Robert K.C. Forman: Saf Bilinç Olayları ve Mistisizm Fenomenolojisi
Amerikalı din felsefecisi Robert K.C. Forman'ın, Steven Katz'ın katı konstrüktivizmine karşı geliştirdiği 'saf bilinç olayı' (pure consciousness event) kavramı: içeriksiz, kavram-ötesi bir farkındalık biçiminin mistik deneyimlerin çekirdeğinde yer alabileceğini savunan ölçülü bir kuram.
“Saf bilinç olayı, içeriksiz ama gene de tam anlamıyla bilinçli bir uyanıklık hâlidir — düşüncesiz, nesnesiz ama yine de uyumuş olmayan.” — Robert K.C. Forman, The Problem of Pure Consciousness (1990)
Bir Tartışmanın Ortasında Doğan Kavram
Yirminci yüzyılın sonlarında mistisizm felsefesi, görünüşte teknik ama aslında derin epistemolojik bir çatışmayla sarsıldı: Mistik deneyimler her zaman ve zorunlu olarak deneyimcinin kültürü, dili ve inanç sistemi tarafından mı inşa edilir, yoksa bütün bu kavramsal donanımın ötesinde, kültürler-üstü, çıplak bir bilinç hâli mümkün müdür? Bu tartışmanın bir kutbunda, 1978 tarihli ünlü makalesiyle Steven Katz duruyordu; karşı kutbunda ise Amerikalı din felsefecisi Robert K.C. Forman belirecekti.
Forman, akademik kariyeri boyunca hem bir araştırmacı hem de bizzat yıllarca Neem Karoli Baba geleneğine bağlı bir meditasyon uygulayıcısı olarak çalıştı; bu ikili konum, onun argümanına hem fenomenolojik bir doğrudanlık hem de zaman zaman özyaşamsal bir renk kattı. 1990'da editörlüğünü yaptığı The Problem of Pure Consciousness derlemesiyle ve ardından 1999'da yayımladığı Mysticism, Mind, Consciousness adlı kitabıyla, çağdaş bilinç tartışmalarına özgün bir kavram armağan etti: saf bilinç olayı (pure consciousness event, kısaca PCE).
Tartışmanın Tarihsel Arka Planı
Forman'ın müdahalesini doğru konumlandırmak için, mistisizm araştırmalarının yirminci yüzyıl boyunca izlediği seyri kısaca hatırlamak gerekir. Yüzyılın başında William James, The Varieties of Religious Experience (1902) ile mistik hâli dört ölçütle tanımlamıştı: anlatılamazlık (ineffability), bilgi-verici nitelik (noetic quality), geçicilik (transiency) ve edilgenlik (passivity). James'in ardından Walter Stace, 1960 tarihli Mysticism and Philosophy eserinde mistik deneyimleri “içe dönük” (introvertive) ve “dışa dönük” (extrovertive) olarak ikiye ayırdı; bu ayrımda içe dönük mistisizm, tüm çokluğun ve içeriğin silindiği “birlik bilinci”ne (unitary consciousness) işaret ediyordu. Forman'ın saf bilinç olayı kavramı, doğrudan Stace'in içe dönük çekirdeği üzerine inşa edilmiş, onu daha keskin ve felsefî açıdan savunulabilir bir hâle getirme girişimidir.
Bu çizgi, Aldous Huxley'in The Perennial Philosophy (1945) eseriyle popüler bir “ezelî hikmet” anlatısına dönüşmüştü: bütün dinlerin derininde tek bir ortak hakikat yatar. İşte 1978'de Steven Katz, bu perennalist konsensüse karşı konstrüktivist isyanı başlattı. Forman'ın 1990 derlemesi de tam olarak bu isyana verilmiş örgütlü, çok yazarlı bir yanıt olarak doğdu — Stace'in mirasını konstrüktivizmin eleştirisine karşı modern epistemoloji diliyle yeniden silahlandırma çabası.
Katz'ın Konstrüktivizmi ve İtirazın Zemini
Forman'ın konumunu anlamak için önce karşı çıktığı görüşü netleştirmek gerekir. Katz'ın katı konstrüktivizmi, şu radikal tezle özetlenebilir: “Hiçbir aracısız (unmediated) deneyim yoktur.” Katz'a göre bir Budist nirvâna'yı, bir Hıristiyan unio mystica'yı, bir Vedântacı nirvikalpa samâdhi'yi yaşar — ve bu deneyimler birbirinden yalnızca yorumda değil, deneyimin kendisinde ayrışır; çünkü deneyimi şekillendiren kavramsal şebeke, deneyimden önce gelip onu baştan kalıba döker. Bu görüş, William James ve Aldous Huxley'den miras kalan perennalist (ezelî hikmet) yaklaşıma — bütün mistiklerin nihayetinde aynı tek hakikate vardığı tezine — keskin bir darbe indiriyordu.
Forman bu konstrüktivist çerçevenin güçlü yanlarını kabul eder. Görülü, içerikli, imgelerle dolu mistik deneyimlerin — örneğin bir azizin Meryem görmesi ya da bir sûfînin nur deryasına dalması gibi yaşantıların — gerçekten de büyük ölçüde geleneğin diliyle biçimlendiğini reddetmez. Onun itirazı daha dar ama daha keskindir: Konstrüktivizm, bütün mistik hâlleri açıklamaya çalışırken, çok özel bir deneyim sınıfını gözden kaçırır. Bu yüzden Forman'ın konumu çoğu kez ölçülü (moderate) ya da kısmî perennalizm olarak adlandırılır — ne katı konstrüktivizm ne de naif “herkes aynı şeyi yaşıyor” perennalizmi.
Saf Bilinç Olayı Nedir?
Forman'ın çekirdek kavramı olan saf bilinç olayı, son derece dakik bir tanıma sahiptir. PCE, kişinin uyanık ve bilinçli olduğu, ancak bu bilincin hiçbir nesnesinin, düşüncesinin, imgesinin ya da duyusal içeriğinin bulunmadığı bir hâldir. Burada anahtar nokta paradoksaldır: Bu, uyku ya da baygınlık gibi bir bilinçsizlik değildir; tersine, bir şeyin bilincinde olmaksızın bilinçli olma durumudur — içeriksiz farkındalık (contentless awareness).
Forman bunu, meditatif emilim hâlleriyle ve özellikle Doğu geleneklerinin “nesnesiz yoğunlaşma” tariflerle ilişkilendirir. Advaita Vedânta'nın nirvikalpa samâdhi'si (ayrımsız, niteliksiz emilim), Meister Eckhart'ın Gezücken (kendinden geçme) ve “ruhun ıssızlığı” (Wüste der Gottheit) imgeleri, Buddhist nirodha-samâpatti (algı ve duyguların durması) tarifleri, Forman'a göre hep bu aynı yapısal çekirdeğe işaret eder. Bunlar farklı dillerde anlatılsa da, anlatılan deneyimin yapısı — yani içeriğin tam yokluğunda farkındalığın sürmesi — kültürden bağımsız görünür.
Forman'ın özyaşamsal tanıklığı burada belirleyicidir. Yıllarca yaptığı meditasyon sırasında, düşüncenin tümüyle durduğu ama uyanıklığın hiç eksilmediği uzun aralıklar yaşadığını anlatır; uygulamadan çıktığında belirli bir süre geçtiğini “bilir” ama o süre boyunca hiçbir içeriği hatırlamaz — çünkü hatırlanacak içerik yoktur, yalnızca farkında-olmanın kesintisiz sürmüş olduğu vardır. Bu, kozmik bilinç tariflerindeki coşkulu, içerikle taşan birlik hâllerinden tam tersi yönde ayrılır: PCE, doluluk değil, bilinçli bir boşluktur.
“Bilme-Olayı” ve Kendine-Saydamlık
Forman, daha sonraki çalışmalarında PCE'nin tekil, geçici bir “olay” olmaktan çıkıp sürekli bir arka plana dönüştüğü daha gelişmiş bir hâli de betimler: kalıcı bilme-olayı (dualistic mystical state ve nihayetinde the knowledge by identity). Burada uygulayıcı, gündelik etkinliklerini sürdürürken bile o içeriksiz farkındalığı sürekli bir “tanık bilinç” olarak taşır. Forman bunu, bilincin nesneleri bilmesi (knowledge by acquaintance) ile bilincin kendisi olması (knowledge by identity) arasındaki ayrımla açıklar: Mistik, sonunda bilinci bir nesne gibi gözlemlemekten çıkıp onunla özdeşleşir.
Bu noktada Forman'ın projesi, salt din felsefesinden çağdaş bilinç felsefesine taşar. Ona göre saf bilinç olayı, “öznelliğin kendisi” denen şeyin — yani David Chalmers'ın deyişiyle bilincin “zor problemi”nin — fenomenolojik laboratuvarı olabilir. İçerikten arınmış bir bilinç, bilincin içeriklerine indirgenemeyeceğini, yani salt bilgi-işleme ya da temsil olmadığını gösterir gibidir. Bu yönüyle Forman, Varela'nın nörofenomenolojisi ve birinci-şahıs yöntemlerini ciddiye alan araştırmacılarla aynı sofradadır; deneyimin nitel yapısını ölçüm verilerine feda etmeyen bir yaklaşımı savunur.
Konstrüktivizme Karşı Argümanın Mantığı
Forman'ın Katz'a yönelttiği eleştirinin çekirdeği yöntemseldir. Konstrüktivizm, deneyimi her zaman önceki kavramların biçimlendirdiğini varsayar; oysa der Forman, ileri meditasyon teknikleri tam da kavramları, beklentileri ve dilsel içerikleri boşaltmayı (forgetting, “unutma” yoluyla) hedefler. Eğer bir uygulama sistematik olarak zihinden tüm içeriği çıkarmaya çalışıyor ve uygulayıcı da içeriksiz bir hâl bildiriyorsa, konstrüktivistin “bu deneyim de kavramlarca inşa edilmiştir” demesi tuhaf bir döngüye düşer: İnşa edecek malzeme — kavram, imge, beklenti — bizzat ortadan kaldırılmıştır.
Bu argüman “kavramların boşaltılması” (deautomatization ve forgetting model) tezi olarak bilinir. Forman, mistiğin geleneğinin elbette o hâle nasıl ulaşılacağını, hangi tekniği uygulayacağını ve deneyimi sonradan nasıl yorumlayacağını belirlediğini kabul eder — ama deneyimin o anki çıplak yapısının kültürden bağımsız olabileceğini savunur. Yani gelenek, yola ve yorumlara nüfuz eder; ama içeriksiz hâlin kendisine değil. Bu ince ayrım, Forman'ı mistik deneyim çeşitlerini tasnif etme tartışmalarının merkezine yerleştirir.
Forman bu “unutma” modelini, psikolog Arthur Deikman'ın “otomatik-bozma” (deautomatization) kavramından ödünç alır. Deikman'a göre olgun bir zihin, algı ve düşünceyi otomatikleşmiş şemalar aracılığıyla işler; meditasyon ise bu şemaları kasıtlı olarak gevşeterek deneyimi “ham” hâline geri döndürür. Forman bu fikri tersine çevirerek kullanır: Eğer konstrüktivizm doğruysa ve deneyim hep kavramlarca biçimleniyorsa, otomatik şemaları söken bir teknik mantıken giderek daha az yapılandırılmış, sonunda da hiç yapılandırılmamış bir hâle yol açmalıdır. PCE, böylece bu sürecin mantıksal limitidir — sıfır içerikli, ama hâlâ uyanık olan bilinç.
Forman ayrıca konstrüktivizmin gizli bir önkabulüne dikkat çeker: Bütün bilinç hâllerinin zorunlu olarak yönelimsel (intentional), yani “bir şeye yönelmiş” olduğu varsayımı — Brentano ve Husserl'den gelen klasik fenomenoloji ilkesi. Forman, PCE'nin tam da bu ilkeye bir istisna oluşturduğunu, yönelimsizliği olanaklı bir bilinç biçimi olarak gösterdiğini öne sürer. Bu iddia, çağdaş zihin felsefesi açısından oldukça radikaldir; çünkü bilincin tanımını “içerikle” özdeşleştiren her kurama (örneğin temsilci ya da işlevselci kuramlara) doğrudan meydan okur.
Eleştiriler ve Sınırlar
Forman'ın kuramı yaygın ilgi gördüğü kadar sağlam itirazlarla da karşılaştı. Başlıca eleştiriler şunlardır:
- Hatırlama paradoksu. Eğer bir hâlde hiçbir içerik yoksa, kişi sonradan onu nasıl “yaşadığını” bilebilir ve bildirir? Eleştirmenler, raporun zorunlu olarak hâlin sonrasındaki kavramsallaştırmaya dayandığını, dolayısıyla “saf”lığın asla doğrudan erişilebilir olmadığını öne sürer.
- Geri-okuma sorunu. Forman, tarihsel mistiklerin (Eckhart, Vedântacılar) metinlerini PCE çerçevesinde okurken, kendi kategorisini geçmişe yansıtıyor olabilir. Katz çizgisindeki eleştirmenler, “içeriksiz” diye sunulan metinlerin aslında belirli teolojik içeriklerle yüklü olduğunu savunur.
- “Saf” sözcüğünün belirsizliği. Bir hâlin kavramdan arınık olması ile evrensel/kültürler-üstü olması aynı şey midir? Bir deneyim hem içeriksiz hem de yine de o geleneğe özgü bir “tatla” gelebilir.
- Dinler arası eşitleme riski. Wilfred Cantwell Smith gibi düşünürlerin vurguladığı gibi, farklı geleneklerin “aynı çekirdek deneyimi” paylaştığını söylemek, onların kendine özgü anlam dünyalarını silikleştirebilir.
Yine de Forman'ın katkısı, tartışmayı “ya hep ya hiç” kutuplarından çıkarıp ölçülü bir orta zemine taşımış olmasıdır. Bugün mistisizm felsefesi, “hangi deneyimler inşa edilir, hangileri edilmez?” sorusunu Forman'ın açtığı çerçevede sürdürür.
Daha Geniş Manzara
Forman'ın çalışması, yirminci yüzyıl din fenomenolojisinin büyük damarıyla — Rudolf Otto'nun “kutsalın kendine özgü deneyimi” (sui generis) tezi ve dinî deneyimi başka hiçbir şeye indirgenemez sayan gelenekle — akrabadır; ama Otto'nun mysterium tremendum'unun aksine Forman, içeriksiz ve sakin bir çekirdeği öne çıkarır. Aynı zamanda Ninian Smart'ın dinleri çok boyutlu betimleme çabasıyla ve dini tek bir öze indirmeme duyarlılığıyla diyalog hâlindedir.
Modern dönemde Forman'ın PCE kavramı, meditasyonun bilimsel incelenmesinde de yankı buldu. Andrew Newberg'in nöroteolojisi ve ileri meditatörlerde gözlemlenen “nesnesiz farkındalık” durumlarının beyin bağıntılarını arayan çalışmalar, Forman'ın fenomenolojik tarifini ampirik bir programa dönüştürmeye çalışır. Benzer biçimde Stanislav Grof'un holotropik bilinç araştırmaları içerikle taşan uçları haritalandırırken, Forman tam tersi uçtaki — içeriğin tümüyle çekildiği — sınır deneyimini kavramsallaştırmış olur. Bu iki uç, kozmik bilinç gibi doluluk-yönelimli hâllerle birlikte, çağdaş bilinç haritasının kutuplarını oluşturur.
Sonuç olarak Robert K.C. Forman, ne saf bir perennalist ne de katı bir konstrüktivisttir. Onun mirası, mistik deneyimin bir kısmının kültürce inşa edildiğini kabul ederken, çok özel bir deneyim sınıfının — içeriksiz, kavram-ötesi, çıplak farkındalığın — bu inşa şemasına direndiğini savunan dengeli, fenomenolojik açıdan disiplinli bir konumdur. Bu konum, hem din felsefesi hem de bilinç araştırmaları için verimli bir köprü olmayı sürdürmektedir.
Kaynaklar
- Robert K.C. Forman (ed.), The Problem of Pure Consciousness: Mysticism and Philosophy (Oxford University Press, 1990)
- Robert K.C. Forman, Mysticism, Mind, Consciousness (State University of New York Press, 1999)
- Robert K.C. Forman (ed.), The Innate Capacity: Mysticism, Psychology, and Philosophy (Oxford University Press, 1998)
- Steven T. Katz, “Language, Epistemology, and Mysticism”, Mysticism and Philosophical Analysis (1978) içinde
- Robert K.C. Forman, Grassroots Spirituality (Imprint Academic, 2004)
- Jonathan Shear & Ron Jevning, “Pure Consciousness: Scientific Exploration of Meditation Techniques”, Journal of Consciousness Studies 6 (1999)
- Bernard McGinn, The Foundations of Mysticism (Crossroad, 1991)