Önemli Şahsiyetler

John of Damascus (Yuhannis ad-Dimashqi)

Emevî Şam'ında Müslüman idare içinde yetişip son büyük Kilise Babası sayılan Yuhannis ad-Dimashqi: ikona savunusunun klasik teorisyeni, apofatik teolojinin Doğu Ortodoks sentezcisi ve Hristiyan-İslâm ilk teolojik karşılaşmasının tanığı.

11 bağlantı İleri Önemli Şahsiyetler Haritada göster →

“Eskiden bedensiz ve görünmez olan Tanrı asla tasvir edilmezdi. Ama şimdi Tanrı bedende görülünce ve insanlarla yaşayınca, görüleni tasvir ediyorum.” — Yuhannis ad-Dimashqi, İkonalara Karşı Çıkanlara Karşı, I.16

İki Dünyanın Eşiğinde Bir Hayat

Hristiyan düşünce tarihinin en şaşırtıcı biyografilerinden biri, bir kilisede değil, bir halifenin sarayında başlar. Yuhannis ad-Dimashqi — Latin ve Batı geleneğindeki adıyla John of Damascus, Yunanca Iōannēs ho Damaskēnos — yaklaşık 675 yılında, Emevî hilafetinin başkenti Şam'da, varlıklı ve Arapça konuşan bir Hristiyan ailede dünyaya geldi. Ailesi, Bizans döneminden beri bölgenin malî idaresinde hizmet eden seçkin Mansûr ibn Sercûn hanedanına mensuptu; nitekim kendisi de bir süre Emevî halifesinin maliye dairesinde yüksek bir memur (logothetēs benzeri bir mevki) olarak görev yaptı. Böylece Hristiyan teolojisinin son büyük Yunan Kilise Babası, paradoksal biçimde bir İslâm devletinin bürokrasisi içinde, Müslüman komşuların ve âlimlerin sesini doğrudan duyabileceği bir muhitte yetişti.

Bu sınır konumu, onun düşüncesinin anahtarıdır. Yuhannis, hilafetin korumasındaki bir zimmî olarak, Bizans imparatorunun otoritesinden uzak bir mevkide bulunuyordu — ki bu mesafe, ileride İkonoklazm (ikona kırıcılığı) tartışmasında imparatorun gazabından korunmasını sağlayacaktı. Tarihsel kaynaklar onun dindar bir Hristiyan ev eğitimi aldığını, hatta bir rivayete göre esir düşmüş İtalyan keşiş Kosmas'tan teoloji, retorik ve müzik dersleri gördüğünü aktarır; bu eğitim onu hem Yunan patristik mirasına hem de Helenistik felsefeye açık bir zihne dönüştürdü. Hayatının ikinci yarısında dünyevî mevkiini bırakıp Kudüs yakınlarındaki Mâr Saba (Aziz Sabbas) Manastırı'na çekildi; orada keşiş ve rahip olarak yaşadı, yazdı ve yaklaşık 749'da öldü. Doğu Ortodoks Kilisesi onu aziz ve “Kilise Doktoru” olarak anar; Roma Katolik Kilisesi de 1890'da onu Doctor Ecclesiae ilan etmiştir.

Onun yaşadığı yüzyıl, Akdeniz dünyasının haritasının yeniden çizildiği bir kırılma anıydı: Bir kuşak önce İslâm fetihleri Suriye, Filistin ve Mısır'ı Bizans'tan koparmış, böylece eski Hristiyan merkezleri yeni bir siyasî-dinî düzenin içinde kalmıştı. Yuhannis tam da bu geçiş kuşağının çocuğudur — Grekçe düşünüp Arapça konuşan, kilisede dua edip sarayda hesap tutan, iki medeniyetin kavşağında durmuş bir adam. Bu çok katmanlı kimlik, onun eserlerine hem Doğu Hristiyanlığının içsel bir derinliğini hem de dış dünyaya — özellikle İslâm'a — dönük keskin bir farkındalığı kazandırmıştır.

Yöntemin Ustası: Bir Sentezci Olarak Yuhannis

Yuhannis ad-Dimashqi'yi anlamak için onu önce bir sentezci olarak görmek gerekir. O, özgün spekülatif bir dâhi olmaktan çok, kendisinden önceki yedi yüzyıllık Yunan patristik mirasını — Kapadokyalı Babalar'ı, İtirafçı Maksimus'u, Pseudo-Dionysius'un apofatik mistisizmini — derleyip sistemli, öğretilebilir bir bütüne kavuşturan büyük bir tasnifçidir. Bu yönüyle, Doğu'nun “skolastik öncesi skolastiği”ni kuran kişidir; nitekim onun yöntemsel berraklığı, ileride Batı'da Anselmus ve sonraki skolastiklerin işleyeceği rasyonel teoloji geleneğiyle yapısal bir akrabalık taşır.

Başyapıtı, genellikle Pēgē gnōseōs (Bilginin Kaynağı) adıyla bilinen üç bölümlü külliyattır:

Apofatik Teoloji: Bilinemez Tanrı'nın Klasik İfadesi

Yuhannis'in teolojik mizacının özü apofatik (olumsuzlayıcı, via negativa) yaklaşımdır. Pseudo-Dionysius'tan devraldığı bu çizgide, Tanrı'nın özünün (ousia) insan zihni için mutlak biçimde kavranamaz olduğunu ısrarla vurgular: “Tanrı'nın ne olduğunu söylemek imkânsızdır; ne olmadığını söylemek daha doğrudur.” Tanrı hakkında olumlu olarak söylediğimiz her şey — iyi, bilge, kudretli — aslında O'nun özünü değil, O'nun bizimle ilişkisini ve “etkinliklerini” (energeiai) anlatır.

İşte burada Yuhannis, sonraki Bizans teolojisinin can damarı olacak bir ayrımı erken biçimde formüle eder: Tanrı'nın kavranamaz özü ile kavranabilir enerjileri (tanrısal fiiller, lütuf, ışık) arasındaki ayrım. Bu çekirdek fikir, yüzyıllar sonra Gregorios Palamas'ın hesychast tartışmasındaki öz/enerji teolojisinde tam olgunluğuna erişecektir. Böylece Yuhannis, Dionysius'tan Palamas'a uzanan Doğu Ortodoks mistik metafiziğinin orta halkasını oluşturur — apofatik söylemi spekülatif coşkudan alıp dogmatik bir omurgaya yerleştiren kişi.

Bu apofatizm yalnızca Hristiyanlığa özgü değildir; karşılaştırmalı maneviyatın evrensel bir motifidir. İslâm kelâmındaki tenzîh (Tanrı'yı her türlü benzerlikten arındırma) ve tasavvuftaki “Tanrı hakkında ne düşünürsen, O bunun ötesindedir” ilkesi, Yahudi Ein Sof kavramının sınırsızlığı, Hindu Upanişadlar'ındaki neti neti (“ne bu, ne şu”) formülü ve Nicholas Cusanus'un docta ignorantia (“öğrenilmiş bilgisizlik”) öğretisi, hepsi aynı sezgiyi paylaşır: Mutlak, kavramların ağına sığmaz. Yuhannis'in özgünlüğü, bu sezgiyi enkarnasyon (Tanrı'nın bedenleşmesi) doktriniyle gerilime sokmasıdır — çünkü bedenleşme, tam da bilinemez olanın görünür kılınmasıdır.

Bu gerilim Yuhannis'in tüm düşüncesinin can damarıdır ve onu salt bir apofatik mistikten ayırır. Pseudo-Dionysius için yol, görünenden görünmeze doğru sürekli bir yükseliş, bütün adların ve imgelerin nihayet aşıldığı bir “aydınlık karanlık”tır. Yuhannis ise apofatik yükselişin tam zıt kutbunu da ciddiye almak zorundadır: Tanrı, Mesih'te aşağıya inmiş, görünür olmuş, bir yüz ve bir beden almıştır. Dolayısıyla onun teolojisi tek yönlü bir “yukarı doğru arınma” değil, iki yönlü bir harekettir — bir yandan özün bilinemezliğinde sessizlik, öte yandan bedenleşmenin somutluğunda söz ve imge. İkona savunusu, işte bu ikinci hareketin doğrudan sonucudur: Bilinemez Tanrı'nın görünür kılınışı, onu resmetmenin teolojik temelidir. Böylece Yuhannis'te apofatik (olumsuzlayıcı) ve katafatik (olumlayıcı) teoloji, birbirini dışlayan değil tamamlayan iki kutup haline gelir.

İkona Savunusunun Mimarı

Yuhannis ad-Dimashqi'yi tarihte ölümsüzleştiren mesele, İkonoklazm krizidir. 726 ve 730 yıllarında Bizans imparatoru III. Leon, kutsal tasvirlerin (ikonaların) yapımını ve onlara saygı gösterilmesini yasakladı; bu, neredeyse bir asır süren ve imparatorluğu sarsan İkonoklazm (ikona kırıcılığı) çağını başlattı. İkona kırıcıların temel itirazı, Eski Ahit'in suret yasağına (Çıkış 20:4) ve görünmez Tanrı'yı maddeye indirgemenin putperestlik olduğu kaygısına dayanıyordu.

Yuhannis, hilafet topraklarından — imparatorun erişemeyeceği güvenli bir mesafeden — İkonalara Karşı Çıkanlara Karşı Üç Söylev (Pros tous diaballontas tas hagias eikonas) ile bu yasağa karşı tarihin en etkili savunusunu kaleme aldı. Argümanı birkaç sütun üzerine kuruludur:

Yuhannis'in bu teorisi, ölümünden sonra 787'deki II. İznik Konsili'nde resmî Ortodoks öğreti olarak benimsendi ve İkonoklazm nihayet 843'te yenilgiye uğradığında (“Ortodoksluğun Zaferi”), büyük ölçüde onun argümanlarına dayanıldı. İkona, böylece Doğu Hristiyanlığında salt bir resim değil, “renklerle yazılmış teoloji” ve göksel gerçekliğe açılan bir pencere olarak kurumsallaştı.

İlginç bir tarihsel ironi, ikona kırıcılığının arka planında İslâm'ın katı tasvir karşıtlığının (ve belki erken Yahudi etkisinin) bulunduğu yönündeki tezdir. Müslüman bir devletin içinde yaşayan Yuhannis'in, tasvir savunusunu en güçlü biçimde geliştirmiş olması, bu kültürel temasın yarattığı zihinsel gerilimi yansıtır gibidir.

İslâm'la İlk Teolojik Karşılaşma

Yuhannis ad-Dimashqi'yi dinler tarihi açısından eşsiz kılan bir başka boyut, onun İslâm hakkında yazan ilk önemli Hristiyan ilâhiyatçı olmasıdır. Sapkınlıklar Üzerine eserinin 100. (bazı el yazmalarında 101.) bölümünde, “İsmaililerin sapkınlığı”nı ele alır. Buradaki yaklaşımı, sonraki polemik geleneğinin tohumlarını taşır: İslâm'ı bağımsız bir din değil, bir Hristiyan sapkınlığı olarak konumlandırır ve Hz. Muhammed'in öğretisini bir Arian rahibinin etkisine bağlayan (tarihsel olarak tartışmalı) bir anlatı sunar.

Ona atfedilen Bir Hristiyan ile Sarazen Arasında Tartışma (Disputatio Saraceni et Christiani) adlı diyalog ise, bir Müslümanla nasıl tartışılacağına dair pratik bir kılavuz niteliğindedir; kader/özgür irade, Mesih'in “Tanrı'nın Sözü ve Ruhu” olarak adlandırılması gibi konularda Kur'ânî kavramları kullanarak karşı argüman geliştirir. Bu metinlerin önemi, Yuhannis'in İslâm'ı ilk elden — Arapça bilen, Müslüman çevrede yaşamış bir tanık olarak — gözlemleyebilmiş olmasındadır. Modern din bilimi açısından bu yazılar, hem erken İslâm algısının bir belgesi hem de iki tektanrılı geleneğin ilk doğrudan teolojik temasının tanıklığıdır. Buradaki tenzîh ile apofatizm, suret yasağı ile ikona, Söz (Logos/Kelime) kavramı etrafındaki örtüşme ve çatışmalar, mukayeseli teolojinin hâlâ verimli bir laboratuvarıdır.

Şair ve İlahici Yön

Yuhannis yalnızca bir dogmatik düşünür değil, aynı zamanda Bizans kilise müziğinin en büyük bestecilerinden ve ilâhi şairlerinden (melōdos) biriydi. Ortodoks ayinindeki birçok kanon ve ilâhi ona atfedilir; özellikle Paskalya gecesi okunan görkemli Paskalya Kanonu (“Diriliş Günü, ey halklar, parlayalım!”) onun eseri sayılır. Bu yön, onun teolojisinin soyut bir entelektüel sistem değil, yaşanan bir ibadetin dili olduğunu hatırlatır — tıpkı sonraki yüzyıllarda Batı'da Thomas à Kempis'in İsa'yı Taklit'inde teolojinin kişisel adanmışlığa dönüşmesi gibi, Yuhannis'te de dogma ve ezgi, akıl ve hayranlık birbirinden ayrılmaz.

Mirası ve Köprü Konumu

Yuhannis ad-Dimashqi, çoğu kaynakta “son büyük Yunan Kilise Babası” olarak nitelenir; onunla birlikte patristik çağ kapanır ve Bizans teolojisi yeni bir “derleme ve sistemleştirme” dönemine girer. Mirası üç yönde uzanır:

Bir İslâm devletinin sarayında yetişip Hristiyan tasvir teolojisinin anıtını diken; apofatik sessizliği savunurken ikonanın gözle görülür dilini meşrulaştıran; akıl ile ilâhiyi, dogma ile ezgiyi, Doğu ile Batı'yı kendinde birleştiren bu sınır adamı, maneviyat tarihinin en katmanlı kavşak figürlerinden biri olmaya devam ediyor.

Kaynaklar