Eckhart'ın İlâhî Hiçlik'i
Alman Dominikan mistik Meister Eckhart'ın (1260-1328) Gottheit (Tanrılık) öğretisi: Tanrı'nın özünün adsız/sıfatsız Hiçlik (Nicht) olduğu. İbn Arabî'nin Ahadiyet'i, Şankara'nın Nirguna Brahman'ı ve Mahayana şūnyatā ile yapısal birebir akraba.
Eckhart'ın İlâhî Hiçlik'i
Tanım
Eckhart'ın İlâhî Hiçlik'i (Almanca Eckharts göttliches Nichts, Gottheit), 13.-14. yüzyıl Alman Dominikan mistik teolog Meister Eckhart'ın (yaklaşık 1260-1328) öğretisinde merkezi olan apofatik (negatif) doktrini ifade eder: Tanrı'nın özünün — Gottheit (Tanrılık) — adsız, sıfatsız, niteliksiz "Hiçlik" (Almanca Nicht, niht) olduğu. Bu, hıçbir "şey" olmadığı için "Hiçlik" sayılmaz; tersine, var olan her şeyin kendisinden çıktığı ve kendisine döndüğü mutlak, kavranamaz öz-temel'dir.
Eckhart'ın doktrini, üç temel ayrımla şekillenir:
- Gott (Tanrı) — yaratıcı, üçlübirlikçi, kişisel Tanrı; insanların ibadet ettikleri ve teolojinin konuştuğu Tanrı.
- Gottheit (Tanrılık) — Tanrı'nın özünün özü; yaratımdan önce var olan, hiçbir niteleme barındırmayan mutlak öz.
- Bir (Almanca Ein, Latince unum) — Gottheit'in birlik niteliği; ne sayılır ne ölçülür birlik.
Eckhart'ın en cesur ifadesi şudur: "Tanrı'dan dilerim ki, Tanrı'dan kurtulayım" (Ich bitte Got, daz er mich quît mache gotes, Vaaz 52, "Beati pauperes spiritu"). Burada "Tanrı"dan kurtulmak, yaratılmış-tanımlanmış Tanrı imgesinden kurtulmak, Gottheit'in adsız özüne ulaşmaktır. Bu, kendi dönemi için son derece tehlikeli bir formülasyondu — kelimenin tam anlamıyla, Eckhart heretik (sapkın) ilan edilmek üzeredir.
Eckhart'ın "Hiçlik" öğretisi, Tasavvuf'un İbn Arabî'sinde, Buddhist şūnyatā'sında, Kabbalistik Ein Sof'unda, Vedanta Nirguna Brahman'ında ve Taoist Wu (無) öğretisinde sıradışı bir tarihsel-yapısal akrabalığa sahiptir. Bu paralel, perennial felsefenin (Schuon, Smith, Shah-Kazemi) en güçlü kanıtlarından biridir.
Hayatı
Erken Hayat ve Eğitim
Meister Eckhart (Almanca Eckhart von Hochheim veya Eckhart von Tambach, yaklaşık 1260-1328) — Thüringen bölgesi Almanya'da, Hochheim (bugünkü Erfurt yakını) veya Tambach civarında, küçük asil bir ailede doğdu. Ailesi muhtemelen Edelfreie (özgür asil) sınıfından, fakat zengin değildi. "Eckhart" yaygın bir Cermen ismiydi ("ek" — kılıç ve "hart" — sert/cesur — bileşimi); "Meister" (Latince Magister), Paris Üniversitesi'nde teoloji magisterium derecesi aldıktan sonra kazandığı akademik ünvanıdır.
Eckhart 1275 civarında, yaklaşık 15 yaşında, Dominikan (Saint Dominic'in 1216'da kurduğu Predicator Tarikatı) tarikatına Erfurt manastırında girdi. Dominikanlar, "iman ve aklın birlikte yürüyebileceğine" inanan, Aristoteles-Aquinas çizgisinde yeni bir akademik manastır geleneğiydi; 13. yüzyıl Avrupa'sının en parlak entelektüelleri (Albert Magnus, Thomas Aquinas) bu tarikattan çıkmıştır.
Genç Eckhart, ilk eğitiminin bir kısmını Köln'deki Dominikan Studium Generale'de (yüksek okul) aldı; burada Albertus Magnus'un (1200-1280) son öğrencilerinden olan hocalar onu yetiştirdi. Albert, Doğu felsefelerini (İbn Sînâ, İbn Rüşd, Maimonides) Aristoteles'in metafiziğine entegre eden ortaçağ Skolastiği'nin önde gelen ismiydi; Eckhart, hocasından Yunan-Arap-Yahudi felsefe sentezini öğrendi. Bu sentez, sonraki "Hiçlik" doktrininin entelektüel zeminini hazırlayacaktır.
Paris Yılları ve Akademik Kariyer
1290'larda Eckhart Paris Üniversitesi'ne gönderildi. Paris, 13. yüzyıl Avrupa'sının en büyük teoloji merkezi idi; Thomas Aquinas burada 1257-1259 ve 1269-1272 arasında ders vermişti. Eckhart, Dominikan teoloji kürsüsünde ikinci kez "Magister actu regens" oldu (1302-1303 ve 1311-1313), bu Aquinas'tan sonraki en yüksek Dominikan akademik onurdu.
Eckhart'ın Paris'teki ilk dönemi (1302-1303), ona "Magister" unvanını kazandırdı; bu dönem boyunca Quaestiones Parisienses (Paris Soruları) adlı Latince eserlerini ürettir. Bu metinlerde Eckhart, "esse est Deus" — "Varlık Tanrı'dır" — radikal tezini gelişti. Bu tez, Aquinas'ın daha ihtiyatlı formülasyonundan (Deus est ipsum esse subsistens — "Tanrı kendi başına ayakta duran Varlık-eylemidir") önemli ölçüde uzaklaşır; Eckhart, varlığın salt Tanrı'da olduğunu, yaratılmış şeylerin "varlık"a değil "varolma katılımına" sahip olduğunu söyler.
Erfurt ve Strasbourg: Vaiz Olarak Eckhart
Eckhart'ın gerçek mistik vaiz kariyeri, 1310'larda Strasbourg'da başlar. 1313-1322 arasında Strasbourg ve civarındaki Alman şehirlerinde — Köln, Mainz, Frankfurt — Dominikan tarikatının kadın manastırlarına ve laik Beguine hareketine (din görevlisi olmayan ama dindar yaşayan kadın toplulukları) Almanca vaazlar verdi.
Bu Almanca vaazlar, Eckhart'ın ölmez katkısıdır. Çünkü o dönemde Avrupa'da teolojik dil tamamen Latince idi; Almanca, "halk dili" sayılırdı. Eckhart, mistik teolojinin en derin kavramlarını ilk kez Almanca'ya çevirip aktarmaya çalıştı. Bu çabada yeni Almanca felsefe terimleri icat etti:
- Gottheit (Tanrılık, Latince deitas)
- Abgeschiedenheit (kopukluk, ayrılma, Latince detachio)
- Ledigkeit (boşluk, Latince vacuitas)
- Gelassenheit (terk-ediş, bırakma, Latince abandonum)
- Funklein der Seele (ruhun küçük kıvılcımı, Latince scintilla animae)
- Grund (öz-zemin, dip; Latince fundus)
- Geburt Gottes in der Seele (Tanrı'nın ruhta doğuşu, Latince nativitas Dei in anima)
Bu terimler, sonraki tüm Alman felsefesinin (Jakob Böhme, Hegel, Schopenhauer, Heidegger) dilini hazırlamıştır. Heidegger'in Gelassenheit (1959) kitabı, Eckhart'ın bu terimini doğrudan kullanır.
Heresiy Yargılaması ve Ölüm
1325 civarında, Eckhart'ın vaazları Köln Başpiskoposu Henry of Virneburg tarafından dikkatle takip ediliyordu. Eckhart'ın "Tanrı'dan kurtulmayı dileme" gibi cesur ifadeleri, Beguine kadınlarının onun vaazlarını yanlış anlayıp aşırılığa kayma ihtimali, ve genel olarak Dominikan-Fransiskan rekabeti, onun heresiy şüphesi altına girmesine yol açtı.
1326'da Köln Başpiskoposluğu, Eckhart'a karşı resmî bir inceleme açtı. Eckhart, 49 önermesini sorgulamak üzere bir komisyona çağırıldı. Eckhart kendini savundu (Verteidigungsschrift, 1326), önermelerinin yanlış yorumlandığını söyledi. Mesele Roma'ya — Avignon'daki Papa XXII. Yuhanna'ya — havale edildi.
Eckhart, kendini savunmak için Avignon'a gitti (1327). 1328'de orada, dava sonuçlanmadan önce, öldü. Ölümünün kesin tarihi ve yeri bilinmez (Köln'e mi geri döndü, Avignon'da mı öldü tartışılır).
Ölümünden sonra, 27 Mart 1329'da, Papa XXII. Yuhanna'nın In Agro Dominico fermanı yayınlandı. Bu ferman, Eckhart'ın 28 önermesini incelemiş: 17'sini "heretik" (sapkın), 11'ini "şüpheli" ilan etti. Eckhart bizzat heretik ilan edilmedi (çünkü ölmüş ve kendini savunmuştu), ama eserleri sansüre uğradı, Dominikan tarikatı içinde okutulmadı.
Bu yargılama, Eckhart'ın çalışmalarının altı yüzyıl boyunca unutulmasına yol açtı. 19. yüzyıla kadar — Franz Pfeiffer'in 1857'de Eckhart'ın Almanca vaazlarını yayınlamasına kadar — Eckhart neredeyse hiç okunmadı. 20. yüzyıl, onun "yeniden keşfi" yüzyılı oldu.
Tauler, Suso ve Rheinland Mistisizm Okulu
Eckhart'ın doğrudan iki büyük öğrencisi vardır:
Johannes Tauler (yaklaşık 1300-1361) — Strasbourg ve Basel'de vaazlarıyla tanınan Dominikan keşiş. Eckhart'ın doktrinini daha "pastoral", daha "uygulanabilir" bir biçime soktu. Tauler'in vaazları, 16. yüzyıl Reformasyonu'nda Martin Luther tarafından okundu ve etkilendi.
Heinrich Suso (1295-1366) — Konstanz'da Dominikan. Eckhart'ın doktrinini daha "duygusal", daha "bhaktic" bir tonda işledi. Büchlein der ewigen Weisheit ("Sonsuz Bilgeliğin Kitabı") eseri, Orta Çağ Avrupa'sının en yaygın okunan manevî kitaplarından biri oldu.
Bu üç isim — Eckhart, Tauler, Suso — birlikte Rheinland Mistisizmi (Almanca Rheinmystik) okulunu oluşturur. Bu okul, Alman mistik geleneğinin altın çağıdır ve sonraki yüzyıllar boyunca etkisini sürdürür: Nikolaus von Kues (1401-1464), Jakob Böhme (1575-1624), Pietist hareket, Alman İdealizmi (Hegel, Schelling), 20. yüzyıl varoluşçuluğu (Heidegger).
Doktriner Esaslar
Gott vs. Gottheit Ayrımı
Eckhart'ın doktrininin merkezinde Gott (Tanrı) ile Gottheit (Tanrılık) ayrımı yer alır. Bu ayrım, Vaaz 52 (Beati pauperes spiritu — "Ne mutlu ruhta yoksullara") ve Vaaz 87 (Nolite timere eos qui corpus occidunt — "Bedeni öldürenlerden korkmayın") ve birçok başka vaazda işlenir.
- Gott, ilişkidedir: yaratandır, sevendir, yargılayandır. Yaratımla ilişkili — yaratım olmadan Gott "Tanrı" olamaz, çünkü o ilişkidir.
- Gottheit, ilişkisizdir: hiçbir niteleme, sıfat, eylem barındırmaz. Yaratımdan önce var olan, yaratımdan sonra da değişmeyen mutlak öz.
Eckhart'ın çarpıcı formülasyonu: "Gott würkende, gotheit niht würkende" — "Tanrı eyleyendir, Tanrılık ise eylemez". Bu, Plotinus'un Bir'i ile (to Hen, eylemsiz, niteliksiz Mutlak) yakın akrabadır; aslında Eckhart Albertus Magnus aracılığıyla Yeni-Platoncu metafiziği derinlemesine emmiştir.
Bu ayrım, İbn Arabî'nin Ahadiyet (Mutlak Birlik, Zât-ı İlâhî) ile Vâhidiyet (İsim ve Sıfatların Birliği) ayrımıyla, Kabala'nın Ein Sof (Sonsuz) ile Sefirot (Tezahürler) ayrımıyla, Vedanta'nın Nirguna Brahman (Niteliksiz Brahman) ile Saguna Brahman (Nitelikli Brahman) ayrımıyla yapısal olarak birebirdir. Bu paralel, Reza Shah-Kazemi'nin Paths to Transcendence: According to Shankara, Ibn Arabi, and Meister Eckhart (2006) eserinin merkez tezidir.
Hiçlik (Nicht) Olarak Tanrılık
Eckhart'ın en cesur tezleri arasında, "Got ist ein niht" — "Tanrı bir Hiçtir" — yer alır. Bu "Hiçlik", normal anlamda yokluk değildir; tersine, var olan her şeyin önceliğindeki, kavranamaz, kategorize edilemez gerçeklik.
Vaaz 71 (Surrexit autem Saulus de terra, "Saul yerden kalktı")da, Eckhart şöyle der: "Tanrı bir hiçliktir ve Tanrı bir şeydir. Hiçliktir, çünkü kavrayamaz, ifade edemeyiz; şeydir, çünkü çağırdığımızda işitir." Bu paradoksal formülasyon, Mahayana Budizmi'nin şūnyatā doktrini ile şaşırtıcı yakınlık gösterir: Nāgārjuna (yaklaşık 150-250) için şūnyatā salt yokluk değildir; tersine, fenomenlerin "öz-doğa"larından (svabhāva) yoksunluğudur — fenomenlerin gerçek varoluş biçimidir, varolmama değildir.
Eckhart'ın "Hiçlik"i ile İbn Arabî'nin gayb-ı mutlak'ı (mutlak gizlilik) — Hakk'ın hiçbir tezahürün konusu olamayan en derin boyutu — arasındaki yapısal denklik özellikle çarpıcıdır. Henry Corbin (1903-1978), Creative Imagination in the Sufism of Ibn Arabi (1969) eserinde bu paralele dikkat çeker; çağdaş Almanya'da Karl Albert ve Burkhard Mojsisch gibi Eckhart araştırmacıları da bu karşılaştırmayı işlemiştir.
Ruhun Kıvılcımı (Funklein der Seele)
Eckhart'ın bir başka temel doktrini, ruh içindeki "Funklein" — küçük kıvılcım — kavramıdır. Bu, Latince scintilla animae (ruh kıvılcımı) veya synteresis terimleriyle ifade edilir. Eckhart'a göre, her insan ruhunda yaratılmamış, ezelî bir öğe — Gottheit ile özdeş bir kıvılcım — vardır. Eckhart bu kıvılcımı çeşitli terimlerle adlandırır: Burgelin (küçük kale), Vünkelin (küçük kıvılcım), Grund (zemin), Wesen (öz), Bürglein der Seele (ruhun küçük kalesi).
Bu doktrinin radikal sonucu şudur: Ruhun en derin zemini ile Tanrılığın en derin zemini özdeştir. Eckhart'ın ünlü formülasyonu (Vaaz 16b): "Gotes grunt und mîn grunt ein grunt" — "Tanrı'nın zemini ve benim zeminim, bir zemindir".
Bu öğreti, Eckhart'ın heresiy yargılamasındaki en tehlikeli noktasıydı. Çünkü "Tanrı ile insanın özünde özdeş" olduğunu söylemek, ortodoks Hristiyan teolojide yaratıcı-yaratılan ayrımını siliyor görünür. In Agro Dominico'nun 13. heretik önermesi tam bu doktrindir: "Tanrı ile insanın bir zemini olduğunu söyleyenler heretik".
Ancak Eckhart, kendisi bu öğretiyi farklı bir biçimde anladığını savundu: Ruhun kıvılcımı, yaratılmış-zihin ile yaratılmamış-Tanrılık arasındaki "iletişim noktası"dır; Tanrı'nın yaratılmamış olduğu doğrudur, ama insanın da bir parçası — kıvılcımı — yaratılmamış olabilir, çünkü her insan ezelî olarak Tanrı'nın bilinciyle bilinmiştir.
Bu doktrin, Atman (Vedanta) ve Hakikat-i Muhammediyye (tasavvuf) ile en yakın paralelliği gösterir. Atman-Brahman özdeşliği, "tat tvam asi" (sen Osun) formülünde aşağı yukarı aynı şeyi söyler: Bireysel benlik (Atman) ile evrensel gerçek (Brahman) özdedir. Reza Shah-Kazemi bu üçlü karşılaştırmayı (Shankara — İbn Arabî — Eckhart) sistematik biçimde gerçekleştiren ilk modern akademisyendir.
Tanrı'nın Ruhta Doğuşu (Geburt Gottes in der Seele)
Eckhart'ın bir diğer temel doktrini, Tanrı'nın ruhta doğuşu (Almanca Geburt Gottes in der Seele, Latince generatio Dei in anima) öğretisidir. Eckhart'a göre, Mesih'in doğuşu (Noel) salt tarihî bir olay değildir; her insanın ruhunda, "ruhun en derin zemininde" her an gerçekleşmek üzere olan bir olaydır.
Vaaz 38 (In hoc apparuit caritas Dei in nobis — "Bu, Tanrı'nın sevgisinin bizde tezahürüdür") şöyle der: "Eğer Mesih bin yıl önce Beytüllahim'de doğmuş, ama benim ruhumda doğmamış olsa, ne yararı olur? Önemli olan, O'nun benim ruhumda doğuşudur." Bu cesur formülasyon, Hristiyanlığı tarihî bir olaydan içsel-evrensel bir gerçeğe dönüştürür.
Bu doktrin, Hesychasm'ın theosis (ilâhîleşme) doktrini ile akrabadır; her ikisi de, insanı dış tarihi-Mesih'in seyircisi olmaktan çıkarıp, içsel-Mesih'in mekânına dönüştürür. Hindu līlā (Krishna'nın oyunu, müminin kalbinde sürekli devam eder) ve Sufi Hakîkat-i Muhammediyye'nin (her sâlikin kalbinde Muhammed'in özünün tezahürü) yapısal karşılığıdır.
Gelassenheit ve Abgeschiedenheit
Pratik düzeyde, Eckhart'ın iki temel terimi vardır:
Abgeschiedenheit (kopukluk, ayrılma, detachment): Bütün yaratılmış şeylerden, hatta "Tanrı imgelerinden" bile kopmak. Eckhart'a göre, Gottheit'e ulaşmak için, mümin önce yaratılmış-Tanrı imgesini bırakmalıdır. Bu, en yüksek erdemdir. Von Abgeschiedenheit (Ayrılma Üzerine) adlı kısa traktatında, Eckhart "Abgeschiedenheit Tanrı'yı insana yapışmaya zorlar" der.
Gelassenheit (terk-ediş, bırakma, releasement): Daha yumuşak, daha pasif bir terim. Kendi iradesini Tanrı'nın iradesine bırakma; Eckhartian sürrender. Heidegger bu terimi 20. yüzyıla taşıdı (Gelassenheit, 1959).
Bu iki kavram, Sufi fenâ (Hak'ta yok olma) ve teslim (Allah'ın iradesine teslim olma) ile, Hindu vairāgya (uzaklaşma) ve prapatti (teslimiyet) ile, Buddhist nekkhamma (vazgeçiş) ile yapısal akrabadır.
Pratikler
Mistik Yol: Üç Aşama
Eckhart'ın pratik öğretisi, mistik yolun üç aşamasını işler:
- Via Purgativa (Temizleyici Yol) — Abgeschiedenheit: Yaratılmış şeylerden, isteklerden, korkulardan kopuş. Bu, başlangıç aşamasıdır.
- Via Illuminativa (Aydınlatıcı Yol) — Geburt Gottes in der Seele: Tanrı'nın ruhta doğuşunun deneyimi; theoria. Orta aşama.
- Via Unitiva (Birleştirici Yol) — Durchbruch (kırıp geçme): Mümin Gottheit'e geri kayar; "Tanrı"dan da "Tanrı imgesi"nden de geçer. En yüksek aşama.
Bu üçlü, Hesychasm'ın katharsis-theoria-theosis ile, Saint John of the Cross'un vía purgativa-iluminativa-unitiva ile, Sufi takhalli-tahalli-tecelli ile birebir yapısal denkliktir.
Innere Stille: İç Sessizlik
Eckhart'ın pratiğinin merkezi, innere Stille (iç sessizlik), Schweigen (susku), ve Kontemplation (kontemplative duruş)dur. Eckhart, İncil'deki "Bilgelik'in" tezahür ettiği zamanı belirten cümleyi (Bilgelik 18:14-15) sık sık alıntılar: "Sessiz sessizlik her şeyi sarmışken, gece ortasında yarı yarıya yolu kat etmişken, mukaddes sözün gökten indi" (Cum medium silentium tenerent omnia). Eckhart'a göre, Tanrı'nın ruhta doğuşu, ancak innere Stille — iç sessizlik — koşulunda gerçekleşir.
Bu vurgu, Eckhart'ı Hesychasm, zikir-i hafî, japa-mauna gelenekleriyle birleştirir. Tüm bu pratiklerin temel sezgisi şudur: Tanrı/Hakk/Brahman, ancak iç bağlamın susmasıyla deneyimlenebilir.
Pratik Yöntem: Sabit Bir Pratik Yoktur
Eckhart'ın paradoksal yanı, spesifik bir pratik yöntemi öğretmemesidir. Onun vaazları, "şu adımları izle" tarzında bir manuali değildir; daha çok, dinleyici-okuyucunun zihninde bir "kavramsal değişim" yaratmaya yönelir. Eckhart, bu yaklaşımı bilinçli olarak benimsedi: "Aksi takdirde insanlar yöntemin kendisini Tanrı yerine koyacaklar; oysa Tanrı'ya ulaşmanın yegâne yolu, tüm yolları bırakmaktır."
Bu, Eckhart'ı bir miktar Zen'e (Zen koan geleneği) benzetir. Zen'de de spesifik bir teknik vurgulanmaz; tersine, bir koan üzerine derin meditasyon ile zihnin kategorize-edici yapısı kırılır. D. T. Suzuki (1870-1966), 20. yüzyıl Zen yorumcusu, Mysticism: Christian and Buddhist (1957) eserinde Eckhart ile Zen arasındaki şaşırtıcı paralelliği işlemiştir.
Karşılaştırmalı Perspektif: Eckhart ve Sufism (Henry Corbin)
İbn Arabî ile Eckhart
- yüzyılın en önemli karşılaştırmalı maneviyat akademisyenlerinden Henry Corbin (1903-1978), Eckhart ile İbn Arabî arasındaki yakınlığı sistematik olarak çalışan ilk kişiydi. Corbin'in L'Imagination créatrice dans le Soufisme d'Ibn Arabi (1958) eseri, İslam tasavvufunda creative imagination (yaratıcı hayal — himma) doktrininin Eckhart'ın imagination anlayışıyla yakın akraba olduğunu gösterir.
Corbin'in argümanı şudur: Hem İbn Arabî hem Eckhart, "yaratılmamış" insan ruhunu — ezelî olarak Tanrı'nın bilincindeki — fenomenleri yaratıcı biçimde algılama kapasitesi olarak tanımlarlar. İbn Arabî'nin ayn-ı sâbite (sabit hakikat) doktrini, Eckhart'ın exemplar in deo (Tanrı'da arketip) doktrini ile birebir yapısal denkliktir. Her ikisinde de, "Tanrı, ezelî olarak her şeyi bilir; bu bilgi 'fenomenleri yaratmak' demektir; ve mümin, kendi yaratılmamış-zemininde, bu ezelî bilgiye katılır."
Fenâ ile Durchbruch
Sufi fenâ (Hak'ta yok olma) ile Eckhart'ın Durchbruch (kırıp geçme, breakthrough) arasındaki yapısal paralel, perennial mistisizm tartışmasının klasik vakalarındandır.
Fenâ, Hallâc-ı Mansûr (yaklaşık 858-922), Cüneyd-i Bağdadî (yaklaşık 830-910) ve sonra İbn Arabî tarafından sistemleştirilmiş, Sufi yolun "doruk" durumudur. Üç aşamadır:
- Fenâ-i ef'âl (eylemlerin yok olması — sâlik kendi eylemlerini Hakk'a atfeder)
- Fenâ-i sıfât (sıfatların yok olması — sâlik kendi niteliklerini Hakk'a atfeder)
- Fenâ-i zât (zâtın yok olması — sâlik kendi varlığını Hak'tan ayırmaz)
Durchbruch — Eckhart'ın Vaaz 52'deki kavramı — benzer bir hareket tarif eder: Mümin önce "Tanrı"dan, sonra "kendisi"nden geçer, ardından "Tanrı'dan Tanrı'ya" geçişin ezelî hareketine katılır. Vaaz 52'deki tam ifade: "Tanrı'dan kurtularak, mümin Tanrı'nın özüne — Gottheit'a — döner."
Hem fenâ hem Durchbruch, mistik yolun en derin paradokslarından birini ifade eder: Mistik birlik, ego'nun kaybolduğu yerdir, fakat aynı anda en yüksek kişisel deneyim noktasıdır. Bu çelişkili durum, Toshihiko Izutsu (1914-1993) tarafından Sufism and Taoism (1983) eserinde ve sonradan Reza Shah-Kazemi tarafından ayrıntılı analiz edilmiştir.
Ahadiyet ile Gottheit
İbn Arabî'nin Ahadiyet (Mutlak Birlik, Zât-ı İlâhî) doktrini, Eckhart'ın Gottheit doktrinine yapısal birebir benzerlik gösterir. Her ikisinde de:
- En yüksek ilâhî gerçeklik, hiçbir isim, sıfat, eylem, yaratım barındırmaz.
- Ad ve niteleme, ancak "ikinci aşama"da (Vâhidiyet / Gott) ortaya çıkar.
- Yaratım, en yüksek gerçeklikten değil, "ilişki" aşamasından (Vâhidiyet / Gott) tezahür eder.
- Mümin, en yüksek doruğunda, ad-altı / nitelik-altı gerçekliğe (Ahadiyet / Gottheit) ulaşır.
Bu, Reza Shah-Kazemi'nin Paths to Transcendence (2006) eserinin en önemli karşılaştırmasıdır. Shah-Kazemi'nin tezi: Şankara'nın Nirguna Brahman'ı, İbn Arabî'nin Ahadiyet'i, Eckhart'ın Gottheit'i — üçü de aynı ontolojik yapıyı tarif eder; farklılıklar dilsel-teolojiktir, ontolojik değildir.
Bu "perennial" tez, eleştirilere açıktır (Steven Katz'ın constructivist eleştirisi: deneyim teolojiden ayrılamaz), fakat akademik karşılaştırmalı mistisizmin merkez tartışma noktalarından birini oluşturur.
Bilâ Keyf ile Beyond Tanrı
Tasavvuf'ta bilâ keyf (keyfiyetsiz, niteliksiz) doktrini — Tanrı'nın insan kategorilerinin ötesinde olduğu vurgusu — Eckhart'ın "Tanrı, Tanrı'nın ötesinde olan Tanrılık'tır" tezi ile çakışır. Gazâlî'nin (1058-1111) Mişkâtu'l-Envâr (Nurların Mişkâtı) eserinde, "Allah perdeleri yetmiş binden fazladır; her perdenin ardında bir başkası vardır; nihaî perde ışıktan değil zulmettendir" cümlesi, Eckhart'ın Gottheit'ı için neredeyse bir kardeş ifadedir.
Modern Etkisi
19. Yüzyıl Yeniden Keşfi
Eckhart, 19. yüzyıla kadar neredeyse unutulmuş bir figürdü. Franz Pfeiffer'in 1857'de Almanca vaazlarını (Deutsche Mystiker des 14. Jahrhunderts, II. cilt) yayınlaması, Eckhart'ın yeniden keşfini başlattı. Bu yayını, Hegel'in (Pfeiffer derlemesini bilmiyordu, ama Eckhart'ın metinlerinden bir kısmına ulaşmıştı) hayranlıkla anılması izledi: "İşte burada düşündüğümüzün ta kendisidir" (Hegel'in derslerinden).
- yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında, Eckhart'ın metinleri yeniden okunmaya, akademik çalışmalara konu olmaya başladı. Heinrich Denifle (1844-1905), Wilhelm Preger (1827-1896), Otto Karrer gibi Alman akademisyenler, Eckhart'ı modern Alman akademisine tanıttı.
20. Yüzyıl: Karl Albert ve Bernard McGinn
yüzyıl Eckhart araştırmasının iki büyük figürü:
Karl Albert (1921-2008) — Alman filozof, Eckhart'ı Yeni-Platonik felsefe geleneği içinde sistematik biçimde yerleştirdi. Meister Eckharts Lehre vom Sein und vom Einen (1976) eseri, Eckhart'ın ontolojisinin Plotinus ve Albertus Magnus ile bağlantısını derinlemesine işler.
Bernard McGinn (1937-) — Amerikalı Roma Katolik teolog, dünyanın önde gelen Hristiyan mistisizm uzmanı. McGinn'in beş ciltlik The Presence of God: A History of Western Christian Mysticism (1991-2017) serisi, Eckhart'a ayrılan üçüncü cilt — The Harvest of Mysticism in Medieval Germany 1300-1500 (2005) — modern Eckhart araştırmalarının zirve eseridir. McGinn'in tezi: Eckhart, Batı Hristiyan mistisizminin en sistematik filozofu, daha doğrusu "mystik teolog"udur; onun doktrini, sonraki tüm Alman idealizmi (Hegel, Schelling, Schopenhauer, Heidegger) için zeminde durur.
Heidegger ve Eckhart
Martin Heidegger (1889-1976), modern Almanya'nın en etkili filozofu, Eckhart'tan derinlemesine etkilendi. Heidegger'in Gelassenheit (1959) kitabı, Eckhart'ın Gelassenheit terimini doğrudan ödünç alır ve modern fenomenolojik bir yöntem içinde yorumlar. Heidegger'in Sein und Zeit (1927) eserinde Dasein'in "bırakılmışlık" (Geworfenheit) ve "açıklık" (Offenheit) yapıları, Eckhart'ın Gottheit'in açık-niteliksizliği ile yapısal akrabadır.
Heidegger, 1956'da bir derste şöyle der: "Eckhart'ın 'Gott' ile 'Gottheit' ayrımı, Batı'nın metafizik tarihinde en derin ayrımdır. Bizim 'Sein' ile 'Seiendes' (Varlık ile var olan) ayrımımız, kelime-anlamda Eckhart'tan geliyor."
Erich Fromm, Bernard McGinn, Reza Shah-Kazemi
- yüzyıl ikinci yarısı, Eckhart'ın çeşitli düşünce-akımlarından yeniden okunmasının yüzyılı oldu:
- Erich Fromm (1900-1980), Alman-Amerikalı psikoanalist-hümanist, To Have or To Be? (1976) eserinde Eckhart'ın Abgeschiedenheit doktrinini "varoluş kipi" (being mode) olarak yorumladı; kapitalist tüketim toplumunun karşı-modeli olarak Eckhart sunuldu.
- D. T. Suzuki, Mysticism: Christian and Buddhist (1957), Eckhart ile Zen arasındaki yapısal akrabalığı ilk sistematik biçimde ele aldı.
- Reza Shah-Kazemi, Paths to Transcendence (2006), Eckhart-Shankara-İbn Arabî üçlü karşılaştırmasının modern klasiği.
- Matthew Fox (1940-), Amerikalı Dominikan-sonra Episcopalian teolog, Meditations with Meister Eckhart (1983) ve Breakthrough: Meister Eckhart's Creation Spirituality (1980) eserleriyle Eckhart'ı Yeni Çağ-eko-teoloji çerçevesine taşıdı. Fox'un çevirileri akademik açıdan tartışmalıdır (bazı pasajlar serbestçe yorumlanmıştır), fakat Eckhart'ı Amerikan halk-maneviyatına tanıtmıştır.
Çağdaş Eckhart Araştırmaları
Çağdaş Eckhart araştırması, Stuttgart-Berlin edisyon projesi etrafında toplanır: Deutsche Werke (5 cilt, 1936-2013, Josef Quint ve diğerleri) ve Lateinische Werke (5 cilt, 1936-2018, Josef Koch ve diğerleri). Bu kritik edisyonlar, Eckhart'ın bütün yazılı eserini paragraf-paragraf eleştirel olarak yayınlar.
İngilizce çevirilerden, Maurice O'C. Walshe'ın The Complete Mystical Works of Meister Eckhart (2009) eseri, Almanca vaazların hemen hemen tam çevirisini sunar. Bu, İngilizce konuşan dünyaya Eckhart'ı en yetkin biçimde aktaran çağdaş eserdir.
Eleştiriler
Teolojik Eleştiriler
1. Heresiy Yargılaması (1329): Papa XXII. Yuhanna'nın In Agro Dominico fermanı, Eckhart'ın 17 önermesini heretik, 11'ini şüpheli ilan etti. Önemli heretik önermeler:
- "Allerede aller Zeit ist Gottheit aller Dinge" — "Bütün zamandan önce Tanrılık her şeyin tüm-zaman[lığı]dır." (Yaratıcı-yaratılan ayrımını siliyor.)
- "Tanrı, kendisinden Tanrı yaratır" — "Got gebirt sich selber aus sich selber". (Üçlübirlikçilik dışında "Tanrı'nın doğuşu" kavramı tehlikeli.)
- "İnsan Tanrı'dan kendini kurtarmalıdır" (Vaaz 52). (Ortodoks teolojide insan Tanrı'ya tutunmalıdır.)
- yüzyılda Eckhart'ın "rehabilitasyonu" — Roma Katolik Kilisesi tarafından bir "mistik teolog" olarak yeniden değerlenmesi — ilerlemekte, fakat In Agro Dominico hâlâ resmî olarak geri çekilmemiştir. Vatikan II. Konsili (1962-1965), 14. yüzyıl Alman mistiklerine olumlu atıflar yaptı; Papa II. Yuhanna Paulus (1978-2005), Eckhart hakkında olumlu konuşmalar yaptı; Papa Benedikt XVI (2005-2013), 2010'da Eckhart'ı "büyük bir mistik" olarak nitelendirdi. Bunlar, de facto bir rehabilitasyon, ama de jure (yasal) bir geri çekilme yok.
2. Panteizm Eleştirisi: Eckhart, modern Hristiyan teolojisinde sık sık panteizm (Tanrı ile dünyanın özdeşliği) suçlamasıyla karşılaşır. Ortodoks Hristiyan teoloji, yaratıcı-yaratılan ayrımını mutlak olarak korur; Eckhart'ın "Tanrı'nın zemini ile insanın zemini birdir" tezi, bu ayrımı zayıflatıyor görünür. Ancak modern Eckhart araştırması (Bernard McGinn, Burkhard Mojsisch), Eckhart'ın "panteist" değil, "panenteist" (Tanrı dünyada, dünya Tanrı'da) olduğunu ileri sürer.
Tarihsel-Akademik Eleştiriler
1. Yorum Sorunu: Eckhart'ın Almanca vaazları, modern Almanca'ya çok uzak Orta Yüksek Almanca'dadır; metinlerin kritik edisyonu ve doğru yorumu hâlâ tartışmalı. Bernard McGinn'in vurguladığı gibi, "Eckhart'ı okumak, Shakespeare'i Elizabeth dönemine ait imla, kelime ve kavramlarla okumaya benzer; modern bir aktarımla tam aktarılamaz."
2. Beguine Hareketi ile İlişki: Eckhart'ın vaazlarını dinleyen Beguine kadınlarının (özellikle Marguerite Porete, Hadewijch, Mechtild von Magdeburg) mistik geleneği, Eckhart'ı şekillendiren ve onun tarafından şekillendirilen karmaşık bir alandı. Modern feminist teoloji (Amy Hollywood, The Soul as Virgin Wife: Mechtild of Magdeburg, Marguerite Porete, and Meister Eckhart, 1995), Eckhart'ın bu kadın mistiklerden derinden öğrendiğini, fakat onları akademik metinde isimlendirmediğini gösterir.
3. Plotinus Etkisi Sorunu: Eckhart, çoğunlukla Yeni-Platonik felsefenin (özellikle Plotinus, Proklus, Pseudo-Dionysius) bir Hristiyan adaptasyonu olarak yorumlanır. Bu yorum sorunsuz değildir; Eckhart, kendisinin spesifik olarak Hristiyan bir mistik olduğunu vurgulamıştır; bütün öğretileri İncil'e atıflarla başlar ve sonlanır.
Pratik Eleştiriler
1. Pratik Eksikliği: Eckhart'ın spesifik bir yöntem önermemesi, bazı eleştirmenler tarafından "uygulanabilirlik eksikliği" olarak görülür. Onun mistisizmi, bir manastır geleneği içinde — günlük litüre, oruç, manastır disiplini ile — tam anlamını bulur; bu bağlamı kaldırıldığında, vaazları sadece "felsefî spekülasyon" gibi okunabilir.
2. Aşırı Soyutlama: Eckhart'ın Gottheit doktrini, bazı eleştirmenlere göre, Hristiyanlığın merkez kişisel Tanrı imgesini — Baba, Oğul, Kutsal Ruh — sulandırır. Modern personalist teoloji (Martin Buber, Emmanuel Lévinas), kişisel olmayan bir "Mutlak" kavramının Yahudi-Hristiyan geleneğin "Sen" karakterini kaybettiğini ileri sürer.
Karşılaştırmalı Eleştiriler
1. Sufism ile Birebir Eşitleme Sorunu: Eckhart ile İbn Arabî arasındaki yapısal paralellikler güçlüdür, fakat Steven Katz'ın constructivist eleştirisi: Eckhart'ın Gottheit'i, Hristiyan üçlübirlikçi çerçeve içinde anlamlıdır; İbn Arabî'nin Ahadiyet'i, İslamî mutlak tevhid çerçevesi içinde anlamlıdır. Bu iki çerçeve birbirine indirgenemez; "aynı deneyim, farklı dil" sloganı yanlıştır.
2. Vedanta ile Sınırlı Benzerlik: Shankara'nın Atman-Brahman özdeşliği ile Eckhart'ın Funklein doktrini paralel görünür; fakat Eckhart, ruhun kıvılcımı dışındaki tüm boyutlarını yaratılmış olarak kabul eder. Şankara için ise bütün benlik (sadece kıvılcımı değil) yanılgısal-yaratılmış, ve Atman = Brahman ezelî gerçektir. Bu fark, ontolojik düzeyde önemlidir.
3. Buddhism ile İnce Fark: Eckhart'ın Nicht (Hiçlik)'i, Mahayana şūnyatā'sı ile yapısal benzerlik gösterir, fakat D. T. Suzuki'nin işaret ettiği gibi, Eckhart için "Hiçlik" hâlâ bir Tanrı'nın özüdür — Hiçlik Tanrı değil, Tanrılığın biçimsiz boyutudur. Mahayana'da ise şūnyatā, fenomenlerin doğasıdır; arkasında bir "öz" yoktur. Bu, kelime-yapısı benzer, fakat ontoloji farklı.
Sonuç
Meister Eckhart, Batı Hristiyan mistik geleneğinin en cesur düşünürüdür. Gottheit doktrini — Tanrı'nın özünün ad-altı, nitelik-altı "Hiçlik" olduğu öğretisi — onu Shankara'nın Nirguna Brahman'ı, İbn Arabî'nin Ahadiyet'i, Buddha'nın şūnyatā'sı, Lao Tzu'nun Wu'su ile bir araya getirir. Ruhun kıvılcımı doktrini, Atman-Brahman özdeşliğinin Batı'daki en yakın karşılığıdır. Geburt Gottes in der Seele — Tanrı'nın ruhta doğuşu — Hesychasm'ın theosis'i ve Hindu līlā'sının kuzenidir.
Onun 1328'deki ölümünden sonra 600 yıl boyunca neredeyse unutulması, yine aynı 14. yüzyılda Athos Dağı'nda Gregory Palamas'ın yaratılmamış-enerji doktrini ile Doğu Ortodoks mistisizmin en derin formülasyonuna ulaşmış olmasıyla, ironik bir karşıtlık oluşturur: Doğu Ortodoks mistik özgürlüğünü korurken, Batı Roma teolojisi en büyük mistik filozofunu heretik ilan etti.
- yüzyıl, Eckhart'ı yeniden keşfetti. Heidegger ondan kavramlar ödünç aldı (Gelassenheit); Suzuki onu Zen ile karşılaştırdı; McGinn'in beş ciltlik mistisizm tarihi onu Batı mistisizminin zirvesi olarak yerleştirdi; Shah-Kazemi onu Hindu ve Müslüman mistiklerle birlikte tek bir karşılaştırmalı çerçevede sundu. Henüz resmî olarak Vatikan tarafından kanonize edilmemiş bu sapkın-aziz, perennial mistisizmin en derin Hristiyan filozofu olarak dünya manevî haritasında yerini almıştır.