Önemli Şahsiyetler

Damaskios: Apofatik Teoloji ve Son Akademi

Atina Akademisi'nin son başkanı Damaskios'un Bir'in tanımsızlığı (apeiroton) öğretisi, ifade edilemez olanın radikal apofatik çözümlemesi ve geç antik düşüncenin Hristiyan olumsuzlama teolojisine açılan köprüsü.

9 bağlantı İleri Önemli Şahsiyetler Haritada göster →

“İlke hakkında, eğer ona ilke demek doğruysa, ne söylenebilir ne de tasavvur edilebilir; çünkü her söz ve her düşünce, ondan sonra gelen şeylere aittir.” — Damaskios, Aporíai kaì Lýseis perì tôn Prṓtōn Arkhôn (İlk İlkelere Dair Güçlükler ve Çözümler), I, 1

Bir Çağın Kapanışı

Damaskios (yaklaşık MS 462–538), Platon'un MÖ 387 civarında kurduğu Akademia'nın son diadokhos'u (ardıl başkanı) olarak tarih sahnesine, bir geleneğin hem zirvesinde hem de eşiğinde çıkar. Şam'da (Damascus) doğduğu için bu adı taşıyan filozof, İskenderiye'de retorik, ardından Atina'da matematik ve felsefe öğrenmiş; hocaları arasında matematikçi Marinos ve İsidoros bulunur. Yaklaşık MS 515'te Akademia'nın başına geçtiğinde, kurum çoktan pagan Helenizm'in son entelektüel kalesi hâline gelmişti. İmparator Iustinianus'un MS 529'da pagan öğretmenlerin maaş almasını ve felsefe öğretmesini yasaklayan fermanı, bu kadim okulun kapılarını fiilen kapattı. Damaskios, beş öğrenci arkadaşıyla birlikte —aralarında Simplikios da vardı— Sâsânî hükümdarı I. Hüsrev Anûşirvân'ın sarayına, daha hoşgörülü bir entelektüel iklim umuduyla göç etti. Bu yolculuk başarısız oldu; ama MS 532 tarihli Roma–Sâsânî barış antlaşmasına filozofların serbestçe yaşayabileceklerine dair bir madde konulması, Damaskios çevresinin saygınlığının bir ölçüsüdür.

Damaskios böylece, Proklos'un kurduğu görkemli sistematik Neoplatonizmin son büyük temsilcisi, antik pagan felsefenin de son özgün sesidir. Ne var ki onun düşüncesi yalnızca bir mirasın muhafızlığı değildir; aksine, kendisinden önceki bütün Neoplatonik sistemin temel varsayımlarını sarsan, radikal bir özeleştiridir.

Damaskios'un yaşadığı dönem, Akdeniz dünyasının dinsel haritasının köklü biçimde yeniden çizildiği bir çağdı. Roma'nın resmî pagan kültleri çoktan zayıflamış, yerlerini Hristiyanlık almıştı; ama entelektüel pagan dindarlık, özellikle felsefe okullarında, kendine özgü ve son derece sofistike bir biçimde varlığını sürdürüyordu. Bu çevreler, eski Helen dinini ham bir mitoloji olarak değil, Platonik metafiziğin sembolik diliyle yeniden yorumlanmış bir kutsal kozmoloji olarak kavrıyordu. Aynı dönemin paganizmiyle iç içe geçen Hermetik ve esoterik akımlar (Roma'da Hermes Trismegistos) gibi, Damaskios'un çevresi de felsefeyi bir kurtuluş yolu, ruhun tanrısal kökenine dönüşü olarak görüyordu.

Proklos'tan Damaskios'a: Sistemin İçeriden Sorgulanması

Plotinos'tan (Enneadlar) Proklos'a uzanan Neoplatonik gelenek, gerçekliği aşkın Bir'den (to Hen) kademeli olarak türeyen (próodos) ve ona geri dönen (epistrophḗ) bir hiyerarşi olarak kurmuştu. Bu sistemin omurgasını, her gerçeklik düzeyinin kendisinden üstün bir ilkeye bağlandığı ve nihayetinde her şeyin mutlak basit, birlikli ilk-ilkeden kaynaklandığı düşüncesi oluşturur. Proklos, Stoikheíōsis theologikḗ (Teolojinin Unsurları) adlı eserinde bu yapıyı geometrik kesinlikte teoremler hâlinde sunmuştu.

Damaskios, başyapıtı İlk İlkelere Dair Güçlükler ve Çözümler'de tam da bu sistemin merkezindeki gerilime parmak basar. Sorusu şudur: Eğer Bir gerçekten mutlak basit ve her şeyin ilkesiyse, onun "her şeyin ilkesi olması" bile ona bir ilişki, bir belirlenim, dolayısıyla bir çokluk yüklemez mi? İlke olmak, ilkesi olunan şeylerle bir bağ kurmak demektir; oysa mutlak aşkınlık her türlü bağdan, ilişkiden, hatta "ilke" sıfatından dahi arınmış olmalıdır. Damaskios bu çıkmazı acımasız bir tutarlılıkla işler: Bir'i konuşulabilir kılan her kavram —birlik, iyilik, neden olmak— onu gerçekte aşkın olmaktan düşürür.

Apeiroton: Tanımsız ve İfade Edilemez

Damaskios'un çözümü, Neoplatonik düşüncede çığır açıcıdır. Bütün belirlenimlerin, hatta "Bir" adının bile ötesinde, tümüyle tanımsız, kavranamaz ve dile getirilemez bir ilk-ilke (archḗ) öne sürer. Bu mutlak ilke için kullandığı terimlerden biri aporrhēton'dur (ağıza alınamaz, ifşa edilemez olan); bir diğeri de sınırsızlık, belirsizlik anlamındaki apeiron / apeiroton çağrışımıdır. Damaskios'a göre bu ilk-ilke o denli aşkındır ki, ona "Bir" demek bile —Plotinos ve Proklos'un yaptığı gibi— bir tavizdir; çünkü "bir" kavramı zorunlu olarak "çok"un karşıtı olarak anlaşılır ve böylece bir karşıtlık ilişkisine, dolayısıyla bir belirlenime sürüklenir.

Burada Damaskios'un yöntemi, mutlak via negativa'ya (olumsuzlama yolu) varır. Sıradan apofatik söylem, ilkeden bir niteliği olumsuzlar ("Bir iyi değildir, çünkü iyiliğin ötesindedir"). Damaskios ise bu olumsuzlamanın kendisini de olumsuzlar: İlke hakkında "tanımsızdır" demek bile, ona "tanımsızlık" yüklemek olur ki bu da bir belirlenimdir. Böylece dil, kendi yetersizliğini itiraf ederek, bir tür anlamlı suskunluğa (sigḗ) çekilir. İnsan zihni, ilkeye doğru çıktıkça kavramlarını birer birer terk eder; en sonunda kavramın kendisini de bırakır. Bu, düşüncenin kendi sınırını aşma çabasının paradoksal bir ifadesidir — felsefenin mistik suskunluğa dönüştüğü eşik. Bu radikal olumsuzlama mantığı, mistik geleneklerin nihai gerçekliği tarif etmekten vazgeçme stratejisiyle yapısal bir akrabalık taşır (olumsuzlama yoluyla tanımlama).

İki İlke mi, Tek İlke mi? Damaskios'un İnce Ayrımı

Damaskios'un metafiziği yalnızca olumsuzlamadan ibaret değildir; son derece ince ayrımlar içerir. Bilinebilir gerçekliğin tepesine, Proklos'tan devraldığı Birleşik Bir (hen) ile çokluğu birbirine bağlayan ilkeleri yerleştirir; ama bunların hepsinin de ötesinde, hiçbir şekilde sisteme dahil edilemeyen, sistemin "dışında" kalan mutlak ifade edilemez ilkeyi konumlandırır. Bu ilke, türeyişin (emanasyon) kaynağı olamaz bile — çünkü "kaynak olmak" bir ilişkidir. Damaskios burada Plotinos'un emanasyon modeline derin bir eleştiri getirir: Eğer her şey ilkeden "taşıyorsa", ilke ile türeyenler arasında bir süreklilik vardır; oysa mutlak aşkınlık her sürekliliği keser.

Bu noktada Damaskios, gerçekliği iki kutup arasında düşünmeye yönelir: birleştiren (hēnōménon) ile ayrışmış/açımlanmış (diakekriménon) arasındaki diyalektik. Var olan her şey, hem bir birlik hem de bir çokluk taşır; düşünce, bu ikisi arasındaki gerilimi asla nihai olarak çözemez. Bu, onun sisteminin neden bir "güçlükler" (aporíai) kitabı biçiminde yazıldığını açıklar: Damaskios için felsefe, sorunları kesin çözümlere bağlamak değil, gerçekliğin kendini tüketmeyen derinliğini sürekli aporetik bir gerilim içinde tutmaktır. Bu yönüyle o, dogmatik bir sistemci olmaktan çok, düşüncenin kendi sınırlarıyla yüzleşmesini sağlayan bir diyalektikçidir.

Teurji, Ritüel ve Felsefî Dindarlık

Geç Neoplatonizm, yalnızca soyut metafizik değil, aynı zamanda teurji (theourgía) denen ritüel pratiğini de içerir: tanrısal güçlerle birleşmeyi amaçlayan, Khaldai Kehanetleri'ne (Chaldean Oracles) dayanan kutsal işlemler. Iamblikhos'tan beri Neoplatonistler, salt entelektüel tefekkürün (theōría) ruhu en yüksek ilkeye taşımakta yetersiz kalabileceğini, tanrısal lütfu davet eden ritüel eylemin gerektiğini savunuyordu. Damaskios bu geleneğin içinde durur; öğrencisi ve halefi olarak gördüğü İsidoros'un yaşamını anlattığı Filozofun Hayatı (Bíos Isidṓrou, kısmen Photios ve Suda üzerinden korunmuştur) adlı eserinde, çağının pagan kutsal figürlerini, rüyaları, kehanetleri ve dinsel deneyimleri büyük bir ciddiyetle aktarır.

Yine de Damaskios'ta ilginç bir gerilim vardır: Mutlak ilke ifade edilemez ve ilişkisizse, ritüelin ona "ulaşması" nasıl mümkün olabilir? Damaskios bu soruyu açık tutar; teurjinin etkinliğini, en yüksek ilkeye değil, onun altındaki tanrısal düzeylere bağlar. Bu, onun felsefî dürüstlüğünün bir başka göstergesidir: Mistik suskunluk ile ritüel coşku arasındaki sınırı bulanıklaştırmaz. Bu dindarlık ekseni, geç antik dünyanın evrenle kişisel bir bütünlük kurma çabasını (Stoacı logos öğretisi) yansıtan daha geniş bir manevi atmosferin parçasıdır.

Damaskios'un teurji anlayışı, çağdaşı pagan entelektüellerin paylaştığı bir kozmolojik tasavvura yaslanır: Evren, tanrısaldan maddiye uzanan kesintisiz bir varlık zinciridir ve her düzey, kendisinden üstün olanı sembolik biçimde yansıtır. Tanrıların adları, taşlar, bitkiler, kokular ve müzikal modlar —teurjik pratiğin malzemeleri— bu zincirde belirli tanrısal güçlerin "izlerini" (synthḗmata, symbola) taşır. Ritüel, bu sempatik bağlar aracılığıyla ruhu yukarı çeker. Damaskios bu inancı paylaşmakla birlikte, onu metafizik sisteminin disipliniyle sınırlar: En yüksek ilke, hiçbir sembolün, hiçbir adın, hiçbir ritüelin erişemeyeceği bir aşkınlıkta kalır. Bu, geç antik dünyanın çoktanrılı kozmolojilerini felsefî tektanrıcılığa yaklaştıran panenteist eğilimle (Hermetik panenteizm) yapısal bir yakınlık taşır: Tanrısal her şeyi kuşatır, ama hiçbir şeye indirgenemez.

Hristiyan Apofatik Teolojiye Açılan Köprü

Damaskios'un en kalıcı tarihsel etkisi, paradoksal biçimde, onun düşmanı saydığı Hristiyanlık içinde gerçekleşti. Geç Neoplatonizmin radikal olumsuzlama dili, neredeyse eşzamanlı olarak ortaya çıkan ve adını havarisel bir figürden alan gizemli yazar Pseudo-Dionysius Areopagita'nın eserlerinde Hristiyan kılığına büründü. Mistik Teoloji (Perì mystikês theologías) adlı küçük ama muazzam etkili risalesinde Pseudo-Dionysius, Tanrı'nın hem bütün olumlu sıfatların (katafatik teoloji) hem de bunların olumsuzlanmasının (apofatik teoloji) ötesinde olduğunu; en sonunda "olumsuzlamanın olumsuzlanması" gereken bir karanlık-ışığa, ilahî bir karanlığa (gnóphos) varıldığını yazar.

Bu yapının Damaskios'un mantığıyla yakınlığı çarpıcıdır: Her ikisi de olumsuzlamayı bir kez daha olumsuzlayarak dilin tükendiği bir aşkınlığa ulaşır. Pseudo-Dionysius'un doğrudan Damaskios'u okuyup okumadığı tartışmalıdır; daha olası olan, her ikisinin de Proklos'un ve geç Atina okulunun ortak entelektüel ikliminden beslenmiş olmasıdır. Nitekim modern filolojik çalışmalar, Pseudo-Dionysius'un metinleriyle Proklos'un eserleri arasında doğrudan metinsel bağlar saptamıştır. Damaskios bu iklimin en uç, en tutarlı ifadesini verdiği için, Hristiyan negatif teolojisinin felsefî arka planını anlamada vazgeçilmez bir halkadır.

Pseudo-Dionysius aracılığıyla bu apofatik miras, Bizans'ta İtirafçı Maksimos'a, Batı'da ise Johannes Scotus Eriugena'ya, oradan Meister Eckhart'ın "Tanrılığın çölü" (Wüste der Gottheit) öğretisine ve Aziz Haçlı Yuhanna'nın "ruhun karanlık gecesi"ne dek uzanır. İslâm felsefesinde de İbn Sînâ ve sonrasında Tanrı'nın zorunlu varlık (vâcibü'l-vücûd) olarak her türlü tanımın ötesinde konumlandırılması, bu geç antik olumsuzlama mantığının başka bir kültürel havzadaki yankısıdır. Böylece Atina Akademisi'nin kapanışıyla "ölen" pagan felsefe, aslında üç tektanrılı geleneğin mistik kalbine sızarak yaşamını sürdürmüştür.

Eserleri ve Metinsel Miras

Damaskios'un günümüze ulaşan başlıca eserleri şunlardır:

Bu metinlerin korunması büyük ölçüde Bizans Hristiyan müstensihlerine borçludur — Damaskios'un düşüncesini "yanlış" bulan ama yine de değerli sayan bir kültürün eliyle. Hermetik ve gnostik metinlerin (karşılaştırmalı olumsuzluk geleneğiyle yan yana okunabilecek) korunma süreçleriyle benzer biçimde, Damaskios'un mirası da çoğunlukla ona muhalif çevreler tarafından aktarılmıştır.

Sonuç: Suskunluğun Filozofu

Damaskios, Batı felsefe tarihinde tuhaf bir konumda durur. Bir yandan kapanan bir geleneğin son halkasıdır; öte yandan, o geleneğin kendi mantığını sonuna kadar götürerek, dilin ve düşüncenin sınırlarını ifşa eden en keskin zihinlerden biridir. Onun "ifade edilemez ilke" öğretisi, ne basit bir agnostisizm ne de mistik bir kaçıştır; aksine, rasyonel düşüncenin kendi yetersizliğini rasyonel olarak kavramasının titiz bir kaydıdır. Felsefe, Damaskios'ta kendi suskunluğunu düşünür.

Iustinianus'un fermanı Akademia'nın fiziksel varlığına son verdiğinde, Damaskios'un düşüncesi paradoksal biçimde tam da kapatılmak istenen şeyin —insan aklının aşkın olana yönelik sonsuz arayışının— en arınmış ifadesini sunmuştu. Bu nedenle "Son Akademi başkanı" unvanı, bir bitişi olduğu kadar, bin yıllık bir düşünce serüveninin damıtılmış özünü de imler.

Kaynaklar