Hegel'in Mutlak Tini
Hegel'in Phanomenologie des Geistes (1807) ve Enzyklopadie (1817) eserlerinde sistemlestirilen Geist (Tin) ogretisi: Mutlak'in tarih icindeki diyalektik kendini-bilince-cikarmasi. Hindu lila, Hristiyan kenosis ve Sefirot'taki iniş-yukselis ile karsilastirilmali okuma.
Hegel'in Mutlak Tini
Eserin Konumu ve Tarihsel Cercevesi
Phanomenologie des Geistes (Tin'in Fenomenolojisi, 1807) ve sonradan Enzyklopadie der philosophischen Wissenschaften (Felsefi Bilimlerin Ansiklopedisi, 1817, 1827, 1830 baskilari) ile Wissenschaft der Logik (Mantik Bilimi, 1812-1816), Georg Wilhelm Friedrich Hegel'in (1770-1831) butun yetkin sistemini olusturan baseserlerdir. Phanomenologie, Hegel'in Jena doneminin sonunda, 1806 yilinin Ekim ayinda Napolyon'un Jena Savasi'na yuruyusunun arifesinde tamamlanmis, Wurttemberg kralligin Stuttgart yakininda dogup Tubingen ilahiyat seminerinde okumus, Fichte ve Schelling ile birlikte Alman Idealizmi'nin ucuncu kanadini olusturmus filozofun kendi sistemini ilk kez butunsel olarak sergileyen eseridir.
Terry Pinkard'in Hegel: A Biography (2000) eserine gore, Phanomenologie'nin onsozu ve girisi (Vorrede ve Einleitung), ana metin yayinciya gonderildikten sonra yazilmistir; Hegel kitabin ikinci yarisini Napolyon'un Jena'ya girisinin gecesi, sehrin yangin ve catismalar arasinda iken yazip tamamlamis ve elyazmasini kaybetmemek icin sahsen yanindaki katirla Bamberg'e tasitmistir. Eser, Hegel'in onceki Differenzschrift (1801) ve Schelling ile birlikte cikardigi Kritisches Journal (1802-1803) yazilarinin asilmasidir; ozellikle Schelling'in Identitatsphilosophie'sinden — onun "butun ineklerin siyah olduğu gece" (Vorrede) — koplaca bir ayrilis ifade eder.
Hegel sistemi cok-katmanlidir: Phanomenologie bilincin Mutlak'a yukselen yolculugunun fenomenolojik gosterimi; Logik Mutlak'in kendinde-olusunu, kategorilerin ic-zorunluluklu mantigi; Enzyklopadie ise Mutlak'in Tabiat felsefesi (Naturphilosophie) ve Tin felsefesi (Philosophie des Geistes) bolumlerinden gecerek tam acilimini sergiler. Geist (Tin) kavrami butun bu sistemin agirlik merkezidir.
Geist (Tin) Kavraminin Ic Yapisi
Geist, Almanca'da hem "tin/ruh" hem "akil/zihin" hem "hayalet" hem "ana ozellik/oz" anlamlarini iceren cok-katmanli bir terimdir. Hegel onu Latince spiritus, Yunanca pneuma, Ibranice ruach gibi terimlerin felsefi-kavramsal arabirimi olarak kullanir. Michael Inwood A Hegel Dictionary (1992) eserinde, Hegel'in Geist'ini ucslu bir bicimde inceler:
- Subjektive Geist (oznel tin): Bireysel bilincin kademeleri — antropoloji (ruh), fenomenoloji (bilinc), psikoloji (akil).
- Objektive Geist (nesnel tin): Tarihsel-toplumsal kurumlar — soyut hak, ahlak (Moralitat), ethik-toplumsal yasam (Sittlichkeit: aile, sivil toplum, devlet).
- Absoluter Geist (mutlak tin): Sanat, din, felsefe — Mutlak'in kendisini kendine bildigi en yuksek katmanlar.
Geist, statik bir oz degil, kendi-kendini-bilince-cikarma surecidir (Sichselbstwissen). Hegel'in en cok aktarilan formulu Phanomenologie'nin Vorrede'sindedir: "Die wahre Gestalt, in welcher die Wahrheit existiert, kann allein das wissenschaftliche System derselben sein." — "Hakikatin var oldugu gerçek bicim, ancak onun bilimsel sistemidir." Hakikat sabit bir veri degil, kendi yapisal-tarihsel acilimidir.
Diyalektik Mantik: Tez-Antitez-Sentez Mı?
Yaygin populer aktarimda Hegel'in diyalektigi "tez — antitez — sentez" semasi ile ozetlenir. Bu, ciddi yorumcular tarafindan (Walter Kaufmann, Robert Pippin, Michael Inwood) elestirilmistir; Hegel kendi metinlerinde bu semayi neredeyse hic kullanmamistir. Bunun yerine Hegel'in mantiginda asil hareket Aufhebung (askindirma)'dir: bir kavram kendi sinirina vardiginda ic-celiskileri acigi cikar, bu celiski yeni bir kavrama gecirilirken hem iptal edilir hem muhafaza edilir hem ust-kademeye cikar — Aufhebung'in uc anlami: aufheben fiili Almanca'da hem kaldirmak/iptal etmek, hem saklamak, hem yukseltmek anlamina gelir.
Wissenschaft der Logik'in bircok ornek-yorumlu pasaji bu hareketi gosterir. En unlu olani Varlik (Sein) — Hicliklik (Nichts) — Olus (Werden) ucslusudur. Logik'in basinda saf Varlik en bos kavram olarak konur; bu mutlak boslugu icinde Varlik Hicliklik'ten ayirt edilemez. Iki kavram birbirine cevrilince Werden (olusum) kavrami acilir: ne saf varlik ne saf hiclik, ama her ikisinin esiginde duran hareket. Bu, Aufhebung'in bir ornegidir.
Phanomenologie'nin Yolculugu
Phanomenologie, bilincin naif duyusal kesinlikten (sinnliche Gewissheit) mutlak bilgiye (absolutes Wissen) doğru ilerleyen yolculuğunun fenomenolojik anlatimidir. Robert Stern Hegel and the Phenomenology of Spirit (2002) eserinde bunu sekiz ana asama olarak gosterir:
- Duyusal Kesinlik (sinnliche Gewissheit): "Bu, simdi, burada" — en yalin bilinc, kendisi ile nesnesinin ayriliginda bocalar.
- Algi (Wahrnehmung): "Bu sey" — nesneye nitelikler dolayisiyla yaklasma, ic-celiskiler.
- Anlik (Verstand): Yasalar, gucler — fenomenin ardindaki sabit yapilar.
- Oz-bilinc (Selbstbewusstsein): Tani-tanma savaslari, efendi-kole diyalektigi — bilincin baska bir bilincte aynalanmasi.
- Akil (Vernunft): Bilincin nesnellesmesi — gozlemleyici akil, eylemde-bulunan akil.
- Tin (Geist): Tarihsel-toplumsal kurumlar — etik yasam, kulturun yabancilasmasi, vicdan.
- Din (Religion): Mutlak'in dolayli temsillerle (Vorstellung) tasinmasi — dogal din, sanat-dini, vahyolunmus din.
- Mutlak Bilgi (absolutes Wissen): Mutlak'in kendisini saf kavram olarak bilmesi — felsefenin tepe noktasi.
Bu yolculukta her asama, oncesini Aufhebung yoluyla iceriden askindirir. Yolculugun tepesinde, bilincin yolculugu Geist'in kendi-kendini-bilince-cikarisi olarak gosterilir — yolu yuruyen bilinc ile yolun kendisi ayni sey olur.
Efendi-Kole Diyalektigi
Phanomenologie'nin en cok aktarilan bolumu Oz-bilinc bolumundeki Herrschaft und Knechtschaft (efendi ve kole) diyalektigidir. Hegel iki bilincin tani-tanma savasindan baslar: her bilinc, kendi bilincini ancak baska bir bilincin kendisini tanimasi yoluyla elde edebilir; ancak baska bilinc onunde kendi olumunu riske atan, yasamini risk ediben, kazanir. Kazanan Herr (efendi); yenik dusen, olumdan korktugu icin tabi olan Knecht (kole). Ancak bu iliski iceriden ters cevrilir: efendi kolenin emegine bagimlidir; kole ise emek vererek dunyayi sekillendirir ve boylece bilincini gercekligin icinde kazanir. Kole, daha sahih bilinctir — emek (Arbeit) kolenin bilincini olusturucu kilan eksendir.
Bu pasaj Marx'tan beri (1844 elyazmalari) sosyal-politik felsefeye, Sartre ve Beauvoir araciligiyla varolusculuga, ve Frantz Fanon araciligiyla post-kolonyal felsefeye yon vermistir. Mistik-manevi okumalarda da bu pasaj derin bir yapiya sahiptir: ozelligin reddinden butunluge geçi, kolenin emegiyle dunyayi yeniden uretmesi, fena sonrasi beka'da nasil bireyin kayboldukten sonra dunyayi yeniden inceledigine paralel okunabilir.
Karsilastirmali Okuma I: Hindu Lila (Kutsal Oyun)
Lila (Sanskrit: lila, oyun, eglence, kutsal-oyun) Hindu metafiziginde, ozellikle Bhakti geleneklerinde (Caitanya Vaisnavizmi, Ramanuja ve Vallabha) ve Sankara Advaita'sinda, Brahman'in dunyayi bir oyun olarak uretmesini, yaratimi neden olarak degil oyun olarak yapmasini ifade eden kavramdir. Hegel'in Geist'inin diyalektik acilimi ile Hindu lila arasinda yapisal bir akrabalik vardir: Geist, kendi acilimi icinde kendi karsisinda nesne kurar, sonra ic-zorunlulukla bu nesnellestirmeyi geri alip oz-bilincine cikarir. Bu, hicbir disardan zorunluluk olmadan, ic-kendi-arzudan olan bir kutsal oyun'a yapisal olarak benzer.
Fark: Lila'da oyun keyifli, kendiliginden, spanda (titresim) olarak akar; Hegel'de surec daha ciddi-trajik, celiskinin sancisiyla isler. Ancak Sri Aurobindo The Life Divine (1939-1940) eserinde Hegel ile Vedanta arasindaki yapisal akrabaligi disiplinli olarak analiz eder ve Hegel'in Geist'ini Sat-Cit-Ananda (varlik-bilinc-mutluluk) ucslu Mutlak'in modern Bati formu olarak okumayi onerir.
Karsilastirmali Okuma II: Hristiyan Kenosis
Kenosis (Yunanca kenosis, bosaltma, kendinden bosaltma; Pavlus'un Filipililer 2:7'sinde Isa'nin "kendisini bosaltarak [ekenosen] kul kiligini aldi" pasaji) Hristiyan teolojisinde Isa Mesih'in tanrisalliginin insan-olus icin kendinden bosaltmasidir. Hegel, ozellikle Phanomenologie'nin Din bolumunde ve Vorlesungen uber die Philosophie der Religion (1821-1831, olumunden sonra yayinlanan) eserlerinde, Hristiyanligi mutlak vahyin (offenbare Religion) icindeki yer aldigi yer olarak ele alir ve kenosis kavramini felsefi-spekulatif okumaya tabi tutar.
Glenn Magee Hegel and the Hermetic Tradition (2001) eserinde, Hegel'in kenosis okumasinin daha derin bir tabani oldugunu — Jacob Bohme'nin teosofik mistisizminin Hegel'i etkiledigini — gosterir. Bohme'de Ungrund (zemin-yokluk) kendisini Grund'a (zemin) acar, sonra dunyaya bosaltir, sonra geri toplar. Hegel'in Logik'inde de Mutlak'in kendisini kendi-disinda (Tabiat) olarak konup sonra Tin'de geri kazanmasi, yapisal olarak ayni harekettir.
Kenosis ile Hegelci diyalektik arasinda bir kapilik vardir: her ikisinde de Mutlak, kendi-tepesine ulasmak icin kendi-disina cikmak, kendinden bosalmak, karsisinda nesne kurmak zorundadir; ve ancak bu bosalmadan donerek tam kendisi olur. Karl Barth Hegel'i "protestan dogma'nin felsefi-spekulatif zirvesi" olarak okumustur (Die protestantische Theologie im 19. Jahrhundert, 1947).
Karsilastirmali Okuma III: Sefirot ve Kabala
Sefirot (Ibranice sefira, cogul sefirot, sayilar/saymalar) Kabala geleneginde Ein Sof'tan (sonsuz, dile-gelmez Mutlak) dunyaya doğru iniş kademeleridir. Bahir (12. yuzyil) ve Zohar (13. yuzyil) ile sistemlestirilen sefirot agaci on kademe icerir: Keter (taç) — Hochma (hikmet) — Binah (anlayis) — Hesed (cömertlik) — Gevurah (gücpe) — Tiferet (güzellik) — Netzach (zafer) — Hod (ihtisam) — Yesod (temel) — Malchut (krallik). Bu kademeler arasinda dolasim, hem yukaridan asagi (atziluth → beriah → yetzirah → assiyah dort alemi) hem asagidan yukari (tikkun, onarim) bicimindedir.
Hegel'in Geist'inin diyalektik acilimi ile sefirot semasi arasindaki yapisal akrabalik, ozellikle Hegel'in Logik'inde gosterdigi gibi:
- Saf Varlik (Sein) — Mutlak'in en uncuc-kademede konusu — Ein Sof'a yakindir
- Belirlilik (Bestimmtheit), Olum, Sinir (Grenze), Sonluluk — kademe kademe asagi ininme
- Tin'in tarihsel kendini-bilinclendirmesi — tikkun (onarim) hareketine paraleldir
Gershom Scholem Major Trends in Jewish Mysticism (1941) eserinde Hegel'in (Schelling ve Franz von Baader araciligiyla) Kabala kaynaklarina dolaylı bir erisim sahibi oldugunu, ozellikle Christian Knorr von Rosenroth'un Kabbala Denudata (1677-1684) eseri araciligiyla Lurianik Kabala'nin Alman Idealistleri tarafindan tanindigini iddia eder.
Tarih Felsefesi: Akil'in Hilesi
Hegel'in tarih felsefesi (Vorlesungen uber die Philosophie der Weltgeschichte, 1822-1830 derslerinden) Geist'in tarih icindeki diyalektik kendini-acmasini sergiler. Tarihsel donemler — Dogu (Cin, Hint, Iran, Misir, Yahudi) — Yunan-Roma — Hristiyan-Cermen — Geist'in ozgurluk-bilincinin kademe kademe acilimini gosterir. "Doguda bir kisi ozgurdur (despot); Yunan-Roma'da bazilari ozgurdur (vatandaslar); modern Hristiyan-Cermen dunyasinda hepsi ozgurdur (insan-olarak-insan)." Bu sema Hegel'in en cok elestirilen yanlarindan biridir — Avrupa-merkezcilik ve teleolojik tarih-anlayisi gerekceli olarak elestirilmis (Edward Said, Susan Buck-Morss).
Akil'in Hilesi (List der Vernunft) Hegel'in tarihselsel diyalektigindeki sik aktarilan kavramidir: Bireyler kendi tutkulariyla (Napolyon, Caesar, Iskender) hareket ederken, farkinda olmaksizin Geist'in tarihselsel acilim planinin araclari olurlar. "Buyuk adamlar tarihin lokomotifleridir" ifadesinin Hegelci formu budur — Akil, butun zaaflarini ve tutkularini kendi acilim icine alir.
Mutlak Tin: Sanat, Din, Felsefe
Hegel'in sisteminin tepesinde Mutlak Tin'in uc kademesi yer alir: sanat, din, felsefe. Hepsi ayni Mutlak icerigi (Mutlak'in kendisinin kendisini bilmesi) tasir, ama farkli formlarda:
- Sanat: Mutlak'i duyusal bicimde sergiler (heykel, sairlik, muzik)
- Din: Mutlak'i Vorstellung (tasarim, dolayli imge) icinde tasir (kutsal hikaye, ritus, kult)
- Felsefe: Mutlak'i kavram (Begriff) icinde, yani saf-kendi-bilince-cikma olarak sunar
Ucunun de ayni icerigi tasidigi gerekcesiyle, Hegel felsefesinde din ile felsefe arasinda hiyerarsik bir iliski vardir: felsefe daha yuksek bir bicimdir, ancak felsefede dile gelen icerik dinde de zaten vardir; "din halkin felsefesi, felsefe filozofun dinidir" gibi bir formul de Hegel-yorumlarindan turetilmistir (ki Hegel'in birebir cumlesi degildir).
Bu sema, mistik-manevi gelenekler icin oldukca elverislidir: tasavvufun seriat-tarikat-hakikat-maarifet dort kapisi, Hindu'nun karma-bhakti-jnana yogalari, Hegel'in sanat-din-felsefe semasiyla yapisal benzerlik gosterir. Hepsinde, ayni Mutlak icerik farkli kademeli bicimlerde tasinir; daha derin kademede ayni hakikat daha ic-saydam olur.
Resepsiyon ve Sonraki Etkileri
Hegel'in Berlin doneminde (1818-1831) butun Avrupa felsefesinin merkezi haline gelmesinden sonra, olumu (1831, kolera salgini) felsefesini iki kanada bolmustur: Saglavci (eski-Hegelci) kanat sistemin teolojik-muhafazakar yorumunu, Solcu (genc-Hegelci, Feuerbach, Bruno Bauer, Karl Marx, Friedrich Engels) materyalist-elestirel yorumu surdurmustur. Marx'in 1844 Okonomisch-philosophische Manuskripte eseri Hegel'in efendi-kole diyalektigini emek-sermaye iliskisine cevirmistir.
- yuzyilda Hegel resepsiyonunun en kritik figuru Alexandre Kojeve'dir; 1933-1939 yillarinda Paris'te verdigi Phanomenologie dersleri (Introduction a la lecture de Hegel, 1947 yayinlandi) Sartre, Merleau-Ponty, Lacan, Bataille, Klossowski, Levinas ile Fransiz felsefesini Hegelci kilmistir. Anglo-Sakson dunyada ise Charles Taylor'in Hegel (1975) ve Robert Pippin'in Hegel's Idealism (1989) eserleri Hegel'in idealizmini analitik felsefeye yeniden kazandirmis, Robert Brandom'in A Spirit of Trust (2019) eseri Phanomenologie'nin koklu bir pragmatist-cikarim okumasini sunmustur.
Manevi-mistik okumalarda Hegel'in en onemli yorumcusu Jean-Yves Lacoste ve Bernard Bourgeois'dir; Magee'nin (2001) Hegel ile Bohme-Eckhart-hermetik gelenek arasinda kurdugu kopru, Hegel'in salt burjuva-Alman-Aydinlanma felsefesi olarak okunamayacagini, daha derin teo-sofik bir kanal tasidigini gostermistir.
Hegel'in Spinoza ve Kant ile Iliskisi
Hegel'in sistemini anlamak icin onun Spinoza ve Kant ile kurdugu iliski temel oneme sahiptir. Hegel Vorlesungen uber die Geschichte der Philosophie'sinde Spinoza icin tarihsel-felsefi yorumda en cok aktarilan formulasyonunu kullanir: "Spinozismus durchlaufen zu haben ist der wesentliche Anfang alles Philosophierens" — "Spinozaciligi gecmis olmak butun felsefe yapmanin temel baslangicidir." Hegel, Spinoza'da gercekten butun varolusun tek bir mutlak'ta toplandigini gormüş, ancak Spinoza'da Mutlak'in cansiz, passif, kendisini bilince cikar-mayan bir substans olarak ele alindigini elestirir. Hegel'e gore mutlak salt bir varlik degil, kendisini bilen bir oz-bilinctir; Mutlak'in cevheri Geist, yani aktif kendi-bilinclesme olmalıdır.
Kant ile iliskide Hegel, Kant'in butun felsefesini icerden askindirma projesi olarak okur. Kant Kritik der reinen Vernunft (1781) eserinde teorik akilin sinirlarini cizmis, Ding an sich (kendisi-icin-sey) ile Erscheinung (gorungu) arasinda asilamaz bir uzlasmaz uçurum konulamustur. Hegel'e gore bu uçurum, modern dusuncenin temel celiskisidir; ve bu çelisigi ic-anlama yoluyla askindirmak gerekir. Phanomenologie'nin yolculugu, bu Kant-uçurumunun bilinç kademe kademe kendi olusuyla askindirmasidir: gorungunun ardinda baska bir gerçeklik yoktur — gorungu, kendi-acilmasinda olan Mutlak'in kendisidir.
Bu, Hegel'in spekulatif (speculatius, ayna-imisce dusunen) tutumunun ozudur. Speculum Latince ayna demektir; speculatius dusunce ise gercekligi kendi karsisina koyup tekrar geri toplayan dusuncedir. Mistik geleneklerin temel hareketi de boyle bir ayna-yansima-geri-donus yapisidir: tasavvufda Hak'kin isimlerinin aynasinda kendisini tanimasi ("Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim ve halki yarattim"); Hindu Vedanta'da Brahman'in maya aynasinda kendisini jiva-atman olarak goren ve sonradan birligi yeniden tanitan hareketi; Kabala'da Ein Sof'tan Sefirot aynasina, oradan dunyaya inip tikkun ile geri donen yolculuk. Hegel'in spekulatif diyalektigi, bu mistik aynalanma hareketinin Bati felsefi dilinde rasyonel-sistematik bir formulasyonudur.
Anlam-Tarih: Bildung Olarak Yolculuk
Hegel'in sistemindeki en zengin kavramlardan biri Bildung'tur (olusum, gelisim, oz-egitim). Almanca Bildung, salt "egitim" anlamina gelmez; kişinin kendisini sekillendirmesi, ic-disardanin diyalektikinde kendi-formunu kazanmasi anlamina gelir. Phanomenologie esasen bilincin Bildung'unun anlatimidir: her kademe, oncekinin yetersizligini iceriden gormeden buyumesi, askindirmasi, donusmesidir.
Bu, mistik geleneklerin salikin yolculugu kavramiyla dogrudan akrabadir. Tasavvufda manazil-i seyr-i suluk (salikin konak-konak yolculugu) — Abdullah el-Ensari'nin Menazilu's-Sairin (yaklasik 1080) eseri yuz konagi adim adim anlatir. Hindu yoga geleneginde sadhana (uygulama) — Patanjali'nin sekiz-uyeli yogasi (yama, niyama, asana, pranayama, pratyahara, dharana, dhyana, samadhi) — adim adim ic-donusum semasi. Kabala'da seder ha-merkavah (savas-arabasinin sirasi, ilahi tahtina cikis kademeleri). Hepsinde, Bildung gibi, salik kendi olusunu kademe kademe askindirir, her kademe oncekini iceriden donusturur.
Hegel'in Bildung kavraminin Bati pedagojisi ve insan-bilimleri uzerindeki etkisi (Wilhelm von Humboldt'un Berlin Universitesi reformu, Bildungsroman edebi turun teori-icinde-kuramlasmasi, Hans-Georg Gadamer'in hermenotik formasyon-anlayisi) onu mistik salik-yolculuk semalariyla derinden akraba kilan ortak-yapidir.
Negativitenin Gucu
Jean-Luc Nancy Hegel: The Restlessness of the Negative (1997) eserinde Hegel'in butun sisteminin merkezinde die Macht des Negativen (negatif'in gucu) kavraminin durdugunu gosterir. Hegel'in famoz cumlesi Phanomenologie Vorrede'sindedir: "Tin'in gucu, ancak kendisinin yikilmasina dayanabilen ve kendisinde negatif olani tasiyabilen Tin'in gucudur." Hayat, celisigi tasiyabilen hayattir; kendisi-icin-kendisi-disinda kalan, kendisini parcalayip yeniden toplayan harekettir.
Bu, mistik geleneklerin fena deneyimine yapisal olarak akrabadir: tasavvufda salik, nefs-i emmare'sini olduren, varolusunu Hak'ta yok eden (fena) sancili-yikici bir gecisi yasar; ancak bu yok-olus oncesinde beka (sonra-varolus) imkani yatar. Hristiyan mistisizminde via negativa (Dionysius, Eckhart, Yuhanna ha-Salib): Tanri'ya yaklasan, butun olumlu sifatlari onun hakkinda yikar, karanlik geceden (Yuhanna ha-Salib'in noche oscura'si) gecer, oradan birlik-i karanlik (caligo divina)'a ulasir. Hegel'in negatifligi, bu mistik via negativa'nin Bati felsefi dilinde rasyonel-sistematik bir formulasyonudur — Mutlak, ancak kendi-negatifligine dayanip ondan geri toplanabildigi olcude Mutlak olur.
Dini Felsefi Okumalar
Hegel'in Vorlesungen uber die Philosophie der Religion (1821, 1824, 1827, 1831 dersleri, olumunden sonra yayinlandi) eseri, butun dunya dinlerini Geist'in tarihsel-felsefi kademelendirilmesinde okur: dogal dinler (tabiat-tanrilari) — sanat-dini (Yunan) — Yahudilik (yucelik dini) — Roma (zaruret dini) — Hristiyanlik (mutlak-vahy dini). Bu kademelendirme Avrupa-merkezci-Hristiyan-elhakkilastiricidir ve modern din-bilimi (Mircea Eliade, Wilfred Cantwell Smith, Wendy Doniger) tarafindan elestirilmistir. Ancak Hegel'in yontemi — dinleri Mutlak'in tarihsel-fenomenolojik acilim kademe-leri olarak ele almak — modern karsilastirmali dini bilimleri kuran metodolojik temeldir.
Hegel'in din-felsefesindeki en derin pasajlardan biri "Mutsuz Bilinc" (unglückliches Bewusstsein) bolumudur (Phanomenologie'de). Mutsuz Bilinc, kendisini bolumlu olarak tanir: kendi ic-mutluluk ozdesligi (ic-tanrisi), kendisinden ayri olarak dis-Tanri (askin Tanri) seklinde yansir. Bilinc bu boluk-iken, Tanri'yi uzakta-ulasilamayan olarak ozler; her caba, sonsuz-uzaklik altinda sonuksuzdur. Bu, klasik Hristiyan-Yahudi-Islami askin-teizmin Hegelci fenomenolojisidir: askin Tanri'ya yonelmiş bilincin yapisal trajedisi.
Mutsuz Bilinc, bu bolusu Aufhebung yoluyla askindirir: dis-Tanri'nin kendi-disardanligini bilen bilinc, askin Tanri'nin aslinda kendi-bilincinin ben-disardanligi oldugunu — yani Tanri'nin kendisinin bilincin oluş-icinde gerceklestigini — kavrar. Bu, Hegel'in Hristiyanligi icsellestirmesidir: Kutsal Ucleme (Trinity) — Baba (Mutlak), Ogul (kenosis: Mutlak'in kendi-disindaki dunyaya bosalimi), Kutsal Ruh (Mutlak'in kilise ve cemaat icinde kendi-kendine donusu) — bu, Ucleme'nin Hegelci spekulatif okumasidir. Magee (2001) bu okumanin Jakob Bohme ve Friedrich Christoph Oetinger araciligiyla hermetik gelenege kadar uzandigini gosterir.
Dogu ile Hegel'in Sinirli Iliskisi
Hegel kendi doneminde Humboldt ve Friedrich Schlegel kanaliyla baslayan oryantalistik akima cevap vermek zorunda kalmistir. Vorlesungen uber die Philosophie der Geschichte'nde Cin, Hint, Iran felsefelerini ele alir; ancak bu degerlendirmeler ya yetersizdir (Humboldt'un Bhagavad Gita cevirisi uzerine yazdigi 1827 yorumlu degerlendirmesi sik elestirilmistir) ya da kapali-soylem reductivedir. Hegel'in Hint felsefesini henuz tin-olmayan (henuz oz-bilinclese-meyen) bir kademede konumlandirmasi, Hindu geleneklerini ileri-felsefi gelenekler olarak gormeyi engellemistir.
Ancak Hegel'den sonra, ozellikle Sri Aurobindo (Cambridge'de Hegel'i okumus, The Life Divine 1939-1940'da Hegelci kavramlari Vedanta yorumuna kullanmistir), Radhakrishnan (Oxford Hegel-okuru, An Idealist View of Life 1932), K.C. Bhattacharya gibi modern Hindu felsefeci, Hegel'in diyalektik yontemini Vedanta yorumlamasi icin kullanmistir. Bu yontem-aktarmasi, Hegel'in kendi Hint-yorumlarini askindirarak, Hegelci yontemi Hindu mistik felsefesinin modern formulasyonu icin verimli kilmistir.
Modernite Elestirisi: Sivil Toplum ve Yabancilasma
Grundlinien der Philosophie des Rechts (Hukuk Felsefesinin Temel Cizgileri, 1820) eseri Hegel'in nesnel tin felsefesinin sistematik sergidir. Burada Hegel modern toplumun ic-yapisini analiz eder: aile (sevgi-temelli birlik) — sivil toplum (ihtiyac-sistemi, urunler, sınıflar) — devlet (sentetik etik-butunlugu). Hegel sivil toplumun ic-celiskisini, modern endustriyel kapitalismin yabancilasmasini erken bir bicimde gormüş, Pobel (ayak takimi) — modernite tarafindan kendi-degerliligini kazanamayan yoksul siniftir — kavraminda modern alienasyonun analizini onceler.
Marx bu analizden, sivil toplumu kapitalist uretim iliskileri olarak yeniden adlandirip butun bir tarihsel-materyalist anlatiyi gelistirir; ancak Hegel'in temel buyusu, modernitenin ic-celiskilerinin onun spekulatif yontemiyle aciktan goz onune cikarilmasidir.
Manevi-mistik baglamda bu, modernite-elestirisinin Bati felsefi cizgisindeki ilk derin formudur. Pobel (modernitenin sahip cikamadigi yoksul taraf) ile Hindu daridra-narayana (yoksul-Vishnu, yoksullarda gizli Tanri), tasavvufun dervis idealiyle, Aziz Francis'in yoksulluk-sevgisiyle yapisal akrabaliki gosterir. Hegel, modernitenin sahip cikamadigi taraf'in gercek sahibi Mutlak Tin oldugunu — yani Mutlak'in kendi-acilimi icinde en alt-kademede de mutlak olarak hazir oldugunu — felsefi olarak gosterir.
Sanat Felsefesi: Estetik Dersler
Hegel'in Vorlesungen uber die Asthetik (1817-1829 dersleri, ogrenci kayitlarindan derlenmis) eseri, Mutlak Tin'in sanat kademesini analiz eder. Hegel sanatin uc-aşamali tarihsel acilimini onerir:
- Simgesel sanat (Misir piramitleri, Hint heykeli): Tin, henuz duyusal formu kontrol edemez, formla icerik aliviç-tutmaz.
- Klasik sanat (Yunan heykeli, Pheidias): Tin ile duyusal form arasi tam dengelilik; oz ile gorunum bir butundedir.
- Romantik sanat (Hristiyan-Cermen, Rembrandt, Shakespeare, Beethoven): Tin, duyusal-formu askindirir; iclik duyusal forma fazla geldi.
Hegel'e gore Romantik dönemden sonra sanat "olmüş"tur — yani sanat butun Mutlak-icerigi tasiyamaz hale gelmistir; bu icerik artik din'e ve felsefeye tasinmistir ("sanatın olumu" tezi, Arthur Danto 1984 vd. tarafindan modern sanat-felsefesinde devamlilastiri).
Klasik mistik gelenekler de benzer bir hiyerarsi tasirlar: Hindu'da karma-yoga (sanat ve eylem yoluyla) — bhakti-yoga (din yoluyla) — jnana-yoga (felsefe-bilgi yoluyla); tasavvufda seriat-tarikat-hakikat; Patanjali'de yamadan samadhiye uzanan sekiz-uye. Hepsinde, daha alt-kademe duyusal-bedensel; daha ust-kademe ic-bilinc ve kavramsal. Hegel'in sanat-din-felsefe semasi, bu mistik kademe-yapilarinin Bati felsefi dilinde rasyonel-sistematik bir formulasyonudur.
20. Yuzyıl Pratik-Manevi Etkisi
yuzyilda Hegel'in pratik-manevi etkisi cesitlidir:
Paul Tillich (1886-1965), Berlin'de Hegel okumuş, sonradan Systematic Theology (1951-1963) eserinde Hegelci diyalektigi correlation (karsilastirma) yontemine cevirmiştir. Tillich'in Tanri Mutlaktir, ama varolus-otesi-temeldir (Ground of Being) kavrayisi, Hegel'in Mutlak Tin'i ile Eckhart'in Gottheit'i arasinda bir surekliligi tasir.
Karl Rahner (1904-1984), Geist in Welt (1939) eserinde Heidegger ile Hegel'i sentezleyip Katolik teolojiyi modernlestirmistir.
Pierre Teilhard de Chardin (1881-1955), Le Phenomene Humain (1955), evrim-noogenez-Omega Noktasi sistemini Hegelci diyalektik bir formla kurar.
Sri Aurobindo (1872-1950), The Life Divine eserinde Vedanta-Hegel sentezini yapar.
Ken Wilber (1949-), Sex, Ecology, Spirituality (1995) eserinde tum dunya geleneklerini Hegelci diyalektik-kademeli (holonik) bir bicimde butunlestirmeye calisir.
Bu cizgi, Hegel'in modern senkretik maneviyat icin felsefi-yontemsel temelini olusturur: salt-rasyonel Bati felsefesi disardanlikta degil, mistik-manevi geleneklerin ic-yapisini felsefi-sistematik formda tasiyabilen ve modern dile cevirebilen Bati felsefesinin ana adresidir.
Senkretik Maneviyat Icin Onem
Hegel'in Geist felsefesi, modern senkretik maneviyat icin uc kritik kapi acar:
Diyalektik birlik-cokluk semasi: Geist'in kendi-acilim hareketi, Mutlak'in cokluga yansiyip cokluktan birlige donmesi seklindeki klasik mistik semaya rasyonel-felsefi bir form verir. Bu, Vahdet-i Vucud, Sefirot, Lila gibi geleneksel semalari modern bir dilde tasimaya yarar.
Tarihsellesme: Hegel'de Mutlak tarih icinde kendisini bilince cikarir; bu, mistik-statik ontolojilere (Brahman, Ein Sof) dinamik-tarihsel bir boyut ekler. Modern maneviyatin tarih-felsefesi (Teilhard de Chardin'in evrim-noogenez sistemi, Sri Aurobindo'nun supramental evrim ogretisi) yapisal olarak Hegelcidir.
Mutlak'in oz-bilinclilik olarak kavranisi: Hegel'de Mutlak salt bir varlik degil, kendisini bilen bir varliktir. Bu, mistik geleneklerin cit (bilinc), yetzirah (bilme), aql (akil) gibi merkezi kavramlarini felsefi olarak askindirir; Mutlak'in salt passif bir hakikat olmayip, aktif kendi-bilinc-edinme hareketi oldugu fikrini sistemlestirir.
Hegel'in eserinin onemi, Vahdet-i Vucud ve Advaita gibi geleneksel mistik ontolojilerle kurdugu yapisal akrabalik degil, bu yapisal akrabaligin modern Bati felsefesi icinde rasyonel-diyalektik bir formda tekrar onerilmesidir. Hegel, Spinoza gibi, vahyi varsaymadan mistik bir ontolojiye varan modern Bati'nin nadir orneklerindendir; ama Spinoza'dan farkli olarak, Hegel'de ontoloji tarihsel-diyalektik bir dinamigi tasir, statik degildir.
Bu nedenle Hegel, perennial felsefenin modern temsilcisi olmaktan cok, karsilastirmali maneviyat icin yontemsel bir tasiyici olarak okunabilir: onun diyalektik semasi, mistik geleneklerin ic-mantigini Bati felsefi dilinde sergileme imkani sunar; kenosis — lila — tecelli — tzimtzum gibi farkli geleneklerin merkezi hareketleri, Hegel'in Aufhebung'unda yapisal akrabaligini bulur.