Önemli Şahsiyetler

Porphyrios: Enneadlar'ın Editörü ve Amelî Mistisizm

Plotinos'un en sadık öğrencisi ve Enneadlar'ın editörü Porphyrios'un hayatı, eserleri, hocasının metinlerini düzenleyişi, vejetaryen etiği, ruhun arınma yoluyla yükselişine dayanan amelî mistisizmi ve Hristiyanlığa yönelttiği polemik.

16 bağlantı İleri Önemli Şahsiyetler Haritada göster →

“Plotinos, bizimle birlikte olduğu süre boyunca, sanki bedeninde olmaktan utanıyormuş gibi görünürdü.” — Porphyrios, Plotinos'un Hayatı 1

Geç Antikçağ'ın felsefe tarihinde Porphyrios (yaklaşık 234–305), hem bir aktarıcının alçakgönüllülüğünü hem de bağımsız bir düşünürün keskinliğini bir araya getiren ender figürlerdendir. Onu çoğunlukla Plotinos'un sadık öğrencisi ve büyük hocasının dağınık yazılarını ölümsüz bir külliyat hâline getiren editör olarak hatırlarız; oysa Porphyrios aynı zamanda mantıkçı, filolog, din eleştirmeni, beslenme etiği kuramcısı ve ruhun selâmeti üzerine kafa yoran bir maneviyat öğretmeniydi. Onun eserinde Yeni-Platoncu metafiziğin soyut yüksekliği ile gündelik hayatın somut disiplini — ne yenir, nasıl yaşanır, ruh bedenden nasıl arınır — beklenmedik biçimde buluşur.

Hayatı: Tyros'tan Roma'ya

Porphyrios, Suriye'nin Fenike kıyısındaki Tyros (Sur) kentinde, muhtemelen 234 yılında doğdu. Asıl adı, Sâmî dillerindeki kraliyet/onur çağrışımlarıyla Malkhos (yani “kral”) idi; Yunancaya bu adı önce Basileus olarak çevirmeyi düşünseler de, hocası Longinos onu, Tyros'un meşhur erguvan (porfir) boyasına ve hükümdarlığın mor rengine gönderme yapan Porphyrios (“erguvanî giyimli”) adıyla anmayı yeğledi. Bu ad değişikliği, onun Doğulu kökeninden Helenistik düşünce dünyasının merkezine geçişini de simgeler.

Gençliğinde Atina'da, döneminin önde gelen retorikçisi ve edebiyat eleştirmeni Cassius Longinos'un yanında okudu; burada filoloji, gramer ve klasik metin tahliline dair sağlam bir eğitim aldı. Bu eğitim, ileride Plotinos'un metinlerini düzenlerken ona paha biçilmez bir titizlik kazandıracaktı. 263 yılı civarında, otuz yaşlarındayken Roma'ya gitti ve orada Plotinos'un ders halkasına katıldı. Bu karşılaşma hayatının dönüm noktası oldu; altı yıl boyunca (263–268) hocasının en yakın çevresinde kaldı.

Porphyrios'un kendi anlattığına göre, bir keresinde derin bir melankoliye ve intihar düşüncesine kapıldığında, Plotinos bunu sezmiş, ona bu eğilimin akıldan değil hastalıklı bir bedensel hâlden kaynaklandığını söyleyerek bir süreliğine Roma'dan ayrılmasını öğütlemişti. Porphyrios da Sicilya'ya çekildi; hocasının ölümüne (270) bu uzaklıkta tanık oldu. Bu olay, onun “amelî” eğiliminin altını çizer: felsefe Porphyrios için yalnızca kuram değil, ruh sağaltımıydı.

Enneadlar'ın Editörü

Porphyrios'un düşünce tarihine en kalıcı katkısı kuşkusuz Enneadlar'ı (Yunanca enneás, “dokuzlu”) derleyip yayımlamasıdır. Plotinos sağlığında yazılarını dağınık risaleler hâlinde bırakmış, üstelik gözleri zayıf olduğu için yazdıklarını yeniden okuyup düzeltmeye pek yanaşmamıştı. Porphyrios bu elli dört risaleyi topladı, konularına göre sınıflandırdı ve onları yapay ama anlamlı bir mimariyle düzenledi: altı grup (her biri “dokuzlu”, ennead), her grupta dokuz risale. Altı ve dokuz sayıları, Pisagorcu ve Platoncu sayı sembolizminde yetkinlik ve tamlık taşıyan rakamlardı; bu yüzden bölümleme yalnızca pratik değil, kozmik bir uyum iddiası da taşıyordu.

Bu düzenleme tematik bir yükseliş izler: İlk Ennead ahlâk ve insanla ilgili konuları; izleyen Ennead'lar fizik ve kozmolojiyi; sonrakiler ruhu; ardından Nous (Akıl)'u; en son grup ise her şeyin kaynağı olan Bir'i (to Hen) ele alır. Böylece okur, duyusal dünyadan başlayıp südûr (emanasyon) basamaklarını tersine tırmanarak en yüksek ilkeye doğru yol alır. Porphyrios, risalelere başlıklar vermiş, kimi yerde paragrafları yeniden sıralamış, ama metnin sözünü değiştirmemeye özen göstermiştir.

Bu derlemenin başına koyduğu Plotinos'un Hayatı (Vita Plotini), antikçağdan bize kalan en değerli felsefî biyografilerden biridir. Porphyrios burada hocasının mütevazı yaşamını, öğrenci çevresini, ders üslubunu, hatta meşhur “bedeninde olmaktan utanırdı” gözlemini aktarır. Eseri, Plotinos'un risalelerinin yazılış sırasını da kaydeder — hangi metnin hocasının hangi yaş döneminde kaleme alındığını belirtir — ki bu kronolojik bilgi, modern araştırmacıların Plotinosçu düşüncenin gelişimini izlemesini mümkün kılan biricik kaynaktır. Porphyrios ayrıca metni MS 301 dolaylarında, hocasının ölümünden otuz yıl sonra, kendisi yaşlılık çağındayken tamamladığını söyler; böylece eser, hem bir vefa borcu hem de bir ömrün muhasebesi niteliği taşır.

Aynı eserde, Plotinos'un hayatı boyunca dört kez “birleşme” (hénōsis) hâline ulaştığını, kendisinin ise bu mertebeye yalnızca bir kez, altmış sekiz yaşında eriştiğini yazar — bu, onun mistik tecrübeyi soyut bir ideal değil, yaşanmış bir hedef olarak gördüğünün kanıtıdır (hénōsis). Porphyrios biyografide, hocasının Gnostik akımlara (gnostisizm) karşı yürüttüğü polemiği de aktarır; Plotinos, maddî evreni kötü ve düşük bir tanrının ürünü sayan Gnostikleri, kozmosun güzelliğine ve düzenine haksızlık ettikleri için sert biçimde eleştirmişti. Porphyrios bu tartışmayı kayda geçirerek, Yeni-Platonculuğun maddeye bakışındaki temel ayrımı — maddenin kötü değil, ilâhî taşmanın en uzak ve en zayıf basamağı olduğu görüşünü — sonraki kuşaklara taşımıştır.

Mantık, Eisagōgē ve Aktarıcı Kimliği

Porphyrios'un etkisi yalnızca metafizikle sınırlı kalmadı. Eisagōgē (“Giriş”) adlı kısa incelemesi, Aristoteles'in Kategoriler'ine bir başlangıç olarak yazılmıştı ve burada beş “yüklenebilir” kavramı (cins, tür, ayrım, özellik, ilinek) ele alıyordu. Bu küçük eser, Boethius'un Latince çevirisiyle Ortaçağ boyunca mantık eğitiminin temel ders kitabı oldu; tümeller (universalia) tartışmasını yüzyıllarca beslemiştir. Böylece Doğulu bir Yeni-Platoncu olan Porphyrios, Latin skolastiğinin de gizli mimarlarından biri hâline geldi — bir aktarıcı olarak gücü, kendi özgün katkısını çoğu zaman gölgede bıraktı.

Porphyrios'un bu “köprü” rolü, onu hocasının düşüncesini sadakatle yayan biri olmanın ötesine taşır. O, Aristotelesçi mantık ile Platoncu metafiziği uzlaştırma çabasının önemli bir halkasıdır; bu eğilim, kendisinden sonra gelen Iamblikhos ve Proklos üzerinden okul Yeni-Platonculuğunun ayırıcı niteliğine dönüşecektir. Ne var ki Porphyrios ile Iamblikhos arasında derin bir yöntem ayrılığı doğdu: Porphyrios kurtuluşu öncelikle felsefî tefekkür ve ahlâkî arınmada görürken, Iamblikhos ruhun yükselişi için ritüel-büyüsel uygulamaya, yani theurgiaya başvurmanın zorunlu olduğunu savundu. Bu tartışma, Yeni-Platoncu maneviyatın “kuram mı, amel mi” ekseninde bölünmesinin merkezinde yer alır.

Ruhun Yükselişi ve Amelî Mistisizm

Porphyrios'un maneviyat anlayışının çekirdeğinde ruhun bedenden arınarak kaynağına dönüşü fikri bulunur. İnsan ruhu, ilâhî kökeninden “aşağı” inmiş, bedensel dünyanın tutkularına ve duyusal bağlara dolanmıştır. Felsefenin görevi bu bağları çözmek, ruhu temizlemek (kátharsis) ve onu yeniden Akıl'a, oradan da Bir'e yükseltmektir. Bu, Plotinos'tan devralınan bir programdır; ama Porphyrios onu somut bir yaşam disiplinine, gündelik bir riyâzete dönüştürür.

Bu çerçevede yazdığı Marcella'ya Mektup (Ad Marcellam) ve Aphormai pros ta noēta (“Akledilirlere Götüren Çıkış Noktaları”, Latince Sententiae) adlı eserler, soyut metafiziği yaşanabilir bir ahlâka tercüme eder. Sententiae, Plotinosçu öğretiyi özlü aforizmalar hâlinde damıtan bir el kitabıdır; ruhun bedenle ilişkisini, arınmanın derecelerini ve “erdemlerin basamakları” öğretisini berrak biçimde sıralar. Porphyrios'a göre erdemler kademelidir: önce “siyasî/medenî” erdemler tutkuyu ölçülü kılar, sonra “arındırıcı” erdemler ruhu bedenden koparır, en yukarıda ise ruhun bütünüyle ilâhî olana benzediği “örnek” erdemler gelir. Bu basamaklı arınma şeması, sonraki tüm Yeni-Platoncu etik düşüncesini biçimlendirmiştir.

Vejetaryenlik: Et Yememe Üzerine

Porphyrios'un en özgün ve günümüze dek yankılanan eseri, dört kitaplık Et Yememe Üzerine (Peri apochēs empsychōn, Latince De abstinentia) adlı incelemesidir. Castricius Firmus adlı bir dostuna, vejetaryen yaşamı bırakıp yeniden et yemeye başladığı için yazdığı bu eser, antikçağdan kalma en kapsamlı vejetaryenlik savunusudur.

Porphyrios'un argümanı çok katmanlıdır. Birincisi, felsefî-mistik bir gerekçe sunar: filozofun amacı ruhu maddeden arındırmaksa, ağır ve “topraksal” bir besin olan et, ruhu bedene bağlayan tutkuları besler; perhiz ise tefekkürü ve ilâhî olana açıklığı kolaylaştırır. İkincisi, ahlâkî bir kaygı taşır: hayvanların da bir tür akıl, duygu ve adalet payı bulunduğunu, dolayısıyla onlara karşı bir tür hakkaniyet borcumuz olduğunu ileri sürer — bu, hayvan zihnine dair antikçağın en gelişmiş tartışmalarından biridir. Üçüncüsü, dinî boyut: kanlı kurban geleneğini eleştirir, en yüce tanrıya layık sununun maddî bir hayvan değil, sessiz bir tefekkür ve arınmış bir zihin olduğunu savunur.

Bu beslenme etiği, Porphyrios'un mensubu sayıldığı antik Yunan mistik geleneği içinde köklü bir damarı sürdürür: Pisagorcuların ve Orfik çevrelerin ruh göçü inancına dayalı et yememe öğretisini. Eğer ruhlar bedenler arasında dolaşıyorsa, bir hayvanı öldürmek bir akrabayı öldürmek olabilirdi — ki bu mesele, ruh göçü ile reenkarnasyon ayrımı tartışmasının da kalbinde yer alır. Porphyrios bu eski sezgiyi alıp ona Yeni-Platoncu bir metafizik ve incelikli bir ahlâk kuramı giydirmiştir.

Eserin ufku salt bir perhiz kılavuzunun ötesindedir. Porphyrios, dönemin Stoacılarının ve Aristotelesçilerinin “hayvanların akıldan yoksun olduğu, dolayısıyla insanın onlara karşı hiçbir adalet borcu bulunmadığı” tezini doğrudan çürütmeye girişir. Hayvanların ses çıkararak iletişim kurduğunu, öğrenebildiğini, korku ve sevgi gibi duygular taşıdığını, hatta kimi türlerin öngörü ve hafıza sergilediğini örneklerle anlatır; buradan, onların da bir tür içsel akla (logos endiathetos) sahip olduğu sonucuna varır. Bununla birlikte Porphyrios perhizi herkese dayatmaz: et yememeyi, tüm enerjisini tefekküre ve arınmaya adamış filozofun özel bir disiplini olarak sunar; sıradan insanın, askerin ya da bedensel emek harcayanın bu kurala bağlı olmadığını kabul eder. Böylece eser, hem evrensel bir ahlâkî sezgiyi hem de Yeni-Platoncu hayat tarzının seçkinci bir riyâzetini bir arada savunur — bu denge, De abstinentia'yı yalnızca bir antik metin olmaktan çıkarıp çağdaş hayvan etiği tartışmalarının doğrudan bir öncülü hâline getirmiştir.

Tanrılar, Kâhinler ve Din Felsefesi

Porphyrios, halk dininin tanrılarını ve ibadet biçimlerini büsbütün reddetmez; onları kademeli bir kozmolojiye yerleştirir. Tanrı Heykellerine Dair (Peri agalmatōn) adlı eserinde, tapınak heykellerinin kaba birer put olmadığını, görünmez ilâhî güçlerin duyusal sembolleri olduğunu, dolayısıyla bilgili kişinin onları doğru “okuyabileceğini” savunur. Kayıp Kâhinlerden Devşirilen Felsefe (Peri tēs ek logiōn philosophias) adlı derlemesinde ise kehanet sözlerini felsefî bir hakikatin örtülü ifadeleri olarak yorumlar.

Onun maddî dünyanın altındaki ilâhî hiyerarşi anlayışı, Plotinos'tan miras kalan südûr şemasına dayanır: Bir'den Akıl, Akıl'dan Ruh, Ruh'tan da duyusal evren taşar; tanrılar, daimonlar ve ruhlar bu inişin değişik basamaklarında yer alır. Ancak Porphyrios, daha alt düzeydeki ritüellerin ruhu yalnızca belli bir yere kadar arındırabileceğini, en yüksek birleşmenin (theurjik araç değil) saf felsefî tefekkürle gerçekleştiğini düşünüyordu. Bu, onu evrenin kökenindeki dêmiurgos/yaratıcı ilke sorununda da Platoncu Timaios geleneğine bağlar; ne var ki Yeni-Platoncu okumada yaratıcı, Bir'in altındaki Akıl düzeyiyle özdeşleştirilir.

Hristiyanlığa Karşı

Porphyrios, döneminin yükselen dini Hristiyanlığa yönelttiği keskin eleştiriyle de tanınır. On beş kitaplık Hristiyanlara Karşı (Kata Christianōn) adlı eseri, kutsal metinlerdeki çelişkiler, peygamberlik iddialarının tarihsel tutarsızlığı ve havarilerin güvenilirliği üzerine filolojik bir saldırıydı. Örneğin Daniel Kitabı'nın, içerdiği “kehanetlerin” doğruluğuna bakarak, iddia edilenin aksine olaylardan sonra (MÖ 2. yüzyılda) yazıldığını ileri sürmesi, modern tarihsel-eleştirel incilbilimini şaşırtıcı biçimde önceler.

Bu eser öylesine etkili görüldü ki, 448 yılında imparatorlar II. Theodosius ve Valentinianus tarafından yakılması emredildi; bu yüzden bugün metni yalnızca onu çürütmeye çalışan Hristiyan yazarların (Eusebios, Augustinus, Hieronymus) alıntıladığı parçalardan tanıyoruz. Porphyrios'un eleştirisi, paganizmle Hristiyanlık arasındaki entelektüel mücadelenin en ciddi pagan cephesini temsil eder.

Mirası

Porphyrios, Yeni-Platonculuğun ikinci kuşağının dönüm figürüdür. Plotinos'un düşüncesini koruyup yaydığı kadar, onu sistemleştirme, mantıkla birleştirme ve yaşanabilir bir etiğe dönüştürme yönünde dönüştürmüştür. Onun Eisagōgē'si Ortaçağ mantığını, De abstinentia'sı modern hayvan etiği ve vejetaryenlik tartışmalarını, Sententiae'si Yeni-Platoncu maneviyatı, Vita Plotini'si ise felsefe tarihçiliğini beslemiştir. Iamblikhos ve Proklos gibi sonraki büyük sistemciler onun açtığı yoldan ilerlediler — çoğu zaman ona karşı çıkarak, ama daima onunla hesaplaşarak.

Porphyrios'un kişiliğinde Geç Antikçağ'ın bir hâli billurlaşır: bir yandan kadim bilgeliği (Pisagoras, Platon, Orfik gizemler) koruma, bir yandan yükselen yeni dine direnme, bir yandan da ruhun maddeden kurtuluşu için hem düşünmeyi hem de yaşamı (perhiz, riyâzet, tefekkür) seferber etme çabası. Onun amelî mistisizmi, felsefenin bir kuram değil, bir yaşam biçimi ve bir kurtuluş yolu olduğu inancının en arı ifadelerindendir.

Kaynaklar