Edgar Morin'in Kompleksiteler Yöntemi: Bütüncül Bilim Paradigması
Fransız düşünür Edgar Morin'in (1921–2022) altı ciltlik La Méthode'da geliştirdiği karmaşıklık düşüncesi: indirgemeci bilimle bütüncül kavrayış arasındaki kopuşu onaran, parça ile bütünü diyalojik biçimde bir arada tutan transdisipliner bir bilgi paradigması.
“Karmaşıklık, dokunmuş olan şeydir: birbirine ayrılmaz biçimde örülmüş ögelerden oluşan kumaş.” — Edgar Morin, Introduction à la pensée complexe (1990)
Bir Yüzyılın Tanığı
Edgar Nahoum, sonradan aldığı Morin adıyla, 8 Temmuz 1921'de Paris'te, Selânik kökenli Sefarad bir Yahudi ailesinin tek çocuğu olarak doğdu ve neredeyse tam bir yüzyıl yaşayarak 2 Temmuz 2022'de yüz birinci yaşına bir adım kala öldü. Bu uzun ömür yalnızca biyografik bir ayrıntı değildir: Morin'in düşüncesi, yirminci yüzyılın bütün büyük yırtılmalarının — İspanya İç Savaşı'nın, Nazi işgaline karşı Fransız Direnişi'nin (ki bu sırada Morin takma adını aldı), Komünist Parti'den kopuşun, sömürgesizleşmenin ve 1968 Mayısı'nın — içinden geçerek olgunlaşmıştır. Bir tarihçi, bir sosyolog, bir antropolog ve nihayet bir bilgi filozofu olarak Morin, hiçbir tek disiplinin sınırlarına sığmadı; bu “sığmazlık” onun en temel tezine dönüştü.
Morin'in entelektüel serüveninin dönüm noktası, 1960'larda Kaliforniya'daki Salk Enstitüsü'nde geçirdiği dönemdir. Burada moleküler biyolojiyle, sibernetikle ve yeni doğmakta olan sistem teorisiyle tanıştı. Genetik kodun keşfi, geri besleme (feedback) döngüleri ve canlı sistemlerin kendi kendini düzenleme kapasitesi onu derinden sarstı: Doğa, klasik bilimin onu parçaladığı izole nedensellik zincirleriyle değil, iç içe geçmiş döngülerle, örgütlenmeyle ve bilgiyle işliyordu. İşte bu kavrayış, ölümünden kısa süre öncesine dek üzerinde çalışacağı dev eserin — altı ciltlik La Méthode'un (Yöntem, 1977–2004) — tohumunu attı.
İndirgemeciliğin Sınırları
Morin'in tüm projesi, modern bilimin kurucu jestine yönelik bir eleştiriyle başlar. Descartes'ın Yöntem Üzerine Konuşma'sında (1637) formülleştirdiği klasik bilimsel yöntem üç sütun üzerine kuruluydu: indirgeme (karmaşık olanı en basit ögelerine ayırma), ayrıştırma (bilgiyi birbirinden yalıtılmış disiplinlere bölme) ve özdeşlik/çelişmezlik mantığı (bir şey ya A'dır ya da A-değildir). Bu üçlü, Newton fiziğinden modern tıbba kadar olağanüstü başarılar üretti. Morin bu başarıyı asla inkâr etmez; onun derdi, bu yöntemin bir noktadan sonra körlüğe dönüşmesidir.
Morin'e göre indirgemeci paradigma üç temel kaybı beraberinde getirir. Birincisi, bağlamı kaybeder: bir ögeyi bütününden kopardığınızda, onu anlamlı kılan ilişkiler ağı da yok olur — kalbi gövdeden ayırıp incelerseniz, onun bir organizma içindeki anlamını kaçırırsınız. İkincisi, bütünü kaybeder: bütün, parçaların toplamından fazladır (emergence/beliriş ilkesi), ama aynı zamanda parçaların toplamından da azdır, çünkü bütünün dayattığı kısıtlamalar parçaların kimi potansiyellerini bastırır. Üçüncüsü ve en incesi, indirgemeci akıl kendisini unutur: gözlemciyi gözlemden, bileni bilinenden ayırarak, bilginin daima bir özne tarafından, belirli kültürel ve tarihsel koşullar içinde üretildiği gerçeğini gizler. Bu son nokta, Morin'i öznelliğin doğası üzerine düşünen çağdaşlarıyla ve genel olarak bilinç sorunuyla aynı epistemolojik zeminde buluşturur: bilgiyi üreten zihin, bilginin nesnesi olmaktan kaçamaz.
Karmaşıklık Nedir, Ne Değildir
Morin'in kullandığı complexité (karmaşıklık) kelimesi yaygın bir yanlış anlamaya açıktır. Karmaşıklık “çok şey”, “komplikasyon” ya da “içinden çıkılmaz zorluk” anlamına gelmez. Sözcüğün Latince kökü complexus, “birlikte dokunmuş, birlikte örülmüş” demektir. Karmaşık bir olgu, ögelerinin birbirine öyle bir biçimde örüldüğü bir bütündür ki, bu örgüyü çözüp ipleri tek tek incelemek, kumaşın kendisini yok eder. Morin için karmaşıklık, dünyanın ontolojik bir niteliği olmaktan önce, bilginin bir meydan okumasıdır: kesinliğin, tamlığın ve nihai indirgemenin imkânsızlığıyla yüzleşmek.
Morin, karmaşıklık düşüncesini birkaç kurucu ilke üzerinden örer:
- Diyalojik ilke. Birbiriyle çelişen ama birbirinden ayrılamayan mantıkları bir arada tutmak. Düzen ve düzensizlik, yaşam ve ölüm, birey ve toplum — bunlar birbirini hem dışlar hem de gerektirir. Niels Bohr'un fizikteki tamamlayıcılık (complementarity) sezgisi, Morin'de bir genel bilgi ilkesine dönüşür.
- Özyinelemeli örgütlenme (récursion organisationnelle). Bir sürecin ürünlerinin, aynı süreci üreten nedenlere dönüşmesi. Bireyler toplumu üretir, ama toplum da (dil, kültür, kurumlar aracılığıyla) bireyleri üretir. Neden ile sonuç döngüsel olarak iç içe geçer; bu, basit doğrusal nedenselliğin çöküşüdür.
- Hologramatik ilke. Tıpkı bir hologramın her parçasının bütünün imgesini taşıması gibi, parça bütünün içindedir ama bütün de parçanın içindedir. Her hücre, organizmanın tüm genetik bilgisini taşır; her birey, içine doğduğu kültürün tümünü taşır.
Bu ilkeler, klasik mantığın “ya/ya da” ikiliğini “hem/hem de” ye doğru esnetir. Morin bu yüzden kendi düşüncesinin bir “sistem”den çok bir yöntem olduğunda ısrar eder: bitmiş bir doktrin değil, sürekli açık kalan bir araştırma tutumu.
Düzenden Doğan Düzensizlik: Tetralojik Döngü
La Méthode'un birinci cildi olan La Nature de la Nature'da (1977) Morin, evrenin kendisini nasıl örgütlediğine dair çarpıcı bir kavram önerir: tetralojik döngü (la boucle tétralogique). Buna göre evrenin yaratıcı dinamiği dört terimin sürekli etkileşiminden doğar: düzen – düzensizlik – etkileşim – örgütlenme (ordre – désordre – interactions – organisation). Klasik düşünce düzen ile düzensizliği karşıt kutuplar sanır; Morin ise düzensizliğin (türbülansın, çarpışmanın, rastlantının) yeni düzen biçimlerinin doğmasının zorunlu koşulu olduğunu gösterir. Yıldızlar, gazların kaotik çalkantısından doğar; canlılık, ilkel okyanusun “sıcak çorbasındaki” rastlantısal moleküler çarpışmalardan belirir.
Bu kavrayış, Morin'i Ilya Prigogine'in “kaostan düzen” (order out of chaos) ve dengeden uzak yapılar termodinamiğiyle, ayrıca matematiksel kaos kuramının mistik yankılarını araştıran Ralph Abraham'ın çalışmalarıyla doğrudan ilişkilendirir. Henri Atlan'ın “gürültüden düzen” (le hasard organisateur / order from noise) ilkesi de aynı ailedendir: bir sistem, dışarıdan gelen rastgele bozulmaları yeni ve daha zengin bir örgütlenme düzeyine yükselterek soğurabilir. Morin'in özgünlüğü, bu fiziksel-biyolojik sezgileri bir genel bilgi felsefesine taşımasıdır.
Öz-Üretim ve Yaşayan Bilgi
Morin'in canlı sistemler kavrayışı, Şilili biyologlar Humberto Maturana ve Francisco Varela'nın geliştirdiği autopoiesis (öz-üretim) kuramıyla derin bir akrabalık taşır. Bir canlı, çevresinden madde ve enerji alıp kendi bileşenlerini sürekli yeniden üreten, kendi sınırını kendi kuran bir ağdır. Morin bu fikri benimser ama onu bir adım öteye taşıyarak auto-éco-organisation (öz-eko-örgütlenme) kavramını önerir: hiçbir canlı sistem yalnızca kendini üretmez; varlığını ancak içine gömülü olduğu ekosistemle, çevreyle kurduğu sürekli alışveriş sayesinde sürdürebilir. Özerklik ve bağımlılık birbirini dışlamaz; gerçek özerklik, daima bir bağımlılık zemininde mümkündür.
Bu noktada Morin'in düşüncesi, bilişin bedenlenmiş ve çevreyle döngüsel olduğunu savunan Varela'nın nörofenomenolojisiyle ve daha geniş ölçekte manevi ekoloji geleneğinin “her şey birbirine bağlıdır” sezgisiyle örtüşür. Ne var ki Morin, mistik bir bütünlük ilanından özenle kaçınır: onun bütünlüğü, çelişkileri eriten kaynaşmış bir Bir değil, gerilimleri içinde barındıran, açık ve dinamik bir örgütlenmedir. Bu yönüyle Morin, kuantum fiziğinden bütüncül metafizikler çıkaran kimi popüler okumalara — örneğin kuantum bilinç tartışmalarındaki aşırı yorumlara — temkinli ve eleştirel yaklaşır; analoji ile kanıtı birbirine karıştırmamak gerektiğini sıkça hatırlatır.
Birleşik İnsan: Homo complexus
La Méthode'un beşinci cildi L'Humanité de l'humanité (2001), Morin'in insan kavrayışını özetler. İnsan, indirgemeci bilimlerin onu böldüğü parçaların — biyolojik beden, ruhsal zihin, toplumsal birey, kültürel varlık — hiçbirine indirgenemez. Morin insanı bir trinité (üçlü birlik) olarak tanımlar: birey ↔ tür ↔ toplum. Bu üç terim özyinelemeli döngü içinde birbirini üretir; hiçbiri ötekinden önce gelmez.
Morin ayrıca insanın özsel olarak çelişkili doğasını vurgulamak için homo sapiens/demens (bilge/çılgın insan) formülünü kullanır: akıl ile delilik, ölçü ile aşırılık, hesap ile coşku aynı varlıkta iç içedir. İnsan hem homo faber (alet yapan) hem homo ludens (oyun oynayan) hem de homo mythologicus (mit kuran) bir varlıktır. Bu antropoloji, insanı salt akılcı bir hesap makinesine indirgeyen modern paradigmalara karşı, mitin, sanatın, aşkın ve ölüm bilincinin insan varoluşundaki kurucu rolünü geri çağırır. Morin'in 1951 tarihli erken eseri L'Homme et la mort (İnsan ve Ölüm) zaten bu sezginin habercisiydi: ölüm bilinci, insanı kültür kuran varlık yapan eşiktir.
Eğitim ve Gezegensel Bilinç
Morin'in karmaşıklık düşüncesi soyut bir epistemolojide kalmadı; somut bir eğitim ve etik programına dönüştü. UNESCO için kaleme aldığı Les Sept savoirs nécessaires à l'éducation du futur (Geleceğin Eğitimi İçin Gerekli Yedi Bilgi, 1999), karmaşıklık ilkelerini pedagojiye uyarlar. Morin burada parçalanmış, disipliner kutulara hapsedilmiş bilginin temel sorunu — bağlamı, küreyi ve insanlık durumunu kavrayamamak — olduğunu savunur ve “iyi yapılmış bir kafa” (une tête bien faite) yetiştirmenin, “iyi doldurulmuş bir kafa”dan (une tête bien pleine) önce geldiğini söyler; bu Montaigne'e dek uzanan bir özlü sözdür.
Morin'in son dönem yapıtları giderek bir gezegensel etik çağrısına dönüşür. Terre-Patrie (Yeryüzü-Yurt, 1993) ve hayatının son yıllarındaki çok sayıda metin, insanlığın ortak bir kaderle — ekolojik kriz, teknolojik tehdit, anlam yitimi — yüzleştiği bir “gezegen çağında” yaşadığımızı vurgular. Bilginin parçalanmışlığı, bu küresel sorunları kavramamızı engelleyen başlıca engeldir. Karmaşıklık düşüncesi, böylece, hem bir bilim epistemolojisi hem de bir hayatta kalma stratejisi olarak sunulur: bağlanmış bir dünyayı, ancak bağlantıları görebilen bir akıl yönetebilir.
Eleştiriler ve Mirası
Morin'in düşüncesi eleştirisiz kalmadı. Analitik gelenekten gelen kimi filozoflar, “karmaşıklık” kavramının fazla geniş ve bulanık olduğunu, neredeyse her şeyi kapsadığı için açıklayıcı gücünü yitirdiğini ileri sürdüler. Doğa bilimcilerin bir bölümü, Morin'in fizikten ve biyolojiden ödünç aldığı kavramları (özyineleme, beliriş, autopoiesis) metaforik biçimde, matematiksel kesinlikten yoksun kullandığını söyledi. Morin bu eleştirilere, kendi yönteminin zaten kesinlik iddiasında olmadığını, “eksiksiz bilginin imkânsızlığını” bilginin kurucu koşulu saydığını yanıtlayarak karşılık verdi.
Buna karşın etkisi geniştir. Karmaşıklık düşüncesi, sürdürülebilirlik bilimlerinde, sistem ekolojisinde, örgüt kuramında, sağlık sistemleri tasarımında ve disiplinlerarası eğitim reformlarında yankı buldu. Latin Amerika'da, özellikle eğitim ve toplumsal düşüncede, Morin neredeyse bir kurucu figür olarak okunur. Gözlemcinin gözlemden ayrılamayacağı yönündeki ısrarı, içeriden deneyimi araştırmanın merkezine koyan birinci-tekil-şahıs yöntemlerle — örneğin nörofenomenolojik yaklaşımla — ve daha geniş anlamda zihnin niteliksel boyutunu nesnel ölçümle uzlaştırmaya çalışan çağdaş farkındalık bilimiyle aynı epistemolojik kaygıyı paylaşır. Daha geniş bağlamda Morin, yirminci yüzyıl bilim felsefesinde, bilginin sınırlarını ve gözlemcinin konumunu sorgulayan büyük dönüşümün — Kuhn'un paradigma kavramından, ikinci dereceden sibernetiğe (von Foerster) kadar uzanan hattın — özgün bir Fransız ifadesidir. Onun mirası, parçalayarak değil bağlayarak, kesinlik vaat ederek değil belirsizlikle barışarak düşünmenin mümkün — ve gerekli — olduğu inancında yaşar.
Kaynaklar
- Edgar Morin, La Méthode (6 cilt, Éditions du Seuil, 1977–2004)
- Edgar Morin, Introduction à la pensée complexe (ESF, 1990)
- Edgar Morin, Les Sept savoirs nécessaires à l'éducation du futur (UNESCO / Seuil, 1999)
- Edgar Morin, La Tête bien faite (Seuil, 1999)
- Edgar Morin, L'Homme et la mort (Corrêa, 1951; gözden geçirilmiş baskı Seuil, 1970)
- Edgar Morin & Anne Brigitte Kern, Terre-Patrie (Seuil, 1993)
- Humberto Maturana & Francisco Varela, Autopoiesis and Cognition (D. Reidel, 1980)
- Ilya Prigogine & Isabelle Stengers, La Nouvelle Alliance (Gallimard, 1979) [İng. Order Out of Chaos, 1984]
- Henri Atlan, Entre le cristal et la fumée (Seuil, 1979)
- Alfonso Montuori, "Edgar Morin: A Partial Introduction", World Futures dergisi, c. 60 (2004)