdaştı, aynı coğrafyada — bugünkü Bihâr eyaletinde — dolaştılar; her ikisi de Vedik otoriteyi reddetti, her ikisi de samsâra'dan (doğum-ölüm döngüsünden) kurtuluşu hedef aldı. Ama Mahavira'nın yolu, kendinden önceki çileci geleneği reforme ederek, insanlık tarihinin en uzlaşmaz zarar vermeme ahlâkını kurdu.

Tarihsel Kişilik ve Kaynaklar

Jain geleneği Mahavira'yı tarihin bir başlangıcı değil, bir zincirin son halkası olarak konumlandırır. Ona göre Mahavira, mevcut kozmik çağın yirmi dördüncü ve son tîrthankarası'dır. Tîrthankara sözcüğü “geçit/sığ yeri (tîrtha) yapan” demektir: samsâra nehrinin karşı kıyısına geçmek için bir köprü kuran, yolu yeniden açan kurtarıcı öğretmen. Bu yönüyle Mahavira bir “kurucu”dan çok bir “yeniden-keşfedici”dir; ondan önce gelen yirmi üçüncü tîrthankara Pârśva'nın (muhtemelen MÖ 9.-8. yüzyıl, tarihsel gerçekliği akademik olarak da kabul gören bir figür) öğretisini arındırıp katılaştırmıştır.

Tarihsel veriler şöyle özetlenebilir:

Tarihlendirme tartışmalıdır: geleneksel kronoloji nirvânayı MÖ 527'ye koyar; çağdaş akademisyenlerin çoğu ise MÖ 5. yüzyılın başlarını (yaklaşık MÖ 480-468) daha makul görür. En eski ve güvenilir metinsel kaynak, Mahavira'nın kendi sözlerine en yakın katman sayılan Âcârânga Sûtra'dır; onu Sûtrakritânga ve Kalpa Sûtra (Bhadrabâhu'ya atfedilen yaşamöyküsel anlatı) izler.

Öğretinin Çekirdeği: Beş Yemin

Mahavira'nın etiği, çileciler için mahâvrata (büyük yeminler), sıradan inananlar için anuvrata (küçük yeminler) biçiminde formüle edilen beş ilke üzerine kuruludur:

  1. Ahimsâ — hiçbir canlıya zarar vermemek.
  2. Satya — doğruluk, yalan söylememek.
  3. Asteya — verilmeyeni almamak (hırsızlık etmemek).
  4. Brahmacharya — cinsel perhiz/iffet.
  5. Aparigraha — mülkiyetsizlik, bağlanmamak.

Bu beşlinin Pârśva'dan miras kalan dördüne Mahavira'nın brahmacharya'yı (ya da kimi okumalara göre aparigraha'yı müstakil yemin olarak) eklediği kabul edilir. Beş yeminin yapısal benzeri, Patañjali'nin Yoga Sûtra'sındaki yamalarda (ahimsâ, satya, asteya, brahmacharya, aparigraha — birebir aynı beşli!) görülür. Bu çarpıcı örtüşme, şramana ve yoga geleneklerinin ortak bir Hint çileci etiğinden beslendiğini gösterir; öğreti yalnızca Jainizm'e özgü değil, tüm Hint dharma ailesinin paylaştığı bir omurgadır.

Yine de Mahavira'nın katkısı, bu ortak etiğin yorumlanma derecesinde yatar. Brahmanik gelenekte ahimsâ, kurban törenlerinin ve sosyal görevin gerekleri karşısında esnetilebilen göreli bir ilkeydi; Mahavira ise onu mutlaklaştırdı ve hiçbir istisnaya yer bırakmadı. Aynı şekilde aparigraha (mülkiyetsizlik), Brahmanik sannyâsa (dünyadan el etek çekme) idealinde yaşamın son evresine ertelenirken, Mahavira bunu daha gencecik yaşta ve mutlak biçimde uyguladı. Böylece o, hazır bulduğu çileci sözcükleri alıp onları radikalin ucuna taşıyan bir reformcudur; öğretinin gücü, içeriğinin yeniliğinden çok, uygulanışının tavizsizliğindendir.

Ahimsâ: Radikal Zarar Vermeme

Jainizm'in dünya düşüncesine en özgün katkısı, ahimsâ'yı mutlak ve kozmik bir ilkeye dönüştürmesidir. Mahavira için her varlık — yalnızca insan ve hayvan değil, bitkiler ve hatta toprak, su, ateş, hava içindeki mikroskobik jîva'lar (tek-duyulu canlılar, nigoda) — bir ruh taşır ve acı çekebilir. Bu yüzden Jain çileci:

Bu radikallik, Bhagavad Gîtâ'daki “görev gereği savaşmak” (Krishna'nın Arjuna'ya öğüdü) gibi Vedik-Brahmanik şiddet meşruiyetinin tam karşı kutbudur. Mahatma Gandhi'nin 20. yüzyılda geliştirdiği satyâgraha (şiddetsiz direniş) doğrudan Jain ahimsâsından beslenmiştir; Gandhi, Gujarat'ta Jain etkisinin yoğun olduğu bir çevrede büyümüş, Jain bilgesi Rajchandra'yı manevî rehberlerinden biri saymıştır.

Anekântavâda: Çok-Yönlülük Mantığı

Mahavira'nın felsefî dehası, etiğiyle sınırlı değildir. Ona atfedilen anekântavâda (“tek-yanlı-olmama, çok-yönlülük”) öğretisi, gerçekliğin hiçbir tek bakış açısından bütünüyle kavranamayacağını savunur. Klasik benzetme şudur: kör adamlar bir fili yoklar; biri hortumu tutup “fil bir yılandır”, biri kulağı tutup “fil bir yelpazedir”, biri bacağı tutup “fil bir sütundur” der. Her biri kısmen haklıdır, ama hiçbiri tam değildir.

Bu epistemoloji iki teknik kavramla işler:

Bu çok-değerli mantık, Batı'nın iki-değerli (doğru/yanlış) Aristotelesçi mantığından kökten farklıdır ve gerçekliğin çoğul doğasını metafizik olarak ciddiye alır. Karşılaştırıldığında: Advaita Vedanta “tek hakikat, çokluk yanılsama (mâyâ)” der; Buddhist Madhyamaka “her görüş boştur (śûnya), tutunulacak öz yoktur” der; Jain anekântavâda ise üçüncü bir yol tutar: çokluk gerçektir, hiçbir görüş mutlak değildir ama her görüş kısmen geçerlidir. Bu, dogmatizme karşı epistemik bir alçakgönüllülük çağrısıdır.

Karma, Madde ve Kurtuluş

Jain metafiziğinde karma soyut bir ahlâkî yasa değil, neredeyse fiziksel bir maddedir: ince, görünmez parçacıklar (karma-pudgala) tutkular yüzünden ruha (jîva) yapışır ve onu maddî evrene (ajîva) bağlar, kararttır, ağırlaştırır. Kurtuluş (moksha) bu karmik tozun temizlenmesidir ve iki aşamada gerçekleşir: samvara (yeni karma akışını durdurmak) ve nirjarâ (birikmiş karmayı çile ve riyazetle yakıp atmak). Tamamen arınan ruh, evrenin tepesindeki Siddhaloka'ya yükselir ve orada sonsuz bilgi, mutluluk ve özgürlükle kalır.

Jain ruh anlayışının özgün bir yönü daha vardır: ruhun “doğal” durumunun sınırsız bilgi, sınırsız algı, sınırsız enerji ve sınırsız mutluluk (ananta-catushtaya, dört sonsuzluk) olduğu, ama karmik maddenin bu doğal ışığı örttüğü düşüncesidir. Yani kurtuluş, ruha yeni bir şey eklemez; tersine, onu kuşatan örtüyü kaldırarak zaten var olan kemâli açığa çıkarır. Bu, güneşin bulutlarla örtülmesi benzetmesinde özetlenir — bulut dağılınca güneş “yeniden parlamaz”, çünkü hep parlıyordu; yalnızca artık görünür olur. Bu “örtünün kaldırılması” motifi, Hint maneviyatının pek çok kolunda farklı dillerle tekrarlanan ortak bir sezgidir.

Bu noktada Jain düşüncesi, çağdaşı olan Sâmkhya felsefesiyle ilginç bir akrabalık ve ayrışma sergiler. Kapila'ya atfedilen ve Sâmkhya Kârikâ'da sistemleştirilen düalist görüş, evreni saf bilinç (purusha) ile maddî doğa (prakriti) arasındaki keskin ayrıma dayandırır; kurtuluş, ruhun maddeden ayrıştığını görmektir. Jainizm de jîva (ruh) ile ajîva (madde) arasında benzer bir düalizm kurar; ama Sâmkhya'da kurtuluş bir bilgi (vivéka, ayırt etme) edimiyken, Jainizm'de o, karmik maddenin fiilen yakılıp atılmasını gerektiren maddî-çileci bir süreçtir. İki gelenek de teist olmayan (nâstika, Veda otoritesini reddeden) Hint felsefeleri arasında sayılır — ki bu, Mahavira'yı dharma geleneğinin kuzeydoğu, Brahmanizm-karşıtı kanadına yerleştirir.

İki Mezhep: Digambara ve Şvetâmbara

Mahavira'nın ölümünden sonraki yüzyıllarda Jain topluluğu, çileci disiplinin sınırları üzerinde ikiye bölündü:

Bu bölünme, çıplaklık (acelaka) pratiğinin daha eski ve “aslî” katmana ait olabileceğini düşündürür; Mahavira'nın kendisinin Pârśva geleneğindeki giysili çilecileri çıplaklığa yönlendirdiği rivayet edilir.

Karşılaştırmalı Bakış: Mahavira ve Buddha

Aynı çağın, aynı toprağın iki büyük çileci öğretmeni arasındaki fark öğreticidir:

Mahavira / Jainizm Buddha / Budizm
Çile anlayışı Aşırı riyazet; bedenin disiplinle bastırılması “Orta Yol”; aşırı çileyi de reddeder
Ruh (âtman) Vardır; her canlıda bağımsız, ölümsüz jîva Yoktur; anatta (öz-yokluğu)
Karma Yarı-maddî parçacıklar, fiilen yakılır Niyete (cetanâ) bağlı zihinsel süreç
Kurtuluşun bedeni Çoğunlukla katı çileci yaşamı zorunlu kılar Manastır ve sıradan yaşam birlikte mümkün

Buddha'nın “Orta Yol”u, bizzat Mahavira tarzı aşırı riyazete bir tepki olarak okunabilir: Gautama'nın altı yıllık aşırı oruçtan sonra bunun kurtuluş getirmediğini görüp Bodh Gayâ'da dengeli bir yola yönelmesi, Jain çileciliğinin yaygınlığına dolaylı bir tanıklıktır. Buna karşılık Jainizm, “acı çekerek arınma” ilkesini sonuna kadar korumuş; bu yüzden günümüze dek Hint dünyasındaki en uzlaşmaz çileci gelenek olarak yaşamaktadır.

Mirası ve Süreklilik

Jainizm bugün dünyada yaklaşık beş-altı milyon mensubuyla, sayıca küçük ama kültürel etkisi orantısız biçimde büyük bir gelenektir. Hint ticaret ve hayır geleneğinde, Gujarat ve Râjasthân'ın ekonomik hayatında, vejetaryenliğin ve hayvan haklarının Hindistan'daki yerleşikliğinde Jain ahimsâsının izi derindir. Çağdaş çevre etiği ve hayvan hakları söylemi, Mahavira'nın “her canlının yaşama isteği vardır” ilkesini yeniden keşfetmektedir. Modern Hint bilgeliği içinde de, mülkiyetsizlik ve zarar vermeme idealleri Jain olmayan öğretmenleri dahi etkilemeyi sürdürür.

Kailâş Dağı gibi pan-Hint kutsal merkezlerin Jain kozmolojisindeki karşılığı Aṣṭâpada'dır; ilk tîrthankara Rishabha'nın burada kurtuluşa erdiğine inanılır. Böylece Jainizm, kendi başlangıcını Mahavira'dan çok daha gerilere, evrenin döngüsel zamanının derinliklerine taşır. Mahavira ise, bu kozmik zincirin bizim çağımıza bakan son ve en parlak halkası olarak, “Büyük Kahraman” adını, kılıçla değil, hiçbir canlıya el kaldırmama cesaretiyle hak etmiştir.

Kaynaklar