Pleroma
Gnostik kozmolojide Aeon'ların ikamet ettiği ilahî dolgunluk âlemi; Demiurg'un yarattığı kenoma ile karşıtlık içinde duran ışık katmanı. Kabala'nın Atziluth'una ve İbn Arabî'nin Hazret-i İlmiye'sine yapısal olarak paraleldir.
Pleroma
Tanım
Pleroma (Yunanca: πλήρωμα, plērōma, "dolgunluk", "dolu olan"), Geç Antik Çağ'da gelişen gnostik (Gnostisizm) kozmolojilerinin merkezî kavramlarından biridir. Kelimenin etimolojik kökü Yunanca plēroō ("doldurmak") fiilidir; bu nedenle Pleroma terimi "doldurulmuş olan", "tam olan", "tamamlanmış olan" anlamlarını taşır. Gnostik metafizik bağlamında ise terim çok daha spesifik bir teknik anlam kazanır: Üstün, isimsiz, mutlak Tanrı (genellikle Bythos, "Derinlik", veya Propater, "Ön-Baba" olarak adlandırılır) ile ondan taşan ilahî varlıklar olan Aeon'ların oluşturduğu ışık âlemidir. Bu âlem, Demiurg'un yaratıp yönettiği yanılsamalı maddî kâinatla — kenoma (κένωμα, "boşluk", "yokluk-âlem") — kategorik bir karşıtlık içindedir.
Gnostik literatürde Pleroma, soyut bir mekân kavramı değil, ontolojik bir doğum-yatağıdır: orada Bythos ile Sige (Sessizlik) eşliğinden ilk Aeon çifti olan Nous (Akıl) ile Aletheia (Hakîkat) doğar; bu çiftten Logos (Söz) ile Zoe (Hayat) türer; ardından Anthropos (İnsan) ile Ekklesia (Kilise) sudur eder. Valentinusçu gelenekte bu süreç otuz Aeon'a kadar genişler ve her bir Aeon, ilâhî bir niteliğin hipostatik tezahürüdür. Bu silsile, Yeni-Eflatuncu taşma (emanatio) modeliyle yapısal benzerlikler taşır ama gnostik düalizmin damgasını taşır: Pleroma'nın saflığı, maddî dünyanın "düşmüşlüğü" ile keskin biçimde karşıtlanır.
Kavramın anahtar paradoksu şudur: Pleroma hem en yüksek doluluktur — bütün ilahî zenginliği içerir — hem de duyusal kâinattan ontolojik olarak ayrıdır. Bu paradoks, daha sonra Kabala'nın Ein Sof-Sefirot sistemiyle, Yeni-Eflatunculuğun Bir-Akıl-Ruh-Madde iniş şemasıyla ve İslam tasavvufunun Zât-Esmâ-Ef'âl katmanlarıyla yankılanır.
Tarihsel ve Doktriner Arka Plan
Helenistik Sentezin İçinden Doğuş
Pleroma kavramının ortaya çıkışı, M.S. 1.-3. yüzyıllar arası Doğu Akdeniz havzasının kozmopolit dinsel atmosferinden ayrı düşünülemez. Bu dönemde Helenistik felsefe (özellikle Platonizm), Yahudi kıyâmetçi (apocalyptic) literatür, Hristiyan mesajı, Hermetik gelenek, Mısır mistery dinleri ve İran (Zerdüştî) düalizmi İskenderiye'de, Antakya'da, Edessa (Urfa)'da, Roma'da yoğun biçimde karışıyordu. Bu sentez, klasik akademik literatürde "Geç Antik dinsel sinkretizm" olarak adlandırılır.
İlk Pleroma referansları, Pavlus'un mektuplarında bile bulunur. Kolosyalılar 1:19 ("Çünkü Tanrı, bütün doluluğunun [πλήρωμα] O'nda [Mesih'te] bulunmasını uygun gördü") ve 2:9 ("Çünkü Tanrılığın bütün doluluğu [πᾶν τὸ πλήρωμα τῆς θεότητος] bedence Mesih'te bulunmaktadır") gibi pasajlar, gnostik öncesi Hristiyan teolojisinde Pleroma kavramının zaten dolaşımda olduğunu gösterir. Yuhanna İncili'nin önsözündeki "O'nun doluluğundan (πληρώματος) hepimiz aldık" (Yuhanna 1:16) ifadesi de bu çerçeveye dahildir. Ancak terim, gerçek anlamda gnostik teknik kullanımına ikinci yüzyılda — özellikle İskenderiyeli Valentinus (yaklaşık M.S. 100-160) ve okulu (Ptolemaios, Herakleon, Theodotus, Markus) elinde — kavuşmuştur.
Valentinus ve Pleroma'nın Sistemleştirilmesi
Valentinus, M.S. 140 civarında İskenderiye'den Roma'ya göç etmiş, Roma piskoposluğuna aday gösterilecek kadar etkili bir Hristiyan teologdur. Onun düşünce sistemi, sonradan ana akım Kilise tarafından heretik ilan edilse de, klasik gnostik mitolojinin en sofistike formüllerinden biridir. Valentinusçu sistemde Pleroma'nın yapısı şöyledir:
- Otuz Aeon: İlk Aeon'lar daima çiftler (syzygiai) hâlinde tezahür eder; her çift bir eril-dişil polarite oluşturur. Erkek-dişi tamamlayıcılığı bizatihi ilahî yapının özünde içkindir. Bu yapı, Kabala'nın zugot sistemi ve Çin metafiziğinin yin-yang polaritesiyle yapısal paralellik gösterir.
- Bytos ve Sige: "Derinlik" ve "Sessizlik". Mutlak baş-prensiptir; isimsiz, niteliksiz, herhangi bir tezahürden önceki ön-temel. İbn Arabî sistemindeki lâ-taayyün (belirlenmemişlik) mertebesine yapısal olarak benzer.
- Sophia'nın Düşüşü: Otuzuncu (en aşağıdaki) Aeon olan Sophia (Hikmet), bir "yanlış arzu" ile kendi başına Bythos'u bilmeye çalışır. Bu kibirli atılım, onu Pleroma'nın dışına itecek bir kriz doğurur; Sophia'nın gözyaşları, üzüntüsü ve cehaleti, kenoma'nın (maddî âlemin) ham maddesi olur. Sophia'nın bu "düşüşü", Hristiyan teolojisindeki peccatum originale (asıl günah) ile yapısal eşleniklik taşır — ama buradaki düşüş kozmolojiktir, ahlâkî değil.
- Demiurg'un Doğuşu: Sophia'nın çabasından, kendisini ulvî bir tanrı sanan kör bir varlık doğar: Demiurg veya Yaldabaoth (Aramicede muhtemelen "Kaosun Çocuğu"). Bu kör tanrı, maddî evreni yaratır ve Yahudi-Hristiyan Eski Ahit'in Yahve'siyle özdeşleştirilir (gnostik teolojinin en provokatif tezi).
- İnsanın Pleroma'ya Dönüşü: İnsan ruhunun içinde, Pleroma'dan inen bir spinther (ışık kıvılcımı, Latince scintilla) gizlidir. Gnostik kurtuluş, bu kıvılcımın hatırlanması (anamnēsis), uyandırılması ve menşei olan Pleroma'ya geri dönüşüdür. Bu temel motif — kayıp yurda dönüş — bütün gnostik soteriolojinin omurgasını oluşturur.
Diğer Gnostik Akımlarda
Valentinusçuluk dışındaki gnostik akımlar da Pleroma kavramını kendilerine göre yorumlamışlardır:
- Basilides (M.S. 117-138 İskenderiye): Pleroma'yı 365 katlı bir hiyerarşi olarak tarif eder; her katman bir gök ve bir ilahî varlık serisidir. Abraxas terimi (sayısal değeri Yunanca harflerle 365), bu kozmik bütünün adı olur.
- Setiyenler (Sethians): Nag Hammadi külliyâtının en eski tabakası, Setiyen okulundan gelir. Apocryphon of John (Yuhanna'nın Apokrifi), Allogenes gibi metinler Pleroma'yı "görünmeyen Ruh" (Pneuma) ekseninde tarif eder. Burada Aeon'lar dörtlü gruplar (tetrad) ve üçlü gruplar (triad) hâlinde yapılandırılmıştır.
- Tomas İncili ve Mısır Mısır Hristiyanlığı: Daha sembolik, paradoksal bir dilde Pleroma'ya atıfta bulunulur. "İkilik ortadan kalktığında ve içeride olanı dışarıya, dışarıda olanı içeriye, üsteki aşağı, alttaki yukarı yaptığında... Krallığa gireceksin" (Logion 22) gibi ifadeler, Pleroma'nın yapısal karakteristiğini paradoks dilinde sunar.
- Marcion (M.S. 85-160): Doğrudan "Pleroma" terimini kullanmasa da, Yaratıcı Tanrı (Demiurg) ile Üstün Tanrı (yabancı, iyi Tanrı) ayrımıyla, kavramın yapısal mantığını paylaşır.
- Mandaylar: Mandayizm (bugün hâlâ Irak ve İran'da küçük topluluklarda yaşayan eski gnostik gelenek), Pleroma'ya benzer bir "Işık Dünyası" (Tibil ḏ-Nhura) öğretisi sunar; karşıtı "Karanlık Dünyası" (Tibil ḏ-Hšuka) olarak konumlanır.
- Maniheizm: Mâni'nin (216-276) Sasaniler döneminde geliştirdiği büyük gnostik din, Pleroma motifini Işık Krallığı (Erôn Nahirâ) ekseninde sistemleştirir. Bu sistem, sonradan Çin'e (Doğu Mâniheizmi), Roma'ya (Augustinus'un gençliğinde mensubu olduğu mezhep) ve Balkanlar'a (Bogomil, Kâtâr) uzanan iz bırakacaktır.
Nag Hammadi Keşfi (1945)
Gnostisizm bilgimizin temel kaynağı, 1945'te Mısır'ın yukarı Nil bölgesinde Nag Hammadi köyü yakınlarında bulunan bir kavanozda saklı kalmış 13 papirüs kodeksidir. Bu kodeksler, 52 farklı metni içerir ve hepsi M.S. 350-400 dönemine ait Kıptîce çevirilerdir; orijinal Yunanca metinler ikinci yüzyıla kadar gider. Bu külliyât, gnostik düşüncenin doğrudan kaynaklardan tanınmasını mümkün kılmış; daha önce yalnızca Lyon'lu Irenaeus (180), İskenderiyeli Klemens (yak. 200), Origenes (yak. 230), Hippolytus (yak. 220) ve Epifanios (yak. 375) gibi karşıt Hristiyan polemikçilerin aktardığı dolaylı şekilde bilinen sistemleri, kendi sözcükleriyle okumamıza imkân vermiştir.
Apocryphon of John, Pistis Sophia, Gospel of Truth, Tripartite Tractate, Gospel of Thomas, Gospel of Philip gibi Nag Hammadi metinleri, Pleroma kozmolojisinin en zengin birincil kaynaklarıdır. Özellikle Valentinusçu Gospel of Truth metni, Pleroma içindeki ruhların kayıp ve dönüş hareketini şiirsel, neredeyse mistik bir dilde anlatır.
Kavramsal Analiz
Aeonlar ve İlahî İsimler
Pleroma'nın iç yapısı, Aeon'lar tarafından doldurulur. Aeon'lar — kelimesinin Yunanca anlamı "ezelî varlık", "zaman-üstü" — tek bir ilahî niteliğin hipostazlaşmış (kendisi bir kişi-varlık olarak duran) yansımalarıdır. Otuz Aeon listesi (Valentinusçu) şöyledir: Bythos-Sige, Nous-Aletheia, Logos-Zoe, Anthropos-Ekklesia (ilk sekizli, Ogdoad); ardından Bythios-Mixis, Ageratos-Henosis, Autophyes-Hedone, Akinetos-Synkrasis, Monogenes-Makaria (orta on; Decad); en sonra Parakletos-Pistis, Patrikos-Elpis, Metrikos-Agape, Aeinous-Synesis, Ekklesiastikos-Makariotes, Theletos-Sophia (son on iki; Dodecad).
Bu liste, bir ilâhî isimler hiyerarşisidir. Yapısal olarak İslâm tasavvufunun Esmâ-i Hüsnâ (Allah'ın 99 ismi) sistemiyle, Kabala'nın 10 Sefirot'uyla ve Hindu Vedanta'sının saguna Brahman'ın nitelik-tezahürleriyle karşılaştırılabilir. Her bir Aeon, hem soyut bir kavram (Akıl, Hakikat, Hayat, Bilgelik) hem de kişi-varlıktır; bu "hipostatik" — kavramın bir kişi-varlık olarak duruşu — anlayış, Yeni-Eflatuncu felsefenin (Plotinus'un hypostasis doktrini) gnostik bağlamdaki yansımasıdır.
Pleroma yapısının önemli bir özelliği, syzygiai (çiftler) prensibidir: Her Aeon, eril-dişil bir polaritede tezahür eder. Bu, klasik teizmin tek tanrı görüşünden radikal bir kopuştur ve ilâhî gerçeklikteki polariteyi (Kabala'nın Tipheret-Yesod, Çin'in yin-yang, Hint Tantrasının Şiva-Şakti) işaret eder. Ayrıca gnostik metinlerde ana ilâhî prensiplerden biri olarak Mētēr (Anne) figürünün — Sophia, Barbelo, Pronoia — yer alması, klasik Hristiyan Baba-Tanrı paradigmasından kayda değer bir sapmadır.
Bythos ve Sessizlik: Apofatik Boyut
Pleroma'nın doğum-yatağı olan Bythos (Derinlik), klasik apofatik teolojinin (negatif teolojinin) en eski formlarındandır. Bythos hakkında doğrudan hiçbir şey söylenemez; o, bütün kavramların ötesindedir. Eşit ölçüde önemli olan Sige (Sessizlik) — Bythos'un eşi — bu apofatik konumun dişil tamamlayıcısıdır: söylenemezliğin tezahürü, sessizliktir.
Bu yapı, negative theology geleneğinin köklerinden birini oluşturur. Bythos-Sige çifti, sonradan Yahudi mistisizmindeki Ein Sof (Sınırsız) ve Tzimtzum (kasılma, geri çekilme) kavramlarıyla; Hristiyan mistisizmindeki Pseudo-Dionysius'un huper-theos (Tanrı-üstü Tanrı) kavramıyla ve Eckhart'ın Gottheit (Tanrılık) ile Gott (Tanrı) ayrımıyla; İslâm tasavvufundaki ahadiyyet (mutlak teklik) mertebesiyle yapısal olarak akrabadır. Hepsinde ortak motif şudur: Mutlak gerçeklik, isim ve nitelikleri aşar; ama yine de, sessizlikten/derinlikten taşan tezahürler aracılığıyla bilinebilir hâle gelir.
Kenoma: Pleroma'nın Karşıtı
Gnostik sistemde Pleroma'nın ontolojik karşıtı kenoma (κένωμα, "boşluk", "yokluk-âlem") veya hysterēma ("eksiklik")dır. Bu, içinde yaşadığımız maddî evrendir — Demiurg'un Sophia'nın acılı arzusundan yarattığı yanılsamalı kâinat. Burada zaman, mekân, beden, sayı, ölüm hüküm sürer. Kenoma, Pleroma'nın eksikliği, yansıması, parçalanmış suretidir; içinde gerçek bir doluluk yoktur, ama Pleroma'dan inen ışık-kıvılcımlarının (insan ruhlarının ilâhî tohumu, spinthēr) tutsağı olduğu bir mahpushânedir.
Bu Pleroma-Kenoma kutuplaşması, klasik gnostik düalizmin yapısal omurgasıdır. Ancak bu, bayağı bir maddî-ruhsal düalizm değildir; ontolojik olarak madde bağımsız bir prensip değil, eksikliğin (yokluğun) tezahürüdür. Bu yorum, Plotinus'un Enneadlar IX'taki gnostiklere yönelik eleştirisinde önemli bir hedef olur: Plotinus'a göre gnostikler, maddenin ontolojik konumunu yanlış anlamış; onu kötülüğün kaynağı olarak görmüşlerdir. Klasik Hristiyan teolojisi (özellikle İrenaios, Tertullianus, Augustinus) da Pleroma-Kenoma karşıtlığını Yaratıcı'nın iyiliğine ve yaratımın "iyi olduğu" tezine aykırı bulmuştur.
Sophia ve Pleroma'nın Yarası
Gnostik kozmolojinin en zengin sembollerinden biri Sophia (Hikmet)'tir. Otuzuncu Aeon olarak, Pleroma'nın en uç noktasındadır; ve onun "düşüşü" — Bythos'u kendi başına bilmeye yönelmesi — sayesinde maddî evren doğar. Sophia'nın gözyaşlarından okyanus; kahkahasından ışık; kederinden karanlık; çabasından Demiurg doğar. Pleroma'nın saflığı korunmakla beraber, Sophia'nın yaralı parçası kenoma'ya düşer ve bütün gnostik dramın kahramanı hâline gelir.
Bu mit, derin psikolojik ve teolojik göndermelere açıktır. Carl Gustav Jung'un Aion ve Mysterium Coniunctionis eserlerinde Sophia, bilinçaltının dişil-bilgelik arketipi olarak yorumlanır. Jung'un "Pleroma" kavramını kendi Septem Sermones ad Mortuos (Ölülere Yedi Vaaz, 1916) eserinde merkeze alması, modern psikolojinin gnostik kavramlarla yenilenen bir teması ortaya koyar. Jung için Pleroma, bilinçaltının ön-arketipsel temeli, unus mundus'un (tek-âlem) ifadesidir.
Geri Dönüş (Apokatastasis): Pleroma'nın Sevinci
Gnostik kozmolojinin temel motifi, dağılan ışık-kıvılcımlarının (insan ruhları) menşei olan Pleroma'ya geri dönüşüdür. Bu süreç apokatastasis (bütüncül kurtuluş, evrensel uzlaşma) olarak adlandırılır. Sophia'nın yaralı parçası nihayetinde Pleroma'ya geri kabul edilir; bu sayede kozmik bütünlük yeniden kurulur. Bu motif, sonraki Hristiyan teolojisinde Origenes'in apokatastasis pantōn (her şeyin restorasyonu) doktrinine ilham vermiş; Eckhart'ın "Tanrı'nın özüne dönüş" temasında, Böhme'nin Ungrund öğretisinde, ve modern new age spiritüalitesinin "kozmik bilincin uyanışı" söyleminde devam etmektedir.
Karşılaştırmalı Perspektif
Pleroma ve İslâm Tasavvufunun Mertebeleri
İslâm tasavvufunda — özellikle İbn Arabî ekolünde — varlık beş mertebede (hazârât-ı hams) yapılandırılır: Hâhûtiyye (Lâ-Taayyün, mutlak gizlilik), Mertebe-i Vâhidiyyet (esmâ ve sıfât mertebesi), Mertebe-i Ervâh (ruhlar âlemi), Mertebe-i Misâl (hayal-berzah âlemi), Mertebe-i Şehâdet (maddî kâinat). Bu silsilenin üst kısmı — Hâhûtiyye ve Vâhidiyyet — Pleroma'nın yapısal eşleniğidir: Hâhûtiyye, Bythos'a; Vâhidiyyet, Aeon'ların hipostatik gerçekliğine paraleldir. Mertebe-i Misâl ise, gnostik kozmolojide Pleroma ile kenoma arasındaki ara-konuma — yedi gök ile maddî dünya arasındaki misalî âleme — denk gelir.
İbn Arabî'nin daha spesifik bir kavramı Hakîkat-i Muhammediyye ise, gnostik Logos veya Anthropos Aeon'una karşılık gelir: Bütün varlıkların ondan tezahür ettiği ilk-yaratılmış logos prensibi. Henry Corbin, Creative Imagination in the Sufism of Ibn 'Arabi (1958) eserinde, İbn Arabî'nin tecellî ontolojisinin Valentinusçu Pleroma şemasıyla yapısal akrabalığını ayrıntılı olarak göstermiştir. Corbin'in yorumuna göre, İslâmî insân-ı kâmil kavramı, gnostik Anthropos arketipinin İslâmî dönüşümüdür.
İbn Arabî sisteminde a'yân-ı sâbite (sabit hakikatler) kavramı da, gnostik Aeon'larla yapısal benzerlik taşır: Her ikisi de yaratılmadan önce, ilâhî bilgide ön-mevcut hakikatlerdir. Aralarındaki fark şudur: A'yân-ı sâbite Hakk'ın ilminde var olur ama kendileri vücud kazanmaz; Aeon'lar ise Pleroma'da aktüel olarak vardır ve ilâhî tezahürün etkin parçalarıdır. Bu fark, İslâm tasavvufunun tek-vücudculuğu (vahdet-i vücud) ile gnostik plüralist hipostatik ontoloji arasındaki temel ayrımı gösterir.
Pleroma ve Kabala (Ein Sof-Sefirot)
Yahudi mistisizmindeki Ein Sof (Sınırsız), Bythos'un yapısal paralelidir: isimsiz, niteliksiz, herhangi bir tezahürden önceki mutlak. Ein Sof'tan taşan on Sefirot — Keter (Taç), Hokhmah (Hikmet), Binah (Anlayış), Hesed (Lütuf), Gevurah (Kuvvet), Tiferet (Güzellik), Netzah (Zafer), Hod (İhtişâm), Yesod (Temel), Malkhut (Mülk) — Aeon'ların yapısal eşleniğidir. Her Sefira bir ilâhî sıfat-niteliği temsil eder ve hipostatik bir varlık olarak konumlanır.
Kabalist sistemde dört âlem (olamot) öğretisi — Atziluth (Yayım), Beriah (Yaratım), Yetzirah (Şekil-veriş), Asiyah (Eylem) — gnostik Pleroma-Kenoma kademelenmesiyle yapısal eşleniklik gösterir. Atziluth, ilâhî isimlerin ön-yaratıma denk gelir ve doğrudan Pleroma'nın muadilidir; Asiyah ise maddî kâinat, kenoma'ya tekabül eder. Bu paralelizmler, Moshe Idel, Gershom Scholem ve Steven Wasserstrom gibi Kabala araştırmacılarının dikkat çektiği üzere, tarihsel olarak rastgele değildir; 12.-13. yüzyılda İspanyada Yahudi Kabala ile Endülüs Müslüman tasavvufu arasındaki etkileşim ve bunların her ikisinin ortak Helenistik-gnostik mirası, kavramların ortak omurgasını açıklar.
Pleroma ve Hindu Vedanta
Hindu felsefe geleneğinde saguna Brahman (nitelikli Mutlak) ile nirguna Brahman (niteliksiz Mutlak) ayrımı, Pleroma yapısının kendi içindeki dinamiği yankılar. Nirguna Brahman Bythos'a, saguna Brahman ile onun tezahürleri (Iśvara, Mahā-Visnu, Mahā-Devī) Aeon'lara karşılık gelir. Vedanta'da ayrıca Hiranyagarbha (Altın Yumurta) ve Virat (Kozmik Beden) gibi kozmolojik aşamalar bulunur ki bunlar Pleroma içindeki yapısal kademelere paraleldir.
Hindu Tantrasında — özellikle Kashmir Şaivizmi'nde — Şiva-Şakti polaritesi, gnostik syzygiai çiftleri ile yapısal akrabalık taşır. Otuz altı tattva (gerçeklik prensibi) silsilesi, Aeon'lar listesiyle benzer bir hipostatik hiyerarşi sunar. Mircea Eliade'nin Yoga: Immortality and Freedom (1958) eseri ve Heinrich Zimmer'in karşılaştırmalı çalışmaları, bu paralellikleri sistematik biçimde incelemiştir.
Pleroma ve Buddhist Trikāya
Budist Trikāya (Üç Beden) doktrini — Mahāyāna Budizmi'nde Buddha'nın üç bedeni: Dharmakāya (Gerçeklik Bedeni), Sambhogakāya (Mutluluk Bedeni), Nirmāṇakāya (Tezahür Bedeni) — Pleroma yapısının uzak ama anlamlı bir paralelidir. Dharmakāya mutlak, biçimsiz Buddha-doğasıdır (Pleroma); Sambhogakāya Buddha'nın ilâhî tezahür bedenidir (Aeon'lara benzer hipostatik konum); Nirmāṇakāya tarihsel Buddha'nın insan suretinde tezahürüdür (kenoma içinde Pleroma'dan inen ışık).
Hua-yen okulunun dharmadhātu (varlık alanı) doktrini — "her şey her şeyin içindedir; sonsuz aynalar gibi" — Pleroma'nın bütüncül-içerme yapısının paralelidir. Bu kavramlar arası akrabalık, Daisetsu Teitarō Suzuki (1870-1966) ve Thomas Merton'un Doğu-Batı karşılaştırmalı çalışmalarında ayrıntılı işlenmiştir.
Pleroma ve Yeni-Eflatunculuk
Plotinus (M.S. 204-270) ile çağdaş olan klasik gnostisizm, Yeni-Eflatuncu felsefe ile yoğun bir diyalog içindeydi. Plotinus, Enneadlar II.9'da ("Gnostiklere Karşı") gnostik kozmolojiyi sistematik biçimde eleştirir. Buna rağmen — veya bu yüzden — Plotinus'un Bir-Akıl-Ruh hiyerarşisi (to Hen, Nous, Psychē) Pleroma'nın yapısal eşleniğidir. Plotinusçu prohodos (taşma) ve epistrophē (geri dönüş) hareketleri, gnostik Pleroma-Kenoma dinamiğinin felsefî biçimidir.
Fark şudur: Plotinus için madde Bir'in en uç tezahürüdür, ontolojik bir karşıtlık taşımaz; gnostikler için madde, Pleroma'dan kategorik olarak ayrı bir yokluk-âlemidir. Bu ayrım, klasik felsefe ile gnostik mistisizm arasındaki ayraçtır ve sonradan Hristiyan teolojisi tarafından da ele alınmıştır.
Modern Yansımalar
Carl Gustav Jung ve Psikolojik Gnoz
Modern dönemde Pleroma kavramının en etkili yeniden-canlanması, Carl Gustav Jung'un (1875-1961) çalışmalarındadır. Jung, gençliğinde gnostik metinleri keşfetmiş ve onları kendi derinlik psikolojisinin metafizik temeli olarak yeniden okumuştur. Septem Sermones ad Mortuos (Ölülere Yedi Vaaz, 1916) eseri — Jung'un bizzat psişik bir kriz döneminde yazdığı, gnostik öğretmen Basilides'e atfettiği esrarengiz metin — Pleroma kavramını merkeze koyar:
"Pleroma'da hiçbir şey yoktur ve her şey vardır. Pleroma hakkında düşünmek faydasızdır, çünkü bu kendini kaybetmektir."
Jung'un sonraki eserlerinde, özellikle Aion: Researches into the Phenomenology of the Self (1951) ve Mysterium Coniunctionis (1955-56) gibi büyük eserlerinde, gnostik kozmolojinin yapısı, kollektif bilinçaltının (unconscious) iç-dinamiğinin sembolik temsili olarak yorumlanır. Pleroma, unus mundus (Tek-Âlem) arketipinin başka bir adıdır.
Jungcu çerçevede:
- Bythos = ön-arketipsel matriks, kollektif bilinçaltının dipsiz temeli;
- Aeon'lar = arketipler (anima/animus, gölge, kendi);
- Sophia = ânima'nın bilgelik veçhesi;
- Demiurg = bilincin yaratıcı ama sınırlı egosu;
- Apokatastasis = bireyleşme süreci (individuation), bilinçaltı ile bilincin yeniden bütünleşmesi.
Bu okuma, modern psikolojinin gnostik kavramları metafizik içeriklerinden soyutlayıp psişik yapılar olarak kullanmasının paradigmasıdır.
Filozofik Yeniden Keşif
- yüzyıl Avrupa felsefesinde gnostik kavramların yeniden ele alınması, Hans Jonas'ın The Gnostic Religion (1958) eseriyle yeni bir dönem açmıştır. Heidegger'in öğrencisi olan Jonas, gnostik yaşama-acısı ve kenoma-içinde-fırlatılmışlık (Geworfenheit) deneyimini, modern varoluşçu felsefeyle paralel bir varlık tutumu olarak yorumlamıştır. "Gnostik insanın evrene yabancı oluşu", Camus'nün L'Étranger metaforuyla, Sartre'ın "varlığın saçmalığı" söylemiyle ve Heidegger'in "dünyada-olmak" (In-der-Welt-sein) analiziyle yapısal akrabalık taşır.
Eric Voegelin, Order and History serisinde gnostisizmi modern totaliter ideolojilerin (Marxizm, Nazizm) prototipi olarak yorumlamıştır — bir okuma Voegelin'in spesifik politik teolojisine bağlıdır ve günümüzde tartışmalıdır. Ama gnostik motifin modern siyasî düşüncede dolaşımı, Voegelin'in dikkat çektiği bir gerçektir.
Edebiyat ve Sanat
William Blake'in (1757-1827) profetik kitaplarında — The Marriage of Heaven and Hell (1790), Jerusalem (1804-1820), Milton (1804-1810) — gnostik Pleroma motifi merkezîdir: Albion (kozmik insan), Urizen (kötü yaratıcı), Los (yaratıcı imgelem), Enitharmon (dişil arketip). Yeats'in mistik şiirleri, Borges'in metaforik labirentleri (Tlön, Uqbar, Orbis Tertius), Philip K. Dick'in son yıllarındaki romanları (VALIS, 1981; The Divine Invasion, 1981; The Transmigration of Timothy Archer, 1982), Umberto Eco'nun Foucault's Pendulum (1988) gibi yapıtları, modern edebiyatın gnostik Pleroma-Kenoma teminden beslenen sayısız örneğindendir. Philip K. Dick için ise 1974'teki 2-3-74 deneyimi (bir vahiy-benzeri tecrübe), Valentinusçu Pleroma'ya doğrudan bir geri dönüş arayışıydı; bu deneyim, Exegesis adlı 9000 sayfalık özel günlüğünde belgelenmiştir.
Çağdaş Akademik İlginin Patlaması
Nag Hammadi keşfinden sonra (1945), gnostik araştırmaların akademik bir disiplin olarak yükselişi başladı. Elaine Pagels'in The Gnostic Gospels (1979) ve Beyond Belief (2003), Karen King'in What is Gnosticism? (2003), Michael Allen Williams'ın Rethinking 'Gnosticism' (1996), David Brakke'nin The Gnostics: Myth, Ritual, and Diversity in Early Christianity (2010) gibi eserler, gnostik kategoriyi yeniden tanımlamış; "Gnostisizm" terminolojisinin tek bir dinsel hareketi mi yoksa bir grup ilişkili akımı mı temsil ettiği konusundaki tartışmaları sertleştirmiştir.
Modern eleştirel literatürde, "Gnostisizm" kategorisi giderek sorgulanmakta; bunun yerine "Sethian", "Valentinian", "Hermetic", "Manichaean" gibi spesifik akımlar bağımsız hareketler olarak araştırılmaktadır. Bu eğilim, daha önce homojen bir "gnostik kategori" altında toparlanan farklı kozmolojik sistemleri, kendi içlerindeki farklarla yeniden okumak imkânı sağlamıştır.
Çağdaş Spiritüalite
Pleroma motifi, çağdaş New Age spiritüalitesinde, channeling literatüründe (özellikle Course in Miracles ve Seth materyalleri) ve neo-gnostik akımlarda canlı bir kullanım hâlindedir. Carlos Castaneda'nın Yaqui Don Juan serisi, Robert Anton Wilson'ın Cosmic Trigger trilogosı, Stephen Hoeller'in Ecclesia Gnosticası gibi farklı pencereler aracılığıyla gnostik motifler çağdaş kültüre sızmaya devam etmektedir.
Özellikle dikkat çekici bir örnek, Lyon'lu Église Gnostique (Gnostik Kilise, 1890'larda kurulmuş) ve Stephan A. Hoeller'in Los Angeles'taki Ecclesia Gnosticasıdır (1959'da kurulmuş, hâlâ aktif); bunlar Pleroma'ya dönüş ritüellerini, sakrament olarak yeniden uygulamaya çalışan modern gnostik cemaatlerdir.
Eleştiriler ve Tartışmalar
Klasik Hristiyan Polemik
Gnostisizm, ana akım Hristiyan teolojisi tarafından erken dönemde reddedilmiştir. Lyon'lu Irenaeus'un Adversus Haereses (Heresilere Karşı, M.S. 180) eseri, gnostik sistemlerin en eski sistematik analizidir ve aynı zamanda en sert eleştirisidir. Irenaeus'a göre gnostik Pleroma kozmolojisi şu temel sorunlara yol açar:
- Yaratıcı'nın iyiliğini ihlal: Yaratıcı Demiurg'u kör/aşağı bir varlık saymak, Yaratıcı'nın iyiliğini ve âlemin "iyi olduğu" tezini reddeder (Yaratılış 1: "Tanrı yarattığını gördü ki iyiydi").
- Maddenin reddi: Maddî bedenden kurtulma idealinin, Mesih'in enkarnasyonunu (bedenleşmesini) anlamsızlaştırması.
- Eski Ahit'in reddi: Yahudi vahyini Demiurg'un yanıltıcı mesajı sayma, Hristiyan teolojisinin Yahudi köklerini koparma riski.
- Elit-ist soteriologi: Kurtuluşun yalnızca "bilgi"ye (gnosis) erişen seçkinlere açık olması, Hristiyan müjdesinin evrenselliğine aykırı.
Bu eleştiriler Hippolytus (Refutatio Omnium Haeresium, yak. 220), Tertullianus (Adversus Marcionem, yak. 207), Origenes (Contra Celsum, yak. 248), Epifanios (Panarion, yak. 375) tarafından detaylandırılmıştır. Sonuçta Hristiyan teolojisi, creatio ex nihilo (yoktan yaratım), Üçlü Birlik, ve Mesih'in enkarnasyonu öğretileriyle gnostik kozmolojiyi reddetmiş; bu eleştirel gelenek, sonradan modern Hristiyan dogmatik teolojisinin temelini oluşturmuştur.
Plotinus'un Felsefî Eleştirisi
Plotinus'un Enneadlar II.9 ("Gnostiklere Karşı", yak. M.S. 263) eseri, klasik felsefenin gnostik teolojiye yönelik en sofistike eleştirisidir. Plotinus'un başlıca itirazları:
- Gnostikler, kâinatın "kötü" olduğunu söyleyerek maddenin ontolojik konumunu yanlış anlamışlardır; madde, Bir'in en uç tezahürüdür, ayrı bir prensip değildir.
- Pleroma içinde sonsuz Aeon'lar koymak, gereksiz bir hipostatik enflasyondur; Bir-Akıl-Ruh üçlüsü yeterlidir.
- Gnostik elit-ist soteriologi, kişinin kendi felsefî çabasıyla Bir'e dönmesini reddederek bilgi ile ahlâk arasındaki bağı koparır.
- Sophia'nın "düşüşü" miti, ilahî yapıda bir kusur varsayar; bu da klasik felsefenin değişmez, kusursuz Bir anlayışını ihlal eder.
Plotinus'un eleştirisi, Yeni-Eflatuncu felsefe ile gnostik teolojiyi keskin biçimde ayırır; bu ayrımı, sonradan Hristiyan teolojisi de devralacak ve gnostisizmi reddederken Yeni-Eflatuncu felsefenin önemli unsurlarını ödünç alacaktır (özellikle Augustinus, Pseudo-Dionysius, ve nihayetinde Aquinas).
Modern Akademik Eleştiriler
Michael Allen Williams'ın Rethinking 'Gnosticism': An Argument for Dismantling a Dubious Category (1996) ve Karen King'in What is Gnosticism? (2003) eserleri, "Gnostisizm" kategorisinin akademik bir kurgu olduğunu, bu etiket altında bir araya getirilen sistemlerin gerçekte birbirlerinden çok farklı olduğunu savunur. Bu eleştiri, Pleroma kavramının bile farklı sistemlerde (Valentinusçu, Setiyen, Basilidesçi, Manihiyen) farklı içeriklere sahip olduğunu vurgular.
Öte yandan, postmodern eleştirel teori (özellikle Harold Bloom'un The American Religion, 1992) Amerikan dindarlığının ve Mormonluğun gnostik miras ile sürekliliğine dikkat çekmiş; modern Batı bireysel dindarlığının (özellikle "içsel kıvılcımım Tanrı'dır" tarzındaki ifadelerin) gnostik kökenli motifleri yeniden ürettiğini göstermiştir.
İslâmî Perspektif
İslâm düşünce geleneği, gnostik kozmolojiyle dolaylı bir diyalog içindedir. Erken dönem Şiî-İsmâilî teolojisi (Câbir bin Hayyân, İhvân-ı Safâ, Nâsır-ı Hüsrev) ve sonradan İbn Arabî'nin sistematik tasavvuf metafiziği, gnostik motifleri (Pleroma'ya benzer mertebeler sistemi, ışık-kıvılcımı antropolojisi, Logos benzeri Hakîkat-i Muhammediyye) İslâm vahyî çerçevesinde dönüştürmüştür. Ancak temel ayrım şudur: İslâm tasavvufu, Yaratıcı'yı kör bir Demiurg saymayı reddeder ve maddeyi Yaratıcı'nın iyiliğinin tezahürü olarak okur. Vahdet-i Vücud, kategorik bir Pleroma-Kenoma düalizmi tanımaz; bütün varlık tek bir Vücud'un tecellîsidir.
İslâm tasavvufunun bir polemik karşılaştırması, İmam Rabbânî'nin (1564-1624) Vahdet-i Vücud öğretisine karşı geliştirdiği Vahdet-i Şuhud doktrinine paraleldir: ontolojik birlik yerine epistemolojik birlik. Bu Müslüman içi-tasavvufî tartışma, gnostik Pleroma'nın klasik Hristiyan eleştirisiyle yapısal benzerlikler taşır — her ikisi de mutlak monistik bir ontolojiyi engellemek isteyen müdahalelerdir.
Sonuç: Pleroma'nın Modern Önemi
Pleroma, ne bayağı bir antik mit, ne de tarihsel bir küriyozite olarak konumlandırılabilir. Hans Jonas'tan Carl Jung'a, Henry Corbin'den Toshihiko Izutsu'ya, Elaine Pagels'tan Philip K. Dick'e kadar uzanan modern entelektüel hareket, Pleroma kavramını sürekli olarak yeniden okumakta, yorumlamakta ve dönüştürmektedir. Bu yorumların ortak noktası, Pleroma'yı ontolojik dolgunluk sembolü olarak — yani şu içinde yaşadığımız kenoma'nın eksikliklerine karşı tamamlanmışlığın imkânı olarak — okumalarıdır.
Karşılaştırmalı maneviyat perspektifinden bakıldığında, Pleroma'nın yapısal arketipi (mutlak öz → hipostatik tezahürler → maddî kâinat → menşee dönüş) ezelî bir metafizik gramerin parçasıdır. Bu gramer İslâm tasavvufunda Vahdet-i Vücud olarak, Kabala'da Ein Sof-Sefirot olarak, Vedanta'da Brahman-Atman-Maya olarak, Mahayana'da Dharmakaya-Sambhogakaya-Nirmanakaya olarak, Yeni-Eflatunculuk'ta Bir-Akıl-Ruh olarak, Çin metafiziğinde Tao-Yin-Yang olarak telaffuz edilir. Bu yankıların çeşitliliği, Frithjof Schuon'un "dinlerin aşkın birliği" kuramında olduğu gibi, bütün otantik geleneklerin aynı metafizik dolgunluğa farklı dillerde işaret ettiği tezini desteklemekte; ya da daha eleştirel okumalarda — Williams, King — terminolojik benzerliklerin yapısal birlik anlamına gelmediği, her geleneğin kendine özgü mantığıyla anlaşılması gerektiği savunulmaktadır.
Her iki okuma da modern karşılaştırmalı maneviyat araştırmalarının canlı bir tartışma konusudur; ve Pleroma, bu tartışmanın en zengin ve en provokatif terimlerinden biri olmaya devam etmektedir.