Önemli Şahsiyetler

Dōgen Zenji

Japon Sōtō Zen geleneğinin kurucusu (1200-1253); Çin'de aldığı dharma-aktarımı sonrası Japonya'da Eihei-ji manastırını kuran ve Shōbōgenzō ile shikantaza pratiğini sistemleştiren Zen ustası; Mevlana ile çağdaş bir 13. yüzyıl mistiki.

42 bağlantı İleri Önemli Şahsiyetler Haritada göster → ⌛ 13. yüzyıl

Dōgen Zenji

Hayatı

Dōgen Zenji (道元禅師, 1200-1253) — Japonya'da Sōtō Zen geleneğinin kurucusu olarak kabul edilen bir Budist usta — Kamakura döneminin (1185-1333) en orijinal düşünürlerinden biridir. Dōgen'in hayatı, 13. yüzyıl Japonya'sında, ülkenin sosyal ve siyasî dönüşümlerinin yoğun olduğu — ve aynı yüzyılda Mevlana Celâleddîn-i Rûmî (1207-1273) Konya'da Mesnevî'sini yazarken — bir manevî atılım döneminde geçmiştir. İki ustanın doğum tarihleri arasında sadece yedi yıl, ölüm tarihleri arasında yirmi yıl fark vardır; ve bu çağdaşlık, karşılaştırmalı maneviyat çalışmaları açısından son derece anlamlıdır.

Dōgen, 1200 yılında Kyoto yakınlarında soylu bir aileden — babası Minamoto-no Michichika, annesi Fujiwara-no Motofusa'nın kızı — doğmuştur. Babasını üç yaşında, annesini ise sekiz yaşında kaybetmiştir. Annesinin cenaze töreninde tütsünün dumanı yükselirken küçük Dōgen'in gözlemlediği — bedenin geçiciliği üzerine ilk derinlemesine hissi — sonraki yıllarda manevî hayatının çıkış noktası olarak anılır. Annenin ölüm yatağındaki vasiyeti, oğlunun bir keşiş olarak hizmet etmesi yönündeydi.

Kazuaki Tanahashi'nin standart Dōgen biyografisi olan Enlightenment Unfolds (1999) ve Treasury of the True Dharma Eye (2010) eserlerinde derlediği biyografik bilgilere göre, Dōgen on üç yaşında dünyevi hayatı terk ederek Mt. Hiei'deki Tendai manastırına girmiş ve burada gönüllü Budist eğitimine başlamıştır. Tendai okulu — Çin Tiantai geleneğinin Japon uzantısı — Lotus Sūtra merkezli bir öğretiye dayanır ve felsefî olarak son derece sofistike bir kurumdur. Burada Dōgen klasik Çince ve Sanskritçe Budist metinleri okumayı öğrenmiştir.

Büyük Şüphe ve Çin Yolculuğu

Genç Dōgen, Tendai eğitiminde bir teorik soru ile karşılaştı ve bu soru onun manevî hayatının dönüm noktasını oluşturdu: "Eğer bütün canlılar zaten Buddha-doğasına (bukshō) sahipse, neden ve nasıl uyanışa erişmek için pratiğe gerek vardır?" Bu soru, Tendai doktrinindeki temel paradoksu yansıtıyordu: ya tüm canlılar zaten Buddha'ydı (bu durumda pratiğe gerek yok) ya da değiller (bu durumda Buddha-doğası evrensel değildir).

Kendi öğretmenleri ona tatmin edici bir cevap veremeyince, Dōgen Tendai çevresinden ayrılıp Kyoto'daki Kennin-ji manastırına geçti. Burada Eisai (1141-1215) — Japonya'ya Rinzai Zen'i getiren usta — ile ya doğrudan tanıştı ya da onun öğretileriyle tanıştı (kronolojik açıdan tartışmalı). Asıl ustası Myōzen (1184-1225) idi.

1223'te Myōzen ile birlikte Çin'e yolculuk yaptı. Bu, Japon Budistleri için Hindistan'a ulaşmanın yerine geçen alternatif bir manevî hac yoluydu — "buyrukluk yolu" (nyūsōso). İlk Çin yıllarında Dōgen, hayal kırıklığı içindeydi; ziyaret ettiği manastırlarda gerçek bir manevî hayatın yerine kurumsal ritüellere ağırlık verilmesinden rahatsız oldu. Ama 1225'te Tiantong manastırında Rujing (天童如浄, 1163-1228) ile karşılaşması, onun manevî hayatında temel bir dönüşüm oldu.

Rujing ile Manevî Tecrübe

Rujing — Sōtō (Çince: Caodong; 曹洞) geleneğinin sınırlı sayıda büyük ustası — Dōgen'i sıkı bir Zen pratiğine yöneltti. Rujing, Dōgen'e shikantaza ("sadece oturma") pratiğini öğretti; bu, herhangi bir kōan veya görselleştirme tekniği kullanmadan, sadece oturarak meditasyon yapma yöntemiydi.

Dōgen'in geleneksel anlatımdaki dharma-uyanışı (kenshō), Rujing'in bir gece zazen seansında uyuya kalan bir keşişe "oturma değil bu, bedensel-zihinsel terk etme (shinjin datsuraku) gerek!" diye azarladığı sırada gerçekleşmiştir. "Beden ve zihnin düşmesi" (shinjin datsuraku) ifadesi, sonra Dōgen'in tüm öğretisinin merkezî kavramlarından biri olacaktır.

1227'de — yaklaşık dört yıllık Çin yolculuğu sonrasında — Dōgen, Rujing'den dharma-aktarımı (denpō) alarak Japonya'ya geri döndü. "Boş ellerle döndüm" (kūshu genshu) sözüyle anılır onun bu dönüş anı: Çin'den herhangi bir kutsal emanet, sūtra veya nesne getirmediğini; sadece dharma'nın kendisini getirdiğini ifade eden bir deyimdir.

Eihei-ji'nin Kuruluşu

Japonya'ya döndükten sonra Dōgen bir süre Kennin-ji'de kaldı; ama ortodoks Tendai kuruluşunun ona karşı direnişi nedeniyle, 1233'te Kyoto dışında Kōshō-ji manastırını kurdu. Burada Fukan zazengi ("Yaygın Zazen Talimatı") — Zen pratiği için ilk Japonca bir el kitabı olan eserini yazdı. Bu yıllarda Shōbōgenzō'nun ilk fasiküllerini de yazmaya başladı.

1243'te, Eyheiji (Eihei-ji, 永平寺) — "Sonsuz Barış Manastırı" — adını verdiği yeni manastırını kurmak için Kyoto'yu terk edip dağlık Echizen bölgesine (bugünkü Fukui ili) yerleşti. Eihei-ji bugün hâlâ Japon Sōtō Zen'inin iki ana merkezinden biridir (diğeri Yokohama yakınlarındaki Sōji-ji'dir).

Bu son on yıl, Dōgen'in en yaratıcı dönemidir; Shōbōgenzō'nun büyük bölümünü Eihei-ji'de yazmıştır. 1253'te Kyoto'ya tedavi için gittiği bir sırada hastalandı ve aynı yıl elli üç yaşında vefat etti. Mezarı bugün Eihei-ji'de ziyaret edilebilir.

Öğretisinin Özü

Shikantaza — Sadece Oturma

Dōgen'in en bilinen ve en orijinal katkısı shikantaza (只管打坐, "sadece oturma", "sırf oturma") pratiğidir. Bu pratiğin temel ilkeleri Tanahashi'nin Beyond Thinking: A Guide to Zen Meditation (2004) eserinde sistematik olarak özetlenmiştir.

Dōgen'e göre meditasyon, herhangi bir hedefe ulaşmak için yapılan bir araç değildir. Aksine, meditasyonun kendisi uyanışın ifadesidir. "Pratik ve uyanış, bir bütündür" (shushō ittō) ilkesi, Dōgen öğretisinin felsefî kalbidir. Bu, Tendai döneminde sorduğu "neden pratik gerekir?" sorusuna verilen sofistike bir cevaptır: pratik, uyanışa varma aracı değil, uyanışın kendisinin ifadesidir.

Shikantaza pratiğinde:

Dōgen'in Fukan zazengi'sinde bu pratik şu sözlerle çağrılır: "Anlamadan bağlanmayı bırak, kavramayı uzaklaştır; ne iyiyi düşün, ne kötüyü düşün; doğruyu yanlışı ayırma; zihnin akışını, düşünceyi ve görüşü durdur; bir Buddha olmayı hedefleme."

Shinjin datsuraku — "beden ve zihnin düşmesi" — bu pratiğin meyvesidir; ama bu meyve hedef olarak kovalandığında ulaşılamaz. Paradoksal bir biçimde, beden-zihnin düşmesi ancak "beden-zihin düşmüş" gibi oturulduğunda gerçekleşir. Bu paradoks, Dōgen öğretisinin felsefî incelik düzeyini gösterir.

Buddha-Doğası ve Geçicilik

Dōgen'in en cesur felsefî atılımlarından biri, klasik tathāgatagarbha ("Buddha-doğası") doktrinini radikal bir biçimde yeniden okumasıdır. Klasik formülasyonda, "tüm canlılar Buddha-doğasına sahiptir" denilir; yani her canlının içinde uyanışa elverişli bir öz vardır. Dōgen, Shōbōgenzō'nun "Bukshō" (Buddha-doğası) bölümünde bu ifadeyi radikal bir biçimde dönüştürür: "tüm canlılar zaten Buddha-doğasıdır" — yani Buddha-doğası canlıların içinde değil, canlıların kendisidir.

Bu ince ama temel bir okumadır: Buddha-doğası, bir özelliğin sahibinin (varlığın) ondan ayrı bir niteliği değil, varlığın kendisinin temel doğasıdır. Bu okuma, Dōgen'in Hua-yan ve Tendai felsefî sentezinden beslenmektedir; ama Madhyamaka Nāgārjuna'nın şūnyatā doktrinin de — varlık ve varolanın özdeşliği — bir ifadesidir.

Benzer şekilde, Dōgen Uji (有時 — "Var-Zaman") bölümünde zamanın ve varlığın özdeşliğini öne sürer. "Zaman varlıktır, varlık zamandır" (uji wa sunawachi sōzai naru beshi) — bu paradoksal ifade, klasik Budist anicca (geçicilik) doktrinini ontolojik bir dönüşüme uğratır. Her an, varlığın eksiksiz bir ifadesidir; geçmiş ve gelecek, şimdiki anda var olan farklı varolma-tarzlarıdır.

Dōgen'in zaman-varlık özdeşliği, Heidegger'in Sein und Zeit (1927) eserindeki temel iddiası ile şaşırtıcı paralellikler taşır. Bu paralellik, 20. yüzyıl Japonya'sının Kyoto Okulu (Nishida Kitarō, Nishitani Keiji, Tanabe Hajime) tarafından sistemli biçimde işlenmiştir; ama doğrudan tarihî bir bağlantı yoktur — paralellik felsefî yakınlık düzeyindedir.

Birinin İşlevi ve Karuṇā

Dōgen'in pratik etiği, Shōbōgenzō'nun "Bodaisatta Shishōbō" ("Bir Bodhisattvanın Dört Yöntemi") bölümünde formüle edilmiştir. Bu yöntemler:

  1. Sunma (fuse) — Maddî, manevî, dharma sunumu
  2. Sevgi-dolu söz (aigo) — Karşıdakine değer veren, onun durumunu önemseyen konuşma
  3. Faydalı eylem (rigyō) — Başkasının yararına olacak somut eylem
  4. Birliktelik (dōji) — Karşıdakinin durumuna ortak olma, onun seviyesinde, onun yanında bulunma

Bu dörtlü öğreti, Mahāyāna geleneğinin temel kavramı karuṇā (şefkat) ile prajñā (bilgelik) arasındaki dengeyi pratik bir çerçevede ifade eder. Dōgen için bir Bodhisattva, başkalarının kurtuluşunu kendi kurtuluşundan ayrılmaz bir biçimde yaşar; ama bu yaşam, romantik bir duygusal bağlanma değil, shūsho ittō (pratik ve uyanışın birliği) çerçevesinde gerçekleşir.

Önemli Eserleri

Shōbōgenzō — "Gerçek Dharma Gözünün Hazinesi"

Dōgen'in başyapıtıdır. 95 fasikülden (bazı baskılarda 75 veya 87) oluşan, klasik Çinçe ve Eski Japonca karışımı bir dille yazılmış, Budist felsefî düşüncenin en yoğun eserlerinden biridir. Eserin başlığı Shōbōgenzō (正法眼蔵), "Gerçek Dharma'nın Gözünün Hazinesi" anlamına gelir; bu, Buddha'nın Mahākāśyapa'ya bir çiçek sunarak gerçekleştirdiği sözsüz dharma-aktarımının ("çiçek vaazı") klasik adıdır.

Kazuaki Tanahashi'nin yirmi beş yıllık çalışmasıyla 2010'da iki ciltlik tam İngilizce çevirisi (Treasury of the True Dharma Eye) Shambhala Publications tarafından yayınlanmıştır. Bu çeviri, Robert Aitken, Norman Fischer, Joan Halifax ve birçok diğer çağdaş Zen ustanın işbirliğiyle hazırlanmıştır ve bugün Batı'daki Dōgen çalışmalarının standart referansıdır.

Shōbōgenzō'nun en bilinen bölümleri:

Genjō Kōan, bugün Sōtō Zen rahiplerinin günlük seslerinde okudukları temel metinlerden biridir. Tanahashi'nin çevirisinde bölümün açılışı şöyledir: "Bütün dharma'ların Buddha-yolu olduğu zaman, uyanış ve illüzyon, pratik, doğum, ölüm, Buddhalar ve canlılar vardır. Sayısız dharma'nın bir bağımsız ben'i olmadığı zaman, illüzyon, uyanış, doğum, ölüm yoktur — Buddhalar yoktur, canlılar yoktur."

Fukan Zazengi — "Yaygın Zazen Talimatı"

Dōgen'in ilk eseridir (1227). Çince yazılmış, kısa ama yoğun bir zazen pratiği rehberidir. Bu eser, Japon Zen'inde meditasyon talimatları için temel ortak metin haline gelmiştir.

Diğer Eserler

Karşılaştırmalı Perspektif

Dōgen ve Mevlana — 13. Yüzyıl Çağdaşlığı

Mevlana Celâleddîn-i Rûmî (1207-1273) ile Dōgen Zenji (1200-1253) arasındaki çağdaşlık, karşılaştırmalı maneviyat literatürünün ilgi çeken konularından biridir. İki usta, dünyada birbirinden tamamen farklı kültürel-dinî çerçevelerde — Konya'nın tasavvufî atmosferi ve Echizen'in Zen ortamı — yaşamış, birbirinden habersiz olarak, ama benzer manevî zorunlulukları ifade eden öğretiler geliştirmişlerdir.

Pratik ve Pratik-Sonrası Birliği

Mevlana'nın Mesnevi'sinde defalarca tekrarlanan bir motif: âşığın maşuktan ayrılığı yanılsamadır; her ayrı görünen halinde, âşık ve maşuk bir bütündür. Dōgen'in shushō ittō (pratik ve uyanışın birliği) doktrini, yapısal olarak benzer bir tezi taşır: pratik (yola çıkma, sülûk, eğitim) ve sonuç (uyanış, fenâ, vâsıl olma) aslında ayrı değil, bir bütündür.

Mevlana'nın Mesnevî 1. cilt, 1-18 beyitlerinde söylediği Ney metaforu, Dōgen'in Genjō Kōan'ındaki balık-su, kuş-gök metaforuyla yapısal bir paralellik taşır:

Mevlana der ki: Ney, kamışlıktan ayrıldığında inler — ama bu ayrılık, bir görünüştür; ney, kamışlığın özünü sürdürür, ondan ayrılmamıştır gerçekten.

Dōgen der ki: Balık suda yüzer ve su asla son bulmaz; kuş gökyüzünde uçar ve gökyüzünün sınırı yoktur. Balık ve su, kuş ve gök, birbirinden ayrı değildir.

İkili paralellikte, her iki usta da görünen ikiliğin (âşık-maşuk, varlık-uyanış) arka planındaki birliği işaret eder.

Aşk ve Bilgelik

Mevlana'nın yolu, ışk (aşk) yoludur; Dōgen'in yolu, prajñā (bilgelik) yoludur. İki yol birbirine zıt görünebilir; ama dikkatli bir okumayla, her ikisinin de "benlik"in radikal bir biçimde dönüştürülmesi olarak yapısal bir benzerlik taşıdığı görülebilir. Mevlana'nın aşkı, kişisel bir duygu değil, ilâhî varlıkta yok oluş çağrısıdır; Dōgen'in bilgeliği, akademik bir kavrayış değil, beden-zihnin düşmesi (shinjin datsuraku) tecrübesidir.

Toshihiko Izutsu (1914-1993), Japon İslâm-bilgini olarak ünlü bu eşsiz düşünür, Sufism and Taoism (1983) eserinde Sufism ile Doğu Asya mistisizmini sistemli biçimde karşılaştırmıştır. Izutsu, Mevlana ile Sōtō Zen arasında doğrudan bir karşılaştırma yapmaz ama İbn Arabî ile Çin Çan ustaları arasındaki ontolojik paralellikleri ayrıntılı biçimde inceler. Onun metodunu izleyen sonraki çağdaş düşünürler — özellikle Mohammed Rustom — Mevlana ile Dōgen arasındaki spesifik karşılaştırmaları yapmaya başlamışlardır.

Köklü Farklılıklar

Yapısal paralelliklerin altında, iki sistem arasında köklü farklılıklar mevcuttur:

Birinci fark — Tanrı kavramı: Mevlana için yolun nihaî hedefi, Hak (Allah) ile birleşmedir. Hak, kişisel-aşkın bir gerçeklik olarak varlığını sürdürür; fenâ, mahlûkâtın Hakk'ta yok oluşudur. Dōgen için ise böyle bir kişisel-aşkın gerçeklik yoktur; Buddha-doğası evrensel ama kişisel-olmayan, kavramsallaştırılamayan bir gerçekliktir.

İkinci fark — Pratik formu: Mevlana, semâ (kutsal döngü), zikir (anma), sohbet (dini diyalog) gibi etkin, harekete-temelli pratiklerin ustasıdır. Dōgen, zazen (oturma meditasyonu) — sessiz, sabit, içselleşmiş bir pratiğin — savunucusudur.

Üçüncü fark — Duygu rolü: Mevlana'nın yolunda aşk — bir duygu, bir tutku, bir özlem — manevî gelişimin motorudur. Dōgen'in yolunda duygular geçici hâller olarak görülür; ne reddedilir ne yüceltilir, sadece shikantaza'nın engin sessizliğinde geçici bir görünüş olarak izlenir.

Dördüncü fark — Şiir vs. Felsefe: Mevlana, şairdir; teorik felsefe yapmaz, şiirsel sezgilerle konuşur. Dōgen, hem şair hem felsefedir; Shōbōgenzō yoğun bir felsefî sistemdir, ama Sansuikyō gibi bölümlerinde şiirsel-mistik dili de kullanır.

Reza Shah-Kazemi'nin Common Ground Between Islam and Buddhism (2010) ve Mohammed Rustom'un Sufism-Zen karşılaştırmalı çalışmaları, bu paralellikleri ve farklılıkları akademik bir titizlikle inceleyen son zamanlardaki en önemli çalışmalardır.

Dōgen ve Tasavvufî Fenâ Doktrini

Dōgen'in shinjin datsuraku ("beden ve zihnin düşmesi") kavramı, tasavvuftaki fenâ doktrini ile yüzeysel düzeyde derin bir yakınlık gösterir. Her iki kavram da "benlik"in radikal bir biçimde dönüştürülmesini — bilinçli, yapılı, ego-merkezli benliğin bir tür "ölümünü" — ifade eder.

İbn Arabî'nin fenâ anlayışında — bilhassa Fütûhâtü'l-Mekkiyye'deki sistematik formülasyonda — fenâ üç düzeyde yaşanır: fenâ fi'ş-şeyh (şeyhte yok oluş), fenâ fi'r-Resûl (Peygamber'de yok oluş) ve fenâ fi'llâh (Hak'ta yok oluş). Bu yok oluş, mahlûkâtın kendi varlık-yanılsamasını terk ederek Hakk'ın varlık-tezahürüne katılmasıdır.

Dōgen'in shinjin datsuraku anlayışında, böyle bir kişisel-aşkın "sahibe" yoktur. Beden ve zihin "düşer" — yani sabit, tözsel benlik-anlayışı çözünür — ama bu çözünüm bir başka Varlık'ta erime değil, varlığın koşullu-bağımlı doğasının doğrudan tecrübesidir.

İki kavram arasındaki temel ontolojik fark, Nāgārjuna ile İbn Arabî arasındaki farkla yapısal olarak aynıdır: tasavvuf pozitif bir Mutlak (Hak) önerir; Mahāyāna Budizm (Madhyamaka, Zen) böyle bir pozitif Mutlak'ı sistematik biçimde reddeder, yerine şūnyatā (boşluk) ve koşullu-bağımlı doğuş çerçevesini öne sürer.

Modern Karşılaştırmalı Çalışmalar

Dōgen, 20. yüzyıl Batı düşüncesi içine girmiş ender Doğu düşünürlerinden biridir. Heidegger'in Japon öğrencileri (Keiji Nishitani, Shizuteru Ueda) onu Batı'ya tanıtmış; Heidegger'in kendisi son yıllarında Dōgen'le ilgilenmiştir. Hubert Dreyfus, Steven Heine, Hee-Jin Kim gibi çağdaş Dōgen uzmanları, onun felsefî yapıtını Heidegger, Derrida ve Wittgenstein ile karşılaştırmalı olarak okumuşlardır.

Thomas Cleary, Carl Bielefeldt, Norman Waddell ve Masao Abe Dōgen'i Batı'ya tanıtan diğer önemli çevirmen-düşünürlerdir. Kazuaki Tanahashi'nin 2010'daki Shōbōgenzō tam çevirisi, Dōgen çalışmalarının yeni bir aşamasını başlatmıştır.

Türkiye'de Dōgen ve Zen çalışmaları, son yıllarda Cemil Meriç-sonrası kuşağın Doğu felsefesi ilgisi çerçevesinde gelişmektedir; ama hâlâ sınırlı bir akademik literatüre sahiptir. Karşılaştırmalı mevlevilik ve Zen çalışmaları, Türk okurun yakın olduğu Mevlana ile uzak duran Dōgen arasında bir köprü kurma potansiyeli taşır.

Modern Etkisi

Dōgen'in mirası, Japonya'da Sōtō Zen geleneği (bugün yaklaşık 14 milyon mensubu olan Japonya'nın en büyük Budist mezheplerinden biri) tarafından sürdürülmektedir. Eihei-ji ve Sōji-ji manastırları, hâlâ yüzlerce keşişin sıkı bir geleneksel Zen pratiği sürdürdüğü merkezlerdir.

Batı'daki Zen hareketi, büyük ölçüde Dōgen'in dolaylı etkisi altındadır. 1960'larda Shunryu Suzuki'nin (1904-1971) San Francisco'da kurduğu San Francisco Zen Center, Dōgen'in shikantaza pratiğini Batı'ya getirmiştir. Suzuki'nin Zen Mind, Beginner's Mind (1970) eseri, bugün Batı'daki en yaygın okunan Zen kitaplarından biridir; ve bu eser büyük ölçüde Dōgen'in öğretileri üzerine kuruludur.

Daha sonraki dönemde Robert Aitken (1917-2010), Maezumi Roshi (1931-1995), Joan Halifax (d. 1942), Norman Fischer (d. 1946) gibi Batılı Zen ustaları Dōgen'i Batı'ya farklı yorumlarla aktarmışlardır. Modern engaged Buddhism ("angaje Budizm") hareketi de — özellikle Thich Nhat Hanh'ın çalışmaları üzerinden — Dōgen'in bodaisatta shishōbō (bir Bodhisattvanın dört yöntemi) öğretisinden besleniyor.

Dōgen'in uji (var-zaman) felsefesi, 20. yüzyıl Kyoto Okulu'nun (Nishida Kitarō, Nishitani Keiji) felsefî sentezinin temellerinden birini oluşturur. Bu okul, Dōgen'in zaman-varlık özdeşliği fikrini Hegel, Husserl ve Heidegger ile karşılaştırarak, modern Japon felsefesinin uluslararası bir konum kazanmasını sağlamıştır.

Dōgen'in bıraktığı kalıcı miras, manevî yolun bir amaca varma değil, an'ın tam tezahürü olduğunu söylemesidir. Genjō Kōan'ın açılış cümleleri — "Yol'u öğrenmek, ben'i öğrenmektir; ben'i öğrenmek, ben'i unutmaktır; ben'i unutmak, on bin şey tarafından doğrulanmaktır" — Dōgen'in tüm felsefî sisteminin paradoksal kalbidir ve onu, karşılaştırmalı maneviyat çalışmalarının vazgeçilmez bir referans noktası olarak 21. yüzyıl zihnine bırakır.

Mevlana'nın "Şu dünyada en uzak yol, kendi kalbine olan yoldur" sözüyle Dōgen'in "Yol'u öğrenmek, ben'i öğrenmektir; ben'i öğrenmek, ben'i unutmaktır" sözü, iki 13. yüzyıl mistiki olarak — biri Konya'da, diğeri Eihei-ji'de — birbirine asla rastlamadan dile getirdikleri ortak hakikati ifade eder. Karşılaştırmalı maneviyat çalışmalarının verimli ufku, bu tür benzersiz çağdaşlıkların oluşturduğu anlam-zenginliğinde belirir.