Nāgārjuna
Yaklaşık MS 150-250 yılları arasında yaşamış Hindu kökenli Budist filozof; Madhyamaka okulunun kurucusu ve Mahāyāna Budizmi'nin en etkili sistemleştiricilerinden; Mūlamadhyamakakārikā ile şūnyatā (boşluk) doktrinini sistemleştiren düşünür.
Nāgārjuna
Hayatı
Nāgārjuna (Sanskrit: नागार्जुन; Pali: Nāgajjuna; Tibetçe: kLu sgrub) — yaklaşık MS 150-250 yılları arasında yaşadığı kabul edilen — Hindistan'ın güneyinde, bugünkü Andhra Pradesh eyaletinin Krishna nehri havzasında yaşamış Budist filozof. Mahāyāna Budizmi'nin en etkili sistemleştiricilerinden biri olarak kabul edilir; özellikle Madhyamaka ("orta-yol") felsefe okulunun kurucusu sıfatıyla anılır. Buddha'dan sonraki en önemli Budist düşünür olarak nitelendirilen Nāgārjuna, geleneksel anlatımda "ikinci Buddha" sıfatıyla da anılmıştır.
Nāgārjuna'nın yaşam öyküsüne dair bilgiler büyük ölçüde efsanevî nitelik taşır; bunların büyük çoğunluğu Tibet tarihçi Tāranātha'nın (1575-1634) dGe ldan chos 'byung eserinden ve Çin keşişi Kumārajīva'nın (344-413) çevirilerinden kaynaklanır. Geleneksel anlatıma göre Nāgārjuna, Güney Hindistan'da yüksek-kast bir Brahman aileden gelir; doğumunda astrologların onun erken yaşta öleceğini söylemesi üzerine ailesi onu Budist sangha'ya verir. Burada yedi yaşında ölüm tehlikesini, bir öğretmenin (Saraha veya Rāhulabhadra olduğu söylenir) verdiği bir mantra ile aşar.
Gençliğinde olağanüstü zekâsıyla tüm Hint felsefî gelenekleri — özellikle Brahmanik Vedanta, Sāṃkhya, Vaiśeṣika, Nyāya — sistematik biçimde öğrenmiştir. Manastır eğitimini tamamladıktan sonra, gelenekte anlatıldığı şekilde, Nāgaloka (yılan-tanrılar âlemi) krallığını ziyaret ederek orada saklanan Prajñāpāramitā Sūtra'larını (Mükemmel Bilgelik Söylevleri) — Buddha'nın söylediği ama insanlığın henüz hazır olmadığı için ilk yüzyıllarda saklanan büyük öğretileri — Hindistan'a getirmiştir. Nāga (yılan-ejder) kelimesinin isminde geçmesinin gelenekse-mitik açıklaması budur.
Nāgārjuna'nın yaşam yerleri arasında Nālandā manastır-üniversitesi (her ne kadar bu kurumun MS 4-5. yüzyılda kurulmuş olduğu kabul edilse de, gelenek onu Nāgārjuna ile ilişkilendirir), Amaravati (Andhra Pradesh, Budist sanat merkezi) ve Nāgārjunakoṇḍa (kendi adının verildiği önemli arkeolojik alan) sayılabilir. Hâmi olarak Sātavāhana hanedanından bir kral — gelenekte Yajñaśrī Sātakarṇī (yaklaşık MS 175-203) olduğu söylenir — Nāgārjuna'nın Suhṛllekha ("Dosta Mektup") ve Ratnāvalī ("Mücevher Çelengi") eserlerinin muhatabı olarak kayıtlara geçmiştir.
Ölümünün koşulları da gelenekte mitsel bir hâle bürünmüştür. Tibet kaynaklarına göre, hâmi kralın oğlu kraliyeti devralmak için sabırsızlandığında, Nāgārjuna manevî bir tasarrufla kendi başını sungu olarak sunmuştur. Bu efsanevî anlatım, klasik dönem Hint hagiografisinin tipik özelliklerinden biridir ve gerçek tarihî olaylardan ziyade Nāgārjuna'nın efsaneleşen statüsünü yansıtır.
Öğretisinin Özü: Madhyamaka ve Şūnyatā
Madhyamaka — Orta Yol Felsefesi
Nāgārjuna'nın kurduğu okul Madhyamaka ("orta-yol") adıyla anılır. "Orta yol" deyimi, doğrudan Buddha'nın aşırı çile ile aşırı haz arasındaki dengeli yol çağrısından gelir; ama Nāgārjuna'da bu kavram, ontolojik bir ortayı — varolma ve var-olmama gibi metafizik aşırılıklar arasındaki orta yolu — ifade eder.
Nāgārjuna'nın metafizik orta yolu, klasik formülasyonuyla iki uç görüş arasındaki konumdır:
- Atılganlık (Śāśvatavāda): Şeylerin sürekli, değişmez, kendi başına var olan özleri (svabhāva) olduğu iddiası.
- Hiççilik (Ucchedavāda): Şeylerin tamamen yok olduğu, varolmadığı iddiası.
Nāgārjuna her iki aşırılığı da reddederek üçüncü bir yolu — pratītya-samutpāda (koşullu-bağımlı doğuş) çerçevesinde şūnyatā (boşluk) doktrinini — önerir.
Şūnyatā — Boşluk Doktrini
Şūnyatā (Sanskrit: शून्यता; Tibetçe: stong pa nyid) — Nāgārjuna'nın felsefî düşüncesinin merkezî kavramı — "boşluk", "hiçlik" ya da daha doğru bir Türkçe karşılıkla "öz-yoksunluk" anlamına gelir. Burada "boşluk" mutlak bir hiçlik değil, svabhāva'dan (kendi-doğa, kendi-içinde-varlık) yoksunluktur.
Nāgārjuna'nın temel argümanı şudur: Hiçbir şey kendi-içinde, bağımsız ve sürekli olarak var olamaz; her şey koşullu olarak doğar, koşullu olarak vardır, koşullu olarak kaybolur. Bir şey svabhāva taşıyor olsaydı, başka herhangi bir şeye bağlı olmaması gerekirdi; ama tüm gözlemimiz, her şeyin başka koşullara bağlı olduğunu gösterir. Dolayısıyla hiçbir şey svabhāva'ya sahip değildir; her şey svabhāva açısından boştur.
Jay L. Garfield'in The Fundamental Wisdom of the Middle Way (1995) eserindeki Nāgārjuna çevirisi ve yorumu, bugün Batı akademisinin Madhyamaka anlayışının en yaygın referansıdır. Garfield'in vurguladığı bir nokta önemlidir: şūnyatā, bir başka türden "varlık" değil, varlık-tarzlarının yapısal niteliğine ilişkin bir tespittir. Şūnyatā'nın kendisi de boştur — bu ifade Mūlamadhyamakakārikā'nın anahtar paradokslarından biridir.
Garfield'in bir başka eseri Empty Words (2002), şūnyatā doktrinin karşılaştırmalı felsefe açısından önemini ele alır. Garfield, şūnyatā doktrinin Batı analitik felsefesindeki "haggling" — yani referansın bağımlılığı — tartışmalarıyla yapısal paralellikler taşıdığını öne sürer; ama nihai olarak Nāgārjuna'nın boşluk doktrinini benzersiz bir felsefî sistem olarak görür.
İki Hakikat Doktrini
Nāgārjuna'nın felsefî sisteminin temel bir başka bileşeni İki Hakikat Doktrini'dir (satya-dvaya):
Konvansiyonel hakikat (saṃvṛti-satya): Günlük dilin, sıradan bilincin ve toplumsal pratiğin hakikati. "Bir araba var", "yarın yağmur yağacak" gibi ifadeler bu düzeyde geçerlidir.
Nihaî hakikat (paramārtha-satya): Şeylerin gerçek doğasının — yani şūnyatā'nın — bilgisi. Bu düzeyde "araba" denilen şey, koşullu bileşenlerin geçici bir bileşim modelidir; bağımsız bir öze sahip değildir.
İki düzey birbiriyle çelişmez; aksine, konvansiyonel hakikat olmadan nihaî hakikate ulaşılamaz. Çünkü dil ve düşünce, konvansiyonel düzeyde işler; ve nihaî hakikatı işaret etmek için bile dilden yararlanmak zorunludur. Bu paradoksu Nāgārjuna Mūlamadhyamakakārikā 24.10'da şöyle ifade eder:
"Vyavahāram anāśritya paramārtho na deśyate / Paramārtham anāgamya nirvāṇaṃ nādhigamyate"
"Konvansiyonel hakikate dayanmadan nihaî hakikat öğretilemez; nihaî hakikate erişilmeden nirvāṇa elde edilemez."
Catuṣkoṭi — Dört-Köşeli Mantık
Nāgārjuna'nın felsefî yönteminin ayırt edici özelliklerinden biri catuṣkoṭi ("dört-köşeli" mantık) kullanımıdır. Klasik formülasyonla bu yöntem dört olası iddiayı sistematik biçimde reddetmeyi içerir:
- X vardır (asti)
- X yoktur (nāsti)
- X hem vardır hem yoktur (asti ca nāsti ca)
- X ne vardır ne yoktur (na asti na nāsti)
Nāgārjuna'nın stratejisi, herhangi bir metafizik konum hakkında dört olası iddiayı da reddederek, soruyu metafizik düzeyinde çözümlenemeyecek hâle getirmektir. Bu yöntem, Batı felsefesinde Aristoteles'in çelişkisizlik ilkesine — "bir şey aynı anda aynı yönden hem var hem yok olamaz" — meydan okuyan bir mantık biçimidir.
Jay Garfield ve diğer çağdaş yorumcular (Graham Priest, T.R.V. Murti, B.K. Matilal) Nāgārjuna'nın catuṣkoṭi'sini farklı biçimlerde — kimi "diyalektik" bir sistem, kimi "para-tutarlı mantık", kimi "şüpheci bir terapi yöntemi" olarak — yorumlamıştır. Bugün modern mantıkçılar Graham Priest gibi paradoksal-mantık çalışan düşünürler, Nāgārjuna'yı klasik Aristotelesçi mantığa karşı bir alternatif olarak ciddi bir şekilde okumaktadırlar.
Önemli Eserleri
Nāgārjuna'ya atfedilen eserlerin tam listesi tartışmalıdır; geleneğin ona atfettiği geniş yazınsal külliyatın hepsi tarihî olarak ondan kaynaklanmayabilir. "Sahih Nāgārjuna" eserleri olarak en geniş akademik konsensüse sahip olanlar şunlardır:
Mūlamadhyamakakārikā ("Orta Yol'un Temel Mısraları")
Nāgārjuna'nın başyapıtıdır. 27 bölümde yaklaşık 450 mısradan oluşur; her bölüm bir felsefî kavramı (koşullar, hareket, beş skandha, zaman, karma, benlik, dharma, nirvāṇa, dört soylu gerçek vb.) catuṣkoṭi yöntemiyle analiz eder. Sanskrit orijinali sonradan kaybolmuş, Tibetçe ve Çince çevirilerden yeniden inşa edilmiş ve nihayet 1903'te Louis de La Vallée Poussin tarafından Candrakīrti'nin Prasannapadā şerhi ile birlikte yayınlanmıştır. Jay Garfield'in 1995 İngilizce çevirisi, bugün Batı akademisinin standart referansıdır.
Eserin felsefî hedefi, Buddha öğretisinin temel kavramlarını — özellikle pratītya-samutpāda (koşullu doğuş) — şūnyatā çerçevesinde sistemleştirmektir. Açılış cümlesi (maṅgalācaraṇa), tüm eserin manifestosu sayılır:
"Anirodhamanutpādamanucchedamaśāśvatam / Anekārthamanānārthamanāgamamanirgamam / Yaḥ pratītyasamutpādaṃ prapañcopaśamaṃ śivam / Deśayāmāsa saṃbuddhastaṃ vande vadatāṃ varam"
"Yok olmayanı, doğmayanı, kesilmeyeni, sürekli olmayanı, tek olmayanı, çok olmayanı, gelmeyenı, gitmeyeni — kavramsal çoğalmanın huzura erdiği koşullu-bağımlı doğuşu öğreten Tam-Uyanmış'a, konuşanların en iyisine selâm olsun."
Bu sekiz-katlı olumsuzlama (aṣṭa-niṣedha), Nāgārjuna'nın tüm metafizik aşırılıkları reddetme stratejisinin özetidir.
Vigrahavyāvartanī ("Tartışmaları Çözen")
70 mısralık daha kısa bir eserdir. Nyāya okulunun şūnyatā doktrini karşı eleştirilerine — özellikle "eğer her şey boşsa, sizin argümanınız da boştur ve dolayısıyla geçersizdir" itirazına — cevap niteliğindedir. Nāgārjuna'nın özbağdaşırlık (self-coherence) sorununa verdiği klasik cevap burada formüle edilir: şūnyatā kendisi de boştur, ve bu "boşluğun-boşluğu" (śūnyatā-śūnyatā) doktrini sistemin nihaî tutarlılığını sağlar.
Ratnāvalī ("Mücevher Çelengi")
Dört bölümden oluşan, hâmi Sātavāhana kralına yazılmış bir nasihat-kitabı. Felsefî öğretileri pratik etik ve siyaset bağlamında işler. Bu eserin Batı'daki en iyi çevirisi John Dunne ve Sara McClintock'un Wisdom Publications'tan çıkan baskısıdır.
Suhṛllekha ("Dosta Mektup") ve Diğer Eserler
Benzer şekilde Sātavāhana kralına hitap eden, daha pratik nitelikte bir nasihat-mektubudur. Diğer önemli eserler arasında Catuḥstava ("Dört Övgü"), Yuktiṣaṣṭikā ("Altmış Mantık Mısraı"), Śūnyatāsaptati ("Boşluk Üzerine Yetmiş Mısra") sayılabilir.
Karşılaştırmalı Perspektif
Nāgārjuna ve İbn Arabî — Şūnyatā ile Vahdet-i Vücud
Nāgārjuna'nın şūnyatā doktrini ile İbn Arabî'nin (1165-1240) vahdet-i vücud doktrini arasındaki ilişki, karşılaştırmalı maneviyat literatürünün en zengin tartışma alanlarından birini oluşturur. Yüzeysel düzeyde her iki sistem de varlığın temel doğasına dair radikal bir tezi paylaşır: sıradan algımızın "şeyler" olarak gördüğü ayrı, bağımsız varlıkların aslında böyle olmadığı.
Yapısal Paralellikler
İbn Arabî için, sadece Hak (Allah) gerçek Vücud'a sahiptir; tüm çokluk, ilâhî isim ve sıfatların tezahürüdür (tecellî). Yaratılmış varlıklar (mahlûkât) kendi başlarına bir gerçeklik taşımaz; onlar aʿyân-i sâbite'nin (sabit-özler) dış-dünyaya yansımalarıdır. Bu, ontolojik anlamda kendine-yeten bir özün (Latince aseitas) sadece Hakk'a ait olduğu, mahlûkâtın ise her an Hakk'tan beslenen bir tezahür olduğu fikridir.
Nāgārjuna için, hiçbir şey svabhāva'ya — yani kendi-içinde, bağımsız varlığa — sahip değildir. Her şey koşullu olarak vardır ve dolayısıyla svabhāva açısından boştur.
İki sistemde de varolma-tarzı açısından sıradan algının yetersiz olduğu kabul edilir; iki sistemde de "sıradan görmenin" ötesinde, varlığın gerçek doğasını gören bir manevî tecrübenin (Nāgārjuna'da prajñā, İbn Arabî'de keşf ve muşâhede) önemi vurgulanır.
Köklü Farklılıklar
Bununla birlikte, sistemler arasında köklü ontolojik farklar mevcuttur ve bunları küçümsemek bir hata olur:
Birinci fark — Hak ve Boşluk arasındaki ontolojik fark: İbn Arabî'nin vahdet-i vücud'u pozitif bir ontoloji önerir: bir Hakikatin (Hak) Vücud'u vardır, ve çokluk bu tek Vücud'un tezahürüdür. Nāgārjuna'nın şūnyatā'sı, herhangi bir pozitif Mutlak'ı reddeder; o sadece şeylerin kendi-içinde-varlığının olmadığını söyler. Bu açıdan İbn Arabî bir "monist" (vahdet) ontoloji önerirken, Nāgārjuna bir "non-monist non-pluralist" konum benimser.
İkinci fark — Telos farkı: İbn Arabî'nin sistemi, fenâ (Hak'ta yok oluş) ve bekâ (Hak'ta beka) ile sonuçlanır — bu nihaî bir ilâhî birleşmedir. Nāgārjuna'nın sistemi ise nirvāṇa — arzunun, bilgisizliğin ve kavramsal çoğalmanın (prapañca) sona ermesi — ile sonuçlanır; pozitif bir ilâhî varlıkta erime değildir bu.
Üçüncü fark — Aşk faktörü: Tasavvuf — özellikle Mevlana çizgisinde — aşk (ışk) ile Hakk'a varma çağrısıdır. Madhyamaka'da bu duygusal-erotik boyut yoktur; Madhyamaka, primaten bir bilgelik yolu (prajñā-yāna) olarak işler ve duygusal-erotik dönüşüm yerine analitik dönüşüme dayanır.
Reza Shah-Kazemi'nin Common Ground Between Islam and Buddhism (2010) eseri, bu paralellikleri sistemli biçimde inceleyen son zamanlardaki en kapsamlı çalışmalardan biridir.
Nāgārjuna ve Meister Eckhart — Boşluk ve Tanrısal Boşluk
Meister Eckhart (1260-1328), Alman mistik teolojisinin en derin sistemleştiricilerinden biri, vaazlarında Tanrı'yı bir "hiçlik" (niht) olarak betimlemiştir. Eckhart için Tanrı, var olan herhangi bir Şey değil, var-olmanın temelidir; ve bu temele ulaşmak ancak "bırakma" (Gelassenheit) — yani tüm imajları, kavramları ve hatta Tanrı imajını terk etme — ile mümkündür. Eckhart'ın Tanrı için kullandığı "Tanrı-ötesi Tanrısallık" (die Gottheit jenseits Gottes) kavramı, Nāgārjuna'nın şūnyatā kavramı ile derin yapısal benzerlikler gösterir.
Daisetz T. Suzuki, Mysticism: Christian and Buddhist (1957) eserinde bu paralelliği sistematik biçimde incelemiştir. Suzuki'ye göre Eckhart, Hristiyan dünyasında "Zen-tarzı" bir mistik teoloji üretmiştir. Çağdaş karşılaştırmalı düşünürler — Bernard McGinn, Reiner Schürmann — bu paralelliği daha incelikli bir biçimde tartışmıştır. McGinn'in The Mystical Thought of Meister Eckhart (2001) eserinde belirtildiği gibi, Eckhart ile Madhyamaka arasındaki yakınlık sadece dil düzeyinde değildir; her ikisi de varlığın adsız boyutuna işaret etmenin yapısal güçlüğünü paylaşır.
Yine de Eckhart bir Hristiyan teologdur; Eckhart için "hiçlik" olarak betimlenen Tanrısallık, sonunda Mesih, üçleme ve Hristiyan inkarnasyon doktrini çerçevesinde anlaşılır. Nāgārjuna için ise böyle bir teolojik çerçeve yoktur; Madhyamaka, herhangi bir teolojik içerik taşımayan saf bir felsefî sistemdir.
Modern Felsefe ile Diyalog
Nāgārjuna'nın felsefesi, 20. yüzyılda Batı analitik ve kıta felsefesiyle ciddi bir diyalog içine girmiştir. Bertrand Russell ve Wittgenstein'ın dil felsefesi (özellikle erken Wittgenstein'ın Tractatus'undaki "söylenebilen ve gösterilebilen" ayrımı), Madhyamaka'nın iki hakikat doktrini ile karşılaştırılmıştır. Heidegger'in "hiçlik" (das Nichts) ve "bırakılmışlık" (Gelassenheit) kavramları, Eckhart üzerinden Madhyamaka'ya benzer bir dilsel-ontolojik refleksiyon sunmaktadır.
Graham Priest'in Beyond the Limits of Thought (2002) eseri, Nāgārjuna'yı "para-tutarlı" mantığın klasik bir öncüsü olarak yeniden okumuştur. Priest'e göre Nāgārjuna'nın catuṣkoṭi'si, mantığın sınırında yer alan paradoksları kabul eden bir düşünce sistemidir ve modern bilim felsefesinde ciddi bir kaynak değer taşır.
Etkisi ve Modern Yansıma
Nāgārjuna'nın etkisi, kendi yaşam döneminden başlayarak Hindistan'da Yogācāra okulunun (Asaṅga, Vasubandhu — yaklaşık MS 4. yüzyıl) doğuşuna kadar uzanır. Asaṅga ve Vasubandhu, Madhyamaka'nın eksiklerini tamamlayan ama temel öğretisini koruyan bir okul kurmuşlardır. Sonraki yüzyıllarda Madhyamaka iki ana alt okula bölünmüştür: Bhāvaviveka'nın (yaklaşık MS 6. yüzyıl) Svātantrika okulu ve Buddhapālita-Candrakīrti'nin (yaklaşık MS 7. yüzyıl) Prāsaṅgika okulu. Bu ikincisi, Tibet Budizmi'nde — özellikle Tsongkhapa (1357-1419) tarafından — temel ortodoks okul olarak kabul edilmiştir.
Nāgārjuna'nın Tibet Budizmi üzerindeki etkisi son derece derindir; bugün hâlâ dGe lugs pa, sa skya pa, bka' brgyud pa ve rnying ma pa okullarının hepsinde Nāgārjuna'nın eserleri temel felsefî metinler olarak okunur. Dalai Lama'nın birçok modern Batılı dinleyicilere verdiği derslerin felsefî çerçevesi, doğrudan Nāgārjuna'nın Mūlamadhyamakakārikā'sına dayanır.
Doğu Asya'da — Çin, Kore, Japonya — Nāgārjuna'nın etkisi San-lun (Üç-Traktat) okulu üzerinden gelişmiştir. Kumārajīva'nın MS 5. yüzyılda Çince'ye yaptığı çeviriler, doğu Asya Budizm felsefesinin temellerini atmıştır. Dōgen Zenji (1200-1253) gibi sonraki Zen ustaları, Madhyamaka kavramlarını kendi sistemlerinde özümseyerek dönüştürmüştür — ama bu konu kendi başına ayrı bir araştırma konusudur.
Modern dünyada Nāgārjuna, Batı felsefesi ile derin bir diyalog içine girmiş ender Doğu düşünürlerinden biridir. Tony Atkinson ve Jonathan Dunne tarafından kurulan Princeton Madhyamaka Project, Garfield'in eserleri, Mark Siderits ve Stephen Stenger gibi çağdaş Madhyamaka uzmanlarının çalışmaları, Nāgārjuna'yı 21. yüzyıl Batı felsefesinin ciddi bir muhatabı haline getirmiştir.
Türkiye'de Nāgārjuna ve Madhyamaka çalışmaları, Korhan Kaya'nın Nâgârjuna ve Şünyatâ Öğretisi (1996) doktora tezi gibi öncü çalışmalar dışında hâlâ sınırlı bir literatüre sahiptir. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde ve İstanbul Üniversitesi'nde dinler tarihi alanında verilen seçmeli Budizm dersleri bu boşluğu kısmen doldurmaktadır. Karşılaştırmalı maneviyat ilgilenirken — Türk okurun İbn Arabî ve Mevlana geleneğine yakın olması göz önüne alındığında — Nāgārjuna'nın şūnyatā felsefesinin vahdet-i vücud ile yapısal diyaloğu, ileriki yıllarda zengin bir çalışma alanı vaat etmektedir.
Yogācāra ile Diyalektik İlişki
Nāgārjuna'dan yaklaşık iki yüz yıl sonra ortaya çıkan Yogācāra ("yoga uygulama") okulu — Maitreya'ya atfedilen Mahāyāna-sūtrālaṃkāra ve Asaṅga-Vasubandhu kardeşlerin sistematik eserleri ile kurulmuştur — Madhyamaka ile yapısal bir diyalektik ilişki içindedir. Yogācāra, şūnyatā doktrinini sorgulamaz ama "sadece şūnyatā yetmez; deneyimin nasıl ortaya çıktığı da açıklanmalı" çağrısıyla daha pozitif bir kavramsal çerçeve sunar.
Yogācāra'nın temel kavramı vijñapti-mātra ("sadece-temsil") — yani tüm deneyimin zihnin yapılandırıcı işleyişinden kaynaklandığı tezi — Nāgārjuna'nın şūnyatā doktrini ile gerilim içinde mi yoksa onun bir tamamlayıcısı mı olduğu, Hint Budist felsefesinin temel iç tartışmalarından biridir. Tibet Budizm'inde, özellikle Tsongkhapa'nın doktriner çabasıyla, Madhyamaka okulun nihaî, Yogācāra'nın araç olduğu konum benimsenmiştir. Çin-Japon Doğu Asya Budizm'inde ise iki okul daha sentetik bir biçimde okunmuştur.
Murti'nin The Central Philosophy of Buddhism (1955) eserinde önerdiği klasik formülasyon, Nāgārjuna'nın prajñā-pāramitā literatüründe bulduğu boşluk doktrinini ve Yogācāra'nın daha sonraki gelişimini, Hegel'in diyalektik akışına benzer bir biçimde okumaktır. Bu yaklaşım eleştirilmiş olsa da, iki okulun karşılıklı bağımlılığını anlamak için hâlâ yararlı bir çerçeve sunar.
Madhyamaka ile Çağdaş Süreç Felsefesi
Alfred North Whitehead'in Process and Reality (1929) eseri ile sistemleştirdiği süreç felsefesi, Madhyamaka ile dikkate değer kavramsal benzerlikler taşır. Whitehead, gerçekliği "süreç" — sürekli oluş hâlindeki olayların birbirine bağımlı akışı — olarak betimler; sabit, kendine-yeten cevherleri reddeder. Bu, Nāgārjuna'nın svabhāva-redine yapısal olarak çok yakındır.
Steve Odin'in Process Metaphysics and Hua-yen Buddhism (1982) eseri, bu yakınlığı sistematik biçimde incelemiş; Whitehead'in "karşılıklı içerme" (mutual immanence) kavramı ile Madhyamaka-türevi Hua-yen Çin Budizm'i'nin jijimuge ("olaylar arasında engelsizlik") doktrini arasında derin paralellikler bulduğunu göstermiştir. Bu okuma, Nāgārjuna'nın felsefesinin sadece dinî bir öğreti değil, çağdaş analitik metafiziğin gerçek bir muhatabı olduğunu vurgulayan önemli bir akademik çizgiyi başlatmıştır.
Çağdaş Dini-Felsefi Pratiklerde Madhyamaka
Dalai Lama'nın modern dünyada yaygın hâle getirdiği lojong (zihin eğitimi) pratiği, doğrudan Nāgārjuna'nın Bodhicaryāvatāra-ardıllarından beslenmektedir. Şāntideva'nın (yaklaşık MS 8. yüzyıl) Bodhicaryāvatāra'sı, Madhyamaka felsefesi ile karuṇā (şefkat) pratiğini bir araya getiren klasik bir eserdir; ve özellikle 9. bölümü (Prajñāpāramitā) Nāgārjuna'nın doktrinin meditasyon-uygulamaya uyarlanmış hâlidir.
Thich Nhat Hanh'ın geliştirdiği "interbeing" (birlikte-varlık) öğretisi, Nāgārjuna'nın pratītya-samutpāda doktrinini Batılı bir kitleye taşıyan modern bir formülasyondur. "Hiçbir şey kendi başına var değildir; her şey her şeyle bağımlı olarak vardır" çağrısı, çağdaş çevre etiği ve sosyal eylemcilik açısından da güçlü bir referans noktasıdır.
Nāgārjuna'nın bıraktığı kalıcı miras, sıradan dilin ve sıradan algının ötesine geçerek varlığın koşullu doğasını işaret etmenin felsefî mümkünatını göstermesidir. Prajñā-pāramitā (Mükemmel Bilgelik) literatürünün şu çağrısı — "şekil boşluktur, boşluk şekildir" (rūpaṃ śūnyatā śūnyataiva rūpam) — Nāgārjuna'nın felsefî sisteminin paradoksal kalbidir ve onu, sıradan kategoriler içinde sıkışmış zihni özgürleştirmeye davet eden bir çağrı olarak kalır.