Erich Fromm — Psychologie & Gesellschaft
Hümanist psikanalizin kurucularından Erich Fromm: Freud'la Marx'ı birleştiren, özgürlükten kaçışın psikolojisini çözümleyen ve sevmeyi bir sanat ve manevi disiplin olarak kuran düşünür; din, mistisizm ve toplum diyalektiği üzerine bir bakış.
“Der Mensch ist das einzige Tier, für das die eigene Existenz ein Problem ist, das es lösen muss und dem es nicht entrinnen kann.” — Erich Fromm, Man for Himself (1947)
Bir Eşikte Doğan Düşünce
Erich Fromm (1900-1980), yirminci yüzyılın en geniş ufuklu manevi-psikolojik düşünürlerinden biridir; çünkü onun yapıtı tek bir disiplinin değil, birçok geleneğin kesiştiği bir eşikte durur. Freud'un psikanalizi ile Marx'ın toplum eleştirisini, peygamberî Yahudiliğin ahlâkî tutkusu ile Zen Budizmi'nin sezgisel boşaltımını, Meister Eckhart'ın Gelassenheit'ı ile hümanizmin akıl güvenini aynı potada eritmeye çalıştı. Bu nedenle Fromm'u salt bir psikanalist ya da salt bir toplum kuramcısı olarak okumak, onun asıl niyetini ıskalamak olur: O, modern insanın manevi krizini teşhis etmek ve ona bir çıkış yolu — kendisinin deyişiyle bir “varoluş sanatı” — önermek istiyordu.
Fromm, Frankfurt'ta Ortodoks Yahudi bir ailede doğdu. Çocukluğu Talmud çalışmaları, Tevrat'ın peygamberleri ve haham geleneğinin etik tartışmalarıyla yoğruldu; Mişna ve Talmud'u ona okutan hocaları arasında Nehemiah Nobel ve özellikle Hasidik mirasın taşıyıcısı Salman Baruch Rabinkow vardı. Bu erken eğitim, onun bütün ömrü boyunca sürecek olan iki sezgisini biçimlendirdi: Peygamberlerin adalet çağrısının evrensel-insanî bir mesaj taşıdığı ve mesihçi umudun (Hasidik coşkunun sevinç boyutuyla akraba) bir dünyevî kurtuluş tasavvuruna dönüştürülebileceği. Fromm sonradan kurumsal dinden uzaklaşıp “ateist mistik” diyebileceğimiz bir konuma yerleşse de, peygamberî ses onun bütün yazılarında bir alttan akıntı gibi sürer.
Freud'u Aşmak: Hümanist Psikanaliz
Fromm psikanaliz eğitimini klasik Freudyen çizgide aldı, ama erken dönemde bu çerçeveyle hesaplaşmaya başladı. Freud insanı esasen libidinal dürtülerin gerilimini boşaltmaya çalışan bir organizma olarak görüyordu; içgüdü kuramı biyolojiktir ve birey, türün baskısı altındaki bir gerilim sistemidir. Fromm bu indirgemeciliği reddetti. Ona göre insanı asıl belirleyen şey içgüdüsel donanımı değil, varoluşsal durumudur: İnsan, doğadan kopmuş, içgüdülerinin rehberliğini yitirmiş, kendi varlığının bilincine varmış tek canlıdır. Bu kopuş ona özgürlük ve akıl kazandırırken aynı zamanda derin bir yalnızlık, kaygı ve “ayrılık” (separateness) yükler.
Bu yönüyle Fromm, Jung ve Alfred Adler gibi Freud sonrası kuşağa yakın durur; insanı kapalı bir enerji sistemi değil, anlam arayan, ilişki kuran, kendini gerçekleştirmeye çalışan bir varlık olarak ele alır. Ancak Jung'un kolektif bilinçdışı ve arketip kuramına Fromm temkinli yaklaştı; mitolojik sembollerin gücünü kabul etmekle birlikte, bunların evrensel-kalıtsal değil, tarihsel-toplumsal olarak biçimlenen bir “unutulmuş dil” olduğunu savundu (The Forgotten Language, 1951). Fromm'un insan-doğa görüşü, kendini gerçekleştirme (self-actualization) kavramını merkeze alan hümanist psikolojiyle derinden uyumludur; her ikisi de psikolojiyi patolojiden sağlığa, hastalıktan büyümeye doğru yeniden yönlendirmek istemiştir.
Marx'la Freud'u Buluşturmak
Fromm'un en özgün katkılarından biri, psikanalizi toplumsal çözümlemeyle bütünleştirmesidir. 1930'larda Frankfurt'taki Toplumsal Araştırma Enstitüsü'nün (Frankfurt Okulu) erken üyelerinden biri oldu; Horkheimer ve Adorno'yla birlikte “eleştirel teori”nin kuruluş yıllarına katkıda bulundu. Onun buradaki rolü, Marx'ın toplumsal-ekonomik çözümlemesi ile Freud'un bireysel psikoloji çözümlemesi arasında bir köprü kurmaktı: toplumsal karakter kavramı.
Fromm'a göre her toplum, kendi ekonomik ve toplumsal işleyişinin sürmesi için üyelerinde belirli bir karakter yapısı üretir; insanlar “yapmaları gerekeni yapmak isteyecek” biçimde biçimlenir. Böylece bilinçdışı yalnızca bireysel bastırmaların değil, toplumsal bastırmaların da yatağıdır. Bu görüş, Marx'ın yabancılaşma (Entfremdung) kavramını psikolojik bir derinlikle yeniden okur: Kapitalist toplumda insan yalnızca emeğine değil, kendi özüne, başkalarına ve doğaya da yabancılaşır. Fromm'un Marx okuması, Genç Marx'ın 1844 El Yazmaları'ndaki hümanist, yabancılaşma-merkezli yorumudur; ekonomik determinizmi değil, insanın bütünsel kurtuluşunu vurgular.
Özgürlükten Kaçış
Fromm'un ününü kuran kitap, 1941'de yayımlanan Escape from Freedom (Almanca özgün adı Die Furcht vor der Freiheit) oldu. Nazizmin yükselişinin ortasında yazılan bu eser, modern insanın paradoksunu çözümler: İnsanlık, ortaçağın belirlenmiş, güvenli ama kapatıcı dünyasından kurtularak özgürleşti — ama bu “özgürlük -den” (negatif özgürlük), beraberinde dayanılmaz bir yalnızlık ve güvensizlik getirdi. Birey, kendisini kuşatan geleneksel bağlardan kopunca, açıkta ve savunmasız kaldı.
Fromm'a göre bu kaygıdan kaçmanın patolojik yolları vardır: otoriteryanizm (kendini daha büyük bir güce — bir lidere, bir devlete — teslim ederek bireyselliğin yükünden kurtulma), yıkıcılık (dünyayı yok ederek tehdidi ortadan kaldırma) ve otomatik uyma (conformity — toplumun beklediği kalıba dönüşerek farklılığın kaygısından kurtulma). Faşizmin kitlesel çekiciliği, tam da bu “özgürlükten kaçış” mekanizmalarıyla açıklanır. Sağlıklı çözüm ise “özgürlük -e” (pozitif özgürlük): sevgi ve yaratıcı emek aracılığıyla dünyaya kendiliğinden, spontane biçimde yeniden bağlanmak. Bu teşhiste, Nietzsche'nin “Tanrı'nın ölümü”yle açılan değer boşluğu ve nihilizm tehlikesinin psikolojik bir yeniden okumasını görmek mümkündür.
Sevmenin Sanatı
1956 tarihli The Art of Loving (Die Kunst des Liebens), Fromm'un en çok okunan ve belki en yanlış anlaşılan kitabıdır. Yanlış anlaşılır, çünkü başlığına bakıp bir “ilişki kılavuzu” sananlar, aslında bir manevi disiplin elkitabıyla karşılaşırlar. Fromm'un tezi keskindir: Modern insan sevgiyi “sevilecek doğru nesneyi bulma” sorunu olarak görür; oysa sevmek bir yeti ve sanattır — tıpkı müzik ya da hekimlik gibi bilgi ve çaba gerektirir.
Olgun sevgi, ona göre dört öğeyi içerir: ilgi (care), sorumluluk (responsibility), saygı (respect) ve bilgi (knowledge). Bu sevgi “düşülen” değil “içinde durulan” bir edimdir; verme kapasitesidir, alma açlığı değil. Fromm sevginin türlerini ayırır: kardeş sevgisi, anne sevgisi, erotik sevgi, kendine sevgi (bencillikle karıştırılmaması gereken sağlıklı öz-saygı) ve Tanrı sevgisi. En radikal vurgusu şudur: Sevme yetisi olmayan bir toplumda, münferit bir “mutlu çift” mümkün değildir; sevgi, ancak insanı yabancılaştırmayan bir toplumda gerçekten serpilebilir. Böylece kitabın son bölümü yine topluma döner — bireysel ruh sağlığı ile toplumsal yapı arasındaki diyalektik, Fromm'da hiç kopmaz.
Sahip Olmak mı, Var Olmak mı?
Olgunluk dönemi başyapıtı To Have or to Be? (1976), Fromm'un bütün düşüncesinin manevi özetidir. Burada iki varoluş kipini karşı karşıya koyar. Sahip olma kipi (Haben): dünyayı mülk edinilecek nesneler bütünü olarak görmek; kimliğini sahip olduklarıyla — eşyayla, bilgiyle, hatta sevgilinle — tanımlamak. Var olma kipi (Sein): kendini etkinlikte, yaşantıda, paylaşımda, yenilenmede gerçekleştirmek; hiçbir şeye yapışmadan, açıklıkla ve canlılıkla var olmak.
Fromm bu ayrımı ararken doğrudan mistik geleneklere başvurur. Meister Eckhart'ın Armut (yoksulluk) öğretisi — “hiçbir şeyi istememek, hiçbir şeyi bilmemek, hiçbir şeye sahip olmamak” — onun “var olma” kipinin Hristiyan mistik karşılığıdır. Bu içsel boşalma ve yapışmamadan vazgeçme teması, modern manevi yorumcularda da yankılanır: Şimdiki ânın ve egonun çözülmesinin vurgusu, Eckhart Tolle'nin popülerleştirdiği “varlık” diliyle akrabadır, ama Fromm bunu çok daha sıkı bir toplumsal-eleştirel çerçeveye yerleştirir. Buddha'nın taṇhā (susama, tutkulu yapışma) öğretisi ve “acının kökeni arzudur” formülü de “sahip olma kipi”nin Doğulu teşhisidir. Fromm, Eckhart, Buddha ve Marx'ı aynı sayfada buluşturarak şunu söyler: Hepsi, insanı sahip olma açgözlülüğünden var olmanın özgürlüğüne çağırır.
Zen, Mistisizm ve “Ateist Maneviyat”
Fromm'un Doğu düşüncesiyle ilişkisi, 1957'de Meksika'da düzenlediği ünlü çalıştaydan ve D. T. Suzuki ile ortak kitabı Zen Buddhism and Psychoanalysis (1960) sayesinde derinleşti. Fromm, Zen'in satori (aydınlanma) deneyimiyle psikanalizin “bilinçdışını bilinçli kılma” hedefi arasında derin bir yapısal benzerlik gördü: Her ikisi de insanın gerçeğe perdesiz, doğrudan, kavramsal aşırı-zihinselleştirmeden arınmış biçimde bakmasını ister; her ikisi de “yanlış bilinç”in (ister bastırma ister cehalet) çözülmesini hedefler. Zen'in bilgiyi “bilen ile bilinen”in ikiliğini aşan deneyimsel bir bütünleşme olarak kavraması, Fromm'un “var olma kipi”yle örtüşür.
Yine de Fromm bir Budist ya da geleneksel anlamda dindar olmadı. Kendi konumunu “X deneyimi” diye adlandırdığı şeyle tanımlardı: kurumsal bir Tanrı inancına dayanmayan, ama hayranlık, bütünleşme, sevgi ve aşkınlık deneyimini içeren bir dindarlık biçimi. Bu, You Shall Be as Gods (1966) adlı kitabında geliştirdiği “nontheistic mysticism” (Tanrı-tasavvursuz mistisizm) çizgisidir; orada Tevrat'ı ve peygamberî geleneği, gittikçe putperestlikten arınan, sonunda Tanrı'yı bile adlandırılamaz bir “X”e dönüştüren radikal bir özgürlük teolojisi olarak okur. Dinin değerini onun dogmalarında değil, insanı olgunlaştırma, sevgi ve aklı geliştirme kapasitesinde aradı; bu işlevsel-hümanist din anlayışı, dinî deneyimi pragmatik meyveleriyle ölçen William James'in yaklaşımına yakındır. Bu yönüyle Fromm'un maneviyatı, Doğu bilgeliği ile Batı hümanizmini sentezleyen Alan Watts gibi kuşağın “köprü kuran” figürleriyle aynı iklimde solur.
İtaat, Vicdan ve Peygamberî Miras
Fromm, otorite ve vicdan üzerine yazdıklarında çocukluğunun peygamberî mirasına geri döner. “Otoriteryan vicdan” ile “hümanist vicdan”ı ayırır: Birincisi içselleştirilmiş bir dış otoritenin sesidir (Freud'un Über-Ich'i), korku ve itaate dayanır; ikincisi ise insanın kendi bütünlüğüne ve yaşama potansiyeline duyduğu içsel sorumluluğun sesidir. İtaatsizlik Üzerine (1963) denemesinde, insanlık tarihinin Âdem'in “itaatsizlik” eylemiyle — bilgiden yeme cesaretiyle — başladığını söyler; gerçek ahlâkî gelişme, kör itaatten vicdanlı itaatsizliğe geçiştir. Bu, İncil'in ve peygamberlerin metnini özgürlük lehine okuyan radikal bir hümanist tefsirdir.
Fromm bu çerçevede insan için iyilik sorununu da yeniden kurar: Etik, ilahî bir buyruğa dayanmak zorunda değildir; insanın kendi doğasının gerçekleşmesine, “biyofili”ye (yaşam sevgisi) hizmet eden şey iyidir, “nekrofili”ye (ölüm, mekanikleşme, yıkım sevgisi) hizmet eden şey kötüdür. The Heart of Man (1964) ve The Anatomy of Human Destructiveness (1973) bu kutuplaşmayı, yirminci yüzyılın yıkıcılığını çözümlemek için kullanır.
Mirası ve Eleştiriler
Fromm, akademik psikanaliz ve eleştirel teori çevrelerinde zaman zaman “fazla popüler”, “fazla iyimser” ya da “yöntemsel olarak gevşek” diye eleştirildi; Adorno ile arasındaki gerginlik kısmen onun “uyumcu” görünen hümanizmine yönelikti. Marcuse onu “revizyonist” diye nitelemişti. Yine de Fromm'un teşhisleri — tüketim toplumunun yabancılaştırıcılığı, otoriteryanizmin psikolojik kökenleri, sevginin metalaşması, “sahip olma” kültürünün manevi yoksulluğu — yirmi birinci yüzyılda şaşırtıcı bir güncellik taşır.
Onun asıl başarısı, ayrı ayrı parçalanmış alanları — psikanaliz, toplum kuramı, etik, din felsefesi ve mistisizm — tek bir insanî soru etrafında toplamasıdır: İnsan kendi varoluşunun yükünü nasıl, kendinden ve dünyadan kaçmadan, sevgi ve akılla taşıyabilir? Bu soru, peygamberlerin adalet çağrısından Buddha'nın susama çözümlemesine, Eckhart'ın yoksulluk mistisizminden Marx'ın yabancılaşma eleştirisine uzanan bütün geleneklerin ortak sorusudur. Fromm, bu çok sesli mirası modern psikolojinin diliyle yeniden söyleyen ender düşünürlerden biridir.
Kaynaklar
- Erich Fromm, Escape from Freedom (Farrar & Rinehart, 1941)
- Erich Fromm, Man for Himself: An Inquiry into the Psychology of Ethics (Rinehart, 1947)
- Erich Fromm, The Art of Loving (Harper & Row, 1956)
- Erich Fromm, D. T. Suzuki & Richard de Martino, Zen Buddhism and Psychoanalysis (Harper, 1960)
- Erich Fromm, You Shall Be as Gods (Holt, Rinehart and Winston, 1966)
- Erich Fromm, To Have or to Be? (Harper & Row, 1976)
- Erich Fromm, The Anatomy of Human Destructiveness (Holt, Rinehart and Winston, 1973)
- Rainer Funk, Erich Fromm: His Life and Ideas — An Illustrated Biography (Continuum, 2000)
- Lawrence J. Friedman, The Lives of Erich Fromm: Love's Prophet (Columbia University Press, 2013)