Lakota ve Sioux Kozmolojisi
Lakota ve Sioux halklarının ontolojisi: her şeyi kuşatan kutsal güç Wakan Tanka, dört-renk/dört-yön sistemi, Beyaz Bizon Buzağı Kadın'ın getirdiği Kutsal Pipo (čhaŋnúŋpa) ve mitsâkuye oyâsiŋ ilkesinin animist evren-ontolojisiyle ilişkisi.
“Mitákuye Oyás'iŋ — Bütün akrabalarım için.” — Lakota dua kapanışı
Bir Halkın Adı ve Dünyası
Bugün yaygın olarak “Sioux” diye anılan halk, kendini bu adla çağırmaz. “Sioux”, muhtemelen Ojibwa dilindeki nadowessi (“küçük yılan/düşman”) sözcüğünün Fransız tüccarlarca kısaltılmış biçiminden gelir; dışarıdan, çoğu zaman aşağılayıcı bir adlandırmadır. Halkın kendi adı Očhéthi Šakówiŋ — “Yedi Konsey Ateşi”dir; bu konfederasyon üç büyük lehçe ve kültür grubuna ayrılır: Lakota (Teton, batıdaki at göçebeleri), Dakota (Santee) ve Nakota/Dakota (Yankton-Yanktonai). Bu yazıda ağırlıklı olarak, en zengin sözlü kozmolojik külliyatı belgelenmiş olan Lakota geleneği esas alınacak; ancak temel ontolojik kavramlar üç grup arasında büyük ölçüde ortaktır.
Lakota dünya görüşü, Kuzey Amerika Ovaları'nın (Great Plains) ekolojisiyle iç içe büyümüştür: bizon sürüleri, açık gökyüzü, dört bir yöne uzanan çayır. Bu coğrafya soyut bir teolojiye değil, somut ilişkiler ağına dayanan bir ontolojiye zemin hazırlar. Lakota düşüncesinde varlık, tek tek “şeylerin” toplamı değil; sürekli akan, paylaşılan ve birbirine bağlı bir kutsallık alanıdır. Bu yönüyle gelenek, Avrasya bozkırının gök-tanrı inancıyla (Tengri kavramı) ve kuzeyin geniş animist evreniyle (kuzeyin animizmi) çarpıcı yapısal koşutluklar taşır.
Wakan: Kutsallığın Dokusu
Lakota ontolojisinin çekirdek kavramı wakȟáŋ'dır. Sözcük genellikle “kutsal” ya da “gizemli güç” diye çevrilir, ama hiçbir Batı dilindeki karşılık tam değildir. Wakȟáŋ, bir nesnenin sahip olduğu bir nitelik değil; varlığın derinliğinde işleyen, akan, hem yaratıcı hem tehlikeli, akılla tam kavranamayan bir güç-boyutudur. 19. yüzyıl sonunda Lakota bilgeleriyle uzun söyleşiler yapan hekim James R. Walker'ın derlemelerinde, kâhinler wakȟáŋ'ı “anlaşılamayan her şey” olarak tanımlar. Bu, mana, orenda ya da Polinezya mana'sına benzer bir “kutsal etkililik” nosyonudur; doğaüstü ile doğal arasındaki keskin Batılı ayrımı tanımaz.
Bu güç-boyutunun bütünlüğüne Wakȟáŋ Tȟáŋka denir — sözcüğü sözcüğüne “Büyük Kutsal” ya da yaygın çeviriyle “Büyük Ruh / Büyük Gizem”. Hıristiyan misyonerler bunu çabucak “Tanrı” ile özdeşleştirdiyse de, kavram tek-kişili bir yaratıcı tanrıdan ziyade kutsalın çoğul ve hiyerarşik bütünüdür. Walker'ın aktardığı ezoterik öğretide Wakȟáŋ Tȟáŋka, kabaca on altı “kutsal varlık”ı kapsayan, dört katmanlı bir yapıyla anlatılır: en yüce dörtlü içinde Wí (Güneş), Škáŋ (gök/devinim-ruhu, belki de en soyut ilke), Maká (Yer) ve Íŋyaŋ (Kaya, ilk yaratıcı öz) yer alır. Bunların altında ikincil ve “akraba” kutsallar sıralanır. Yani Wakȟáŋ Tȟáŋka aynı anda hem “Bir”dir hem “çok”; bütünlük ile çokluk arasındaki bu gerilim, geleneğin en derin ontolojik özelliğidir ve onu katı tek-tanrıcılıktan da basit çok-tanrıcılıktan da ayırır.
Walker'ın kâhinlerinin verdiği yaratılış anlatısı bu çok-katmanlılığı somutlaştırır: başlangıçta yalnız Íŋyaŋ (Kaya) ve onu kuşatan biçimsiz karanlık vardır. Íŋyaŋ kendinden bir parça koparıp dünyayı (Maká) ve suları yaratırken kendi gücünün bir bölümünü de yitirir; bu “kurban yoluyla yaratma” motifi, sonraki bütün törenlerde insanın kendinden bir şey vererek (oruç, kan, acı) kutsalla ilişki kurmasının arketipidir. Škáŋ ise göğü ve devinimi, yani “ruhun” ta kendisini temsil eder; canlıyı cansızdan ayıran soluk-benzeri ilkedir. Bu kozmogoni, varlığın hazır verilmiş değil, sürekli bir verme-alma alışverişiyle var olduğunu öne sürer — Lakota etiğinin temel cömertlik (wačháŋtognaka) değerinin metafizik kökü buradadır.
Dört Yön ve Dört Renk Sistemi
Lakota kozmolojisinin uzamsal omurgası dört yön (Lakotaca tȟaté tópa — “dört rüzgâr”) sistemidir. Her yön bir renk, bir kuvvet, bir hayvan-yardımcı ve ahlâkî bir erdemle eşlenir. Kaynaklar ve bantlar (oyate) arasında ayrıntılar değişse de, en yaygın şema şöyledir:
- Batı (wiyóȟpeyata) — siyah; gök gürültüsü ve yağmur kuşları (Wakíŋyaŋ, Gök Gürültücü Varlıklar); alçakgönüllülük ve içsel görüş.
- Kuzey (wazíyata) — kırmızı ya da beyaz; soğuk, arınma, dayanıklılık, yaşlıların bilgeliği; bizon ile ilişkilendirilir.
- Doğu (wiyóȟiyaŋpata) — sarı; tan, aydınlanma, yeni başlangıç, bilgi; kızıl şahin/kartal.
- Güney (itókaǧata) — beyaz ya da yeşil; sıcaklık, büyüme, bereket, ruhların gittiği yol.
Bu dört yöne çoğu zaman üç eksen daha eklenir: yukarı (Gök Baba, Wakȟáŋ Tȟáŋka ile Škáŋ), aşağı (Yer Ana, Uŋčí Makȟá — “Büyükanne Toprak”) ve merkez (insanın durduğu, “kalbin yeri” olan nokta). Böylece evren yedi yönlü kutsal bir mekâna dönüşür. Bu şema, törensel her edimde fiziksel olarak yaşanır: pipo dört yöne, göğe ve yere doğrultulur; ter çadırı (inípi) dört kapılı bir tur halinde yürütülür; dans alanı dört yöne bayraklarla işaretlenir. Renk-yön karşılıkları yalnızca simgesel değil, ontolojik koordinatlardır: varlığı düzenleyen, insanı evrenin merkezine yerleştiren bir harita. Bu yapı, kutsalın mekânda nasıl kodlandığını inceleyen sembol teorisi açısından örnek bir “yönelimli kozmogram”dır.
Dört sayısının kendisi de kutsaldır: Lakota düşüncesinde dörtlülük (dört yön, dört rüzgâr, dört yaşam çağı — bebeklik, gençlik, olgunluk, yaşlılık; dört erdem — cesaret, dayanıklılık, cömertlik, bilgelik) evrenin örüntüsel imzasıdır.
Beyaz Bizon Buzağı Kadın ve Kutsal Pipo
Lakota maneviyatının kalbinde, halka ahlâkî ve törensel düzeni getiren kurucu mit yatar: Ptesáŋwiŋ, yani Beyaz Bizon Buzağı Kadın (Wȟité Buffalo Calf Woman). Anlatıya göre kıtlık zamanında iki avcı bir tepede olağanüstü güzellikte, kutsal giysili bir kadın görür. Avcılardan biri ona şehvetle yaklaşınca bir bulutla örtülür ve geriye yalnız kemikleri kalır; öteki saygıyla davranır. Kadın kampa gelir ve halka Čhaŋnúŋpa'yı — Kutsal Pipo'yu — armağan eder; onun nasıl kullanılacağını, yedi kutsal töreni ve doğru yaşamın ilkelerini öğretir. Ayrılırken dört kez yuvarlanır ve her seferinde bir renk bizona dönüşür; sonunda beyaz bir bizon buzağısı olarak uzaklaşır.
Čhaŋnúŋpa, Lakota ontolojisinin en yoğun nesnesidir. Taş başlık (íŋyaŋ, kırmızı pipestone/catlinite) Yer'i ve onun tüm canlılarını; ahşap sap Bitki Halkı'nı ve göğü temsil eder; ikisi birleştiğinde evrenin makro ve mikro düzeyleri tek bir araçta buluşur. Pipoyu dolduran kişi, her tutamı dört yöne, göğe ve yere dokundurarak doldurur; böylece içine bütün evreni, tüm “akrabaları” yerleştirir. Pipo içildiğinde duman, insanın sözünü ve niyetini Wakȟáŋ Tȟáŋka'ya taşıyan görünür bir köprüdür; pipoyu tutan kişi yalan söyleyemez. Böylece pipo hem bir dua aracı, hem bir ant aleti, hem de kozmosun taşınabilir bir modelidir. Bu kutsal nesne aracılığıyla insan, evrenin tüm “akrabalarıyla” törensel bir ilişki kurar.
Kutsal pipo başlığının yapıldığı kırmızı taşın kendisi de mitik bir anlam taşır: Minnesota'daki ünlü pipestone ocağı (bugün Pipestone National Monument), Lakota ve komşu halkların ortak kutsal alanıdır ve birçok anlatıda taşın kırmızılığı, bir tufanda yok olan eski insanların kanından gelir. Böylece pipo, atalarla ve kozmik geçmişle de bir bağ kurar — onu içen kişi, yalnız yaşayan akrabalarıyla değil, ölmüş ve doğmamış olanlarla da aynı soluğu paylaşır. Bu “nesne içinde yoğunlaşmış kozmos” mantığı, kutsal eşyaların evrenin küçültülmüş bir modeli olarak işlediği başka geleneklerle — örneğin Avustralya yerlilerinin çuringa taşları ya da And dünyasının kutsal huacalarıyla (And kozmolojisi) — karşılaştırmalı bir okumaya elverişlidir.
Yedi Kutsal Tören
Beyaz Bizon Buzağı Kadın'ın getirdiği söylenen yedi tören (šičháǧlate / sevenfold rite), Lakota dininin ritüel iskeletini oluşturur. Walker ve Black Elk (Heȟáka Sápa) anlatılarına göre bunlar:
- Inípi — arınma/ter çadırı töreni.
- Haŋbléčheyapi — “rüya/görü için ağlamak”, yani bireysel görü arayışı. Bu uygulama, Kuzey Amerika genelindeki görü arayışı (vision quest) geleneğinin Lakota biçimidir.
- Wiwáŋyaŋg Wačhípi — Güneş Dansı, en görkemli yıllık tören; fedakârlık ve yenilenme ritüeli.
- Huŋkápi — “akraba edinme”, iki kişiyi/grubu kutsal kardeşlik bağıyla birleştirme.
- Išnáthi Awíčhalowaŋpi — bir kızın kadınlığa geçiş töreni.
- Tȟápa Waŋkáyeyapi — “topu fırlatma”, kozmik bilginin yayılışını simgeleyen tören.
- Wanáǧi Yuhápi — ruhu tutma/serbest bırakma, yas ve ölülerin ruhuyla ilgili tören.
Bu törenlerin tümü, mitsâkuye oyâsiŋ (“bütün akrabalarım”) ilkesini hayata geçirir: insan, bizonla, kartalla, kayayla, gök gürültücü varlıklarla, atalarla ve henüz doğmamışlarla bir akrabalık ağı içinde yaşar. Burada “akrabalık” mecaz değil, ontolojik bir gerçektir — varlıkların tümü aynı wakȟáŋ dokusundan pay alır.
Karşılaştırmalı Bakış: Tengri, Şamanizm ve Animist Ontoloji
Lakota kozmolojisini geniş bir mukayeseli çerçeveye yerleştirmek, onun özgünlüğünü daha net gösterir.
Tengri ile koşutluk. Avrasya bozkırının gök inancında (Tengri) gök (Tengri) ile yer (Yer-Sub / Ötüken) eşli bir kozmik çift oluşturur; aynı şekilde Lakota'da Gök Baba (Škáŋ) ile Büyükanne Toprak (Uŋčí Makȟá) tamamlayıcı kutuplardır. Her iki gelenekte de en yüce ilke kişiselleştirilmiş bir yaratıcıdan çok, kuşatıcı ve aşkın bir “kutsal bütün”dür; her ikisi de at göçebesi bir toplumun açık-gökyüzü deneyimine dayanır. Bu, tarihsel bir akrabalıktan çok, benzer ekoloji ve toplumsal yapının ürettiği yapısal bir yakınlıktır.
Şamanizm ile ilişki. Lakota wičháša wakȟáŋ (kutsal adam) ya da pȟežúta wičháša (otacı/şifacı), Sibirya tipi klasik şamanizmle tam örtüşmez. Klasik şamanın esrik ruh yolculuğu ve ruh-eşi (yardımcı ruhlar) Lakota'da da görülür — özellikle görü arayışında ve Yuwípi töreninde, şifacı bağlanıp karanlıkta ruhlarla iletişim kurar. Ancak Lakota dininin ağırlığı bireysel trans yolculuğundan çok toplumsal-törensel düzene kayar; pipo, dans ve akrabalık etiği merkezdedir. Yine de iki gelenek, evrenin “ruhlarla dolu” ve müzakere edilebilir olduğu temel kabulünde birleşir.
Universalist animist ontoloji. Antropolog A. Irving Hallowell'in Ojibwa üzerine ünlü çalışmasında ortaya koyduğu “kişiler” (persons) kavramı — yalnızca insanların değil, hayvanların, taşların, rüzgârların da “kişi” olabilmesi — Lakota düşüncesinde de işler. Eduardo Viveiros de Castro'nun “perspektivizm”i ve Philippe Descola'nın “animizm” tipolojisi bu evren tasavvurunu kuramlaştırır: doğa ile kültür, özne ile nesne arasındaki Batılı ayrım yerine, farklı bedenlere bürünmüş tek bir “kişilik alanı” vardır. Lakota'nın mitsâkuye oyâsiŋ'i bu evrensel akrabalık ontolojisinin belki de en damıtılmış ifadesidir. Benzer çok-katmanlı kozmoslar Andlar'da da görülür (And kozmolojisinin üç dünyası); kuzeyin geniş animist kuşağıyla (kuzeyin animizmi) birlikte düşünüldüğünde, Amerika kıtasının yerli ontolojilerinin ortak bir “ilişkisel varlık” grameri paylaştığı görülür.
Süreklilik ve Çağdaş Durum
Lakota dini, 19. yüzyıl sonunda yıkıcı bir baskıya uğradı: Güneş Dansı 1883–1934 arasında ABD hükümetince yasaklandı, Hayalet Dans hareketi 1890 Wounded Knee katliamıyla bastırıldı, çocuklar zorla yatılı okullara gönderilerek dilleri ve törenleri yok edilmeye çalışıldı. Buna karşın gelenek kırılmadan kaldı; 1978 American Indian Religious Freedom Act sonrası törenler açıkça yeniden canlandı. Bugün Güneş Dansı, ter çadırı ve görü arayışı yalnız Lakota arasında değil, pan-Kızılderili maneviyat içinde ve hatta küresel “yeni maneviyat” çevrelerinde uygulanmaktadır — bu da kutsal pratiklerin sahiplenilmesi (appropriation) ve özgünlüğü üzerine süren etik tartışmaları beraberinde getirir. 1994'te beyaz bir bizon buzağısının (“Miracle”) doğuşu, birçok Lakota için Ptesáŋwiŋ kehanetinin bir işareti olarak yorumlandı ve geleneğin canlı sürekliliğini gösterdi.
Lakota ve Sioux kozmolojisi, sonuçta, soyut bir teoloji değil yaşanan bir ontolojidir: evreni birbirine kutsallıkla bağlı akrabalar topluluğu olarak gören, insanı bu ağın merkezinde değil ortasında konumlandıran ve her törensel edimi “bütün akrabalarım için” sözüyle mühürleyen bir varlık anlayışı.
Kaynaklar
- James R. Walker, Lakota Belief and Ritual (ed. R. J. DeMallie & E. A. Jahner, University of Nebraska Press, 1980)
- James R. Walker, Lakota Myth (ed. E. A. Jahner, University of Nebraska Press, 1983)
- Joseph Epes Brown, The Sacred Pipe: Black Elk's Account of the Seven Rites of the Oglala Sioux (University of Oklahoma Press, 1953)
- John G. Neihardt, Black Elk Speaks (1932; yeni baskı University of Nebraska Press, 2008)
- Raymond J. DeMallie & Douglas R. Parks (ed.), Sioux Indian Religion: Tradition and Innovation (University of Oklahoma Press, 1987)
- William K. Powers, Oglala Religion (University of Nebraska Press, 1977)
- A. Irving Hallowell, “Ojibwa Ontology, Behavior, and World View”, Culture in History içinde (ed. S. Diamond, 1960)
- Philippe Descola, Par-delà nature et culture (Gallimard, 2005)