Mistik Gelenekler

Neoplatonizm

Neoplatonizm, MS 3. yüzyılda Plotinus'un (204–270) kurduğu, Platon felsefesini Bir–Nous–Ruh hipostazları etrafında mistik bir kozmoloji ve içsel yükseliş yoluna dönüştüren felsefî-manevî gelenektir. Geç antikitenin son büyük pagan felsefesi olarak Hıristiyan, İslâm ve Yahudi mistisizmlerine ortak bir metafizik gramer kazandırmıştır.

49 bağlantı Orta Mistik Gelenekler Haritada göster → ⌛ Diğer

“Hiçbir göz, kendisi güneş-gibi olmadan güneşi görmüş değildir; hiçbir ruh da kendisi güzelleşmeden Güzel'i göremez.” — Plotinus, Enneadlar I.6.9

Tanıtım

Neoplatonizm (Yeni Eflâtunculuk), MS 3. yüzyılda Mısır doğumlu Plotinus (204–270) tarafından kurulan, Platon felsefesini mistik bir kozmoloji ve içsel yükseliş yoluna dönüştüren felsefî-manevî gelenektir. Gerçeklik üç hipostatik düzeyden iner: Bir (to hen; isimsiz, varlığın ötesinde), Nous (Akıl; formların zaman-üstü âlemi) ve Psykhe (Ruh; kozmosu canlandıran ilke). İnsan ruhu Bir'den çıkmıştır ve Bir'e dönecektir — bu dönüş içsel yoğunlaşma, felsefî tefekkür (theōria) ve sonraki kuşaklarda theurgia (kutsal ritüel) yoluyla gerçekleşir. Geç antikitenin son büyük pagan felsefesidir.

İki husus baştan not edilmelidir. Birincisi, "Neoplatonizm" adı modern bir etikettir: 18. yüzyıl Alman tarihyazımının icat ettiği bu terimi okulun mensupları hiç duymamıştı; onlar kendilerini yalnızca "Platoncular" sayıyor, yaptıkları işi Platon'un hakikatini şerh etmek olarak görüyorlardı. İkincisi, Neoplatonizm salt bir "sistem" değil, aynı zamanda bir yaşam biçimiydi: Pierre Hadot'nun gösterdiği gibi geç antik felsefe okulları manevî egzersizler etrafında örgütlenmiş dönüşüm yollarıydı; Plotinus'un metinleri de okurunu bilgilendirmekten çok yukarı çağırır.

Tarihsel Gelişim

Porphyrios'un aktardığına göre Plotinus yirmi sekiz yaşında felsefeye yönelmiş, İskenderiye'de Ammonios Sakkas'ı dinlediğinde "aradığım insan bu" diyerek on bir yıl onun yanında kalmıştır. Hakkında neredeyse hiçbir şey bilinmeyen bu "Sokratik" figür, hem Plotinus'un hem de — muhtemelen — Hristiyan ilahiyatçı Origenes'in hocası sayılır; İskenderiye'nin Yahudi, Hristiyan, Gnostik ve Hermetik akımlarının iç içe geçtiği entelektüel iklimi, doğacak okulun çok-dinli alımlanışını baştan belirlemiştir. 243'te Plotinus, Pers ve Hint hikmetini yerinde tanımak umuduyla İmparator III. Gordianus'un doğu seferine katılmış; seferin felaketle bitmesi üzerine Roma'ya geçerek (244) orada çeyrek yüzyıl sürecek okulunu kurmuştur. Derslerini ölümünden sonra öğrencisi Porphyrios altı "dokuzluk" (Enneades) hâlinde düzenlemiştir (y. 301); Porphyrios'un önsöz niteliğindeki Vita Plotini'si, hocasının kendi yanındayken dört kez birlik tecrübesi (henōsis) yaşadığını kaydeder — felsefe tarihinin en dikkate değer mistik tanıklıklarından biridir.

Sonraki kuşakta Suriyeli İamblikhos (y. 245–325) okulun ağırlık merkezini değiştirir. Ona göre ruh, Plotinus'un sandığının aksine bütünüyle "inmiştir"; bu yüzden salt düşünce yetmez, ilâhî düzenin evrene ektiği sembollerle (synthēmata) icra edilen kutsal ritüel — theurgia — gerekir. Porphyrios'un kuşkucu sorularına (Anebo'ya Mektup) cevaben kaleme alınan De Mysteriis, bu ritüel metafiziğinin manifestosudur ve İmparator Julianus'un (361–363) kısa pagan restorasyonuna ilham vermiştir.

Beşinci yüzyılda gelenek iki merkezde kurumsallaşır. Atina'da Atinalı Plutarkhos (ö. 432), Syrianos ve nihayet Proklos (412–485), Neoplatonizmi son büyük sistemine ulaştırır; Proklos'un Theolojinin Unsurları, 211 önermeyle sudûr metafiziğini neredeyse geometrik bir düzende kurar. İskenderiye'de ise Hypatia (ö. 415), Ammonios Hermeiou ve şârihler kuşağı matematiğe ve Aristoteles yorumculuğuna ağırlık verir. İmparator Justinianus'un 529'da Atina okulunu kapatması pagan kurumsallığın sonu olur; son skolark Damaskios ve aralarında Simplikios'un da bulunduğu filozoflar Sâsânî hükümdarı I. Hüsrev'in sarayına sığınmış, 532 antlaşmasıyla dönüş güvencesi almışlardır. Bir araştırma hipotezine göre (Michel Tardieu) bir kısmı Harran'a yerleşmiş ve buradaki Platoncu damar İslâm asırlarına kadar yaşamıştır.

Okul kurumsal olarak ölürken düşünce üç kanaldan tektanrılı dünyalara aktı. Latin Batı'da Aziz Augustinus, İtiraflar'ında "Platoncuların kitapları"nın (Marius Victorinus'un çevirileri) kendisine iç dönüş yolunu açtığını yazar; Boethius, Macrobius ve Calcidius aynı mirası Ortaçağa taşır. Doğu Hristiyanlığında Pseudo-Dionysius külliyatı (y. 500) — 1895'te Hugo Koch ve Josef Stiglmayr'ın gösterdiği gibi Proklos'a birebir bağımlıdır — apofatik teolojiyi kilise diline çevirir; Maksimus Konfessor ve Eriugena bu damarı derinleştirir. İslâm dünyasında ise Enneadlar'ın IV–VI. dokuzluklarının Arapça uyarlaması, Aristoteles'in Teolojisi (Esûlûcyâ) adıyla ve yanlış bir atıfla Kindî çevresinde dolaşıma girmiş (y. 830'lar); Fârâbî'nin on akıl kozmolojisinden İbn Sînâ'nın vücûd metafiziğine ve Sühreverdî'nin işrâk felsefesine uzanan sudûr geleneğini beslemiştir. Benzer biçimde Proklos'un Unsurlar'ından derlenen Liber de Causis de Aristoteles'e atfedilerek hem İslâm hem Latin skolastiğini şekillendirmiş; sahte atfı ancak Aquinolu Thomas, Moerbeke'nin 1268 tarihli Proklos çevirisi sayesinde çözmüştür. Rönesans'ta Bizanslı Plethon'un Floransa'ya taşıdığı Platon hayranlığı ve Marsilio Ficino'nun Enneadlar'ı Latinceye çevirmesiyle (1492) gelenek Avrupa düşüncesinde üçüncü kez doğar.

Temel Kavramlar ve Öğreti

Bir: Varlığın Ötesindeki Kaynak

Sistemin zirvesinde Bir (to hen) durur. Plotinus, Platon'un "İyi, varlığın ötesindedir" (epekeina tēs ousias, Devlet 509b) sözünü ontolojik bir ilkeye dönüştürür: Bir; varlık, düşünce ve dil kategorilerinin tümünün ötesindedir, ona "vardır" demek bile onu sınırlamaktır. Bu yüzden Bir hakkında ancak neliğini söylemeyerek konuşulabilir — apofatik yolun antik kökü buradadır. Bir aynı zamanda İyi'dir: hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyin arzuladığı kaynak.

Sudûr: Eksilmeyen Taşma

Âlem, Bir'in iradî bir "yaratması" değil, kemalinden taşmasıdır (sudûr, emanatio): güneşin ışığı, pınarın ırmakları gibi — kaynak eksilmeden verir. Taşan ilk gerçeklik Nous'tur: düşünce ile varlığın özdeş olduğu, bütün formların zaman-üstü bir "hep-şimdi"de parladığı akıl âlemi. Nous'tan Ruh (psykhē) taşar: hem kozmosu canlandıran Âlem Ruhu, hem tekil ruhlar. Ruhun dışa dönük en alt etkinliği doğadır; zaman ise Plotinus'un ünlü tanımıyla "ruhun hayatı"dır (Enneadlar III.7). Maddeye gelince: o, ışığın söndüğü eşiktir, salt yoksunluktur (sterēsis); kötülük tözsel bir güç değil, iyiliğin yokluğudur. Proklos bu dinamiği üçlü bir ritim hâlinde formülleştirecektir: kalış (monē), çıkış (proodos), dönüş (epistrophē) — her şey kaynağında kalır, ondan çıkar ve ona döner.

Dönüş: Arınma, Tefekkür, Birleşme

İniş hikâyenin yarısıdır; öbür yarısı dönüştür. Yol erdemlerle arınmadan (katharsis) geçer, diyalektik ve güzellik üzerinden yükselir: "İçine dön ve bak; kendini henüz güzel bulmuyorsan, güzel bir heykel yontan usta gibi çalış" (Enneadlar I.6.9). Zirve, bilgiyi de aşan birleşmedir (henōsis): orada artık ne gören vardır ne görülen; Enneadlar'ın son sözleriyle bu, "yalnızın Yalnız'a kaçışı"dır (VI.9.11). Plotinus bu tecrübeyi bilginin değil huzurun (parousia) diliyle anlatır. Arınma–aydınlanma–birleşme şeklindeki bu üçlü güzergâh, sonradan Hristiyan mistik teolojisinin klasik şemasına dönüşecek ve manevî yol haritalarının ortak iskeletini oluşturacaktır.

Theurgia ve Henadlar: Geç Dönemin Katkıları

İamblikhos'la birlikte yükseliş salt zihinsel tırmanış olmaktan çıkar: "Bizi theurgi olarak tanrılara bağlayan düşünme değildir" (De Mysteriis II.11); ritüel, ruhun kendi gücüyle yapamayacağını tamamlar. Proklos ise Bir ile Nous arasına henadları — tanrısal birlikleri — yerleştirir; klasik politeizmin tanrıları böylece metafizik işlevlere dönüşür. Bu iki hamle, Neoplatonizmi geç antik dünyada hem bir felsefe hem de fiilen bir din hâline getirmiştir.

Karşılaştırmalı Ufuk

Neoplatonizm, mukayeseli mistisizm için bir ortak gramer işlevi görür: Akdeniz havzasının hemen bütün mistik teolojileri ya doğrudan bu okuldan beslenmiş ya da onunla hesaplaşarak biçimlenmiştir.

Hristiyanlık. Augustinus'un iç dönüşü, Nyssalı Gregorios'un sonsuz ilerleyiş (epektasis) öğretisi, Dionysius'un karanlık teolojisi ve Meister Eckhart'ın Tanrılık (Gottheit) öğretisi, Plotinusçu mimarinin vaftiz edilmiş biçimleri olarak okunabilir; Hristiyan mistisizmi hub'ı bu zinciri ayrıntısıyla izler. Fark da aynı ölçüde önemlidir: kilise teolojisi zorunlu sudûr yerine hür yaratmayı, kişisiz Bir yerine kişisel Tanrı'yı savunur.

İslâm. İslâm düşüncesinde sudûr kozmolojisi felsefe (felâsife) kanadını belirlemiştir; tasavvuf kanadında ise İbn Arabî'nin tecellî öğretisi ve a'yân-ı sâbite kavramı, Nous'taki formların İslâmî dönüşümü olarak yorumlanagelmiştir. Vahdet-i vücud ile Plotinus'un Bir'i arasındaki yapısal yakınlık — ve fark: İbn Arabî'de isimleriyle tecellî eden şahsî Hakk — mukayeseli tasavvuf araştırmalarının ana konularındandır. Mevlânâ'nın kamışlıktan koparılan neyin feryadıyla açılan Mesnevî'si de çıkış–ayrılık–dönüş ritminin lirik bir yankısı gibi okunabilir.

Yahudilik. Endülüslü İbn Gabirol'ün Fons Vitae'sinden Kabala'ya uzanan çizgide, Ein Sof ile sefirot şeması, belirlenmemiş Bir ile ondan taşan mertebelerin İbranî paralelidir; Gershom Scholem, Kabala'nın sudûr dilinin kısmen Neoplatonik kanallardan beslendiğini göstermiştir.

Gnostisizm. Yakın akraba ama hasım: Plotinus, Enneadlar II.9'da ("Gnostiklere Karşı") kozmosu kötüleyen Gnostik karamsarlığa karşı görünür âlemin güzelliğini savunur; Pleroma mimarisi ile hipostazlar şeması arasındaki benzerlik, iki hareketin aynı İskenderiye ikliminden çıktığını hatırlatır.

Yunan arka planı. Pythagorasçı sayı mistisizmi ve ruh göçü öğretisi, Orpheusçu arınma ile antik Yunan gizem dinleri, okulun kendi bilinçli soy kütüğüdür; Stoa'nın Logos'u ve logos spermatikos öğretisi, Ruh'un âlemdeki akılsal tohumları olarak massedilmiştir.

Hint paralelleri. Nitelenemez (nirguna) Brahman ile Bir, Brahman-Ātman birliği ile ruhun kaynağıyla özdeşliği arasındaki paralellik çarpıcıdır; Plotinus'un Hint hikmetine bizzat ulaşmak istediği bilinir, fakat doğrudan etki tezi (Bréhier) bugün çoğunlukla temkinle karşılanır. Budist śūnyatā ile karşılaştırma ise sınırları öğretir: boşluk öğretisi her türlü tözü reddederken, Plotinus'ta Bir "yokluk gibi" konuşulsa da her şeyin taşkın kaynağıdır. Farklı geleneklerin Mutlak kavramları ve olumsuzlama dilleri bu hub'ın kardeş sayfalarında yan yana okunur.

Modern Yansımalar ve Eleştiri

Rönesans'tan Romantiklere

Ficino'nun çeviri ve şerhleri, Floransa'dan Cambridge Platoncularına (Henry More, Ralph Cudworth) uzanan bir etki zinciri başlattı. Romantik kuşak — Novalis, Schelling, Coleridge — Plotinus'u yaratıcı muhayyilenin filozofu olarak yeniden keşfetti; Goethe'nin "göz güneş-gibi olmasaydı güneşi göremezdi" dizeleri Enneadlar I.6'nın serbest uyarlamasıdır. Emerson'dan Bergson'a, MacKenna çevirisiyle beslenen W. B. Yeats şiirine kadar modern edebiyat ve düşüncede Plotinusçu motifler sürer.

Akademik Rönesans

  1. yüzyılda Henry–Schwyzer'in kritik edisyonu (1951–1973), Armstrong'un yedi ciltlik Loeb çevirisi (1966–1988) ve Dodds'un Proklos edisyonu (1933) alanı sağlam bir filolojik zemine oturttu. Pierre Hadot'nun Plotin ou la simplicité du regard'ı (1963) Plotinus'u manevî egzersiz geleneği içinde okudu; Gregory Shaw'un Theurgy and the Soul'u (1995), Dodds'un irrasyonel bir çöküş saydığı theurgiayı bir ritüel metafiziği olarak itibarına kavuşturdu; Peter Adamson'ın The Arabic Plotinus'u (2002) Esûlûcyâ'nın İslâm felsefesindeki kurucu rolünü gösterdi. Lloyd Gerson'un derlemeleri ise okulu çağdaş analitik felsefeyle konuşturmaktadır.

Eleştiriler

Eleştiri geleneği de en az etki tarihi kadar öğreticidir. Teolojik cephede hür yaratma yerine zorunlu taşma, kişisel Tanrı yerine yüklem kabul etmeyen Bir ve lütuf yerine öz-güçle yükseliş, hem Hristiyan hem Müslüman kelâmcıların itiraz noktaları olmuştur — Gazâlî'nin filozofların sudûr ve âlemin ezelîliği tezlerine yönelttiği Tehâfütü'l-Felâsife (y. 1095) eleştirisi bu hattın klasiğidir. Felsefî cephede kötülüğün salt yoksunluk sayılması, radikal kötülük tecrübesi karşısında yetersiz bulunmuş; bedene ve tarihe mesafeli kaçış ideali — Porphyrios, Vita'ya hocasının "bedeninde olmaktan utanır göründüğünü" söyleyerek başlar — dünya-olumsuzlayıcı bir seçkincilik olarak eleştirilmiştir. Gerçi aynı Plotinus, Gnostiklere karşı kozmosun güzelliğinin en kararlı savunucusudur. Nietzsche'nin Platonculuğa yönelttiği "arka-dünyacılık" suçlaması, modern okurun bu geleneğe kuşkusunu özetler. Nihayet tarihyazımı düzeyinde etiketin kendisi tartışmalıdır: Lloyd Gerson gibi araştırmacılar ortada "yeni" bir şey olmadığını, bunun Platonculuğun ta kendisi olduğunu savunur.

Bütün bu tartışmalara rağmen bilanço nettir: Bir'den taşan ve Bir'e dönen varlık şeması, Akdeniz'in üç tektanrılı geleneğinin mistik teolojilerine ortak bir iskelet vermiş; "yalnızın Yalnız'a kaçışı", dilleri ayrı yüzlerce metinde yankılanmıştır. Neoplatonizm bu yüzden yalnızca bir felsefe okulu değil, mukayeseli mistisizmin kilit taşıdır.

Bu Gelenekteki Notlar

Aşağıdaki notlar bu geleneğin kavramları, şahsiyetleri, metinleri ve pratiklerini Hikmet Günlüğü'nde derinden işliyor. Hub'a gelen her okuyucu buradan derinleşebilir:

Komşu Gelenekler ve Bağlantılar

Neoplatonizm Avrupa ve Akdeniz mistisizminin gizli omurgasıdır: Hristiyan mistisizmi (Pseudo-Dionysius, Meister Eckhart), İslâm tasavvuf-felsefesi (İbn Arabî'nin a'yân-ı sâbitesi Plotinus'un Nous'una çok yakındır), Kabala (Ein Sof Plotinus'un Bir'i), Hermetizm hep Neoplatonik çerçeveyle akrabalıdır. Mutlak kavramları, via negativa ve birlik halleri vahdet-i vücud ile karşılaştırmalı okunur.

Karşılaştırmalı Okumalar

Bu geleneği başka mistik damarlarla yan yana okumak için:


Bu sayfa bir Tradition-Hub'dır — geleneğin Hikmet Günlüğü'ndeki bütün notlarına açılan bir kapı. Yeni notlar eklendikçe burası genişler.

Kaynaklar