Önemli Şahsiyetler

Bernard of Clairvaux: Sistersiyen Gelin Mistisizminin Kurucusu

12. yüzyıl Sistersiyen reformcusu Bernard of Clairvaux'nun Neşideler Neşidesi üzerine 86 vaazda kurduğu gelin mistisizmi: ruhun Mesih'in gelini oluşu, dört sevgi basamağı ve 'sevginin ölçüsü ölçüsüz sevmektir' ilkesi.

17 bağlantı İleri Önemli Şahsiyetler Haritada göster →

“Diligendi modus est sine modo diligere — Tanrı'yı sevmenin ölçüsü, O'nu ölçüsüz sevmektir.” — Bernard of Clairvaux, De diligendo Deo, I

Sazlık Vadideki Adam

Latin Hristiyanlığının Orta Çağ'daki en etkili sesi, savaşçı bir Burgonya soylu ailesinde, 1090 dolaylarında Fontaines-lès-Dijon'da doğdu. Yirmi iki yaşında, otuza yakın akraba ve arkadaşını da peşine takarak henüz kurulmuş, yoksul ve katı bir reform manastırı olan Cîteaux'ya girdi — bu giriş, kuruluşunun çöküş eşiğindeki Sistersiyen hareketini bir anda canlandıran olaydır. Üç yıl sonra, 1115'te, abbé Stephen Harding onu bir avuç keşişle birlikte Champagne bölgesindeki ıssız, ışıksız bir vadiye gönderdi. Bernard burayı Clara Vallis — “Aydınlık Vadi”, Clairvaux — diye adlandırdı ve ölümüne (1153) dek bu manastırın baş rahibi olarak kaldı. Onun döneminde Clairvaux, Avrupa'nın her köşesine yüzlerce yavru manastır salan bir maneviyat imparatorluğunun merkezi hâline geldi.

Bernard, bir mistik olduğu kadar bir devlet adamı, vaiz ve polemikçiydi de: papaların seçimine müdahale etti, II. Haçlı Seferi'ni vaazlarıyla ateşledi (ve seferin başarısızlığının ahlâkî yükünü taşıdı), Pierre Abélard'ın akılcı teolojisine karşı çetin bir mücadele yürüttü, Tapınak Şövalyeleri için bir tüzük yazdı. Ne var ki bu kamusal yoğunluğun altında, onu sonraki yüzyıllar için asıl ölümsüz kılan şey, Tanrı sevgisi üzerine kurduğu içsel öğretiydi. Çağdaşları ona, sözlerinin baldan tatlılığı nedeniyle Doctor Mellifluus — “bal akan öğretmen” — adını verdiler.

Neşideler Neşidesi Üzerine Seksen Altı Vaaz

Bernard'ın mistik teolojisinin kalbi, ömrünün son on sekiz yılında keşişlerine sözlü olarak verdiği ve yazıya geçirilen Sermones super Cantica Canticorum'tur — İbranice Kutsal Kitap'ın o esrarengiz aşk şiiri Neşideler Neşidesi üzerine seksen altı vaaz. Bu devasa külliyat, metnin ancak ikinci bölümünün başına kadar ilerleyebilmiştir; Bernard öldüğünde dizenin tamamı henüz şerh edilmemişti. Bu “bitmemişlik”, eserin yöntemine içkindir: Bernard için Neşideler, satır satır tüketilecek bir metin değil, ruhun Tanrı'yla giderek derinleşen birleşmesini simgeleyen sonsuz bir dildir.

Bernard, bu yorumda Origenes'ten ve Nyssalı Gregorios'tan miras aldığı alegorik geleneği sürdürür: şiirdeki gelin (sponsa) ile damat (sponsus) arasındaki tutkulu diyalog, üç düzeyde okunur. Tarihsel-edebî düzeyde bir düğün şarkısıdır; eklesiyolojik düzeyde Kilise ile Mesih'in birleşmesidir; ama Bernard'ın asıl ilgilendiği üçüncü, tropolojik (ahlâkî-mistik) düzeydir: gelin, Tanrı'yı arzulayan tek tek insan ruhudur (anima). Böylece Neşideler, her bireyin içsel yolculuğunun haritasına dönüşür. Bu yorum çizgisi, sonraki Ren ve Felemenk mistiklerinde — özellikle Magdeburglu Mechthild ve Hadewijch gibi minne (sevgi) mistiklerinde — kadın sesiyle yeniden doğacaktır.

Gelin Olarak Ruh: Brautmystik

Bernard'ın asıl katkısı, Hristiyan maneviyatına gelin mistisizmi (Almanca Brautmystik, Latince mystica nuptialis) denilen güçlü mecazı yerleştirmesidir. Bu mecaza göre ruh, Mesih'in gelinidir; mistik hayatın doruğu, bu gelinin damadıyla yaşadığı birleşme öpücüğüdür. Vaazların ilk bölümleri, ünlü “öpücük” dizesinin (Osculetur me osculo oris sui — “Beni ağzının öpücükleriyle öpsün”) çözümlemesine ayrılmıştır.

Bernard burada üç aşamalı bir yükseliş çizer:

Bu erotik dilin cüretkârlığı bilinçlidir ama bedensel değildir. Bernard, amor carnalis'in (bedensel sevgi) dahi Tanrı'ya giden bir başlangıç olabileceğini, çünkü insanın önce “bedence” sevdiğini söyler; fakat amaç, bu sevginin saflaşarak amor spiritualis'e (ruhsal sevgi) dönüşmesidir. Gelin mecazı, böylelikle cinselliği yüceltmez; arzunun enerjisini Tanrı'ya yöneltir. Bu yaklaşım, Avilalı Teresa'nın “ruhun şatosu”ndaki manevî evlilik öğretisine ve Meister Eckhart'ın “Tanrı'nın ruhta doğuşu” temasına giden uzun yolun ilk büyük kilometre taşıdır.

Bernard'ın bu birleşme tasvirleri, mistik deneyimin geçiciliğine ilişkin keskin bir dürüstlük taşır. Damadın gelişi (adventus) ânidir, kısa sürer ve geri çekilir; ruh, bu “ziyaret”i (visitatio) elinde tutamaz, ardından gelen “yokluk” ve “kuruluk” dönemlerini özlem içinde yaşar. Bu gelgit ritmi — Bernard'ın deyişiyle Söz'ün ruha “girip çıkışı” (ingressus et egressus Verbi) — sonraki mistik fenomenolojinin başlıca temalarından biri olacaktır. Damadın yüzünü göstermeden, yalnızca varlığını sezdirerek geçtiği anlar, bilinmezliğin bulutu içinden Tanrı'ya yaklaşmayı anlatan Bilinmezliğin Bulutu gibi İngiliz mistik metinlerinde de yankılanır. Bernard, deneyimi anlatmanın imkânsızlığını da kabul eder: birleşme “ancak onu tadana bilinir” (nemo scit nisi qui accipit); bu, mistik dilin tüm zorluğunu özetleyen bir itiraftır.

Sevmenin Dört Basamağı

Bernard'ın kısa ama yoğun risalesi De diligendo Deo (“Tanrı Sevgisi Üzerine”), mistik psikolojisinin en sistematik metnidir. Burada sevginin dört derecesini (gradus amoris) ayırt eder ve bunları manevî olgunlaşmanın haritası olarak sunar:

  1. İnsanın kendini, kendisi için sevmesi. Doğal, bencil sevgi; her şeyin başlangıcı olan ham hâl.
  2. İnsanın Tanrı'yı, kendisi için sevmesi. İnsan, Tanrı'nın iyiliğini kendi yararı için fark eder; çıkar gözeten ama yükselten bir aşama.
  3. İnsanın Tanrı'yı, Tanrı için sevmesi. Sevgi artık karşılıksızdır; Tanrı, kendi mükemmelliği uğruna sevilir. Bernard'a göre bu, bu hayatta ulaşılabilecek en yüksek basamaktır.
  4. İnsanın kendini, yalnızca Tanrı için sevmesi. Benliğin Tanrı'da tümüyle eridiği, “bir damla suyun şaraba karışması, kızgın demirin ateşe dönüşmesi, havanın güneş ışığında saydamlaşması” gibi tasvir edilen durum. Bernard, bu dördüncü basamağın yeryüzünde ancak anlık olarak, belki de hiç tam olarak deneyimlenemeyeceğini, asıl yerinin diriliş sonrası olduğunu söyler.

Bu “erime” (defluxio) imgeleri dikkat çekicidir: Bernard, benliğin yok olmasını değil, ilahî iradeye tam uyumunu kasteder — liquescere (erimek) ama cesare (yok olmak) değil. Bu nüans, onu daha sonraki bazı radikal Vernichtung (yok oluş) öğretilerinden ayırır. Yine de imgenin gücü, Ren mistisizmine (Johannes Tauler ve çevresine) ve apofatik geleneğe derin biçimde sızmıştır.

Tevazu, Kendini Tanıma ve Hümanite

Bernard için mistik yükselişin temeli, paradoksal biçimde, aşağı doğru bir hareket olan alçakgönüllülüktür (humilitas). İlk büyük eseri De gradibus humilitatis et superbiae (“Alçakgönüllülüğün ve Kibrin Basamakları”), Benedikten Kuralı'ndaki on iki tevazu basamağını yorumlar ve bunların aynası olan on iki kibir basamağını çizer. Bernard'a göre kendini tanımak (cognitio sui) Tanrı'yı tanımanın koşuludur: insan, kendi sefaletini ve aynı zamanda Tanrı suretinde yaratılmış soyluluğunu gördüğünde, hem alçalır hem yücelir.

Bu yönüyle Bernard, hümanist bir mistiktir: enkarnasyona, Mesih'in insanlığına, İsa'nın bedensel hayatının (doğumu, çilesi, yaraları) tefekkürüne büyük yer verir. Onun teşvik ettiği “yaralara bakış” ve “beşikteki çocuğa şefkat” devotionu, sonraki yüzyıllarda Fransiskan maneviyatını (Sienalı Catherine'in tutku mistisizmine kadar) besleyecek olan duygusal-bedensel dindarlığın kaynaklarından biridir. Bernard ayrıca Meryem'e adanmışlığın (Mariyoloji) en güçlü savunucularındandır; Dante, İlahî Komedya'nın son kantosunda Meryem'e yapılan büyük duayı tam da Bernard'ın ağzına koyar — bu, Orta Çağ'ın Bernard'ı “göksel tefekkürün rehberi” olarak gördüğünün en çarpıcı kanıtıdır.

Tefekkür ve Eylem Gerilimi

Bernard'ın hayatı, mistik içe çekiliş ile dünyevî sorumluluk arasındaki gerilimin canlı bir örneğidir. Bir yandan manastırın sessizliğini ve contemplatio'yu yücelten vaazlar verirken, öte yandan kilise siyasetinin, sefer vaazlarının ve teolojik kavgaların tam ortasındaydı. Kendisi bu gerilimi açıkça yaşar; mektuplarında, etkin hayata sürüklenmekten yakınır ama görevden de kaçmaz. Onun çözümü, “taşan kâse” (si sapis, concham te exhibebis et non canalem) imgesinde gizlidir: bilge kişi bir oluk (kanal) değil, bir kâse gibi olmalıdır — önce kendi içini doldurmalı, ancak taştıktan sonra başkalarına vermelidir. Bu öğüt, sonraki manastır maneviyatında ve Thomas Merton gibi modern münzevilerde yankı bulan bir denge ilkesidir.

Bernard'ın tefekkür anlayışı, kadim çöl ataları geleneğinin ve Doğu Hristiyanlığının manevî hazinesinin Latin Batı'daki muadilini oluşturur; ne var ki Bernard, Yunan babalarının nous-merkezli “akıl duası”ndan çok, affectus yani sevgi ve arzu merkezli bir mistisizm geliştirir. Onun için Tanrı'ya ulaştıran bilgi değil, sevgidir: amor ipse notitia est — “sevginin kendisi bir bilgidir”.

Kadın Mistiklere ve Sonraki Geleneğe Mirası

Bernard'ın gelin mistisizmi, belki de en güçlü etkisini Orta Çağ kadın mistiklerinde gösterdi. Neşideler'in gelinini insan ruhuyla özdeşleştiren yorum, kadınlara — toplumsal olarak Mesih'in gelini imgesiyle zaten ilişkilendirilen rahibe ve beginlere — kendi mistik deneyimlerini ifade edecek güçlü bir dil sağladı. Magdeburglu Mechthild'in Tanrılığın Akan Işığı, Hadewijch'in minne şiirleri ve mektupları, Bingenli Hildegard'ın görüleri — hepsi Bernard'ın açtığı sevgi-dilinin içinde, ama kendi özgün seslerini bularak konuşur.

Gelin mistisizminin bu kadınlara açtığı alan, salt edebî bir mecaz değil, kurumsal bir gerçeklik de yaratmıştır. Sistersiyen reformun yaydığı katı yoksulluk ve içe dönüklük ideali, 12.-13. yüzyıllarda Kuzey Avrupa'da kadın manastırlarının ve begin topluluklarının patlamasını besledi; bu çevrelerde Neşideler'in dili, doğrudan deneyime dayanan ilk şahıs mistik anlatının ana damarı oldu. Bernard'ın “sevginin kendisi bilgidir” ilkesi, teolojik eğitimden dışlanmış kadınlara, skolastik akıl yürütmeye değil yaşanmış sevgiye dayanan bir otorite kaynağı sundu. Bingenli Hildegard'ın Bernard'la mektuplaşması ve ondan onay istemesi, bu yeni maneviyatın erkek otorite ile kurduğu hassas dengeyi gösterir; öte yandan Norwichli Julian'ın iki yüzyıl sonra Tanrı'nın anneliğini ve koşulsuz sevgisini işleyen tefekkürü, Bernard'ın affektif mistisizminin uzak ama bariz bir mirasçısıdır.

Latin geleneği içinde Bernard, “son baba ve ilk skolastik arasındaki köprü” olarak anılır. Akıl yoluyla teoloji yapan Abélard'a karşı çıkışı, onu bazen anti-entelektüel göstermiş olsa da, asıl mesajı bilgiye düşmanlık değil, bilginin sevgiye tâbi olması gerektiğiydi. Reform çağında Martin Luther bile Bernard'a derin saygı duydu; onu “havarilerden sonra en büyük vaiz” sayarak Katolik bir mistiği Protestan dindarlığa taşıdı. Bernard 1174'te aziz ilan edildi, 1830'da Kilise Doktoru (Doctor Ecclesiae) payesi aldı. Onun açtığı sevgi-merkezli yol, Latin Hristiyanlığının mistik dilini bin yıl boyunca biçimlendiren temel gramerlerden biri olarak kalmıştır.

Kaynaklar