Gregorios Palamas: Hesychasm Teolojisi ve Ilahi Enerjiler
Gregorios Palamas (1296-1359), Aynaroz munzevisi ve Selanik baspiskoposu olarak Ortodoks Hristiyan teolojisinin en derin mistik figurudur. Hesychasm geleneginin sistematik savunucusu ve Barlaam of Calabria'ya karsi yazdigi Triadlar ile, essence-enerji ayrimini (ousia-energeia) felsefi olarak temellendirmistir. Yaratilmamis Isik ogretisi, Isa Duasi pratigi ve theosis kavrami uzerine yaptigi sentez, 1351 Konstantinopolis Konsilinde resmi Ortodoks dogmasi olarak onaylanmis; perennial mistik geleneklerle - Sufi tasavvuf, Vedanta apophasis, Vajrayana dharmakaya - derin paralellikler gostermistir.
Gregorios Palamas: Hesychasm Teolojisi ve Ilahi Enerjiler
Yasam ve Donem: Aynaroz Munzevi
Gregorios Palamas (1296-1359), Bizans Imparatorlugu'nun gec donemde yetistirdigi en derin teolojik dehalardan biri olarak, Ortodoks Hristiyan dusunce tarihinde mistik tecrubenin felsefi ifadesini bulan benzersiz bir sahsiyettir. Konstantinopolis'te dunyaya gelen Palamas, bir asilzade ailenin oglu olarak dogdu; babasi Konstantinos Palamas, Bizans sarayinda yuksek mevkilerde bulunan, Imparator II. Andronikos Palaiologos'a yakin bir senatordu. Bu sosyal konum, genc Gregorios'a hem klasik egitimin kapilarini hem de saray cevresinin entelektuel atmosferini acti. Babasinin erken vefati uzerine, henuz cocuk yastayken imparatorun himayesine giren Palamas, Konstantinopolis'in en seckin hocalarindan dersler aldi; Aristotelyen mantik, retorik, dogal felsefe ve teoloji onun temel formasyonunu olusturdu. Imparator, onu siyasi bir kariyere hazirlamak istiyordu; ancak Gregorios'un kalbinde baska bir cagrı vardi. Genc yaslarinda Theodoros Metochites gibi Bizans'in en buyuk bilginlerinin derslerine devam etti; Aristoteles'in fizik ve mantik eserleri uzerinde uzmanlasti. Bu klasik egitim daha sonra onun teolojik polemiklerindeki keskin mantiksal analiz becerisinin temelini olusturacaktir.
Yirmili yaslarinin basinda, dunyevi haysiyetleri terk ederek manastir hayatina yoneldi. Bu donusum, ailesinde de derin yankilar uyandirdi: kucuk kardesleri Makarios ve Theodosios ile birlikte, hatta annesi ve kiz kardesleri bile manastir hayatini secti. Bu, sadece bireysel bir donusum degil; tum bir aile teveccuhunun manevi yola adanmis bir bicimini gosterir. Kardesleriyle birlikte 1316 civarinda Aynaroz (Mount Athos) yarimadasina cekilen Gregorios, Vatopedi manastirinda novis olarak hayata baslamis, ardindan Buyuk Lavra'da kesin yeminlerini etmistir. Vatopedi'de gectigi ilk yillarda, manevi yol gostericiligi Nikodemos adli yasli bir keşisin uzerinde idi; Nikodemos, Palamas'a Isa Duasi'nin temel pratigini ogretmis, manevi nezaketin inceliklerini sabirla aktarmistir. Burada Hesychasm geleneginin canli temsilcileri ile karsilasti; ozellikle Nikephoros Hesychast'in metinleri ve yasli bilgelerin canli ornekleri onun maneviyatini sekillendirdi. Aynaroz'un sessiz ormanlarinda, derin uykular gibi kayalik koylerinde, gece namazlarinin nefes nefese ritminde, Palamas icin dis dunya bir cekildi; geriye yalniz Kalp Duasi'nin sonsuz tekrari, Yaratilmamis Isik'in beklentisi ve munzevi sessizligin agirligi kaldi.
Buyuk Lavra manastirinda gectigi yillar, Palamas'in maneviyatinin en yogun donemini olusturur. Gunler ve geceler, surekli dua, perhiz ve manuel emek arasinda gecirilirdi. Saint Athanasios'un kurmus oldugu bu manastir, 10. yuzyildan beri Ortodoks manastir geleneginin merkezi olmus, hesychast pratigin en yogun beslendigi yer haline gelmistir. Burada Palamas, kutuphanenin zenginliginden faydalanarak Patristik mirasi derinlemesine inceledi; Pseudo-Dionysios'un mistik metinlerini, Maximus Confessor'un teolojik antropolojisini, Symeon Yeni Teolog'un mistik vizyonlarini okudu. Bu okumalar, onun sonradan Triadlar'da gosterecegi engin patrolojik bilgi birikimini kurdu. Ayrica, Aynaroz keşislerinin canli sozlu geleneginden de beslendi; her yasli keşisin (geron) ozel bir manevi tecrubesi vardı ve bunlar genc Palamas tarafindan dikkatle dinleniyordu.
1326'da Turklerin Aynaroz uzerindeki akinlari yogunlasinca, Palamas ve bir grup keşis Selanik'e gocmek zorunda kaldilar. Bu gocun arkasinda hem fiziksel guvenlik kaygisi hem de Bizans imparatorlugunun parcalanmaya basladigi cagin guc dengesizligi yatiyordu. Burada papazlik mertebesine yukseltilen Gregorios, kisa bir sure sonra Beroia (bugunki Veroia) yakinlarinda bir munzevi hucresine cekildi; bes gun haftada tam tecrit icinde dua ve oruc; hafta sonu cemaate katilarak liturji ve birlikte ibadet. Bu donem, onun mistik tecrubesinin en yogun yillarini olusturur; cunku Palamas'in sonradan teorize edecegi Yaratilmamis Isik tecrubesi, bu sessizlik yillarinin meyvesidir. Bes yil suren bu tecrit, Palamas'in iç dünyasında köklü bir donusum gerçekleştirdi; hocalarinin ona aktardigi pratikler, salt teorik bilgiden yasanmis tecrübeye donustu. Beroia donemi, bazi biyografik kaynaklara göre Palamas'in ilk yaratilmamis isik vizyonlarini yasadigi donemdir; bu tecrubeler, daha sonra Triadlar'da felsefi olarak savunulacak olan hesychast iddialarinin canli bir sahidi olarak Palamas'i bicimlendirir.
1331'de Sirp akinlari nedeniyle yeniden Aynaroz'a doner ve Aziz Sabbas munzevihanesinde yasamaya baslar. Burada onun teolojik kalemini bileycek olan tartisma alevlenmek uzeredir: Kalabrialı bir keşis-filozof, Barlaam of Calabria, hesychast pratiklere yonelik agir bir saldiri baslatmistir. Palamas'in bu donemde tutmus oldugu manastir görevleri de onun toplulukta saygin yerini gosterir: bir sure Esfigmenou manastirinin başkanligini (hegumen) ustlendi. Bu görevde idari yetenegini gosterdigi gibi, yine de tecrit icin firsat bulup bulamadigi tartismalidir; ancak Palamas'in manastir disiplini ile maneviyat arasinda denge kurma becerisi belirgindir. Esfigmenou'da bir sure sonra, kardesi keşis ailesinin baskisi ve kendi manevi ihtiyaclari nedeniyle, daha sade bir hayata donmek icin baskanlikten istifa etti ve yine bir munzevihaneye cekildi.
Palamas'in donemi, Bizans'in son nefeslerini verdigi bir cagdir. Imparatorluk, Latin Hacli istilasinin (1204) yaralarini hala sariyor; Osmanli Turkleri Anadolu'da hizla ilerliyor; ic savaslar ve mezhep cekismeleri devleti zayiflatiyordu. Boyle bir politik kaosun ortasinda, Palamas teolojik sistemini insa etti. Onun hayati boyunca, Bizans imparatorluk merkezinden kontrol edebildigi alan dramatik bicimde kucullmustur; Anadolu'nun büyük bölümü Osmanlilara, Sirbistan ve Bulgaristan Slav devletlerine, Adalar ve Mora Latin senörlüklerine kaybedilmistir. Bu siyasi cozulus, paradoks bir bicimde, Bizans manastir geleneginin yogunlasmasina ve dunyadan vazgecisin felsefi-teolojik temellendirilmesine zemin hazırlamıştır. Palamas'in teolojisi, bir bakima, Bizans'in son nefeslerinde insa edilen son büyük teolojik sistemdir; tarihin acilarına maneviyatin yuksek bir cevabi.
1347'de Selanik baspiskoposu olarak atandi; ancak Zealot adli halk hareketi sehri kontrol altinda tuttugu icin uc yil boyunca sehre giremedi. Zealotlar, Bizans imparatorluk hukumetine karsi devrim niteliginde bir hareket baslatmislardi ve aristokrasiye yakin gordukleri Palamas'i sehre kabul etmediler. Bu surec, Palamas'in pastoral kanadinin nasil sabirla calistigini gosterir: o, zorla sehre girmek yerine, dis cevreden cemaati ile mektuplar ve elcileri araciligiyla iletisim kurdu; Zealotlarin kontrol altinda olan halki manevi olarak desteklemeye çalıştı. 1350'de Selanik nihayet sehri Zealotlardan kurtulduktan sonra Palamas resmi baspiskoposlugu uzerine aldi. Bu donemde verdigi homilias, halka yonelik pratik bir teolojinin orneklerini sunar; uzun teolojik tartismalardan cok, gunluk yasamla, ahlaki ihtiyaclarla, manevi yenilik cagrılarıyla dolu vaazlar.
1354'te Anadolu'ya gitmek isterken Turk korsanlar tarafindan esir alindi ve bir yili askin sure Osmanli topraklarinda tutsak kaldi. Bu esaret donemi onemlidir: Palamas, Muslumanlarla teolojik diyaloglar yapma firsati bulmus, Hristiyanlik ve Islam arasinda karsilastirmali bir dusunce gelistirmistir. Esaret donemine ait yazismalari - özellikle "Letter to His Church" (Kilisesine Mektup) ve "Discourse with the Chiones" (Chioneslerle Soylesi) - Palamas'in Islam karşısında nasıl bir tutum aldığını gosterir. Onun Müslüman din alimlerine karşı, dogmatik bir reddedis yerine, anlayisli bir karşılaştırma çabası sergilemesi dikkat cekicidir. Bu metinler, Hıristiyan-Müslüman teolojik diyalogun ilk modern orneklerinden biri sayılabilir. Palamas, Islam'da Tanri'nin birligi inancına saygı gosterir; ama Trinitaryen teolojinin nasıl Tanri'nin birligine ters dusmedigini, hatta onu derinlestirdigini anlatmaya çalışır. 1355 civarinda fidye ile serbest birakildiktan sonra Selanik'e dondu ve 1359'da burada vefat etti. Olum doseginde, son sozleri olarak "Tanri'nin yuceligine, Tanri'nin yuceligine" dedigi rivayet edilir; bu, hesychast bir hayatin nihai meyvesi - tanrılaşma sirrı - olarak yorumlanmistir. 1368'de azizlik mertebesine yukseltildi; o gunden beri Ortodoks takviminde Buyuk Perhiz'in ikinci pazari ona ithaf edilir.
Hesychast Kontrovers
Hesychasm (Yunanca "hesychia" - sessizlik, dinginlik), Hristiyan tarihinin en derin mistik geleneklerinden biridir. Koklerini Mısırlı Cöl Babalarına - Antony the Great, Macarius the Egyptian, Evagrius Ponticus - kadar uzanan bu pratik, kesin sessizlik, surekli dua ve bedensel disiplin yoluyla Tanri'nin yaratilmamis enerjilerini deneyimlemeye yonelir. Aynaroz Yarimadasi, 10. yuzyildan itibaren bu geleneklerin en yogun beslendigi kaynaktir; Symeon the New Theologian (949-1022), Nikitas Stithatos ve daha sonra Gregorios Sinaita (1255-1346) gibi figurler hesychast pratigi sistematik bir maneviyat metoduna donusturmuslerdir. Hesychast geleneginin Misir kokenleri, Antony the Great'in 4. yuzyilda colde uzaktayken pratik ettigi sessizlik ve dua hayatina kadar uzanir; ancak 13-14. yuzyillarda Aynaroz'da bu gelenek hem sistemize edilmis hem yeniden bir patlama yasamistir. Gregorios Sinaita'nin Aynaroz'a gelmesi ve hesychast pratigi yeni nesil keşislere ogretmesi, bu gelenegin Palamas zamaninda canli bir kuvvet olmasinin temel sebebidir.
Palamas'in genc keşis olarak Aynaroz'a vardiginda karsilastigi pratik, su bilesenlerden olusuyordu: (1) Isa Duasi'nin (Iisou prosseuche) durmaksizin tekrarlanmasi - "Tanri'nin Oglu, Rab Isa Mesih, beni gunahkari affet"; (2) bedensel teknikler: oturmus pozisyonda cenenin gögse degmesi, nefesin ritmine dua sozcuklerinin sokulmasi, dikkatin kalbe yoneltilmesi; (3) yogun perhiz ve nadbe; (4) gece bekisleri (agripnia). Bu pratiklerin amaci, "akil" (nous) denilen ruhsal merkezin kalbe (kardia) inmesi, oradan da Tanri'nin yaratilmamis isigi ile temasa gecmesidir. Hesychast keşis, bu yolda ilerledikce ic gozlerinin acilacagini, Tabor Isigi'na - Mesih'in Tabor Daginda gosterdigi gibi yaratilmamis ilahi parlakliga - tanik olacagina inanir. Bu pratiklerin her birinin ardinda derin bir antropolojik anlayis yatar: insan ruh-beden butunluğu olarak yaratilmistir, bu butunluk gunahla parcalanmistir ve manevi yol bu parcalanmis butunluğun yeniden insasıdır. Beden, gunahin esiri degil; manevi yolun bir aletidir. Akil, sadece kavramlarin operasyonu degil; kalpten dogan ic ısığın merkezidir.
Iste tam bu noktada, 1330'larin sonunda Bizans entelektuel cevrelerinde dolasmaya baslayan Kalabrialı filozof Barlaam of Calabria (1290-1348), hesychast pratiklere agir bir saldiri baslatti. Italya'nın Yunan kolonisinden gelen Barlaam, Aristotelyen-Skolastik formasyonu ile yoğrulmus bir entelektuel idi; baslangicta Ortodoks tarafini tutmus, Latin Kilisesi ile teolojik mucadelelerde Bizans'in hizmetinde calismisti. Onun Bizans'a gelisi, baslangicta heyecanla karsilanmisti; cunku Bati skolastiginin derinliklerini bilen bir Ortodoks teolog olarak, Latinlerle yapilan teolojik tartismalarda essiz bir varlik gibi görünüyordu. Imparator III. Andronikos onu bircok diplomatik göreve atadı; özellikle Roma Kilisesi ile yapilan teolojik müzakerelerde Bizans'in elçisi olarak görev yapti. Ancak hesychast pratiklerle karsilasinca - ozellikle keşislerin bedenleriyle yaratilmamis isigi gordukleri iddialari karsisinda - bunlari ilkel, batil ve hatta sapkin bulmaya basladi.
"Omphalopsychoi" (gobegine bakanlar) diyerek hesychast keşisleri asagilayan Barlaam, su tezleri savundu:
Birinci tez: Tanri tamamen bilinemezdir; insanin Tanri'yla dogrudan tecrubi bir karsilasmasi mumkun degildir. Tanri hakkindaki tum bilgi dolayli, akilsal ve cikarimsaldir. Bu, Apophatic Theology'nin ekstrem bir yorumudur: Tanri o kadar askindir ki, herhangi bir tecrube olamaz. Barlaam'in bu pozisyonu, Bati skolastiginin yontemleriyle Dogu apofatik teolojisini birlestirmenin bir denemesidir; ancak sonucta Tanri'nin tecrubi bir bicimde tanınamayacagi yargısına varır.
Ikinci tez: Hesychastlarin gordukleri "isik" yaratilmis bir isiktir, fiziksel bir fenomendir veya halüsinasyondur. Yaratilmamis bir isik gormek, Tanri'nin ozunu (ousia) gormek demek olur; bu ise imkansizdir. Barlaam icin, eger keşisler gercekten bir isik goruyorlarsa, bu ya kendileri ürettikleri bir psikolojik fenomen ya da Tanri'nin yaratimı icindeki bir refleksiyondur; kesinlikle Tanri'nin kendisi degildir.
Ucuncu tez: Bedensel teknikler - nefes, durus, gobege bakma - manevi degil hayvansaldir; Tanri'ya yaklasmak icin akil ve felsefi tefekkur gereklidir, beden degil. Bu, Helenistik felsefenin platonik mirası gibi - bedeni "ruhun mezari" olarak goren - bir antropolojiye dayanir; oysa Hristiyan inanci, bedeni kutsal olarak gorur (cunku Mesih de bedeni almıştır).
Bu uc tez, hesychast geleneginin tum temellerine darbe vuruyordu. Palamas, 1338'de Aynaroz'dan kalkip Selanik'e geldiginde, Barlaam'in saldirilarinin manastir cemaatini sarsmaya basladigini gordu. Ic kaynak metinleri olan Aynaroz mistiklerinin ricasiyla, kendisi yanit yazmaya basladi. 1338'den 1341'e kadar yazilan "Triadlar" (Triades hyper ton hesychiazonton hagion - "Kutsal Hesychastlarin Savunmasinda Uclemeler") bu kontroverse Palamas'in cevabini olusturur. Uc kitaptan, her biri uc bolumden olusan bu eser (toplam dokuz bolum), Hristiyan teolojik dusuncesinin en derin sentezlerinden birini temsil eder. Triadlar yazilirken, Palamas hem Aynaroz keşislerine ulasarak onlarin tecrubelerini topladi hem de Bizans patriklik kutuphanesinde mevcut Patristik mirasi inceledi. Bu eser, hem doğrudan pratiğin tanikligi hem de derin entelektuel hazırlıgın urunudur.
Merkezi Ogreti: Essence-Enerji Ayrimi
Palamas'in teolojik dehasinin en kalici katkisi, Ousia (oz/essence) ile Energeia (enerji/faaliyet) arasinda yaptigi ontolojik ayrimdir. Bu ayrim, ne basit bir terminolojik tercih ne de skolastik bir incelik; daha cok Hristiyan mistik tecrubesinin felsefi koordinatlarini cizen temel bir hamleyi temsil eder. Soyle ifade edebiliriz: Tanri'nin OZU (ousia) tamamen bilinemezdir, askindir, hicbir yaratiga acilmaz; ama Tanri'nin ENERJILERI (energeiai) yaratilmistir ve insan bu enerjilere katilarak gercek anlamda Tanri'yi deneyimleyebilir, hatta ona katilabilir (methexis).
Bu ayrimi anlamak icin kokenleri arastirmak gerekir. Palamas'in kaynaklari coktur. Pseudo-Dionysios (5-6. yy), "İlahi Adlar" eserinde Tanri'nin "ozu" ile "etrafindaki" (peri auton) seyler arasinda ayrim yapmis, Tanri'nin "cikislari" (proodoi) ile yaratilanlara ulastigini soylemistir. Pseudo-Dionysios'un dusuncesinde, Tanri'nin "henoseis" (birlikler) ve "diakriseis" (ayrımlar) seklinde anlasilan iki yonu vardir; birlikler Tanri'nin kendi içindeki ozuyle, ayrımlar ise yaratilanlara acilan ilahi cikislariyla ilgilidir. Bu sema, Palamas'in oz-enerji ayriminin doğrudan oncusudur. Kayserili Basileios (329-379), Eunomios'a karsi yazdigi metinlerde Tanri'nin "energeiai"sinin bilinebilir, ozunun bilinemez oldugunu ifade etmistir. Basileios'un dusuncesinde bu ayrim, Aryanizmin teolojik tehlikesine cevap olarak gelisti; eger Tanri'nın ozu bilinemezse, Oğul'un Tanri ile aynı ozde oldugu nasıl iddia edilebilir? Basileios'un cevabi: Oğul'un Baba ile aynı oz oldugunu, ortak enerjilerin ortaklığıyla bilebiliriz; ama bu ortak ozun ne olduğunu hicbirimiz bilemeyiz.
Maximus Confessor (580-662), Tanri'nin "logoi"sinden - her yaratilanin Tanri'da bulunan ilahi mantik tohumlarindan - bahsetmis, bu logoi'lere katilimin teosis yolu oldugunu vurgulamistir. Maximus'un sistemi, Palamas icin son derece onemli bir kaynaktir; cunku Maximus, yaratilanlarin Tanri'nin enerjilerine nasil katilabilecegini detayli bir bicimde anlatir. Onun "logoi" ogretisi, her yaratilanin Tanri'da bir manevi mantik tohumu oldugunu, bu tohumlarin Tanri'nin enerjisinin yaratim icindeki ifadeleri oldugunu soyler. John of Damascus (676-749), "Ortodoks Inanc Hakkinda Kati Bir Aciklama" eserinde bu ayrimi sistematize etmistir. Damascene'nin eseri, daha sonra Ortodoks teolojisinin standart kitabi haline gelmistir ve Palamas dahil tum sonraki Ortodoks teologlar onun terminolojisini ve cercevesini kullanmistir. Palamas, butun bu mirasi bir araya getirir ve hesychast tecrubeyle butunlestirir.
Iste klasik formulasyon: Tanri tek bir gercekliktir, ama bu gercekligin iki gorunusu vardir. Ousia, Tanri'nin "neligi"dir; mutlak ve kesin olarak hicbir aklin, hicbir bilincin, hicbir tecrubenin erisemedigi karanlik bir derinliktir. Burada Palamas, Apophatic Theology geleneginin tum gucuyle israr eder: Tanri "var" da degildir, "yok" da degildir; Tanri "iyi" de degildir, "kotu" de degildir; cunku tum bu kavramlar Tanri'ya layik degildir. Bu ozun bilinemezligi, sadece bizim aczimizden degil, dogasal bir gercekliktir; melekler bile Tanri'nin ozunu bilemezler. Buradaki "bilinemezlik" mutlak ve ontolojiktir. Insanin oze ulasamamasi, sadece bir bilgi sinirlamasi degil, daha derin bir ontolojik gerçekliktir; Tanri'nin ozu, dogasi geregi yaratilanlarla paylasilamaz. Yaratilan ile yaratan arasindaki ontolojik ucurum, oz duzeyinde mutlak ve asilamazdir.
Ote yandan Energeia, Tanri'nin disa donuk, etkin, yaratilanlarda kendini gosteren faaliyetidir. Bu enerjiler - ki cogul kullanilir, cunku farkli faaliyetler vardir: ilahi merhamet, hikmet, sevgi, isik, hayat - yaratilmamistir; yani Tanri'nin disinda degildir, Tanri'dir; ama yaratilanlara acilmistir, yaratilan dunyaya akmistir. Yaratilanlar bu enerjileri tecrube edebilir, ona katilabilir; iste hesychast keşis tam da bu enerjilere katilarak Theosis (tanrisallasma) sirrini yasar. Enerjiler hem Tanri'nin kendisidir hem de yaratilanlarin tecrube edebilecegi gerceklerdir; bu paradoks, mistik tecrubenin felsefi temellendirilmesi icin zorunludur. Eger enerjiler yaratilmis olsaydi, onlari tecrube etmek Tanri'yi tecrube etmek anlamina gelmezdi; sadece Tanri'nin yarattıgı bir seyi tecrube etmek olurdu. Eger enerjiler Tanri'nın ozuyle birebir aynı olsaydı, onlari tecrube etmek ozu tecrube etmek demek olurdu ki bu imkansizdir. Iste tam burada, oz ile enerji arasinda - ozdes olmayan ama ayrı da olmayan - benzersiz iliski Palamas'in sisteminin omurgasini olusturur.
Palamas'in altyapısinda, bu ayrim Trinitarian teolojiyle de iliskilidir. Uclu Tanri (Pater, Logos, Pneuma) tek bir ozu paylasir; ancak farkli "hypostas"lara sahiptir. Enerjiler, hypostas degildir; ama ozden ayri da degildir. Enerjiler "Tanri'nin etrafindakidir" (peri ton Theon) - yani Tanri'nin oz disinda kalan, ama yine de Tanri'nin kendisi olan, disa donuk gerceklikleridir. Bu, mantiksal bir paradoks gibi gorunebilir; ama Palamas icin bu, mistik tecrubenin gercekliginin felsefi olarak savunulabilir kilinmasi icin zorunludur. Eger ayrim kabul edilmezse, ya tum mistik tecrube reddedilir (Barlaam'in pozisyonu) ya da Tanri'nin ozunun gorunebilir olduguna inanilir (panteizm tehlikesi). Trinity'nin ic iliskileriyle (Baba'nın Oğul'u doğurmasi, Ruh'un Baba'dan cıkmasi) enerjilerin disa cıkmasi arasındaki ayrım, Palamas'in dikkatle korur. Trinity ic iliskileri yaratilanlarla paylasilamayan ic bir hareketi temsil eder; enerjiler ise yaratilan dunyaya acilan disa donuk hareketi temsil eder. Iki tur hareket de ayni Tanri'nin gercekligidir, ama farklı duzeylerde işlerler.
Bu ogreti, Bati teolojisinden onemli olcude ayrilir. Thomas Aquinas geleneğinde, Tanri'da gercek bir ayrim sadece kisilerden (Pater, Filius, Spiritus) ibarettir; eylemleri (operationes) ad extra bir biçimde dısa donuktur ama oz ile gercek bir ayrim icermez. Aquinas'in "actus purus" (saf eylem) Tanri'si, oz ile faaliyetin ozdes oldugu bir Tanri'dir. Palamas icin ise bu ozdeslik, mistik tecrubenin gercekligini imkansiz kilar; cunku eger Tanri'nin tecrubesi Tanri'nin ozune erisim demek olsa, hicbir mistik tecrube otantik olamazdi. Bu nedenle Palamas, Bati skolastiginden ontolojik olarak farkli bir teolojik dunyaya kapi aralar. Aquinas'in "divinasimplicitas" (ilahi basitlik) ogretisi, Tanri'nin hicbir kompozisyon icermedigini soyler; ozellikle oz ile faaliyetin, oz ile sifatlarin ayri olamayacagini savunur. Palamas, bu basitlik ogretisini reddetmez; ama farkli bir bicimde anlar. Tanri'nin basitligi, oz ile enerji arasinda bir ayrım olmadığı anlamina gelmez; sadece bu ayrımın yaratilanlardaki türden bir kompozisyon olmadıği anlamina gelir. Tanri'da oz-enerji ayrımı vardır ama bu, "iki sey"in birlesmesi gibi bir kompozisyon degildir; Tanri'nın kendi iç hayatinin ayrismaz bir parcasıdır.
Yaratilmamis Isik: Tabor Olayi
Palamas'in en carpici ve tartismali iddiasi, hesychast keşislerin Tanri'nin yaratilmamis isigini bedenleriyle, gozleriyle gorebilecekleridir. Bu iddianin Incil'deki dayanagi, Mesih'in Tabor Daginda gosterdigi metamorfoz - donusumdur (Matta 17:1-9, Markos 9:2-9, Luka 9:28-36). Bu episodda Isa, uc havarisini (Petros, Yakup, Yuhanna) yanina alir, dagin tepesine cikar ve burada onlarin onunde "donusum gecirir": yuzu gunes gibi parlar, giysileri isik gibi beyazlasir. Ortodoks teolojisi icin bu olay yalnizca bir tarihi episod degildir; mistik teolojinin ontolojik anahtaridir.
Palamas icin Tabor isigi, Mesih'in insanligindan disari sizan bir fenomen degil; Mesih'in ilahi tabiatinin - daha tam ifadeyle, ilahi enerjisinin - havarilerin manevi gozlerinde belirmesidir. Yani havariler degisen, Mesih degil; havarilerin gozleri Tanri'nin yaratilmamis isigini gormeye uyandirilmistir. Yaratilmamis Isik (phos aktiston), kainattaki fiziksel isiktan kategorik olarak farklidir: o ne fotonlardan olusur, ne dalga boylari vardir, ne yansir, ne sonarir. O, dogrudan ilahi enerjinin kendisidir; gorulebilir ama optik degildir; tecrubi ama duyusal degildir. Bu paradoks - gorulebilir ama optik degil - hesychast tecrubenin temel paradoksudur. Keşis, kendisine acılan bu isigi "gorur" ama bu görüş, normal duyusal görmenin bir uzantısı değildir; çünkü bedensel duyular yaratilan dünyayı algılar, oysa yaratilmamış ışık yaratılan dünyaya ait değildir.
Hesychast keşis, kalp duasinin derinligine vardiginda, gercek manevi yetkinligi kazandigi an, bu yaratilmamis isiga tanik olabilir. Onun keşisinin gozleri "acilir", ic gormesi (orasis) gercek bir gormeye donusur. Palamas, bu deneyimi anlatirken ortuk olarak Mısırlı Macarius'un Manevi Homiliaları'na, Symeon Yeni Teolog'un kendi mistik vizyonlarini anlatan eserlerine, Niketas Stithatos'a basvurur. Hatta Aziz Stefan Yeni'nin (Aziz Stefan Aphrodisiades) icat ettigi "uc-noktali" (trimerios) sema - bedeni, ruhu ve aklı kapsayan donusumsel hareket - Palamas teolojisinde merkezi yer tutar. Symeon Yeni Teolog, Tanri'nin isigini gordugunu detaylı bir bicimde anlatmistir; ona göre bu isik o kadar parlak ve gerçektir ki, gordugu zaman tum bedenle birlikte donusum gecirdiğini hissetmistir. Bu kişisel tanıklık, Palamas icin onemli bir kaynaktir.
Yaratilmamis isigin gorulmesinde, beden de yer alir. Palamas, bu noktada özellikle israrcıdır: insan ruh-beden butunluğüdür, mistik tecrube de bu butunlugun tecrubesidir. Beden, sadece ruhun aletı değil; ruhun şahsiyetinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle, yaratilmamış ışık tecrubesinde beden de paylaşır; havarilerin Tabor'da gordukleri ışık, sadece zihinleriyle değil, gözleriyle de görülen bir ışıktır. Bu kavrayış, Hıristiyan inkarnasyon teolojisinin temel mantığıyla uyumludur: Tanri kendini beden alarak göstermiştir; o halde insan da bedenle Tanri'yı tecrübe edebilir. Beden, manevi yolun engeli değil, vesilesidir. Bu nokta, Palamas teolojisinin Helenistik felsefenin "beden ruhun mezari" tezinin tam karşıtıdır.
Ancak burada onemli bir tehlike vardir: Bu isiği gorme iddiasi, panteizme veya Mesih'in ozunun gorulebilir olduguna kayabilir. Palamas, bu tehlikeyi essence-enerji ayrimiyla onler. Gorulen, Tanri'nin ozu degildir - bu ontolojik olarak imkansizdir; gorulen, Tanri'nin enerjisidir - yaratilmamis ama disa donuk olan ilahi faaliyet. Boylece mistik tecrube hem korunur (gercektir, ozneldegil) hem de teolojik suclamalardan kurtulur (ozu degil enerjiyi gorur). Bu çözüm, basit bir terminolojik manuvra değil; mistik tecrubenin felsefi temellendirilmesinin temel mantığıdır. Eger oz-enerji ayrımı reddedilirse, mistik gorgu iddiaları ya panteizme kayar (Tanri'nın ozu görülebilir) ya da yalan saylır (gorulebilen Tanri olamaz).
Bu noktada, Vladimir Lossky (1903-1958), 20. yuzyil Ortodoks teologunun derin gozlemi anlamlidir: "Palamas'in dogma'si, sadece teolojik bir sistem degildir; Hristiyan mistik tecrubesinin felsefi bir savunmasidir. Cunku eger Tanri'nin enerjisine katilim imkansizsa, Theosis de imkansizdir; ve eger Theosis imkansizsa, Hristiyan kurtulus oğretisi anlamsizlasir." Buradan anlasilir ki, essence-enerji ayrimi tarafsız bir doktrinel detay degil; tum kurtulus teolojisinin omurgasidir. Lossky'nin bu gozlemi, Palamas teolojisinin sadece akademik bir doktrin olarak değil, tum Hıristiyan inancının pratik temelini olusturdugunu vurgular. Eger Tanri'ya gercek anlamda yaklasamaz, ona katılamaz, onun enerjisiyle dönüşemezsek, o zaman kurtuluş yalnızca yasal bir affedilme - bir kağıt üzerinde günahların silinmesi - olur; gercek bir varlık donusumu olmaz. Oysa Ortodoks inancının çekirdeği, kurtulusun bir hukuksal mesele değil, ontolojik bir donusum olduğudur; insan, Tanri'nın enerjisine katilarak gercek anlamda donusur. Bu, Hıristiyan mesajının kalbidir ve Palamas'in oz-enerji ayrımı bu kalbi kurar.
Isa Duasi Pratigi
Hesychast tecrubenin ana aksinin uzerine kurulan Isa Duasi, bir kalpten doğan teknik haline gelmis kisa bir duadir: "Kyrie Iesou Khriste, Hyie tou Theou, eleeson me ton hamartolon" - "Rab Isa Mesih, Tanri'nin Oglu, beni gunahkari affet." Bu yedi-sekiz kelimelik duanın koklerini, Misirli Cöl Babalarinin "monolojik dualari"nda bulabiliriz - tek bir kelimenin veya cumlenin uzun sureli tekrari uzerine kurulu pratikler. Antony the Great'in "Tanri yardim et!" cumlesini durmaksizin tekrar etmesi, Macarius'un "Tanri merhamet et!" duasi - tum bunlar Isa Duasinin habercileridir. Evagrius Ponticus (345-399), bu pratigi sistemize eden ilk teologlardan biridir; onun "Antirrhetikos" eseri, keşisin manevi savasta dusunceleri (logismoi) nasıl bertaraf edecegini Kutsal Kitap pasajları ve kisa dualarla anlatir.
Isa Duasinin teknik gelisimi, Filokalia (Sevgi Kitabi) adli devasa derlemede izlenebilir. Bu eser, 4-15. yuzyillarin Ortodoks mistik metinlerini bir araya getirir; ve hesychast pratigin tum tonlarini icerir. Filokalia, 18. yuzyilda Aynaroz keşisi Nikodemos Hagiorit (1749-1809) ve Korint'li Makarios (1731-1805) tarafindan derlenmistir; 1782'de Venedik'te yayinlanmis ve hesychast geleneğinin modern canlanmasinin temel kaynaği olmustur. Palamas'in eserlerine de Filokalia'da yer verilmistir; o, kitaba dahil edilen 25 yazar arasindadir. Filokalia'nın 19. yuzyilda Slavoncaya cevrilmesi - özellikle Paissy Velichkovsky tarafindan - Rus mistik geleneginin yeniden canlanmasini hızlandırmıştır; "A Pilgrim'in Yolu" gibi 19. yuzyil mistik klasiklerinin arkasinda Filokalia'nın etkisi vardir.
Isa Duasinin pratigi, uc asamada gerceklesir. Birinci asama "sozsel dua"dir (proseuche tou stomatos): Keşis duayi sesli olarak, dudaklariyla telaffuz eder. Bu, baslangic asamasidir; dikkatin disardan icari toplanmasi icin gereklidir. Bu asamada keşis, duayi tasbih (komvoschoinion) kullanarak sayar; 100 boncuktan olusan ve dovme yulen ipinden yapılan bu tasbih, hesychast keşisin temel aletidir. Aynaroz'da "katirma" denilen bir tasbihin ustu nakislanmis halat oluyordu. Yeni baslayan bir keşis, bir gunde bin Isa Duasi tekrarlaması beklenirdi; ilerleyenler binlerce, on binlerce tekrara ulaşırdı.
Ikinci asama "akli dua"dir (proseuche tou nou): Dua artik sessiz, ama akli olarak tekrarlanir. Burada dikkat ic dunyada yoğunlasir, kelimeler dusunce olarak akar. Bu asama daha zor olabilir cunku zihin doğal olarak farklı dusuncelere gocer; keşis sürekli olarak dikkatini geri getirmek zorundadir. Hesychast yol gostericileri, bu asamada keşise yardımcı olmak icin cesitli teknikler onermistir: dikkatin "yeri"nin gocebe olmaması icin, dikkati gögüsün ortasına - kalbin fiziksel yerine - yerlestirme; nefesin "iceri-disari" ritmine duayi sokerek dikkati ritimle bağlama. Bu teknikler, akli duayı bedensel bir disiplinle pekistiren araclardir.
Ucuncu ve en yuksek asama "kalp duasi"dir (Kalp Duasi - proseuche tes kardias): Dua artik akildan kalbe iner, kalbin atisina, nefesin ritmine baglanir, otomatiklesir; keşis uyusa bile dua kendi kendine devam eder. Bu sonuncu asamada, "akil kalbe iner" (nous eis kardian eisbainei) - hesychast geleneginin en merkezi ifadesi. Kalbin sadece anatomik bir organ degil, manevi varligin merkezi olarak anlasildigi bu sistemde, dua artik bir "iletisim" degil bir "yasama bicimi" olur. Keşis dua eder degil, dua olur. Bu asama, "self-perpetuating prayer" (kendi kendini surduren dua) olarak bilinir; mistik geleneklerin pek cogunda muadili vardir - Sufi'nin "zikr-i daimi" (surekli zikir), Hindu yoginin "ajapa japa" (kendi kendine sayılan mantra). Bu asamaya ulasan keşis, artik manevi olgunluğun esiğindedir; yaratilmamis isigin tecrubesi bu asamada erişilebilir hale gelir.
Palamas, Triadlar'da bedensel tekniklere atfedilen onemi savunur. Cunku Barlaam, hesychastlari bedenleriyle dua etmeye calismakla suclamistir; Palamas ise insanin yaratilis itibariyle ruh-beden birligi oldugunu hatirlatir. Beden gunahin "araci" degil; "Tanri'nin tapinagi"dir (Pavlus'tan alinti). Insan tam insandir ancak bedeniyle birlikte; dolayisiyla dua da bedenle birliktedir. Nefesin ritmi, durumun sabitligi, dilin tekrari - tum bunlar manevi yolun aletleridir, engelleri degil. Palamas, Yaradilis 2:7'deki Tanri'nin insana nefes ufledigi pasaja atifla, nefesin "ilahi" boyutunu vurgular: nefes alip vermek, hayatin temel ritmi, ayni zamanda Tanri'yla birlik olmanin temel ritmidir. Bu noktada, Palamas'in pozisyonu sadece Helenistik antropolojiye karsi bir savunma degil; aslinda Yahudi-Hıristiyan antropolojisinin temel bir teyididir. Hıristiyan inanci, bedenin "diriltilmesi"ni ogretir - bu, bedenin manevi degerinin nihai bir teyidi sayılır.
Onemli Eserleri: Triadlar
Palamas'in eserleri zengin ve cesitlidir. En onemlisi, hesychast kontroversini cevap veren "Triadlar"dir (Triades hyper ton hieros hesychazonton). Uc kitap, her biri uc bolume bolunmus, toplam dokuz bolum. Birinci ucleme (Triad I) 1338'de yazilmistir ve Barlaam'in temel itirazlarina cevap verir: Bedensel tekniklerin manevi degerini savunur. Bu ilk uclemede, Palamas Barlaam'in keşisleri "omphalopsychoi" (gobegine bakanlar) diye asagilamasina cevap olarak, bedensel duruslarin manevi yoldaki yerini detayli olarak analiz eder. Bedensel duruslar - oturmus pozisyon, basın gögüse eğilmesi, nefesin ritmi - simgesel hareketlerdir; keşisin tum varlıgını - bedenini bile - duaya katmasının bir gostergesidir. Bu pratik, mantra meditasyonunun Hindu geleneğindeki ve zikir pratiginin Sufi geleneğindeki muadilleriyle paraleldir.
Ikinci ucleme (Triad II), 1339-40'da yazilmistir ve Tanri bilgisi sorunu uzerinedir: Tanri'nin nasil bilinebilir oldugu, dolaysiz tecrubenin nasil mumkun oldugu tartisilir. Bu uclemede Palamas, epistemolojik temelleri kurar: Tanri bilgisi sadece akıl yoluyla degil, manevi tecrübe yoluyla da mümkündür. Akıl ve tecrübe birbirinden ayrılmaz bir bicimde işler; akıl tecrübeyi hazirlayan ve yorumlayan, tecrübe ise aklın araştırdığı gercekligi onaylayan unsurdur. Bu epistemolojik sema, modern fenomenolojiyle - ozellikle Husserl ve Heidegger ile - paralellikleri vardir; cunku her ikisi de "yasanmis tecrübe"nin felsefi bir kategori olarak meşruluğunu savunur.
Ucuncu ucleme (Triad III), 1340-41'de tamamlanmistir ve isigin teolojisi uzerinedir: Yaratilmamis isigin dogasi, gorulebilirligi ve essence-enerji ayrimi sistematize edilir. Bu uclemede, oz-enerji ayrimi olgun bir bicimde sunulur; tum sistem son sekline kavuşur. Palamas burada, sadece hesychast tecrubeyi savunmakla kalmaz, ayrımının teolojik gerekceleri olusturur. Trinity'nin ic iliskileri ile enerjilerin disa donuk hareketi arasındaki fark, ayrımın panteizm tehlikesinden nasıl korunduğu, mistik tecrubenin nasil otantik bir Tanri bilgisi olduğu - tüm bu konular sistematik olarak ele alınır.
"Triadlar" disinda Palamas'in onemli eserleri sunlardir:
(1) "Capita physica, theologica, moralia et practica" (Fiziki, Teolojik, Ahlaki ve Pratik Yuzelli Bolum) - 150 kisa bolumden olusan bu eser, Palamas'in olgun dusuncesinin ozetidir; teolojik fizigi, antropoloji ve hesychast pratigin sentezi. Bu eserin formati - kisa, hikmet ozlu bolumler halinde teolojik temel ogretiler - Filokalia geleneginin tipik bicimidir. Bolumler arasinda Tanri'nin doğasi, Trinitaryen teoloji, yaratim doktrini, insanın doğasi, kurtuluş sureci, manevi yol gibi konular birlestirilir; tum sistem 150 kisa parca olarak kristalize edilir.
(2) "Dialogue between an Orthodox and a Barlaamite" - Skolastik tarzda diyalog formunda yazilmis bir polemik metin. Bu eser, dideo Platonik diyaloglar bicimini kullanir; sorular ve cevaplar yoluyla, Barlaam'in ogretilerinin yetersizliklerini ve Palamas'in pozisyonunun gucunu göstermeye calisir. Diyalog formu, teolojik tartismanin canli karşılıkla yapilmasini saglar; okuyucu, Palamas'in mantığını adim adim takip edebilir.
(3) Homiliae - Uc-aritmetik vaazlar, ozellikle Selanik baspiskoposu olarak verdigi vaazlar; bu homiliae'de Palamas'in pastoral kanadı belirir, halka yonelik pratik teoloji ortaya cikar. Bu vaazlar, Palamas'in sadece bir akademik teolog değil, aynı zamanda bir pastoral lider oldugunu gosterir. Vaazlarinda, kompleks teolojik ogretileri halkın anlayabilecegi bir dilde açıklar; gunluk hayattan örnekler kullanarak teolojinin pratik anlamını ortaya koyar. Selanik'teki yıllarinda verdigi vaazlar arasinda Buyuk Perhiz, Pasanın Pazaları, Aziz Petros ve Pavlus gibi liturjik dönemlere ozel vaazlar bulunur; her biri o donemin liturjik metinleriyle uyumludur ve teolojik derinligi pastoral pratikle birlestirir.
(4) "On the Hesychasts" - Ozellikle 1351 Konsili sonrasi yazilmis kisa metin. Bu metin, Palamas'in pozisyonunu konsil sonrası özet bir bicimde sunar; bir tur "minik kateşizm" olarak okunabilir.
(5) "Letters to Akindynos" ve "Letters to Barlaam" - Polemikli mektuplar, kontroversin dogrudan belgeleri. Gregorios Akindynos, baslangicta Palamas'in dostuydu; ama daha sonra Palamas'in essence-enerji ayrimini "iki Tanri" anlamına gelecegi endisesiyle elestirmeye basladı. Bu mektuplar, kontroversin nasıl dostluklari da etkilediğini ve teolojik tartismanin nasıl kişisel boyutlara ulaştığını gösterir.
(6) "Hagioritic Tomos" (Aynaroz Tomos'u) - Palamas tarafindan yazilmis ama Aynaroz keşisleri tarafindan imzalanmis manifesto; hesychast geleneginin kollektif savunmasi. Bu belge, Aynaroz manastir cemaatinin tüm uyelerinin imzasini taşır; hesychast pratiğin sadece bireysel bir mistik tecrübe degil, bütün bir manastir geleneğinin ortak mirasi olduğunu gosterir.
Bu eserler, sadece polemik degildir; tam bir teolojik sistem olusturur. Palamas, kendisinden once gelen tum Yunan Patristik geleneğini - Kapadokyalı Babalar, Pseudo-Dionysios, Maximus Confessor, John of Damascus - kendi sistemi icinde harmonize eder. Yenilikçi olan, bu mirasi hesychast pratikle butunlestirmesi, mistik tecrubeyle felsefi dilin gucla butunlestirilmesi olur. Palamas'in metodu, hem skolastik bir titizliği hem de mistik bir derinligi birlestirir; bu nedenle onun eserleri, ne salt felsefi olarak ne de salt mistik olarak okunamaz - her ikisinin sentezi olarak anlasilmalidir.
Barlaam ile Tartisma
Barlaam of Calabria ile Palamas arasindaki tartisma, sadece iki bireyin polemiği degil; Dogu ve Bati Hristiyan geleneklerinin felsefi-teolojik epistemolojilerinin carpismasidir. Barlaam, Aristotelyen-skolastik bir akilcılığı temsil eder: Tanri'nin nasil bilinebilecegi sorusu, akil yoluyla, mantiksal cikarimlar yoluyla, dogal felsefenin yontemleriyle cozulebilir. Eger Tanri ozu itibariyle bilinemezse, o zaman ona dair tum bilgi dolayli, kuramsal ve cikarimsaldir; dogrudan tecrube imkansizdir. Barlaam'in bu pozisyonu, kendi entelektuel formasyonunun bir uzantısıdır; o, Bati'da skolastik felsefe ile yetişti, Aristoteles'in Bizans'a kıyasla daha sistematik bir bicimde çevrilmiş ve yorumlanmış versiyonunu icselleştirdi. Italya'da Yunan koloni cevrelerinde dogup buyumus olmasi, ona iki dünyayı tanıma firsatı verdi; ama sonucta Bati epistemolojisinin agir basligi belli oldu.
Palamas ise Patristik mistik geleneği temsil eder: Tanri bilgisi tecrube edilebilir, oz olmadan bile, enerji araciligiyla. Akil onemlidir; ama tek yol degildir. Insan, butunluğuyle - ruh, beden, akil, kalp - Tanri'nin enerjisine katilarak gercek bir bilgiye ulasir. Burada Apophatic Theology (negatif teoloji) ve Cataphatic Theology (pozitif teoloji) farkli sekillerde anlasilir. Barlaam icin apofatik bilgi, son sozdur: Tanri hicbir sey degildir, bu kadar. Palamas icin apofatik bilgi sadece bir hamledir; otesinde enerji araciligiyla pozitif bir tecrube vardir. Apofazi, kavramlarin reddi yoluyla bilincin temizlendigi bir yontemdir; ama bu temizlik sonucta hiçliğe değil, Tanri'nın enerjisinin doğrudan tecrübesine açılır.
Tartisma resmen 1341 Konstantinopolis Konsilinde karara baglandi. Imparator III. Andronikos baskanligindaki bu konsil, Palamas'in pozisyonunu onayladi; Barlaam'in tezleri reddedildi. Bu konsilin onemi, sadece dogmatik bir karar olmasi degil; ayni zamanda Bizans entelektuel cevrelerinde mistik geleneğin felsefi mesruluğunun resmi olarak teyit edilmesidir. Barlaam, bu yenilgi uzerine Italya'ya donmek zorunda kaldi ve sonradan Roma Katolik Kilisesi'ne intisap etti. Ironik bir sekilde, hayatinin son yillarinda Petrarca'ya Yunanca dersleri verdi; boylece Italyan Rönesansi'nin Yunan klasiklerine acilan kapilarindan biri oldu. Barlaam'in Petrarca uzerindeki etkisi, Bati Rönesansının Yunan klasiklerine olan ilgisinin temellerinden birini olusturdu; bu nedenle Barlaam, Palamas tarafindan teolojik olarak yenilmiş olsa da, Bati kültür tarihinde onemli bir yer tutar.
Ancak tartisma 1341 konsiliyle bitmedi. Gregorios Akindynos (Akindinos) ve Nikephoros Gregoras gibi figurler, Palamas'in ogretilerini elestirmeye devam ettiler. Akindynos, baslangicta Palamas'in dostuydu; ama essence-enerji ayriminin "iki tanri" anlamina gelecegi endisesiyle ona karsi geldi. Akindynos'un endisesi, esasen tek tanrılı bir teolojinin korunmasi kaygısıydı; o, Palamas'in ayrımının Tanri'nin birligini bozdugunu dusunuyordu. Bu endise, daha sonra Bati teolojisinin Palamas'a karşı çıkarttığı temel itirazlarla aynı çizgidedir. Nikephoros Gregoras, Aristotelyen filozof olarak, Palamas'i felsefi olarak yenilgi vermeye calisti; onun "Antirrhetics" eseri, Palamas'in sistemine sistematik bir saldırıdır. Gregoras, klasik felsefi yontemleri kullanarak Palamas'in mistik teolojisinin felsefi sahsiyetini sorgular; özellikle Palamas'in oz-enerji ayrımının metafiziksel imkanı uzerinde durur.
Bizans'taki ic savaslar bu kontroverse bir politik boyut kazandırdı: Imparator Ioannes V. Palaiologos ile Ioannes VI. Kantakuzenos arasindaki taht mucadelesinde, Palamas Kantakuzenos'u destekledi; bu, ona dusmanlar kazandirdi. 1344-47 arasinda hapsedildi, hatta Konstantinopolis'in en kuçuk hücresinde tutuldu. Bu hapis donemi, Palamas'in hayatinin en zor donemlerinden biridir; ancak o, bu donemde de yazmaya devam etti ve manevi yasamini surdurdu. Hapis hayati, paradoks bir sekilde, onun hesychast pratiğine yeni bir derinlik kazandırdı; cunku zorunlu tecrit, manastir tecridinin amaçladığı içsel sukunete daha derin bir yoldan ulaşmanın firsatlarını sundu.
Sonunda Kantakuzenos'un zaferi (1347) sonrasi Palamas hem ozgur kaldi, hem de Selanik baspiskoposu olarak atandi. Ve nihayet 1351 Konsili, kontroversi kalici olarak cozdu - Palamas lehinde. Bu cozumden sonra bile, bazı muhalif sesler devam etti; Nikephoros Gregoras vefatına kadar Palamas'i elestirmeye devam etti. Ancak resmi Ortodoks Kilisesi'nin pozisyonu Palamas lehinde belirlenmis, kontroversin teolojik çekirdeği kapanmistir.
Karsilastirmali Perspektif
Palamas'in teolojisi, izole bir Hristiyan gelisme degildir; insanlik tarihinin geneliyle baktığimizda, mistik gelenekler arasinda derin yankilar ve paralelliklerle dolu bir manzara karsimiza cikar. Karsilastirma yontemiyle bakıldığında, essence-enerji ayrimi, Yaratilmamis Isik tecrubesi, Theosis kavrami - tum bunlar, dunya mistisizminin baska geleneklerinde de izleri bulunan derin temalardir. Bu paralellikler tesadufi degildir; insan ruhunun yapisindan ve Hakikatin tabiatindan kaynaklanir. Mistik tecrübenin universal bir yapısı vardır; bu yapı, kulturel ve dini farklılıklara rağmen ortak temellerini gösterir.
Pseudo-Dionysios'un apofatik teolojisi, Palamas'in koklerinden biridir; ama apofazi - Tanri hakkindaki kavramlarin tek tek reddi - bir baslangictir, son degildir. Dionysios "Mistik Teoloji" eserinde, kavramlarin tek tek inkarinin sonunda "ilahi karanlik"a varilacagini soyler; bu karanlik, dolayli bilginin son noktasidir. Palamas, bu karanligin otesinde - daha dogrusu, bu karanligin icinde - Tanri'nin enerjilerinin parladigini ekler. Apofazi, sadece bir epistemolojik strateji degil; ontolojik bir adimdir. Pseudo-Dionysios'un dusuncesi, sonradan Eckhart, Tauler, Cusanus gibi Bati mistiklerini de etkilemistir; "Bulutun Bilinmezi" (Cloud of Unknowing) gibi 14. yuzyil Ingiliz mistik metni, dogrudan Pseudo-Dionysian apofazinin bir devamidir. Bu acidan, Palamas teolojisi Bati mistik gelenekleriyle de bir akrabalik gosterir; ancak Palamas, apofazinin otesinde enerji araciligiyla pozitif tecrubeyi savundugu icin, klasik Bati apofatizminden bir adim ileri gider.
Islam mistisizminde - Tasavvuf - Palamas'in ayrimina çarpici paralellikler vardir. Ibn Arabi (1165-1240), Vahdet-i Vücud (Varligin Birligi) ogretisinde, Hak Teala'nin "zat" (oz) ve "sifat" (sifatlar/nitelikler) arasinda ayrim yapar. Zat, mutlak ve bilinemez olandir; sifatlar ise yaratilmislara acilanlardir. Bu ayrim, Palamas'in ousia-energeia ayrimina sasirtici derecede yakindir. Ayrica Ibn Arabi'nin "feyz" (taşma) ogretisi - Tanri'nin disa donuk taşmasi yoluyla kainatin var olusu - Palamas'in enerji ogretisini hatirlatir. Ibn Arabi'nin sisteminde, "tecelli" (manifestasyon) kavrami, Hakk'in kendisini yaratilmislarda göstermesidir; bu göstermenin temeli Hakk'in zati değil, sifatlarıdir. Palamas'in dilinde söylersek, Tanri kendisini ozu yoluyla degil enerjileri yoluyla acar.
Hatta daha ayrıntılı bir karşılaştırma yapılabilir: Ibn Arabi'nin "el-Hakku'l-mahluk bihi" (kendisiyle yaratım yapilan Hak) kavrami, Palamas'in "ilahi enerji" kavramına yakındır; cunku her ikisi de Tanri'nın yaratimı icindeki etkin varlığını ifade eder. "Nefes-i Rahmani" (Rahmanın Nefesi) kavramı - Hakk'ın kendisini soluyarak kainatı yarattığı - Palamas'in Yaradilis 2:7 yorumuyla (Tanri'nın insana nefes uflemesi) paralel okunabilir. Ibn Arabi'nin "Fususu'l-Hikem" eserinde işlenen "ayan-i sabite" (sabit ayanlar) - her yaratilanın Tanri'da bulunan ezeli arketipi - Maximus Confessor'un "logoi" ogretisiyle paralellikler gosterir.
Mevlana Celaleddin Rumi (1207-1273), Mesnevi'sinde nur (isik) kavramini cesitli sekillerde kullanir. "Allah'in nuru goklerin ve yerin nuru olduğunu" (Nur Suresi 24:35) bir cikis noktasi yapan Rumi, bu nurun insan ruhunda yansidigini, kalp aynası temizlendikce daha parlak olduğunu soyler. Mevlevi tarikatinin sema ritueli, bu nura katilim hareketidir: dervis donerken, kendisini Allah'in nurunun bir yansimasi haline getirir. Hesychast keşisin Isa Duasi ile yaratilmamis isiga ulasmasi ile Mevlevi dervisin sema ile ilahi nura kaynasmasi arasinda fenomenolojik bir akrabalik vardir. Rumi'nin meşhur "Sen mismin? Bilmem. Var mıyim? Bilmem. Ben kimim? Bilmem" gibi şiirleri, kişiligin ilahi nurda eridiği bir tecrübeyi ifade eder; bu, Palamas'in tasvir ettigi theosis tecrubesinin Sufi muadilidir.
Sufi tarikatlarindaki Zikir pratigi, Isa Duasi'nin neredeyse muadilidir. Tek bir ismin (Allah, Hu, La ilahe illa Allah) durmaksizin tekrarı; nefesin ritmine baglanmasi; akildan kalbe inisi; sonunda zikrin keşisin zikre, mutekellim aluf un Allah'a soylendigi mertebenin asilmasi - tum bunlar hesychast pratikle paralellik gosterir. Naqsibendiyye tarikatinin "khatm-i khwajagan" diye bilinen sessiz zikri, hesychast hesyhia ile neredeyse aynidir. Sufi geleneginde "zikr-i hafi" (gizli zikir) ile "zikr-i celi" (acık zikir) arasındaki ayrım, hesychast geleneginin "soylu dua" ile "sessiz dua" arasındaki ayrımı andırır. Her iki gelenek de, derin yolun pratiklerin nihayetinde sessizleştiğini ve doğal bir biçimde içselleştiğini ogretir.
Bu paralellikler, Perennial felsefenin - tum geleneklerin altinda tek bir mistik birikim yatdigi tezinin - guclu bir kanitidir. Aldous Huxley'nin "Perennial Philosophy" (1945) adli eseri, bu tezi sistematik bir bicimde sunar; cesitli mistik geleneklerden alintılarla, mistik tecrubenin universal yapısını gosterir. Frithjof Schuon, Rene Guenon, Seyyed Hossein Nasr gibi 20. yuzyil perennial filozoflar, Palamas teolojisi de dahil olmak uzere, mistik geleneklerin karşılaştırmalı analizini yaparak ortak metafiziksel cekirdek arayışına devam etmistir.
Hint Felsefesinde, ozellikle Vedanta geleneginde, Brahman'in iki yonu - nirguna (niteliksiz) ve saguna (nitelikli) - Palamas'in ousia-energeia ayrimina yapisal olarak benzer. Nirguna Brahman, mutlak, bilinemez, niteliksiz olandir; bu, Hristiyan apofazisine karsilik gelir. Saguna Brahman ise nitelikleri olan, ibadet edilebilen, tecrube edilebilen Tanridir; bu, energeia kavramina yakindir. Sankara (788-820)'nin Advaita Vedanta'sinda, nirguna nihai gerceklik olarak vurgulanir; ama bu, tum tecrubenin yadsindigi anlamina gelmez. Tam tersine, Atman-Brahman ozdeshigi tecrubesi - tam bilincin nihayetinde Brahman ile bir olduğunu farketmesi - mumkundur. Bu tecrube, Sankara'nin "anubhuti" (dolaysiz tecrube) olarak adlandirdigi bir bilis yoludur; akil disi, dogrudan, fenomenoljik bir bilis. Palamas'in oz-enerji ayrımının Hindu muadili, bu tecrube imkanını korumak icin gerekli bir filozofik çözümdür.
Neti Neti (ne bu, ne o) yontemi, Hindu apofazisinin en kistirici ifadesidir. Brahman'i tarif etmeye calismak yerine, tum tariflerin reddi: Brahman ne bu beden, ne bu zihin, ne bu duygular, ne bu kategoriler... Bu negasyon pratigi, Pseudo-Dionysios'un negatif teolojisiyle neredeyse ozdes. Yajurveda'dan beri kullanilan bu yontem, Upanishadlar'da sistematik bir bicim alir; ozellikle Brihadaranyaka Upanishad bu yontemi merkezi olarak kullanir. Ve Hindu pratiginde "savikalpa samadhi" (kavramli bilinc kaybi) ile "nirvikalpa samadhi" (kavramsiz bilinc kaybi) arasindaki ayrim, hesychast geleneginde isaretlenen mistik asamalara karsilik gelir. Savikalpa, hala kavramsal yapılarla yaşanan bir mistik tecrübedir; nirvikalpa ise tum kavramsal yapıların asıldığı, doğrudan Brahman bilincine ulaşılan tecrübedir. Bu sema, hesychast geleneginin akli dua (proseuche tou nou) ile kalp duasi (proseuche tes kardias) arasındaki ayrımına paraleldir; kalp duasi, kavramsal yapıların asıldığı, doğrudan ilahi enerjiye katılınan bir tecrübedir.
Budizm'de, ozellikle Vajrayana geleneginde, Dharmakaya (Hakikat Bedeni) kavrami Palamas'in oz-enerji semasini hatirlatir. Buddha'nin uc bedeni - Dharmakaya (mutlak hakikat), Sambhogakaya (kazanc bedeni), Nirmanakaya (gorunum bedeni) - islevsel olarak benzerdir. Dharmakaya bilinemez ve adlandirilmazdir; Sambhogakaya parlak ve gorunurdur (Mahayana'da Buddha'nin "isik bedeni" tasarimi); Nirmanakaya ise tarihte gorunen Buddha'nin bedenidir. Dzogchen geleneginde, "rigpa" (cıplak farkindalik) tecrubesi, Yaratilmamis Isik tecrubesine analojiktir: kavramin otesinde, dogrudan parlak farkindalik. Mahasiddha geleneginin "ic isik" pratigi - "ösel" Tibetce'de - hesychast ic gormeyle karsilastirilabilir. Tibet Budizminin "Bardo Thodol" (Tibet Ölü Kitabı) gibi metinlerinde, "berrak ışık" (clear light) tecrübesi - ölum aninda ya da meditasyonun derinliklerinde tecrube edilen ilahi parlaklık - Palamas'in yaratilmamış ışık tecrübesiyle fenomenolojik akrabalık gösterir.
Ve Sunyata (bos) kavrami - Mahayana Budizm'inin ana ogretisi - bir tur apofazi olarak okunabilir. Tum kavramlarin reddi: kategorilerin, kimliklerin, ayrimlarin bos olduğu; bu bosluğun ise bir "hiç" degil, sonsuz bir potansiyel olduğu. Madhyamaka okulunda Nagarjuna (yakl. 150-250), bu boslugu argumantatif yollarla gosterir; ama nihayetinde tecrubi bir gerceklik olarak idrak edilmesi gerekir. Hesychast keşisin "akil kalbe iner" tecrubesi ile Mahamudra meditatorunun "zihin doğal halinde rest" tecrubesi arasinda derin bir fenomenolojik akrabalik vardir. Sunyata, ne pozitif ne negatif bir kategori olarak işler; o, tüm kategorileri asan bir "verilmislik"tir. Palamas'in oz-enerji ayrımındaki "oz" - mutlak bilinemez olan - sunyata kavramıyla bir akrabalık gösterir; her ikisi de tum kavramsal sahnenin ötesinde olanı isaret eder.
Yahudi mistisizminde, Kabala geleneginde, En Sof kavrami doğrudan Tanri'nin sonsuz, bilinemez ozunu temsil eder. Bu sonsuzluk, kendisini Sefirot - on ilahi nitelik veya emanasyon - araciligiyla acar. Sefirot, En Sof'un disa donuk faaliyetleridir; yaratilan dunyayla iletisim kuran ilahi enerjilerdir. Bu sema, Palamas'in ousia-energeia ayrimi ile birebir paralellik gosterir. Hatta Rabbi Isaac Luria'nin (1534-1572) "tzimtzum" (kasilma) ogretisi - En Sof'un yaratim icin kendisini "kucultmesi" - Hristiyan kenosis (Mesih'in kendini bosaltmasi) ogretisiyle yankilanan bir kavramdir. Kabala geleneginin "Zohar" gibi temel metinlerinde, En Sof ile Sefirot arasındaki iliski, bir agacin koku ile dallari arasındaki iliski gibi tasvir edilir; her sey bir butundir, ama farklı düzeylerde tezahur eder. Aynı tasvir, Palamas'in oz-enerji ayrımı icin de kullanilabilir; oz koktur, enerjiler dallardir; ama aynı agacın gercekligini olustururlar.
Tum bu paraleller, Palamas'in teolojisinin yalniz bir Hristiyan geleneksel ifadesi degil, Perennial insan mistik tecrubesinin felsefi bir ifadesi oldugunu gosterir. Bu, elbette tum geleneklerin "ayni sey"i soyledigi anlamina gelmez; her gelenegin kendi ifade tarzi, kendi pratik yolu, kendi kavramsal cervesi vardir. Ama altta yatan tecrubi yapilarin paralelligi yadsinmaz: oz/enerji ayrimi, gorulemez/gorulebilir ayrimi, bilinemez/bilinebilir ayrimi - bu insan ruhunun temel bir kategorize edisidir, sadece Hristiyan teolojisinin bir icadi degil.
Fena (sufi'nin Allah'ta yok olusu) ile Theosis (Hristiyan'in tanrisallasmasi) arasindaki paralel, bu karsilastirmanin en derin noktasidir. Her iki kavram da, mistik yolun nihai amacinin "kisilik fenagandirildigi" ama "varligin yuceltildigi" bir donusum oldugunu ifade eder. Fena'da sufi, kendi nefsini Allah'ta yok eder; geriye sadece Allah kalir. Theosis'te Hristiyan, kendi yaradilmis varligini ilahi enerjiye batirir; geriye Tanri'ya katilan, Tanri'da donusum gecirmis bir insan kalir. Iki kavram arasinda nüans farklari vardir - fena daha radikal bir "yokluk", theosis daha katilimsal bir "varolus" - ama mistik yapilari birbirine cok yakindir. Bayazid Bistami'nin (804-874) "Subhani! Ma a'zama sha'ni" (Beni teşbih ederim! Halim ne kadar yüce!) gibi sathiyat ifadeleri, fena tecrübesinin acık ifadesidir; benzer ifadeler, Symeon Yeni Teolog'da da bulunur. Bu paraleller, Christ-consciousness gibi modern kavramlarin nedenini gosterir: tum mistik gelenekler, son tahlilde bir tur "ilahi bilincle birleşme"den bahseder.
1351 Konstantinopolis Konsili
1351 Konstantinopolis Konsili (Beşinci Konstantinopolis Konsili olarak da bilinir), Palamas teolojisinin Ortodoks Kilisesi'nin resmi dogmasi olarak kabul edildigi tarihi olaydir. 1351 Mayis ve Haziran aylarinda Konstantinopolis'te toplanan bu konsil, Imparator Ioannes VI. Kantakuzenos baskanliginda gerceklesti. Patriklerin, piskoposlarin ve onde gelen teologlarin katildigi bu konsil, bes oturum boyunca essence-enerji ayrimini, yaratilmamis isigin gercekliğini, hesychast pratiklerin teolojik mesruluğunu tartisti ve karara bağladı. Konsilin tarihsel arka planında, bir onceki yıllarda Akindynos ve Gregoras tarafından yapılan elestiriler, bu elestiriler karşısında Palamas'in cevapları, ve Bizans imparatorluğunun siyasi dinamikleri bulunur. Imparator Kantakuzenos'un Palamas'a yönelik destegi, konsilin sonucunda etkili oldu; ancak konsil yalnızca politik bir karar değil, gercek teolojik bir tartışma da yaptı.
Konsilin sonuc bildirgesi, "Synodikon" olarak bilinir ve su temel maddeleri icerir:
(1) Tanri'nin ozu (ousia) ve enerjileri (energeiai) arasinda gercek bir ayrim vardir; bu ayrim ne sadece kavramsal (logikos) ne de yaratilmislardan kaynaklidir; Tanri'da gercek bir ayrim olarak vardir. Bu birinci madde, Palamas'in temel iddiasini onaylar: oz-enerji ayrimi yalnızca insan bilincinin yarattığı bir distansiyon değildir; Tanri'da gercek bir gerceklik olarak vardir.
(2) Tanri'nin enerjileri yaratilmamistir; yani Tanri'nin disinda olmayan, Tanri'nin kendisi olan ilahi gerceklikleridir. Bu enerjiler, Tanri'nin ozunu paylasir ama ondan ayri bir hypostas degildir. Bu, panteizm tehlikesinden kacinmak icin onemlidir: enerjiler "Tanri" gibi, ama bagimsız bir varlık degildir.
(3) Hesychast keşislerin Tabor Daginda Mesih tarafindan gosterilen yaratilmamis isigi gormeleri mumkundur; bu isik fiziksel bir fenomen degil, Tanri'nin enerjisinin tecrubidir. Bu madde, Barlaam'in temel itirazını dogrudan red eder; havarilerin Tabor'da gördügü ışığın bir fiziksel ışık olmadığı, ilahi enerji oldugu teyit edilir.
(4) Insan, Tanri'nin enerjilerine katilarak Theosis'i (tanrilasmayi) gerceklestirebilir; ama Tanri'nin ozune asla katilamaz, cunku oz tamamen ascendant ve baskasi tarafindan paylasilamaz. Bu madde, mistik tecrubenin felsefi temellendirilmesinin sonucudur: insanin Tanri'ya katilımı oz duzeyinde değil enerji duzeyinde gerceklesir.
(5) Bedensel disiplinlerin (nefes teknikleri, dua pozisyonlari, vs.) hesychast pratiginde mesru yeri vardir; cunku insan bir butundur, ruh ve beden ayrilmaz. Bu madde, Barlaam'in "omphalopsychoi" suclamasına dogrudan cevap olarak gelir; hesychast pratiginin bedensel disiplinlerinin manevi bir geçerliliği oldugu teyit edilir.
Bu beş madde, sadece kararnamede degil; Ortodoks Kilisesi'nin yillik liturjik takviminde de yer alir. "Buyuk Perhiz'in Ikinci Pazari" Palamas'a ithaf edilmistir; bu gun yapilan liturjide, Synodikon Tomos'un secilen bolumleri okunur. Bu, Palamas teolojisinin Ortodoks ibadet hayatinin merkezine yerlestirildigi anlamina gelir. Pazar liturjisinde okunan "Synodikon"un metni, Palamas'in pozisyonunu kabul edenleri kutsal, reddedenleri ise anatema olarak duyurur; bu, Ortodoks Kilisesi'nin Palamas teolojisini yalnızca akademik bir dogma olarak değil, ibadet hayatının temel bir parcasi olarak görmesinin bir gostergesidir.
Konsilin onemi, sadece bir teolojik kontroversi cozmesi degil; Ortodoks Kilisesi'nin Katolik ve Protestan teolojilerinden ayri bir teolojik kimlik insa etmesidir. Bati kiliseleri Palamas teolojisini hicbir zaman resmi olarak kabul etmemis, hatta cogu zaman elestirmis ve reddetmistir. Bu, Dogu ve Bati Hristiyan dunyalari arasindaki en derin teolojik ayrimlardan birini olusturur. 1054'teki Buyuk Bölünme (Schism)'den sonra Doğu ve Bati teolojileri farklı yönlerde evrildi; 1351 Konsili, bu evrilmenin önemli bir kavşağıdır. Bu konsilden sonra Doğu, mistik tecrubenin felsefi temellendirilmesinde Bati'dan farklı bir yol izlemis; Bati ise skolastik akilcılığın ve daha sonra Aydinlanma akilcılığının yolundan ilerlemistir.
Elestiriler: Bati Reaksiyonu
Palamas teolojisi, Bati Hristiyan teolojisi tarafindan hicbir zaman cosguyla kabul edilmedi. Aksine, yuzyillar boyunca, Roma Katolik ve daha sonra Protestan dunyalarda guclu elestiriler ve reddedişler aldi. Bu elestirilerin temel ekseni, essence-enerji ayriminin "iki tanri" anlamina gelecegi, dolayisiyla teolojik tek tanrililiği zayiflatacagi endisesidir.
Roma Katolik geleneginde, en sistemli elestiriler 14. ve 15. yuzyillarda yapildi. Ozellikle Floransa Konsili (1438-1439), Dogu ve Bati Kiliselerinin birlestirilmesi gayretiyle Palamas teolojisini elestirme firsati buldu. Bu konsile katilan Bizans temsilcilerinden bazilari (ozellikle Bessarion ve Isidore of Kiev), pratik birlik adina Palamas'in pozisyonundan tavizler verdiler. Ancak Markos Eugenikos basta olmak uzere digerleri, Palamas'in pozisyonunu savundular. Markos Eugenikos, Efes baspiskoposu olarak, Floransa Konsilinde Palamas teolojisinin en güclu savunucusu olarak ortaya cikti; o, hicbir tavize yanaşmadı ve sonunda konsilin Birlik Bildirgesini imzalamadı. Eugenikos'un bu tavri, Bizans halki tarafindan büyük destek gordu ve Floransa Konsilinin Bizans tarafından kabul edilmemesinin temellerinden birini olusturdu. Konsil kararlari Bizans'a donduğunde halk tarafindan reddedildi; ve 1453'te Konstantinopolis'in Turklere dusmesi, birlik gayretlerini sonlandirdi.
Bati skolastik teolojisinin Palamas'a yonelttigi temel itirazlar sunlardir:
(1) "Iki tanri" itirazi: Eger Tanri'da gercek bir oz-enerji ayrimi varsa, bu Tanri'nin basitliğine (divinasimplicitas) ters dusermesi. Aquinas geleneğinde Tanri "actus purus"dur - saf eylem - yani ozu eylemiyle ozdes. Palamas'in ayrimı bu basitliği bozar, "kompozit bir Tanri" yaratir. Bu itirazın temelinde, Aristoteles metafiziğinden devralinmis bir kategoriler sistemi vardır; potansiyellik ve fiilellik arasindaki ayrım, Tanri'da herhangi bir potansiyellik olamayacağı tezi, Palamas'in oz-enerji ayrımına ters duser.
(2) Epistemolojik itirazlar: Yaratilmamis isigin bedensel gozlerle gorulebilecegi iddiasi, panteist tehlikeleri tasir. Tanri ile yaratim arasindaki ontolojik mesafe, bu kadar dolaysiz bir tecrubeye izin vermez. Bati teolojisi, "beatific vision" (mutluluk visyonu) kavrami uzerinden Tanri ile dogrudan tecrübenin yalnızca olum sonrasi - cennet hayatinda - mumkun oldugu inancında. Bu hayatta, Tanri ile dogrudan tecrübe imkansızdir; sadece dolayli, sembolik bir tecrübe vardır.
(3) Tarihsel itirazlar: Palamas'in dayandigi metinler (Pseudo-Dionysios, Cappadocian Babalar) farkli yorumlanabilir; onun yorumlari, daha eski geleneğin gercek manasından sapar. Bati teologları, Palamas'in Patristik mirasi kendi sistemine "yamamak" amacıyla yorumladığını one surmustur; oysa esas Patristik gelenek, Bati skolastik yorumuyla uyumludur.
- yuzyilda, Bati teolojisinin Palamas'a yaklasimı kademeli olarak yumusadi. Ozellikle Vatikan II Konsili sonrasi (1962-65), ekumenik diyalog ruhunda, Ortodoks teolojisinin orijinalligi ve degeri daha cok takdir edilmeye basladi. Yves Congar gibi Katolik teologlar, Palamas teolojisinin Katolik gelenegiyle uyumlu bicimde anlasilabilecegini one surdüler. Joseph Ratzinger (sonradan Papa XVI. Benedikt), Palamas'in essence-enerji ayrimını ihtimamla incelemis ve Bati ile uyumlu bir okuma onermistir. Ancak resmi Katolik teolojisi hala Palamas'in pozisyonunu tam olarak benimsememistir. 21. yuzyilda, Ortodoks-Katolik teolojik diyalog komisyonu, Palamas konusunu defaatle ele almis; ortak bir formulasyon arayışı sürmektedir.
Protestan dunyada, Palamas'a iliskin tartisma daha gec basladi - cunku Protestan Reformasyon (16. yy) Bizans dunyasından kopuk gelisti. Ancak 20. yuzyilda, ozellikle Karl Barth ve Hans Urs von Balthasar gibi sistematik teologlar, mistik geleneklerle Protestan teolojisi arasindaki diyaloga acildilar. Palamas'in essence-enerji ayrimi, bazi Protestan teologlar tarafindan ilgi cekici bir alternatif olarak goruldu; ozellikle Tanri'nin askinligi ile yakinligini birlikte korumak isteyen "negatif teoloji" denemelerinde. Karl Barth'in "Church Dogmatics" eserindeki Tanri öğretisi, Palamas'in kategorileriyle bir tartışma icine girmemiştir; ancak Barth'in "Yaratilmamış Tanri" ile "Yaratim icinde Tanri'nın Eylemi" arasındaki ayrımı, Palamas'in oz-enerji ayrımının uzaktan bir muadili olarak okunabilir.
Modern Etki: 20. Yuzyil Hesychast Diriliş
Palamas teolojisinin gercek yeniden kesfi, 20. yuzyilda Rus diaspora teolojisi araciligiyla gerceklesti. 1917 Rus Devrimi sonrasi, Rus Ortodoks aydinlari Paris, New York, Londra gibi Bati başkentlerine kactilar ve burada Ortodoks teolojisini Bati dusuncesi ile diyaloga sokarak yeniden ürettiler. Bu sürecte Palamas, Ortodoks teolojisinin merkezi figuru olarak yeniden kesfedildi. Paris'teki Saint-Serge Pravoslav Teoloji Enstitusu, bu yeniden kesfin merkezi haline geldi; Sergei Bulgakov, Vladimir Lossky, John Meyendorff, Paul Evdokimov gibi teologlar burada Palamas teolojisini modern bir bicimde yorumladilar.
Vladimir Lossky (1903-1958), bu yeniden kesfin oncusudur. Paris'te, Saint-Serge Pravoslav Teoloji Enstitusu'nde yetisen Lossky, "The Mystical Theology of the Eastern Church" (1944) adli klasik eseriyle, Bati teolojik dunyasina Palamas'i tanitan kişidir. Lossky icin, Palamas teolojisi Ortodoksluğun cekirdek dogmasidir; tum Hristiyan teolojisi Mistik tecrubeden, dolayisiyla da hesychast geleneğinden ayri dusunülemez. Lossky'nin eseri, Bati dilllerine yapilan ilk sistematik Ortodoks teolojisi sunumlardan biridir; ozellikle Katolik dünyada büyük bir etki yapmistir. Lossky, ayrica "In the Image and Likeness of God" (1974) eserinde, Palamas teolojisinin antropolojik yansımalarını ele almıs; insan kişiliği, yaratim, kurtuluş gibi temel konuları Palamas perspektifinden yorumlamıştır.
Lossky'nin etkisiyle, John Meyendorff (1926-1992), Palamas uzerine doktora calismasi yapti ve onun en kapsamli modern monografisini yazdi: "A Study of Gregory Palamas" (1959). Bu eser, Palamas calismalarinin temelidir. Meyendorff'un calismasi, hem dogmatik tarih hem de teolojik analiz olarak iki kanattadir; Palamas'in eserlerinin tarihsel arka planını, polemik ortamını, ve teolojik içeriğini sistematik bir bicimde sunar. Meyendorff'un daha sonraki eserleri - "Byzantine Theology" (1974), "Christ in Eastern Christian Thought" (1975), "Imperial Unity and Christian Divisions" (1989) - Palamas teolojisinin daha geniş Bizans teoloji tarihindeki yerini gosterir.
Vassilios Krivocheine, John Romanides, Christos Yannaras, Olivier Clement - tum bu modern Ortodoks teologlar, Palamas'i kendi sistemlerinin merkezine koydular. Yannaras, ozellikle, Heidegger ve Sartre gibi modern varolusculuk filozoflariyla Palamas'i diyaloga soktu; "kişiselcilik" (personalism) cervesinde, oz-enerji ayriminin modern bir ontoloji icin temel olusturabilecegini one surdü. Yannaras'in "Person and Eros" (1970) ve "The Freedom of Morality" (1984) eserleri, modern Ortodoks teolojisinin en yaratici sentezlerinden biridir. Romanides ise daha geleneksel bir yaklaşımla, Palamas teolojisinin Patristik kaynaklarini detaylı bir bicimde inceledi; onun "Romanity" tezi, Ortodoks teolojisinin Bati Latin teolojisi karşısında farklı bir yol izlediğini gösterir.
Aynı donemde, Aynaroz'da hesychast pratik canli kalmaya devam etti. Ozellikle 20. yuzyilin son ceyreğinde, Aynaroz'a yeni neslin yogun ilgisi - hem keşislik vokasyonu olarak hem ziyaretçi olarak - hesychast geleneği guclu bir bicimde yeniden canlandirdi. Ephraim of Katounakia, Joseph the Hesychast, Paisios of the Holy Mountain, Porfyrios Kavsokalivitis - bu çağdaş aziz figurler, Palamas geleneğinin direk uygulayicilari oldu. Joseph the Hesychast (1898-1959), 20. yuzyilin en etkili Aynaroz manevi babasıydı; onun ogrencileri - Ephraim of Katounakia, Joseph of Vatopaidi - hesychast geleneği hem Aynaroz'da hem dünyaya yaymıştır. Joseph of Vatopaidi'nin (1921-2009) ABD'de açtığı manastırlar, Amerika Ortodoksluğunun hesychast bir karaktere kavuşmasini sağladı. Paisios (1924-1994) ve Porfyrios (1906-1991), 20. yüzyılın en sevilen ortodoks azizleri olarak, Palamas geleneğinin canlı bir tanıklığını yaptılar; her ikisi de yaratılmamış ışık tecrübeleri bildirilen modern figurlerdir.
Onlarin ogrencileri bugun ABD, Avustralya, Rusya, Avrupa'nin pek cok yerinde Ortodoks manastirlar acmıs durumda; ve her birinde Palamas'in dogması yasayan bir gercekliktir. ABD'de Arizona'da Joseph of Vatopaidi tarafindan kurulan St. Anthony Manastırı, Texas'ta Holy Archangels manastiri gibi yerler, hesychast pratiğin Yeni Dünyaya taşınmasının orneklerdir. Rusya'da, 1991 sonrası Sovyet sisteminin cözulmesiyle birlikte manastir hayatı yeniden canlanmıs; Optina Pustyn gibi ihya edilen manastirlar, hesychast geleneği yaşatmaktadir. Romanya'da Tismana, Sırbistan'da Hilandar, Bulgaristan'da Rila gibi manastirlar da hesychast geleneğin canlı merkezleridir.
Centering Prayer hareketi, Katolik Amerika'da Trappist keşisleri (Thomas Keating, William Meninger, Basil Pennington) tarafindan 1970'lerde gelistirilmistir; bu hareket, Hesychast Kalp Duasi geleneğinden acikca etkilenmistir. Centering Prayer pratisyenleri, kendi geleneklerinin "Bulutun Bilinmezi" (Cloud of Unknowing) gibi metinlerine dayanmakla birlikte, Ortodoks Hesychasm ile derin paraleller olusturduklarini kabul ederler. Bu, ekumenik bir mistik canlanmadir; Palamas'in dogmasinin sinirlari asarak modern Hristiyan maneviyatini etkilediginin canli bir kanitidir. Thomas Keating'in (1923-2018) eserleri - "Open Mind, Open Heart" (1986), "Invitation to Love" (1992) - Katolik gelenek icinden bir mistik canlanma cabasi olarak okunabilir; ve bu cabanın temellerinden biri, Hesychast geleneğinden alinmistir.
Akademik dunyada Palamas calismalari, 20. yuzyilin son ceyreğinde patlama yasadi. Robert Sinkewicz, A. N. Williams, Norman Russell, Andrew Louth, Aristotle Papanikolaou - tum bu akademisyenler Palamas uzerine donemin onemli eserlerini urettiler. Patrolojik calismalar, Palamas'in Yunan Patristik geleneği icindeki yerini netlestirdi; karsilastirmalı calismalar onun Sufi mistisizmi ve Vedanta ile dialogunu derinlestirdi. A. N. Williams'in "The Ground of Union" (1999) eseri, Aquinas ile Palamas arasında bir karşılaştırma yapar; deification (tanrılaşma) doktrini iki teolog arasında nasıl farklı işlenir ve bu farkların felsefi yansımaları nelerdir. Norman Russell'in "The Doctrine of Deification in the Greek Patristic Tradition" (2004) eseri, Palamas teolojisini daha geniş Patristik bağlamında konumlandırır.
Vladimir Lossky'nin gozlemiyle: "Palamas'in dogması, eğer biz onu sadece bir tarihsel doktrin olarak değil de yaşayan bir mistik tecrübenin felsefi ifadesi olarak okursak, modern dünyanin manevi kuraklığına bir cevap olabilir." Bu, Palamas'i tarihsel bir figur olmaktan cıkarip, çağdaş manevi arayişa katkıda bulunabilecek bir bilge olarak yeniden konumlandirir. Modern dunyanın seküler kültürü, manevi derinligin bir cölü olarak görülürken, hesychast gelenek - özellikle Palamas tarafından felsefi olarak temellendirilmiş hali - bir vahaya benzer; sessizlik, derin dua, ic tecrübe bu vahanın sulari gibidir.
Miras
Gregorios Palamas'in mirasi, çoğu ölçütle ölçüldüğünde, kalıcı ve evrenseldir. Ortodoks Kilisesi'nde, o "Palamas Buyuk Pazari" (Hıristiyan büyük perhizinin ikinci pazarı) ile her yıl anılır; tum Ortodoks dünyasinda binlerce kilise ona ithaf edilmiştir; Ikonografide, tipik olarak elinde rulosuyla, başinda piskopos başlığıyla tasvir edilir. Onun adı, Ortodoks teolojik geleneğinin "Patristik" kategorisine - kilise babalarına - ait olduğu kabul edilir; yani sadece bir teolog değil, Hıristiyan iman geleneğinin temel sözcülerinden biri sayılır. Ortodoks Kilisesi'nin liturjik takviminde, Palamas Buyuk Perhiz'in ikinci pazarinda anildigi gibi, 14 Kasim'da onun "uyanmasi" (koimesis - bedensel uyusunun bir benzetmesi olarak olum) da kutlanir; bu iki gun, yıllık Ortodoks ibadet hayatinin onemli noktalarıdır.
Teolojik miras olarak, Theosis (tanrılaşma) ogretisinin Ortodoks teolojisinin merkezine yerleştirilmesi, Palamas'a borçludur. Yaratılmamış Işık, Kalp Duası, Hesychast disiplin - tum bu kavramlar Palamas'tan once de vardı, ama onun sistemleştirmesi sayesinde Ortodoks dogmatigi içine entegre edildi. Bati Hıristiyanlığı icin, mistik tecrubenin felsefi olarak savunulabilirligi ornegi sundu; bati skolastik geleneginin akilcılığı karsisinda alternatif bir epistemoloji önerdi. Ortodoks teolojisinin "neo-Palamism" akimı, 20. yuzyilda Lossky, Meyendorff, Yannaras gibi figurler tarafından sistematize edilmiştir; bu akım, Palamas teolojisini sadece bir doktrin olarak değil, tum bir teolojik dünya görüşü olarak benimser.
Karsilastirmali dini calısmalarda, Palamas'in essence-enerji ayrimi, dunya mistik gelenekleri arasindaki yapısal paralelliklerin anlasilmasi için bir model sundu. Perennial felsefenin temel tezi - tum gerçek mistik geleneklerin altında bir ortak metafizik yapı yattığı - Palamas teolojisinin karşılaştırmalı analizi yoluyla daha açık bir bicimde formulize edildi. Aldous Huxley, Frithjof Schuon, Seyyed Hossein Nasr gibi 20. yüzyıl perennialist düşünürler, Palamas'i Sufi mistisizmi, Vedanta ve Budizm ile karşılaştırarak, ortak insan mistik tecrübesinin haritalarını çizdiler. Nasr'in "Knowledge and the Sacred" (1981) eserinde, Palamas teolojisi Islam tasavvufu ile birlikte ele alınır; her ikisinin de "metaphysical knowledge"ın (metafiziksel bilgi) temelini olusturduklari one surulur.
Modern manevi pratik üzerindeki etkisi de yadsınamaz. Centering Prayer hareketi disinda, Episcopal ve Anglikan kiliselerinde de bir tür "İsa Duası" pratisi yaygınlaştı. Kalp Duası kavramı, Ortodoks olmayan Hıristiyanlar arasında bile bilinir hale geldi. Aynı zamanda, mindfulness hareketi - özellikle Budist köklere sahip olan bu pratik - Hesychast kalp dikkati pratisi ile şaşırtıcı paraleller gösterir; bazı yorumcular, sekulerleşmiş mindfulness pratisinin Hesychast geleneğinin laik bir versiyonu olabileceğini önerdiler. Jon Kabat-Zinn'in "Mindfulness-Based Stress Reduction" (MBSR) programı, ozellikle Bati'da yaygin bir laik meditasyon teknigi haline gelmis; ancak bu programın koklerinde, hem Budist meditasyon hem de Hıristiyan kontemplasyon pratisi vardir.
Filozofik düşünce icin de Palamas mirası canlıdır. Jean-Luc Marion, Jean-Yves Lacoste gibi çağdaş Fransız fenomenologlar, "verilmişlik" (givenness) ve "fenomen" kavramları üzerine düşünürken, Palamas'in epistemolojisinden yararlandılar. Tanri'nin enerjisinin verilmişliği - hem aşkın hem de görülebilir - fenomenolojik bir kategori olarak yeniden okunabilir. Bu, Palamas'i sadece bir teolog olarak değil, bir filozof olarak da yeniden konumlandırır. Marion'in "God Without Being" (1991, Türkçe: Olmadan Tanri) eseri, Palamas'in apofatik teolojisinin postmodern fenomenoloji içindeki yansımalarını sunar; "givenness" (verilmislik) kavramı, Palamas'in enerji kavramının modern bir muadili olarak okunabilir.
Son olarak, Palamas'in mirasının bir boyutu da onun şahsında simgeleştirdiği bir maneviyat anlayışıdır. O, salon teologu değil; çölün, sessizliğin, mağaranın teologudur. Onun teolojisi kütüphanede değil, kalp duasının ritminde doğmuştur. Bu, çağdaş dünya için derin bir mesajdır: gerçek bilgi, sadece kavramsal ve akademik değil, tecrübî ve var-olunan bir bilgidir. Hıristiyan maneviyatinin nüfuz edici sesi olarak Palamas, modern insanın manevi sığlığına karşı bir cevap sunmaya devam eder: derin sessizlikte, kalp duasında, yaratılmamış ışığın beklentisinde - Tanrı'nın enerjisi her zaman elimizin altındadır, sadece dikkatimizi kalbe yöneltmemiz yeter. Hesychasm geleneği, Christ-consciousness'a giden zengin bir yoldur ve bu yol, Hikmet (sophia) arayicilarini hala cagirir.
Mistik Birlesme arayisinda, Palamas'in mirasi sadece bir Hristiyan dogmatigi degil, insan ruhunun tabiati hakkinda evrensel bir oğretidir. Akil kalbe iner; kalp Yaratilmamis Isik'a acilir; ve insan Theosis (tanrilasma) sirrini yasar. Bu, Hesychasm geleneğinin armağanı ve Gregorios Palamas'ın kalici mirasidir. Ruh'un Varlik'a, Bilinc'in Hakikat'e, Agape'nin Hikmet'e doğru bu sonsuz yolculuğu, Fena'da bulunan ve Christ-consciousness'da ifade edilen evrensel bir mistik gerçekliği temsil eder. Palamas'in dogmasi, sadece bir 14. yuzyil Bizans teolojik sistemleri olarak değil, insanlik tarihinin tum mistik gelenekleri ile diyalog halinde okunan canlı bir gelenek olarak, modern arayıcılara hala hitap etmeye devam etmektedir. Bu, onun en kalıcı mirasıdır: tarihin sınırlarını aşan, çağdaş manevi yolculara ışık tutan, ve her cağda yeniden keşfedilebilen bir teoloji.