Kayıp Uygarlıklar

Tollan: Toltek Medeniyeti ve Efsaneleştirilmiş Bir Altın Çağ

Arkeolojik Tula ile mitsel Tollan arasındaki gerilim: Tarihsel Toltek kentinin Aztekler tarafından nasıl kusursuz bir altın çağa, sanatkârlığın ve meşru iktidarın efsanevî kaynağına dönüştürüldüğü ve bu kurgunun kimlik inşasındaki rolü.

8 bağlantı İleri Kayıp Uygarlıklar Haritada göster →

“Toltekler bilge insanlardı; eserleri hep iyi, hep mükemmeldi, hep ustacaydı... Hiçbir şeyi güç gelmezdi onlara; değerli taşları keser, altını eritir, sanatın her türlüsünü bilirlerdi.” — Florentine Codex, Kitap X (Bernardino de Sahagún'un Nahua muhbirlerinden derlediği şekliyle)

İki Tollan: Toprağın Altındaki ile Belleğin İçindeki

Mezoamerika tarihinin en kalıcı muammalarından biri tek bir adda düğümlenir: Tollan. Bu Nahuatl sözcüğü “sazlıkların yeri”, mecazen “kalabalık, mahşerî metropol” anlamına gelir ve İspanyol fethi öncesi Orta Meksika'nın kolektif belleğinde efsanevî bir başkenti — sanatın, bilgeliğin ve meşru kraliyetin doğduğu kusursuz şehri — adlandırır. Ne var ki bu Tollan'ı aramaya çıkan tarihçi iki ayrı nesneyle karşılaşır. Biri arkeolojik bir gerçeklik: bugün Meksika'nın Hidalgo eyaletindeki Tula de Allende kenti yakınlarındaki harabe, MS yaklaşık 900-1150 arası gelişmiş orta ölçekli bir Postklasik başkent. Diğeri ise metinsel-mitsel bir inşa: Azteklerin (Mexica) kendi imparatorluk meşruiyetini dayandırdıkları, zamanla idealize edilmiş, neredeyse cennetvârî bir “altın çağ” tasavvuru.

Bu ayrım, alanın merkezî tartışmasıdır. Alman arkeolog ve etnotarihçilerin “archäologisches Tula” ile “mythisches Tollan” diye ayırdıkları bu ikilik, yalnızca bir yer tespiti sorunu değildir; bir uygarlığın kendi geçmişini nasıl kurguladığına, hatırladığına ve siyasî sermayeye dönüştürdüğüne dair derin bir vaka çalışmasıdır.

Arkeolojik Tula: Taşın ve Tabakanın Anlattığı

Hidalgo'daki Tula, Teotihuacan'ın çöküşü (Teotihuacan piramit kenti) ile Aztek yükselişi arasındaki Postklasik Erken Dönem'in (yak. 900-1150) baskın gücüydü. Kentin nüfusu zirvesinde 30.000-60.000 arasında tahmin edilir; çevresiyle birlikte belki de o dönem Orta Meksika'sının en yoğun yerleşimiydi. Anıtsal merkezinde Tlahuizcalpantecuhtli'ye (Şafak Yıldızı / Venüs) adanmış B Piramidi yükselir; tepesindeki tapınağı bir zamanlar taşıyan dört devâsa bazalt sütun — ünlü Atlantes (Atlantean figürleri) — savaşçı kılığında, atlatl (mızrak fırlatıcı) ve göğüs zırhıyla betimlenmiş Toltek askerlerini temsil eder. Sütunlu salonlar, kabartmalı duvarlar (yürüyen jaguarlar ve kartallar, kalpleri tutan yırtıcılar), tzompantli (kafatası sehpası) tasvirleri ve eğik bir top sahası kentin sanatsal dilini oluşturur (Mezoamerika top oyunu ve yeraltı).

Buradaki ikonografi militarist bir dünya görüşünü ele verir: Tula sanatı, Klasik Maya veya Teotihuacan'ın görece dingin imgelemine kıyasla savaşı, kurban etmeyi ve kartal-jaguar savaşçı tarikatlarını öne çıkarır. Arkeolojik kanıt, idealize edilmiş “barışçı bilge sanatkârlar” imgesinden hayli farklı, fethe ve haraca dayalı bir bölgesel devlet portresi sunar.

Tula'nın en çarpıcı bilmecesi ise yüzlerce kilometre uzaktadır: Yucatán'daki Maya kenti Chichén Itzá, Tula ile şaşırtıcı mimarî paralellikler taşır — neredeyse aynı Atlantean sütunlar, chacmool heykelleri, sütunlu galeriler, tüylü yılan motifleri. Eski kuram bunu “Toltek istilası” olarak okudu; daha yeni yorumlar, iki kent arasında karşılıklı bir Postklasik etkileşim ağı, ortak bir uluslararası sembolik dil veya hatta kronolojinin tersine çevrilmesi (Chichén'in önce gelmiş olabileceği) ihtimallerini tartışır. Tartışma kapanmış değildir ve “Toltek” kavramının kendisinin ne kadar gerçek bir etnik-siyasî birim olduğunu sorgulatır.

Kentin gündelik yaşamı da idealize edilmiş tablodan farklı, çok daha somut bir resim sunar. Tula, obsidiyen işçiliğinin (özellikle yakındaki Pachuca yeşil obsidiyen yataklarının) bölgesel dağıtım merkezlerinden biriydi; çanak çömlek üretimi, taş aletler ve uzun mesafeli ticaret kentin ekonomik omurgasını oluşturuyordu. Richard Diehl'in kazıları, planlı konut adaları, su yönetimi düzenlemeleri ve sosyal tabakalaşmanın izlerini açığa çıkardı. Kentin MS 1150-1200 dolaylarındaki çöküşü için tek bir neden gösterilemez: iç çatışma, kuraklık ve çevresel baskı, ticaret ağlarının çözülmesi ve büyük bir yangın katmanının işaret ettiği şiddetli bir tahribat birlikte anılır. Merkezî yapıların kasıtlı olarak yıkılıp yağmalandığına dair izler, çöküşün ardından gelen kuşakların bu harabeyi hem kutsal bir miras hem de devşirilecek bir kaynak olarak gördüğünü düşündürür — Aztekler daha sonra Tula'da kazı yapıp Toltek eserlerini “kutsal emanet” olarak Tenochtitlan'a taşıyacaklardı.

Mitsel Tollan: Aztek Belleğinin İnşası

Asıl dönüşüm, Tula'nın MS 1150 dolaylarında çökmesinden iki yüzyıl sonra başlar. Geç gelen Nahua göçmenleri — sonradan Mexica/Aztek olacak topluluklar dâhil — Orta Meksika vadisine yerleştiklerinde kendilerini ihtişamlı ama yıkık bir geçmişin mirasçısı olarak konumlandırma ihtiyacı duydular. Tollan, bu meşrulaştırma projesinin köşe taşı oldu.

Aztek anlatısında Toltekler artık sıradan bir Postklasik halk değildir; onlar insanlığın tüm uygar sanatlarının mucitleridir. Sahagún'un muhbirleri, Tolteklerin takvimi, yazıyı, tıbbı, değerli taş işçiliğini, tüy sanatını icat ettiğini; pamuğun renk renk yetiştiği, başakların insan boyunu aştığı, kakao ve değerli kuşların bol olduğu bir bolluk diyarında yaşadığını anlatır. “Toltecayotl” (Tolteklik) sözcüğü Nahuatl'da soyut bir kavrama dönüşmüştür: ustalık, incelik, uygarlık, sanatkârlık. Bir zanaatkâra “tolteca” demek, onu “üstat” ilan etmektir.

Bu nostaljik kurgu, Maya-Aztek maneviyatının tipik bir özelliğini sergiler: tarihsel zaman, mitsel bir başlangıç çağına (“altın çağ”) doğru geriye yansıtılır ve bugünkü düzenin geçerliliği o köken anına bağlanır. Tıpkı Popol Vuh'un K'iche' Maya'sı için soy ve iktidarı kutsal bir başlangıca bağlaması gibi, Aztekler de kendi hanedan meşruiyetini Tollan'a dayadılar.

Quetzalcoatl ve Düşüşün Mitolojisi

Tollan mitolojisinin kalbinde trajik bir kral-rahip figürü durur: Topiltzin Ce Acatl Quetzalcoatl. Tarihsel bir Tula hükümdarı ile Tüylü Yılan tanrısı Quetzalcoatl efsanenin içinde birbirine karışır; bu, mit ile tarihin nasıl iç içe geçtiğinin en saf örneğidir. Anlatıya göre Quetzalcoatl Tollan'ı bir bilgelik ve barış çağında yönetir, insan kurbanını yasaklar, yalnızca yılan, kuş ve kelebek sunulmasını ister.

Ne var ki rakip tanrı Tezcatlipoca (“Tüten Ayna”), bir dizi hile ve büyüyle onu baştan çıkarır: Quetzalcoatl sarhoş edilir, ahlâkî düşüşe sürüklenir ve utancıyla Tollan'ı terk eder. Doğuya, “kızıl topraklar”a (Tlillan Tlapallan) doğru yola çıkar; kimi anlatıda kendini ateşte yakıp Venüs gezegeni olarak göğe yükselir, kimisinde bir yılan salıyla denize açılıp bir gün geri döneceğine söz verir. Bu “geri dönecek tanrı-kral” motifi, daha sonra İspanyol fethinin Aztek belleğindeki yorumlanışında — Cortés'in Quetzalcoatl'ın dönüşü sanılması efsanesinde — yankılanacaktır; gerçi bu eşitlemenin büyük ölçüde fetih-sonrası bir kurgu olduğu bugün ciddi biçimde tartışılır.

Quetzalcoatl'ın düşüşü, Tollan'ın yıkılışının mitsel açıklamasıdır: kusursuz çağ, kozmik bir ihanetle, içerideki çürümeyle sona erer. Bu, yalnızca bir tarih değil, bir ahlâk dersidir.

Soy, Meşruiyet ve Siyasî Sermaye

Tollan'ın efsaneleştirilmesinin asıl işlevi siyasîdir. Orta Meksika'nın fetih öncesi hanedanları — Mexica, Texcoco'nun Acolhua'sı, Culhuacán beyleri — meşruiyetlerini Toltek soyundan gelme iddiasına bağladılar. Özellikle Culhuacán, “Toltek kanını” taşıyan hanedan olarak prestij merkeziydi; Mexica yöneticileri kendi ilk meşru hükümdarları Acamapichtli'yi bu Culhuacán-Toltek soyuyla evlendirerek krallıklarını “asaletlendirdiler”. Tollan'a bağlanmak, kaba göçebe kökenli (Chichimeca) bir halkın kendini uygar dünyanın varisi ilan etmesinin yoluydu.

Burada Tollan, Atlantis efsanesinin Batı düşüncesindeki işlevine yapısal olarak benzer bir rol oynar: kayıp, kusursuz, idealize edilmiş bir köken uygarlığı olarak şimdiki zamanın özlemlerini ve meşruiyet arayışını taşır. Fakat kritik bir fark vardır: Atlantis'in arkasında somut bir arkeolojik kent yoktur; Tollan'ın arkasında ise gerçek, kazılabilir bir Tula durur. Bu yüzden Tollan, “mitin tarihten nasıl doğduğunu ve tarihi nasıl yeniden yazdığını” inceleyen araştırmacılar için eşsiz bir laboratuvardır.

“Tollan” Adının Çoğulluğu

İşi daha da karmaşıklaştıran bir olgu vardır: Mezoamerika'da birden fazla Tollan vardır. Sözcük zamanla genel bir “büyük başkent, meşru iktidar merkezi” kavramına dönüştüğü için, çeşitli kentler kendilerini bir “Tollan” olarak adlandırdı veya öyle anıldı — Teotihuacan'ın da ardıl belleklerde bir “Tollan” sayıldığına dair güçlü deliller vardır; Cholula “Tollan Cholollan” olarak bilinirdi; hatta bazı Maya kaynaklarında (“Zuyuá” / Tulán motifi) benzer bir mitsel köken-kent geçer. Bu çoğulluk, modern arkeologları “tek bir tarihsel Tollan arama” yaklaşımından, “Tollan'ı bir kültürel kategori, bir meşruiyet şablonu olarak okuma” yaklaşımına yöneltmiştir.

Dolayısıyla soru “Gerçek Tollan neresiydi?” olmaktan çıkıp “Tollan fikri ne işe yarıyordu?” hâline gelir. Yanıt: Tollan, Postklasik Mezoamerika'nın ortak siyasî dilinde, bir gücün kendini meşru kılmak için bağlandığı arketipsel başkenttir — coğrafî bir nokta değil, kavramsal bir taht.

Mit, Tarih ve Yöntem Sorunu

Tollan vakası, tarih yazımı açısından temel bir uyarı içerir. Elimizdeki başlıca kaynaklar — Sahagún'un Florentine Codex'i, Anales de Cuauhtitlan, çeşitli pictografik el yazmaları — büyük ölçüde fetih sonrası, İspanyol gözetimi altında veya Hıristiyanlaşmış yerli soylular tarafından derlenmiştir. Bunlar Toltekler hakkında değil, Azteklerin Toltekler hakkında ne hatırlamak (ya da unutmak) istediği hakkında birinci elden tanıklıktır. Aztek altın çağı tasviri, kendi imparatorluklarını haklı çıkaran bir “icat edilmiş gelenek”tir.

Bu yüzden ciddi araştırma, üç katmanı titizlikle ayırır: (1) Tula'nın arkeolojik gerçekliği — militarist, bölgesel, somut; (2) bu kenti idealize eden Aztek mit-tarihi — nostaljik, meşrulaştırıcı, ahlâkî; ve (3) tüm bunları yeniden çerçeveleyen kolonyal süzgeç — Avrupalı kategoriler ve Hıristiyan kaygılarla biçimlenmiş kayıt. Tollan'ı anlamak, bu üç aynanın birbirine yansıttığı görüntüleri ayırt edebilmektir. Bu yönüyle Tollan, And kozmolojisinin üç dünyası veya İnka maneviyatı gibi diğer Yerli Amerika geleneklerinin de paylaştığı bir özelliği — kutsal geçmişin sürekli bugüne çağrılması ve siyasî düzenin mitsel bir köken anına bağlanması — örnekler.

Eric Hobsbawm'ın “icat edilmiş gelenek” kavramı burada özellikle aydınlatıcıdır: Aztekler, görece yeni ve kırılgan iktidarlarını köklü ve doğal göstermek için Tollan'ı bir “derinlik yanılsaması” olarak kullandılar. Antropolog Susan Gillespie'nin gösterdiği gibi, Mexica hanedan tarihleri her yeni hükümdarla yeniden düzenlenip Tollan'a bağlanan soy çizgileri sürekli yeniden yazıldı; bu, durağan bir mit değil, siyasî ihtiyaca göre güncellenen canlı bir araçtı. Aynı süreç, fethin ardından yön değiştirdi: Hıristiyanlaşan yerli soylular ve İspanyol misyonerler, Quetzalcoatl figürünü kimi zaman bir “pagan peygamber”, hatta Aziz Tomas'la özdeşleştirilen bir önceleyici Hıristiyan olarak yeniden yorumladılar. Böylece Tollan miti, üç ardışık iktidar düzeninin — Toltek, Aztek ve kolonyal — her birinin kendi meşruiyetini dokuduğu ortak bir kumaşa dönüştü. Mitin bu çok katmanlı yeniden kullanımı, neden tek ve “doğru” bir Tollan anlatısı bulmanın imkânsız olduğunu da açıklar: her katman, kendinden öncekini silmeden üzerine yazmıştır.

Sonuç: Belleğin Mimarisi

Tollan, ne saf bir tarih ne de saf bir efsanedir; ikisinin birbirini sürekli yeniden yazdığı canlı bir bellek mekânıdır. Hidalgo'nun rüzgârlı yaylasında dikilen Atlantes sütunları, taştan birer somut tanık olarak ayakta dururken; aynı kentin “adı”, Aztek imgeleminde dünyevî bir başkentten kozmik bir cennete, sanatın ve meşruiyetin ezelî kaynağına dönüştü. Bir uygarlığın kendi geçmişini nasıl kutsallaştırdığını, hangi unutuşlar ve büyütmelerle kimliğini kurduğunu görmek isteyen herkes için Tollan, Mezoamerika'nın sunduğu en berrak aynadır — ve geçmişin hiçbir zaman tarafsız hatırlanmadığını hatırlatan bir derstir.

Kaynaklar