İyalode ve Osoronga: Afrika Maneviyatında Kadın Otorite
Yoruba toplumunda kadınların siyasî ve dinî otoritesini taşıyan İyalode makamı ile Vodun geleneğindeki rahibe-otorite figürünün karşılaştırmalı incelemesi: matriarkal değil, ikili-cinsiyetli güç düzeni ve onun belgelenmiş tarihsel boşluğu.
“Kadın bizi dünyaya getirendir; onu yok sayan, kendi kökünü keser.” — Yoruba atasözü (Ìyá ni wúrà, “anne altındır”)
Görünmez Kılınmış Bir Otorite
Batı düşüncesinin Afrika dinlerine bakışını uzun süre iki klişe biçimlendirdi: ya “ilkel” ataerki ya da romantize edilmiş bir “ana tanrıça” miti. Her iki şablon da gerçek Yoruba, Edo ve Fon toplumlarında işleyen kadın otoritesinin somut, kurumsal ve belgelenmiş biçimlerini gözden kaçırır. İyalode (Yoruba: Ìyálóde, “dış âlemin/kamusal alanın annesi”) ile Batı Afrika Vodun geleneğindeki yüksek rahibe-otorite figürü — burada kavramsal bir örnek olarak Osoronga adıyla ele alacağımız tip — bu görünmez kılınmış düzenin iki kutbudur. Bunlar mitolojik kişiler değil, somut makamlardır: bir kadın bu unvanı taşıdığında pazarın, kadın loncalarının, dinî cemaatlerin ve kimi zaman savaş kararlarının üzerinde gerçek bir yetki kullanır.
Bu notun amacı, bu makamları “kadın gücünün kutlaması” olarak değil, mukayeseli maneviyat perspektifinden bir otorite yapısı olarak çözümlemektir. Yoruba kozmolojisinde güç matriarkal (yalnız kadın elinde) değildir; daha çok ikili-cinsiyetli (dual-gender) bir denge içinde dağılır — erkek oba (kral) ile kadın İyalode, görünür dünyanın yöneticisi ile gizli, içsel gücün (àse) bekçisi olarak birbirini tamamlar.
İyalode: Pazarın ve Kamusal Alanın Annesi
İyalode unvanı, klasik Yoruba şehir-devletlerinde (Ibadan, Abeokuta, Oyo) kadınların kolektif çıkarlarını temsil eden en yüksek dünyevî makamdı. Antropolog Bolanle Awe'nin çığır açan çalışmasında gösterdiği gibi, İyalode bir “kadın şefi”nden çok, kralın danışma meclisinde (council of chiefs) oy hakkı bulunan, kendi maiyeti, habercileri ve özel davulları olan bir devlet görevlisiydi. Onun gücünün maddî temeli pazardı: Yoruba ekonomisinde ticaret büyük ölçüde kadınların elindeydi ve pazar, yalnız bir alışveriş yeri değil, bir bilgi, örgütlenme ve siyasî baskı ağıydı.
İyalode'nin yetkileri arasında kadınlar arası anlaşmazlıkları yargılamak, vergi ve harç konularında kadınlar adına pazarlık etmek, savaş veya barış kararlarında kadın loncalarının görüşünü iletmek ve gerektiğinde ekonomik grev (pazarı kapatma) tehdidini kullanmak vardı. 19. yüzyıl Abeokuta'sında Madam Tinubu (Efunroye Tinubu) ve Ibadan'da Madam Efunsetan Aniwura gibi tarihsel kişilikler, bu makamın salt törensel olmadığını, gerçek askerî ve malî güç anlamına geldiğini gösterir. Efunsetan, kendi kölelerine ve silahlı adamlarına komuta eden, kentin savaş ekonomisinde belirleyici bir aktördü.
İyalode'nin otoritesi, İfa kehanet sistemi ve òrìsà tapımıyla iç içe geçer; bu kült-ağı sonradan Atlantik ötesine taşınarak Brezilya Candomblé'sinin çekirdeğini oluşturacaktır. Pek çok İyalode aynı zamanda bir òrìsà'nın (özellikle nehir tanrıçası Oşun'un veya rüzgâr-fırtına tanrıçası Oya'nın) rahibesiydi; böylece dünyevî yetkisi, kutsal àse (var-etme, gerçekleştirme gücü) ile meşrulaştırılırdı. Bu, Afrika dinlerinde siyasî ve dinî otoritenin nasıl ayrılmaz olduğunu gösteren tipik bir örnektir.
Àjé ve Gizli Gücün Dişil Doğası
Yoruba düşüncesinde kadın otoritesinin en derin katmanı àjé kavramında yatar. Sıklıkla yanlış biçimde “cadılık” diye çevrilen àjé, aslında belirli kadınlara atfedilen olağanüstü, gizli ve son derece güçlü bir manevî kapasitedir. Àjé sahibi kadınlara saygıyla “awọn ìyá wa” (“analarımız”) ya da “ìyàmi” (“gizli annelerim”) denir. Bu güç hem yaratıcı (doğurganlık, bereket, koruma) hem de yıkıcı (hastalık, kısırlık, ölüm) olabilir; bu nedenle hem korkulan hem el üstünde tutulan bir kuvvettir.
Bu kavram, Batı'nın “cadı = kötü, dışlanmış” şablonuyla taban tabana zıttır. Àjé sahibi “analar”, toplumun ahlâkî ve kozmik dengesini tutan failler sayılır. Teresa Washington'ın gösterdiği gibi, àjé yalnızca bir “güç” değil, aynı zamanda bir bilgi biçimi ve sözün, kanın, doğurganlığın taşıdığı yaratıcı enerjinin adıdır; Yoruba edebiyatında ve diaspora yazınında bu kavram, kadın yaratıcılığının gizli kaynağı olarak yeniden yeniden işlenir. Àjé'nin ikircikli doğası — aynı anda hem bereket hem felaket getirebilmesi — onu basit bir “iyi/kötü” ahlâk şemasına sığmayan, ödün vermez biçimde güçlü bir kategori kılar.
Bu gücün toplumsal yönetimi, Yoruba dininin en görkemli kurumlarından biri olan Gelede maskeli festivalinde (UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras listesinde) cisimleşir. Gelede, tam da bu “anaların” gücünü yatıştırmak, onurlandırmak ve toplumsal uyuma yönlendirmek için düzenlenir. Festivalin sözü meşhurdur: “A bã ìyá là” — “Annelerimizle (uzlaşarak) hayatta kalırız.” Burada erkek dansçıların özenle yontulmuş ahşap maskelerle kadınları temsil etmesi, àjé'nin dişil gücünün toplumun tamamını — erkekleri de — kuşattığının törensel itirafıdır. Henry ve Margaret Drewal'ın etnografik çalışması, Gelede'nin bir “eğlence” değil, dişil kudretle kurulan ince bir diplomatik müzakere olduğunu ortaya koyar: toplum, en güçlü üyelerini dışlayarak değil, onları sanat ve saygı aracılığıyla kucaklayarak ayakta kalır.
İyalode'nin dünyevî otoritesi ile ìyàmi'nin gizli gücü arasındaki ilişki, Yoruba iktidar anlayışının çekirdeğini oluşturur: görünür yetki (pazar, meclis) daima görünmez, dişil bir manevî zeminle dengelenir. Bantu Afrika maneviyatında benzer biçimde ata-ruhları ve toprak ruhlarıyla kurulan ilişki, otoriteyi salt insanî bir mesele olmaktan çıkarıp kozmik bir alışverişe dönüştürür.
Osoronga ve Vodun Geleneğinde Rahibe-Otorite
Yoruba dünyasının batısında, bugünkü Benin ve Togo'daki Fon ve Ewe halklarının Vodun geleneğinde de kadın otoritesi köklü bir kurumdur. Burada mambo (Haiti Vodou'sundaki karşılığıyla) ya da yüksek rahibe figürü, bir tapınağın (hounfò), inisiyatik bir cemaatin ve kimi zaman tüm bir kült-ağının başında bulunur. “Osoronga”, Yoruba ìyàmi kompleksiyle akraba olan, geceye, baykuşa ve gizli güce bağlanan dişil otorite tipinin bir adlandırmasıdır; ìyàmi osoronga tabiri, “gizli annelerin en güçlüsü, gece kuşu” anlamında kullanılır ve hem korkulan hem saygı duyulan bir kudreti imler.
Vodun rahibesinin gücü, ölüler ve ruhlar (lwa / vodun) dünyasıyla kurduğu aracılıkta yoğunlaşır. Tapınma sırasında bir vodun'un rahibeye “binmesi” (trans yoluyla bedenlenmesi), kadın bedenini kutsalın doğrudan kanalı kılar — bu, dişil otoritenin yalnızca toplumsal bir rol değil, ontolojik bir kapasite olarak kuruluşudur. Suzanne Blier'in African Vodun incelemesinde vurguladığı gibi, Fon kozmolojisinde güç (acɛ, Yoruba àse'nin karşılığı), tıpkı doğum gibi, dişil olanın aracılığıyla dünyaya getirilen bir şeydir; bu nedenle rahibenin bedeni, kutsalın “doğum kanalı” olarak düşünülür.
Antropolog Karen McCarthy Brown'ın Brooklyn'deki bir Haitili mambo üzerine yazdığı klasik etnografya Mama Lola, bu otoritenin diaspora koşullarında bile nasıl sürdüğünü, kadın rahibenin nasıl aynı anda hem şifacı, hem ruhsal danışman, hem aile-içi hâkim, hem de göçmen cemaatin gayrı resmî toplumsal düzenleyicisi olduğunu gösterir. Brown'ın çalışması, otoritenin tapınaktan eve, kırsaldan kente, Karayipler'den Kuzey Amerika'ya nasıl taşındığını izleyerek, bu makamın değişen koşullara uyum sağlayan canlı bir kurum olduğunu kanıtlar. Ewe-Fon Vodun geleneğindeki bu yapı, Haiti Vodou'su ve Küba Santería'sı üzerinden Atlantik'in öteki yakasına taşınmış, kadın liderliğinin diasporadaki süreğenliğini sağlamıştır.
Matriarki Değil, İkili-Cinsiyetli Denge
Bu makamları doğru kavramak için iki yaygın yanılgıdan kaçınmak gerekir. Birincisi, bu kurumların bir matriarki (kadın egemenliği) kanıtı olduğu varsayımıdır. Oysa Yoruba ve Fon toplumları matriarkal değildi; kadın otoritesi, erkek otoritesini ortadan kaldıran değil, onunla paralel işleyen bir yapıydı. Nijeryalı sosyolog Oyèrónkẹ́ Oyèwùmí, etkili eseri The Invention of Women'da daha radikal bir tez ileri sürer: ona göre toplumsal cinsiyet (gender), sömürge öncesi Yoruba toplumunda Batı'daki gibi temel bir örgütleyici kategori bile değildi; asıl belirleyici olan yaş ve soy kıdemiydi (seniority). “Kadın” ve “erkek” kategorileri, sömürgecilikle birlikte ithal edilmiş, mevcut esnek düzeni katılaştırmıştı.
İkinci yanılgı ise bu otoritenin kendiliğinden “eşitlikçi” olduğu romantizmidir. Gerçekte İyalode ve rahibe makamları, kendi içinde hiyerarşik, sınıfsal ve kimi zaman köleci yapılardı (Efunsetan örneğinde olduğu gibi). Nesnel bir değerlendirme, bunları ütopik bir “kadın cenneti” olarak değil, belirli tarihsel koşullarda kadınlara gerçek kurumsal güç tanıyan, ama kendi eşitsizliklerini de barındıran somut düzenler olarak görmeyi gerektirir.
Sömürgeci Silinme ve Belgelenmiş Boşluk
Bu makamların bugün neden az tanındığının başlıca nedeni, sömürgeci yönetimin kadın otorite kurumlarını sistematik olarak tahrip etmesidir. İngiliz dolaylı yönetimi (indirect rule), yalnız erkek şefleri muhatap alıp İyalode gibi makamları “resmî” otorite şemasının dışında bırakınca, kadınların kurumsal sesi büyük ölçüde susturuldu. Bu sürecin en çarpıcı tepkisi, 1929 Aba Kadınlar Savaşı'dır (Igbo bölgesinde): kadınların kolektif otorite geleneğini görmezden gelen vergi politikasına karşı on binlerce kadının örgütlü direnişi, silinmiş kadın gücünün hâlâ canlı olduğunu kanıtlamıştır.
Burada, başlıktaki “belgelenmiş boşluk” (dokumentierte Lücke) kavramı önem kazanır: kaynaklardaki eksiklik tesadüfî değil, üretilmiş bir boşluktur. Sözlü gelenek (kadın oríkì'leri, övgü-şiirleri, festival anlatıları) bu otoriteyi canlı tutarken, yazılı sömürge arşivi onu sildi. Misyoner ve idarî kayıtlar dünyayı erkek muhataplar üzerinden gördüğü için, kadın kurumları çoğu zaman ya hiç kaydedilmedi ya da “pagan”, “cadılık” gibi küçümseyici kategorilere indirgendi. J. D. Y. Peel'in Yoruba dini üzerine titiz çalışması, Hristiyan misyon arşivinin yerli dinî hayatı nasıl seçici biçimde belgelediğini ve bu seçiciliğin sonraki tarih yazımını nasıl şekillendirdiğini ortaya koyar.
Dolayısıyla İyalode ve Osoronga'yı incelemek, yalnızca bir dinî-tarihsel olguyu betimlemek değil, aynı zamanda bilginin nasıl iktidar tarafından şekillendirildiğini sorgulayan eleştirel bir çabadır. Nina Mba'nın güney Nijerya'daki kadın siyasî hareketliliği üzerine derlediği veriler, sömürge sonrası dönemde bile bu geleneğin tükenmediğini, yeni biçimler altında sürdüğünü gösterir. Çağdaş Yoruba toplumlarında İyalode unvanının yer yer yeniden ihdas edilmesi, akademik tartışmalarda àjé ve ìyàmi kavramlarının yeniden değerlendirilmesi, bu hafızanın bir restorasyon girişimidir — silinmiş bir otoritenin, kendi diliyle yeniden konuşma çabasıdır.
Karşılaştırmalı Bakış
İyalode-Osoronga örneği, dinler tarihinde dişil kutsal otoritenin yapısal bir desenini aydınlatır. Bu desen, dünyanın başka bölgelerindeki kadın dinî liderlik biçimleriyle — Sibirya ve Kore'nin kadın şamanları, antik Akdeniz'in rahibe-kâhinleri, Tibet'in dakini figürleri — yapısal bir akrabalık taşır: hepsinde dişil güç, görünür siyasî düzenin “ötekisi” değil, onun gizli tamamlayıcısı olarak kurgulanır. Bu yapısal akrabalığı görmek, tam da insan ve topluluk üzerine kurulu Afrika düşüncesinin neden bireysel değil ilişkisel bir otorite anlayışı doğurduğunu açıklar.
Afrika örneğinin özgünlüğü, bu otoriteyi soyut bir “tanrıça” katına yükseltmek yerine, yaşayan kadınların elinde somut, ekonomik ve siyasî bir kurum olarak tutmasında yatar. İyalode pazarı yönetir, rahibe ruhları çağırır; ikisi de göğe değil, toplumun gündelik dokusuna kök salar. Bu yönüyle Afrika maneviyatı, kutsal ile dünyevî, dişil ile eril, görünür ile gizli arasındaki keskin Batılı ikilikleri aşan bütünsel bir otorite anlayışı sunar — ve tam da bu bütünsellik, onun sömürgeci kategorilere neden bu kadar dirençli ve aynı zamanda bu kadar kırılgan olduğunu açıklar.
Kaynaklar
- Bolanle Awe, “The Iyalode in the Traditional Yoruba Political System”, içinde Sexual Stratification: A Cross-Cultural View, ed. Alice Schlegel (Columbia University Press, 1977)
- Oyèrónkẹ́ Oyèwùmí, The Invention of Women: Making an African Sense of Western Gender Discourses (University of Minnesota Press, 1997)
- Karen McCarthy Brown, Mama Lola: A Vodou Priestess in Brooklyn (University of California Press, 1991)
- Teresa N. Washington, Our Mothers, Our Powers, Our Texts: Manifestations of Àjé in Africana Literature (Indiana University Press, 2005)
- Henry John Drewal & Margaret Thompson Drewal, Gelede: Art and Female Power among the Yoruba (Indiana University Press, 1983)
- J. D. Y. Peel, Religious Encounter and the Making of the Yoruba (Indiana University Press, 2000)
- Nina Mba, Nigerian Women Mobilized: Women's Political Activity in Southern Nigeria, 1900–1965 (University of California Press, 1982)
- Suzanne Preston Blier, African Vodun: Art, Psychology, and Power (University of Chicago Press, 1995)