Ayni: And'da Karşılıklılık Prensibi ve İnsan-Tanrı Sözleşmesi
And dünyasının kalbinde yatan ayni ilkesi: insan ile tanrılar arasındaki kesintisiz alışveriş döngüsü, kurban ve bereketin karşılıklı borç mantığı ve aynı mantığın Mezoamerika kan kurbanlarındaki yankısı.
“Bugün sana, yarın bana.” — And köylülerinin emek değiş tokuşunu özetleyen yaygın söz (hoy por ti, mañana por mí)
Bir Sözcükten Bir Kozmoloji
Keçua dilindeki ayni sözcüğü, ilk bakışta sıradan bir köy âdetini anlatır gibidir: bir komşunun tarlasında çalışırsın, o da senin tarlanda çalışır; bugün verdiğin emeği yarın geri alırsın. Ama bu basit takas mantığı, Andlar'da yalnızca bir ekonomik düzenleme değildir — varlığın dokusunu açıklayan kapsayıcı bir ilkedir. Ayni, insanlar arası dayanışmadan başlayıp insan ile toprak, insan ile dağ ruhları, insan ile ölü ataları ve nihayet insan ile tanrılar arasındaki bütün ilişkileri yöneten evrensel karşılıklılık yasasıdır.
And dünya görüşünde hiçbir şey karşılıksız değildir. Yağmur, bereket, sağlık, sürünün çoğalması — bunların hepsi görünmez güçlerin insana verdiği armağanlardır ve her armağan bir borç doğurur. Bu borç ödenmediğinde döngü kırılır: kuraklık başlar, hastalık yayılır, hayvanlar telef olur. Dolayısıyla ayni, And insanının kozmik bir sözleşmenin tarafı olduğunu, sürekli ödeme yapması gereken bir alacaklı-borçlu ağının içinde yaşadığını söyler. Bu, İnka maneviyatının ve daha geniş Andean dünyanın temel grameridir.
Karşılıklılığın Üç Katmanı: Ayni, Mink'a, Mit'a
And etnografyası, karşılıklılığın farklı ölçeklerini ayrı sözcüklerle adlandırır ve bu ayrım, ilkenin ne kadar kurumsallaştığını gösterir. Ayni dar anlamda iki hane arasındaki simetrik, gecikmeli değiş tokuştur: eşit emeğin zamana yayılmış karşılığı. Mink'a ise bir topluluğun ortak yarar için bir araya gelmesidir — bir köprü, bir kanal, bir evin yapımı gibi; burada karşılık doğrudan emek değil, şölen, içki (chicha) ve toplumsal saygınlıktır. Mit'a ise bu mantığın devlet ölçeğine taşınmış hâlidir: İnka devletinin tebaadan dönüşümlü olarak topladığı zorunlu emek hizmeti.
Antropolog John Murra'nın klasikleşmiş çözümlemesinde İnka ekonomisi, para ve pazar yerine tam da bu karşılıklılık ve yeniden dağıtım ilkeleri üzerine kuruluydu. Devlet, mit'a yoluyla topladığı emekle dev ambarlar (qollqa) doldurur, kıtlık zamanında halka dağıtır; böylece devletin kendisi de kozmik karşılıklılık döngüsünün dev bir aktörü hâline gelirdi. İmparator Sapa İnka, güneş tanrısı Inti'nin yeryüzündeki temsilcisi olarak, tanrılardan aldığı bereketi halka, halktan aldığı emeği tanrılara aktaran merkezî bir takas düğümüydü. Bu kurumsal mimari, seke sistemi gibi kutsal coğrafyalarla iç içe işliyordu.
İnsan ile Toprak Arasındaki Borç: Pachamama'ya Ödeme
Ayni'nin en yoğun yaşandığı eksen, insan ile Pachamama — toprak ana — arasındaki ilişkidir. Toprak insanı besler, ama bu beslenme bir lütuf değil, ödenmesi gereken bir avanstır. Bu yüzden Andlar'da hiçbir önemli iş, toprağa bir şey geri verilmeden başlamaz. Bu geri ödeme jestinin adı, Aymara dünyasında ch'alla ve daha kapsamlı ritüel biçimiyle despacho (ya da pago a la tierra, "toprağa ödeme")dir.
Bir despacho töreninde, yerel ritüel uzmanı (paqo veya yatiri), bir kâğıt ya da kumaş üzerine özenle düzenlenmiş armağanlar dizer: koka yaprakları, lama yağı, mısır, bir lama fetüsü (sullu), şeker, renkli yün, deniz kabukları (mullu — Spondylus). Bu paket, dualarla toprağa gömülür ya da yakılır; böylece görünmez âleme "yedirilir". Buradaki mantık birebir besleyici bir mübadeledir: aç bırakılan toprak ve dağ ruhları "yer", karşılığında bereket verirler. Ağustos ayı, toprağın "açık" ve "aç" kabul edildiği aydır; bu dönemde despacho'lar yoğunlaşır. Bu ritüel düzenin ayrıntıları Pachamama ritüellerinde ve daha geniş çerçevesi And kozmolojisinin üç dünya katmanında görülebilir.
Catherine Allen'ın Cusco yakınlarındaki Sonqo köyünde yürüttüğü uzun soluklu etnografya, bu mübadelenin gündelik hayatın en küçük jestlerine bile sindiğini gösterir. Bir And köylüsü koka çiğnemeye başlamadan önce, yaprakların en güzelini seçip toprağa ya da rüzgâra sunar (k'intu); içkisinin ilk yudumunu yere döker (ch'alla). Bu küçük, neredeyse refleks hâline gelmiş davranışlar, ayni'nin ne kadar derinden içselleştirildiğinin kanıtıdır: insan, her tüketim anında önce verir, sonra alır. Allen bu yaşam biçimini "sama" — soluk, hayat enerjisi — kavramı üzerinden okur: koka çiğnemek, toprakla soluk alışverişi yapmaktır. Karşılıklılık böylece soyut bir ilke değil, bedensel ve süregiden bir pratiktir; insan bedeni ile kozmosun enerjisi arasında durmaksızın akan bir nefes alışverişidir.
Apular ve Wak'alar: Manzaranın Canlı Muhatapları
And karşılıklılığının muhatapları soyut tanrılar değil, manzaranın somut unsurlarıdır. Apu denen dağ ruhları, her vadinin koruyucusu olan canlı kişiliklerdir; en yüce zirveler (Ausangate, Salkantay) en güçlü apulardır. Bunların yanı sıra her kaya, pınar, mağara ya da olağandışı yer bir wak'a — kutsal odak — olabilir. Bu varlıklar insanla pazarlık eder, küstürülürse ceza verir, doyurulursa korur. İlişki tamamen kişiseldir: insan apuya adıyla seslenir, ondan iyilik diler, borcunu öder.
Bu yüzden And maneviyatında "tapınma" sözcüğü yarı yarıya yanıltıcıdır; daha doğru kavram alışveriştir. İnsan dağın önünde diz çökmez yalnızca; onunla bir sözleşme yürütür. Apular ve wak'alar, ataların ruhlarıyla — mallki denen mumyalaşmış atalarla — birlikte, yaşayanların sürekli besleyip gözettiği geniş bir görünmez akrabalar topluluğu oluşturur. Mallki ata kültü, ayni mantığının ölülere uzanan koludur: ata da beslenmeyi bekler, beslenirse soyunu kollar.
Kurbanın Mantığı: Capacocha ve Yüksek Dağ Adakları
Karşılıklılık ilkesi en uç, en ciddi noktasına capacocha (ya da qhapaq hucha, "kraliyet yükümlülüğü/günahı") töreninde ulaşır. Bu, İnka devletinin en büyük krizlerde — imparatorun ölümü, deprem, salgın, taht değişimi — başvurduğu insan kurbanı ritüeliydi. Genellikle kusursuz kabul edilen çocuklar, imparatorluğun dört bir yanından başkent Cusco'ya getirilir, törenlerle kutsanır, sonra ülkenin en yüksek zirvelerine çıkarılıp orada — çoğunlukla koka ve chicha ile uyutularak — tanrılara sunulurdu.
1999'da Llullaillaco yanardağında (6.700 m) bulunan üç çocuğun olağanüstü korunmuş mumyaları, bu uygulamanın arkeolojik kanıtını sundu. Buradaki kurban mantığı, ayni'nin en saf ifadesidir: en değerli olan verilmedikçe, en büyük bereket alınamaz. Çocuk, toplum ile kozmos arasındaki en yüksek değerli takas nesnesidir; onun zirvedeki apuya "iadesi", bütün imparatorluğun dengesini yeniden kurar. Kurban burada bir cezalandırma ya da öfke yatıştırma değil, bozulan kozmik hesabın denkleştirilmesidir.
Capacocha'nın siyasal boyutu da en az teolojik boyutu kadar dikkat çekicidir ve karşılıklılığın çift yönlü doğasını açığa çıkarır. Kurban edilecek çocuklar imparatorluğun en uzak eyaletlerinden seçilir, başkente getirilir, sonra çoğu zaman kendi memleketlerinin yakınındaki kutsal zirvelere geri gönderilirdi. Bu yolculuk, taşranın merkeze sunduğu bir adak — yani halktan devlete uzanan bir ayni — ile devletin o bölgeyi tanrısal düzene bağlaması — yani merkezden taşraya uzanan bir lütuf — arasında kurulan iki yönlü bir bağdı. Maria Constanza Ceruti ve Johan Reinhard'ın yüksek dağ arkeolojisi araştırmaları, bu kurbanların yalnızca dinî değil, aynı zamanda imparatorluğun kutsal coğrafyasını fiziksel olarak işaretleyen siyasal eylemler olduğunu gösterir. Zirvedeki çocuk, hem bir armağan hem de bir sınır taşıdır; İnka düzeninin manzaraya kazınmış imzasıdır.
Mezoamerika Kan Kurbanlarına Karşılaştırmalı Bir Pencere
And karşılıklılık mantığı, kuzeyde — Mezoamerika'da — şaşırtıcı bir koşutluk bulur, ama önemli bir farkla. Aztek dünyasında da evren bir borç ekonomisi olarak tasavvur edilirdi. Mitolojiye göre tanrılar, beşinci güneşi (insanlık çağını) yaratmak için Teotihuacan'da kendilerini kurban etmiş, kanlarını ve bedenlerini vermişlerdi. Dolayısıyla insanlık varlığını bir tanrısal kurbana borçluydu ve bu borç kan ile ödenmek zorundaydı.
Aztek kan kurbanının (özellikle güneş tanrısı Huitzilopochtli'ye sunulan kalp adaklarının) iç mantığı, And'ın ayni'siyle aynı denklemi paylaşır: kozmos durmadan tükenir, insan onu beslemekle yükümlüdür, beslenmezse — Aztekler için — güneş doğmaz, evren durur. Aradaki fark maddenin seçimidir. And dünyası bereketi toprağa ve dağa, koka, yağ ve nadiren can ile öderken; Aztek dünyası göksel hareketi ve güneşi, chalchihuatl denen "değerli sıvı" yani kanla beslerdi. İki sistem de bir armağan-borç döngüsüdür; biri tarımsal-tellürik, diğeri göksel-soteriolojiktir. Bu kan teolojisinin örgüsü Maya-Aztek maneviyatında ve onun mitsel arka planı Popol Vuh'un yaratılış anlatısında ayrıntılı işlenir.
Maya dünyasında ise karşılıklılık daha çok soylu kişinin kendi bedeninden akıttığı kan akıtma (auto-sacrifice, dil ve kulak delme) ritüellerinde belirginleşir; yöneticinin kanı, ataları ve tanrıları çağıran bir iletişim sıvısıdır. Hatta kutsal top oyununun ölümle sonuçlanan boyutu da aynı kozmik denkleştirme mantığının bir başka yüzüdür: oyun, yaşam ve ölüm güçleri arasındaki dengeyi yeniden kurar.
Borç, Günah ve Denge: Karşılaştırmalı Bir Not
Ayni'yi yalnızca "primitif bir takas" olarak okumak, onun teolojik derinliğini kaçırmak olur. Karşılıklılık ilkesi, And ve Mezoamerika dünyalarına özgü bir kozmik adalet anlayışı taşır: evren statik ve kendine yeten bir düzen değil, sürekli akan, tükenen ve yeniden doldurulması gereken bir enerji ekonomisidir. İnsanın görevi bu akışı sürdürmek, hesabı denk tutmaktır.
Bu anlayış, Eski Dünya'nın birçok kurban geleneğiyle yapısal akrabalık taşır — Latince do ut des ("veriyorum ki veresin") formülündeki Roma kurban mantığından, Vedik yajña'daki tanrı-insan besleme döngüsüne kadar. Ama And ve Aztek dünyalarının özgünlüğü, bu ilkeyi toplumsal hayatın her katmanına — komşuluktan devlete, tarladan zirveye — tutarlı biçimde yaymasıdır. Bu yönüyle "kötülük", "borç" ve "denge" kavramlarının nasıl iç içe geçtiği, dünya inançlarının karşılaştırmalı demonolojisiyle ve Quetzalcoatl gibi armağan veren tanrı figürlerinin ahlâkî yapısıyla birlikte düşünülmeyi hak eder.
Marcel Mauss'un 1925 tarihli klasik Armağan Üzerine Deneme'si, tam da bu mantığı kuramsallaştırır. Mauss'a göre "armağan", arkaik toplumlarda hiçbir zaman karşılıksız değildir; vermek, almak ve karşılığını verme üçlü yükümlülüğü, toplumu bir arada tutan "toplam toplumsal olgu"dur. Armağanın içinde, onu verenin bir parçası — Mauss'un Polinezya'dan ödünç aldığı terimle hau, "şeyin ruhu" — kalır ve geri dönmek ister. And ayni'si bu kurama neredeyse mükemmel bir örnek oluşturur: verilen koka yaprağında, dökülen chicha'da, gömülen despacho'da insanın bir parçası toprağa geçer; toprak da bereketiyle karşılık verirken kendi hau'sunu insana iade eder. Ne var ki And ve Aztek dünyaları Mauss'un modelini aşan bir şey de söyler: burada karşılıklılığın muhatabı yalnızca başka insanlar değil, bizzat kozmosun kendisidir. Armağan döngüsü, toplumsal bağı kurmakla kalmaz, evrenin işlemesini de sürdürür. Güneşin doğması, yağmurun yağması, mevsimlerin dönmesi — bunların hepsi, insanın borcunu ödemeye devam etmesine bağlıdır. Karşılıklılık böylece etik bir kuraldan kozmolojik bir zorunluluğa yükselir.
Sonuçta ayni, And insanının dünyayla kurduğu ilişkinin özetidir: yalnız değilsin, borçlusun, ve verdikçe alırsın. Bu ilke, beş yüzyıllık sömürge ve Hristiyanlaştırma baskısına rağmen bugün de And köylerinde — kimi zaman aziz kültleriyle örtülmüş biçimde — yaşamaya devam eder; toprağa dökülen ilk yudum chicha'da, her ekim öncesi gömülen despacho'da varlığını sürdürür.
Kaynaklar
- John V. Murra, The Economic Organization of the Inka State (1980)
- Catherine J. Allen, The Hold Life Has: Coca and Cultural Identity in an Andean Community (1988; 2. baskı 2002)
- Frank Salomon & George L. Urioste (çev. ve ed.), The Huarochirí Manuscript: A Testament of Ancient and Colonial Andean Religion (1991)
- Gary Urton, The Social Life of Numbers: A Quechua Ontology of Numbers and Philosophy of Arithmetic (1997)
- Johan Reinhard & Maria Constanza Ceruti, Inca Rituals and Sacred Mountains: A Study of the World's Highest Archaeological Sites (2010)
- Inga Clendinnen, Aztecs: An Interpretation (1991)
- David Carrasco, City of Sacrifice: The Aztec Empire and the Role of Violence in Civilization (1999)
- Marcel Mauss, Essai sur le don (Armağan Üzerine Deneme, 1925)