Agape: Hristiyan Evrensel Sevgisi
Yeni Ahit'in karşılıksız, hesapsız ve evrensel sevgi kavramı agape: Yunanca arka planı, Pavlus ve Yuhanna'daki teolojisi, eros-philia ayrımı ve Budist karuna ile İslâmî rahmet karşısındaki konumu.
“Sevgi sabırlıdır, sevgi şefkatlidir. Sevgi kıskanmaz, övünmez, böbürlenmez… Şimdi üç şey kalıcıdır: iman, umut ve sevgi. Bunların en büyüğü ise sevgidir.” — Pavlus, 1. Korintliler 13:4, 13
Sevginin Dört Yüzü
Antik Yunanca, modern dillerin tek bir “sevgi” sözcüğüne sıkıştırdığı duyguları dört ayrı kelimeyle ayırt eder: eros (arzu, çekim, tutkulu istek), philia (dostluk, akran sevgisi, karşılıklı bağ), storgē (aile içi, doğal şefkat) ve agápē (ἀγάπη). Bu son terim, klasik Yunancada nispeten sönük, “beğenmek, tercih etmek” anlamında zayıf bir kelimeyken, Yeni Ahit'in elinde Hristiyan ahlâkının ve teolojisinin merkezî kavramına dönüşür. Hristiyanlık agape'yi seçerek, sevgiyi insani arzudan (eros) ve karşılıklı çıkardan (philia) koparıp, karşılıksız, koşulsuz ve evrensel bir verme edimi olarak yeniden tanımlar.
Agape'nin özgünlüğü, sevdiği nesnenin değerinden doğmamasında yatar. Eros, güzeli ve iyiyi arzular — sevdiği şey çekici olduğu için sever. Agape ise tersine işler: sevdiği şeyi değerli kılan, sevginin kendisidir. Tanrı günahkârı, “sevilmeye değer” olduğu için değil, sevmeyi kendi doğası kıldığı için sever. Bu, agape'yi bir duygudan çok bir irade ve fiil hâline getirir; hissedilen bir şey olmaktan önce, yapılan bir şeydir.
Septuaginta'dan Yeni Ahit'e
Agape kelimesinin teolojik kariyeri, İbranice İbranî Kutsal Kitabı'nın Yunanca çevirisi olan Septuaginta'da başlar. Çevirmenler, İbranice ahava (sevgi) ve özellikle ahit-sevgisi olan hesed (sadık, antlaşmaya bağlı şefkat) kavramlarını Yunancaya aktarırken çoğunlukla agape kökünü tercih ettiler. Böylece kelime, İbranî peygamberlik geleneğinin “Tanrı'nın halkına sadakatle bağlı kalan merhameti” anlamıyla yüklendi. Hoşea'da Tanrı'nın vefasız İsrail'e duyduğu ısrarlı sevgi, agape'nin arka planındaki en güçlü imgedir.
Yeni Ahit'te kavram doruğuna ulaşır. Pavlus'un Korintlilere yazdığı mektubun 13. bölümü — “sevgi ilahisi” — Batı düşüncesinin sevgi üzerine en çok alıntılanan metnidir; burada agape sabır, alçakgönüllülük, affedicilik ve dayanıklılıkla tanımlanır, “kendi çıkarını aramaz”. Yuhanna geleneğinde ise kavram ontolojik bir doruğa çıkar: “Tanrı sevgidir” (ho theos agápē estin, 1. Yuhanna 4:8). Burada sevgi artık Tanrı'nın bir niteliği değil, bizzat özüdür. İsa'nın “birbirinizi sevin” (Yuhanna 13:34) buyruğu ve “düşmanlarınızı sevin” (Matta 5:44) çağrısı, agape'yi insan ahlâkının erişebileceği en radikal sınıra taşır: karşılık beklenmeyen, hak edilmemiş, hatta düşmana yönelen sevgi. Pavlus'un misyoner ilahiyatı için bkz. Pavlus'un evrenselci müjdesi.
Erken Hristiyanlığın agape'yi yalnızca bir öğreti değil, yaşanan bir kurumsal pratik kıldığını da unutmamak gerekir. İlk yüzyıllarda topluluklar, Efkaristiya ayinine eşlik eden ortak yemeklere agápē (sevgi ziyafetleri, agapae) adını veriyordu; Yahuda mektubu (1:12) bu uygulamaya açıkça atıfta bulunur. Bu sofralarda zengin ile yoksul, hür ile köle aynı masayı paylaşıyor, böylece kelime soyut bir erdemden somut bir toplumsal eşitlik jestine dönüşüyordu. Pagan gözlemciler — örneğin imparator Julianus — Hristiyanların yoksullara, dullara ve hatta kendi mensupları olmayan hastalara gösterdiği bu “ayrım gözetmeyen ilgi”yi, yeni dinin yayılmasındaki en şaşırtıcı güç olarak kaydetmişlerdir. Agape, böylece daha en başından, içe dönük bir duygu değil dışa taşan bir toplumsal düzen vaadiydi.
Latince Çeviri ve Caritas Sorunu
Yunanca agape, Latince Kutsal Kitap'ta (Vulgata) çoğunlukla caritas (İngilizce charity'nin kökü), bazen dilectio ile karşılandı. Augustinus, De Doctrina Christiana ve Şehir Devleti'nde caritas'ı Hristiyan ahlâkının ekseni yaptı; ünlü “Seva ve istediğini yap” (dilige et quod vis fac) düsturu, doğru yönelmiş sevginin tüm erdemleri kapsadığı fikrini özetler. Ne var ki caritas'ın zamanla “hayırseverlik, sadaka” anlamına daralması, modern dillerde agape'nin orijinal genişliğinin kaybolmasına yol açtı — bu yüzden 20. yüzyıl ilahiyatçıları (özellikle İsveçli Anders Nygren) terimi yeniden “agape” olarak Yunancadan diriltmeyi tercih ettiler.
Nygren'in Eros ve Agape (1930-36) adlı etkili çalışması, iki sevgiyi keskin biçimde karşı kutuplara yerleştirdi: Eros “yükselen”, sahiplenici, kendine yönelen Yunan-Platoncu sevgi; agape ise “inen”, veren, kendinden vazgeçen Hristiyan sevgisi. Bu karşıtlık verimli ama abartılı bulunmuştur; çünkü Hristiyan mistisizmi tarihi, eros ile agape'nin iç içe geçtiği zengin bir alandır.
Mistik Gelenekte Agape ve Eros'un Buluşması
Hristiyan tasavvufunda agape, soğuk bir görev ahlâkı olmaktan çıkıp tutkulu bir birleşme arzusuna dönüşür. Bernard de Clairvaux'nun Süleyman'ın Şarkısı Üzerine Vaazları, gelin (ruh) ile damat (Mesih) arasındaki erotik imgelemi tümüyle ruhsallaştırır; burada agape ve eros artık düşman değil, aynı yangının iki dilidir. Aziz Haç'lı Yuhanna ve Avilalı Teresa gibi mistiklerde ilahi sevgi, “ruhun karanlık gecesi”nden geçen, neredeyse bedensel bir tutku yoğunluğuna ulaşır. Doğu Hristiyanlığında ise agape, theosis (tanrılaşma) öğretisiyle birleşir: insan, Tanrı'nın sevgisine katılarak ilahi yaşamı paylaşır — bu konuda Ortodoks teolojinin sentezi için bkz. Vladimir Lossky'nin apofatik ilahiyatı ve genel çerçeve için Hristiyan mistik geleneği.
Bu mistik damar, agape'yi salt etik bir buyruktan, kalbin dönüşümü yoluyla yaşanan bir varlık hâline taşır. Sevgi, yapılması gereken bir şeyden, kişinin içine işleyen bir doğaya evrilir. Aşk metafiziği başlığında ele alındığı üzere, Hristiyan agape'si ile İslâmî aşk ve Hindu bhakti'si arasındaki sınır, mistik yoğunlukta giderek silikleşir.
Karuna ile Karşılaştırma: Sevgi mi, Şefkat mi?
Budizm'in karuna (शफकत/merhamet) kavramı, agape'nin en aydınlatıcı mukayese eşidir. Mahayana Budizmi'nde karuna, bodhisattva'nın temel motivasyonudur: tüm duyarlı varlıkları acıdan kurtarma yemini. Metta (sevgi-şefkat) ve karuna, “dört sınırsız hâl”in (brahmavihara) ikisidir ve sınır tanımadan, ayrım gözetmeden bütün varlıklara yayılır. Bu evrensellik agape ile çarpıcı biçimde örtüşür.
Ama derin bir teolojik fark vardır. Agape kişisel bir Tanrı'dan kaynaklanır ve özünde bir ilişkidir — seven Tanrı ile sevilen yaratık arasında. Karuna ise aydınlanma niyeti çerçevesinde, kişisel bir tanrıya değil, varlığın acı (duhkha) ve bağımlı oluş (pratityasamutpada) gerçekliğine dayanır; sevgi değil, acının görülmesinden doğan bilgece bir tepkidir. Agape kurtuluşu sevgi ilişkisinde bulurken, karuna kurtuluşu nihai olarak bilgelik (prajna) ile birleşik şefkatte arar. Bodhisattva yolu, bu şefkatin nasıl bir kozmik kurtuluş projesine dönüştüğünü gösterir. Kısacası: agape ilişkisel ve teist, karuna ontolojik ve “tanrısız”dır — ama her ikisi de sevenin/şefkat duyanın kendi çıkarını aşmasını talep eder.
Rahmet ile Karşılaştırma: Yaratıcının Şefkati
İslâm'da agape'nin işlevsel karşılığı rahmettir. Kur'an'ın açılışındaki er-Rahmân er-Rahîm (Rahman ve Rahîm) sıfatları, “rahime” (ana rahmi) köküne dayanır ve Tanrı'nın yaratışla kurduğu bağı bir annenin yavrusuna duyduğu kuşatıcı şefkatle resmeder. Bir hadis-i kudsî'de Tanrı “rahmetim gazabımı geçti” der; bu, agape'nin “Tanrı sevgidir” beyanına yapısal olarak çok yakındır.
Yine de vurgu farkı belirgindir. İslâmî rahmet, yaratan ile yaratılan arasındaki aşkın mesafeyi korur: Tanrı merhamet eder, ama insan ile “aynı öz”e karışmaz. Hristiyan agape'si ise, Enkarnasyon (Tanrı'nın insan olması) ve theosis öğretileriyle bu mesafeyi kapatmaya, sevgi yoluyla birliğe yönelir. Tasavvuf bu noktada Hristiyan mistisizmine yaklaşır: Allah'ın kullarını sevdiği ve kulun ona aşkla cevap verdiği fikri, ilahî tecelli öğretisinde sevginin kozmik bir döngüye dönüştüğü bir noktaya ulaşır. Merhamet ve elem karşılaştırmasında görüldüğü üzere, hem rahmet hem agape, acı çeken bir dünyaya yönelen ilahi yanıt olarak kurgulanır.
İbranî gelenekteki hesed (ahit-sevgisi) ve Şehina'nın sürgündeki halkla birlikte acı çeken varlığı, agape'nin doğrudan kökü olarak bu tablonun dördüncü köşesini tamamlar.
Sevgi ve Adalet: Kötülük Karşısında Agape
Koşulsuz sevgi öğretisinin en derin gerilimi, kötülük ve adalet sorunuyla yüzleşmesinde ortaya çıkar. Eğer Tanrı tümüyle sevgi ise, kötülüğe ve acıya nasıl izin verir; sevgi ile yargı, merhamet ile adalet nasıl bağdaşır? Hristiyan ilahiyatı bu gerilimi çoğunlukla Çarmıh imgesinde çözmeye çalışır: Tanrı, kötülüğü cezalandırmak yerine onun yükünü kendi üzerine alarak — kenosis, yani kendini boşaltarak — sever. Bu, agape'yi “güçlünün zayıfa lütfu” olmaktan çıkarıp, acı çekmeyi göze alan bir sevgiye dönüştürür. Söz konusu mesele, kötülüğün kökeni tartışmasının kalbinde yer alır: sevgiyi mutlaklaştıran bir teoloji, kötülüğü açıklamak için ya özgür iradeyi (sevgi ancak özgürce verilebilir) ya da nihai bir kurtuluş ümidini devreye sokmak zorundadır.
Bu açıdan agape, Budist karuna'dan bir kez daha ayrışır. Karuna, kötülüğü kişisel bir Tanrı'nın izin verdiği bir mesele olarak değil, bilgisizlik (avidya) ve bağımlı oluşun doğal bir sonucu olarak ele alır; çözüm, cezalandırma ya da fedakârlık değil, uyanış yoluyla acının kökeninin kurutulmasıdır. İslâmî rahmet ise adaleti (adl) ve merhameti Tanrı'nın eşit derecede temel iki sıfatı olarak tutar; rahmet adaleti “geçer” ama onu iptal etmez. Üç gelenek de sevgiyi kötülük karşısında savunmasız bırakmamak için farklı dengeleme stratejileri geliştirir — ve tam bu noktada her birinin Tanrı, insan ve kötülük tasavvuru en açık biçimde görünür hâle gelir.
Bhakti, Ren ve Sevginin Yönü
Karşılaştırmayı Hint ve Çin geleneklerine genişlettiğimizde agape'nin profili daha da netleşir. Hindu bhakti (adanma), Bhagavadgita ve sonraki adanma hareketlerinde, kişinin Tanrı'ya (Krişna, Şiva, Devi) duyduğu tutkulu, kendinden geçen sevgidir. Burada hareketin yönü dikkat çekicidir: bhakti esasen aşağıdan yukarıya akar — yaratıktan yaratıcıya yükselen bir özlemdir. Hristiyan agape'si ise paradigmatik olarak yukarıdan aşağıya iner: önce Tanrı sever, insan bu sevgiye yanıt verir (“Biz sevdik, çünkü O bizi önce sevdi”, 1. Yuhanna 4:19). Yine de tasavvuf ve Hristiyan mistisizminde olduğu gibi, bhakti geleneğinin doruklarında bu iki yön bir döngüye kapanır; ilahi lütuf ile insani özlem birbirini besler.
Konfüçyüsçü ren (仁, insanlık/iyilikseverlik) ise apayrı bir mantık izler. Ren, evrensel ve hesapsız değil, ilişkilerin doğal hiyerarşisi içinde derecelenmiş bir sevgidir: insan önce ebeveynine, sonra akrabasına, sonra topluluğuna sevgi borçludur. Bu yüzden Konfüçyüsçüler, Mozi'nin “ayrım gözetmeyen sevgi” (jian'ai) öğretisini, doğal bağları yok saydığı gerekçesiyle reddetmişlerdir. Tam da bu nokta agape'nin radikalliğini aydınlatır: agape, ren'in derecelendirilmiş düzenini kırar ve sevgiyi — en azından ideal olarak — düşmanı da kapsayacak biçimde düzleştirir. Sevginin kime borçlu olunacağı sorusu, böylece her gelenekte farklı bir kozmolojik ve ahlâkî haritaya işaret eder.
Hristiyan teolojisinin kendi içinde de bu sevginin bir “arketipi” aranmıştır: Mesih, sevginin hem kaynağı hem kusursuz örneğidir. Bu, İslâm tasavvufundaki Hakîkat-i Muhammediyye — yaratılışın sevgiyle var edildiği ve kâmil insanda tecelli ettiği fikri — ile yapısal bir koşutluk taşır: her iki gelenek de evrenin temelinde bir sevgi ilkesi ve onu bedenleyen örnek bir şahsiyet görür.
Evrensel Sevgi ve Onun Sınırları
Agape'nin radikalliği — düşmanı bile sevme buyruğu — onu hem Hristiyanlığın en yüce ideali hem de en zorlu paradoksu yapar. Filozoflar (Nietzsche'den itibaren) bu sevgiyi kimi zaman “köle ahlâkı” olarak eleştirmiş; başkaları (Simone Weil, Søren Kierkegaard) onu insan varoluşunun en derin imkânı saymıştır. Kierkegaard'ın Sevgi Eylemleri (1847) eseri, agape'yi bir “ödev olarak sevgi” — yani duygunun değişkenliğine değil, iradenin sürekliliğine dayanan bir bağlılık — olarak çözümler. Elaine Pagels'in incelediği erken Hristiyan kaynaklar, bu evrensel sevgi idealinin ilk yüzyıllarda topluluk sınırları, “kardeş sevgisi” ile “dünya sevgisi” arasındaki gerilimlerle nasıl boğuştuğunu da gösterir.
Karşılaştırmalı maneviyat açısından agape, dünya geleneklerinin “kendinden geçen, ayrım gözetmeyen sevgi” idealinin Hristiyan üyesidir: Budist karuna ve metta, İslâmî rahmet, Hindu bhakti, İbranî hesed ile aynı semavi ailedendir. Sevgi karşılaştırması notunda bütün bu kavramlar yan yana konur. Agape'nin ayırt edici imzası ise, sevgiyi tanrısal özün ta kendisi ilan etmesi ve onu — Çarmıh imgesinde — kendini feda etmeye kadar götürmesidir. Logos öğretisiyle birlikte düşünüldüğünde, Hristiyan teolojisinin kalbinde “seven söz”ün yattığı görülür; sevgi, yaratılışın hem kaynağı hem de gayesidir.
Kaynaklar
- Anders Nygren, Agape and Eros (İng. çev. Philip S. Watson, SPCK, 1953; orijinal İsveççe 1930-1936)
- C. S. Lewis, The Four Loves (Geoffrey Bles, 1960)
- Søren Kierkegaard, Works of Love (1847; İng. çev. Hong & Hong, Princeton University Press, 1995)
- Benedict XVI (Joseph Ratzinger), Deus Caritas Est (Encyclical, 2005)
- Gene Outka, Agape: An Ethical Analysis (Yale University Press, 1972)
- Vladimir Lossky, The Mystical Theology of the Eastern Church (James Clarke, 1957)
- Harvey D. Egan, An Anthology of Christian Mysticism (Liturgical Press, 1991)
- Edward Conze, Buddhist Thought in India (1962) — karuna ve brahmavihara için
- Yeni Ahit: 1. Korintliler 13; 1. Yuhanna 4; Matta 5; Yuhanna 13-15