Önemli Şahsiyetler

Johannes Tauler: Eckhart'ın Öğrencisi ve Rhein Mistisizminin Yayıcısı

14. yüzyıl Dominiken vaizi Johannes Tauler: Meister Eckhart'ın spekülatif mistisizmini Strasbourg ve Basel'in halkına Almanca vaazlarla taşıyan, ruhun dibindeki (Seelengrund) doğum öğretisini pratik bir ahlâka dönüştüren ve yüzyıllar sonra Luther'in saygıyla okuduğu Rhein mistisizminin köprü ismi.

12 bağlantı Orta Önemli Şahsiyetler Haritada göster →

“Tanrı ruhun en saf, en derin, en mahrem dibinde gizlidir; oraya hiçbir yaratık ve hiçbir suret giremez; oraya yalnız Tanrı kendi öz cevheriyle girer.” — Johannes Tauler, Vaazlar

Bir Köprü İsim

Geç Orta Çağ Alman maneviyatının doruğu sayılan Rhein mistisizmi üç isimle anılır: spekülatif derinliğin ustası Meister Eckhart, sevginin ve acının şairi Heinrich Suso ve bu ikisinin arasında pratik bir köprü kuran Johannes Tauler (yaklaşık 1300–1361). Eckhart'ın metafizik cesareti kilise otoritesini ürküttüğünde, Suso'nun lirik yoğunluğu manastır duvarlarının içinde kaldığında, Tauler'in serinkanlı, açık ve uygulanabilir vaazları Rhein mistisizminin halka ulaşmasını sağladı. O, Eckhart'ın baş döndürücü “Tanrılık” (Gottheit) öğretisini, sıradan bir esnafın, bir hizmetçinin, bir rahibenin gündelik hayatında yaşayabileceği bir yola dönüştürdü.

Tauler bir sistem kurucusu değil, bir yol göstericiydi. Geride spekülatif bir teoloji külliyatı değil, yaklaşık seksen kadar Almanca vaaz bıraktı; ve tam da bu vaazlar, onu Orta Çağ'ın en çok okunan ve en uzun ömürlü manevî yazarlarından biri yaptı. Eckhart'ın bazı önermeleri 1329'da papalık fermanıyla mahkûm edilirken, Tauler aynı öğretinin özünü öyle bir dengeyle, öyle bir kilise-içi sadakatle ifade etti ki, hem Katolik manastır geleneği hem de yüzyıllar sonra Protestan reformcular onu kendilerinden saydı.

Hayatı: Strasbourg'dan Basel'e

Tauler yaklaşık 1300 yılında Strasbourg'da, varlıklı bir burjuva ailesinde doğdu. Genç yaşta şehrindeki Dominiken (Vaizler Tarikatı) manastırına girdi. Tarikatın eğitim geleneği gereği felsefe ve teoloji okudu; muhtemelen Köln'deki ünlü Dominiken studium generale'sinde, yani Eckhart'ın da ders verdiği entelektüel ortamda yetişti. Onun, Eckhart'ın doğrudan dinleyicisi ve manevî öğrencisi olduğu hemen hemen kesindir; vaazlarındaki kavram dünyası — ruhun dibi, kopuş, içdeki doğum — Eckhart'ın izini açıkça taşır.

Tauler'in olgunluk dönemi, Avrupa'nın en sarsıntılı çağlarından birine denk geldi. Papa XXII. Ioannes ile İmparator Bavyeralı Ludwig arasındaki çatışma yüzünden Strasbourg üzerine interdikt (kilisesel yasak) konmuş, ayinler ve sakramentler durmuştu. 1338–1339 dolaylarında Tauler ve tarikat kardeşleri bir süre için Basel'e taşındı. Bu sürgün, onun Gottesfreunde (“Tanrı'nın Dostları”) hareketiyle yakın temasını pekiştirdi. 1347–1348'de Avrupa'yı kasıp kavuran Kara Ölüm (veba) sırasında Tauler Strasbourg'a dönmüş, salgının dehşeti içinde halka vaaz vermeyi, ölülere refakat etmeyi ve umutsuzluğa düşenleri teselli etmeyi sürdürmüştü. Bu kriz tecrübesi, onun maneviyatına derin bir gerçekçilik ve insanî sıcaklık kazandırdı. 16 Haziran 1361'de Strasbourg'da öldü.

Gottesfreunde: Tanrı'nın Dostları

Tauler'i anlamanın anahtarı, üyesi olduğu gevşek manevî ağdır: Gottesfreunde. Bu, kurumsal bir tarikat değil, 14. yüzyılda Rheinland, İsviçre ve Aşağı Ülkeler'de yayılmış, hem ruhbandan hem laiklerden oluşan bir içsel-yenilenme şebekesiydi. Adlarını İncil'deki “Sizi dost adlandırdım” (Yuhanna 15:15) sözünden alıyorlardı. Mektuplaşıyor, el yazmalarını dolaştırıyor, derin bir Tanrı sevgisini ve gündelik hayatın kutsanmasını vurguluyorlardı.

Bu hareket, kurumsal kiliseye düşman değildi; ama onun yorgunluğuna, biçimciliğine ve içsel boşluğuna bir tepkiydi. Tauler'in vaazları, işte bu çevrenin manevî gıdasıydı. Onun mistisizmi seçkinci bir kaçış değil, dünyanın ortasında, mesleğin ve sıkıntının içinde Tanrı'yı bulma çağrısıdır. Bir tüccarın dükkânındaki sadakatinin, bir manastır hücresindeki duadan eksik olmadığını söyler — bu, daha sonraki Protestan “meslek/çağrı” (Beruf) anlayışının uzaktan bir öncülü sayılmıştır.

Öğreti: Ruhun Dibi ve İçteki Doğum

Tauler'in teolojisinin merkezinde, Eckhart'tan devraldığı Seelengrund — “ruhun dibi” ya da “ruhun temeli” kavramı durur. Bu, insanın en derin, en saf, yaratılmamışa açılan iç çekirdeğidir; aklın, hafızanın ve iradenin gündelik işleyişinin altındaki sessiz uçurum. Tauler bunu Gemüt (zihnin/kalbin en derin yönelimi) ve Fünklein (“ruhtaki kıvılcım”, Eckhart'ın scintilla animae'si) gibi terimlerle de ifade eder.

Bu öğretinin pratik kalbi şudur: Tanrı, insanın ruhunun bu dibinde doğmak ister. Eckhart'ın “Tanrı'nın ruhta doğuşu” (Gottesgeburt) temasını Tauler de işler, ama onun vurgusu daima hazırlığa yöneliktir. İnsanın yapması gereken, kendini boşaltmaktır: benliğin, sahiplenmenin, kendi iradesinin terk edilmesi. Bu, Eckhart'ın ilahî hiçlik ve kopuş (Abgeschiedenheit) öğretisinin Tauler'deki karşılığıdır. Tauler bunu çoğu zaman Gelassenheit — “bırakmışlık, teslimiyet” diye adlandırır: ne yaparsa yapsın, sonucu ve kendini Tanrı'ya bırakma hâli.

Tauler'in özgün katkısı, bu yolun çileli ve dipsiz boyutunu vurgulamasıdır. O, kendini bırakmanın kolay bir huzur değil, çoğu zaman karanlık, kuruluk ve terk edilmişlik tecrübesinden geçtiğini söyler. Ruhun, Tanrı'ya yaklaştıkça hissettiği bu “karanlık” — sonraki yüzyıllarda Haçlı Yahya'nın ruhun karanlık gecesi diye adlandıracağı tecrübeyle akrabadır. Tauler için ızdırap, cezalandırıcı değil, arındırıcı bir uçurumdur; insanı kendi kendisinin sahteliğinden kurtarır.

Apofatik Miras ve Sınırlar

Tauler, Eckhart üzerinden ulaştığı olumsuzlama teolojisinin (negatif teoloji) mirasçısıdır. Tanrı'nın hiçbir kavramla, hiçbir suretle kuşatılamayacağı, ruhun ancak tüm imgeleri ve düşünceleri terk ederek O'na yaklaşabileceği fikri, doğrudan Pseudo-Dionysius Areopagita'ya ve onun Latin Batı'daki yankısına dayanır. Bu yönüyle Tauler, apofatik (olumsuzlayıcı) teoloji geleneğinin Almanca konuşan dünyadaki en etkili halk vaizidir. Aynı sessiz, suretsiz arayış, aşağı yukarı çağdaşı olan İngiliz mistik metni Bilinmezlik Bulutu'nda da bağımsız biçimde dile gelir — ikisi de bilgiyi aşan bir “bilmeme” yoluyla Tanrı'ya varmayı öğütler.

Ancak Tauler, selefi Eckhart'ın sınıra dayanan ifadelerinden bilinçli bir mesafe korur. Eckhart “Tanrı'dan Tanrılığa” geçmekten, ruhun ve Tanrı'nın “bir ve aynı” olmasından söz ederken, Tauler aynı derinliği yaratıkla yaratıcı arasındaki ayrımı koruyarak ifade etmeye özen gösterir. Onun mistisizmi bir birleşme (unio) mistisizmidir; ama bu birleşme, varlıkların özdeşliği değil, sevgide ve teslimiyette bir kavuşmadır. Bu denge, Tauler'in neden hiçbir zaman aforoz ya da mahkûmiyetle karşılaşmadığını, aksine yüzyıllar boyunca hem manastırlarda hem de halk arasında güvenle okunduğunu açıklar.

Tauler'in maneviyatının bir başka kaynağı da, ondan önceki Latin mistik geleneğidir. Sevginin yolunu vurgularken Bernard de Clairvaux'nun “bridal mistisizmi”nden ve Fransiskan düşüncenin sıcaklığını sistematik bir ruh yolculuğuna döken Bonaventura'nın Itinerarium'undan beslenir. Böylece Tauler, Dominiken spekülasyonu ile Sistersiyen ve Fransiskan sevgi mistisizmini tek bir vaaz diline kaynaştırır.

Üslup: Halkın Diline İnen Mistisizm

Tauler'in tarihsel önemi, içeriği kadar üslubundadır. O, mistik tecrübeyi Latincenin teknik diliyle değil, dinleyicinin günlük Almancasıyla anlattı. Soyut kavramları somut benzetmelerle açtı: ruhun arınmasını şarabın mayalanmasına, Tanrı'nın çekiciliğini mıknatısa, kendini bırakmayı kucağa düşen bir çocuğa benzetti. Vaazları didaktiktir, tekrarlıdır, dinleyiciyi adım adım iç gözleme yönlendirir.

Bu sade ama derin Almanca, Tauler'i Eckhart ve Mechthild von Magdeburg ile birlikte Alman düzyazı dilinin kurucu isimlerinden biri yapar. Mistik tecrübeyi anlatacak bir Almanca sözvarlığının oluşmasında — Grund, Gelassenheit, Innigkeit gibi sözcüklerin manevî yük kazanmasında — onun payı büyüktür. Tauler bu yönüyle, sadece bir teolog değil, bir dil işçisidir.

Etkisi: Manastırdan Reformasyona

Tauler'in vaazları ölümünden sonra el yazmaları yoluyla hızla çoğaldı ve 15.–16. yüzyılda matbaayla geniş bir okur kitlesine ulaştı. Onu okuyanlar arasında Devotio Moderna hareketi, Nikolaus Cusanus ve daha sonra İspanyol mistikleri vardı.

En çarpıcı etki ise Martin Luther üzerindedir. Genç Luther, Tauler'in vaazlarını büyük bir hayranlıkla okudu, kenarlarına notlar düştü ve onun kendini-bırakma (Gelassenheit) ile Tanrı önünde insanın hiçliği öğretisini, kendi “yalnız iman” (sola fide) düşüncesinin habercisi olarak gördü. Luther, bir süre Tauler'in yazarı olduğunu sandığı (aslında anonim, Gottesfreunde çevresinden çıkan) Theologia Deutsch adlı küçük risaleyi 1516 ve 1518'de bastırdı ve önsözünde bu metni İncil ve Augustinus'tan sonra en çok şey öğrendiği kitap olarak nitelendirdi. Böylece Tauler, ironik bir biçimde, hem Katolik manastır maneviyatının hem de Protestan iç-dindarlığının ortak atalarından biri hâline geldi.

Tauler'in pratik, dengeli ve insanî mistisizmi, Suso'nun lirik yoğunluğu ve Eckhart'ın metafizik cesaretiyle birleşerek Rhein mistisizmini Batı maneviyatının kalıcı bir damarı kıldı. Bugün karşılaştırmalı maneviyat araştırmaları, Tauler'in “ruhun dibi” öğretisini, tasavvuftaki kalbin sırrı (sırr) ya da Hint geleneğindeki ātman gibi “benliğin ötesindeki öz” kavramlarıyla yan yana okur — her biri, insanın en derininde ilahî olanla buluşan bir merkez arayışının farklı dillerdeki ifadeleridir.

Kaynaklar