John Scottus Eriugena — Theophania
9. yüzyıl İrlandalı düşünürü Eriugena'nın, Doğu'nun Neoplatonik emanasyon teolojisini Latin Batı'ya taşıyan Periphyseon'u: Tanrı'nın doğada görünüşü (theophania), dört doğa şeması ve panenteist kozmosun mukayeseli portresi.
“Tanrı'da olan her şey, en yüksek ve ifade edilemez biçimde bile olsa, Tanrı'nın kendisinden başka bir şey değildir.” — Eriugena, Periphyseon III
Karanlık Çağın Tek Filozofu
Batı Avrupa'nın “karanlık çağlar” diye anılan dönemine, yani Roma'nın çöküşü ile skolastiğin doğuşu arasındaki uzun aralığa baktığımızda, özgün ve sistematik bir filozofla yalnızca bir kez karşılaşırız: Iohannes Scottus Eriugena (yaklaşık 800–877). Adının kendisi bir coğrafya dersidir — “Scottus” o çağda İrlandalı demektir, “Eriugena” ise “Erin'de (İrlanda'da) doğmuş” anlamına gelir; bir tür ikili vurguyla yazar kendi kökünü iki kez tekrarlamış olur. İrlanda manastırlarının, kıtanın Latincesi gerilerken Yunancayı ve klasik öğrenimi koruyan o eşsiz adacıklarından biri onu yetiştirmiş; ardından Kel Charles'ın (Karl der Kahle) saray okuluna çağrılarak Batı Frank krallığının entelektüel merkezine taşınmıştır.
Eriugena'nın önemi tek bir cümlede toplanabilir: Doğu Hıristiyanlığının Neoplatonik mistik teolojisini, sistematik bir bütünlük içinde Latin Batı'ya ilk taşıyan kişidir. Onun yaptığı, bir çeviri faaliyetinin çok ötesindedir; emanasyon (sudûr) düşüncesini, yani “Bir'den çokluğun taşması ve çokluğun Bir'e dönüşü” şemasını, Hıristiyan yaratılış teolojisinin kalbine yerleştirmeyi denemiştir. Bu cüretkâr girişim, onu hem ortaçağın en derin metafizikçilerinden biri yapmış hem de yüzyıllar sonra Kilise'nin mahkûmiyetine uğratmıştır.
Dionysius'u Çevirmek: Doğu'nun Batı'ya Akışı
Eriugena'nın kariyerindeki dönüm noktası, Kel Charles'ın ona Pseudo-Dionysius Areopagita'nın Yunanca külliyatını Latinceye çevirme görevini vermesidir. Bizans imparatoru, 827'de bu eserlerin bir nüshasını Batı'ya hediye göndermiş, ancak kimse onları okuyacak Yunancaya hâkim değildi. Hilduin'in başarısız bir denemesinden sonra görev Eriugena'ya düştü — ve o, Mistik Teoloji, İlâhî İsimler, Göksel Hiyerarşi ve Kilise Hiyerarşisi metinlerini Latinceye kazandırarak Batı düşüncesinin yörüngesini değiştirdi.
Dionysius'un metinleri, 5.–6. yüzyıl Suriye'sinde, Plotinus ve özellikle Proklos'un Neoplatonizmiyle yoğrulmuş bir Hıristiyan apofatik teolojisinin damıtığıydı. Dionysius'ta Tanrı, tüm isimlerin ve kavramların ötesinde, “aşkın hiçlik” (hyperousios) olarak betimlenir; varlığa yalnızca hiyerarşik bir taşma (proodos) yoluyla yansır ve her şey yine ona doğru bir dönüş (epistrophē) hâlindedir. Eriugena bu Yunanca şemayı yalnızca tercüme etmedi; onu kendi felsefesinin omurgası yaptı. Dionysius'tan aldığı olumsuzlayıcı (apofatik) teoloji ilkesi, Eriugena'nın bütün sisteminin metodolojik temelidir: Tanrı hakkında söylenen her olumlu yüklem (kataphatik), aynı anda olumsuzlanmalıdır, çünkü Tanrı “iyi”den de, “varlık”tan da, “Tanrı” adından da sonsuzca aşkındır.
Eriugena'nın çevirdiği yalnızca Dionysius değildi; Nyssalı Gregorios ve İtirafçı Maximos gibi Yunan Kilise Babalarını da Latinceye taşıyarak, Doğu'nun teoz (theōsis, tanrılaşma) ve emanasyon mirasını Batı'ya bir kanal açtı. Bu yönüyle Şamlı Yuhanna'nın Doğu'da yaptığı sentezleyici işin Batı'daki paralelini üstlenmiştir.
Periphyseon: Doğanın Bölünmesi Üzerine
Eriugena'nın başyapıtı, Yunanca-Latince karışık adıyla Periphyseon (ya da Latince De divisione naturae, “Doğanın Bölünmesi Üzerine”), bir öğretmen ile öğrencinin diyaloğu biçiminde kaleme alınmış beş kitaplık devasa bir kozmolojidir. Eserin başında Eriugena, varlığın tümünü kuşatan “doğa” (natura) kavramını dört türe (species) ayırır — ve bu dörtlü şema, onun panenteist evren anlayışının iskeletidir:
- Yaratan ve yaratılmayan doğa (natura quae creat et non creatur): Her şeyin kaynağı olan, kendisi hiçbir şeyden gelmeyen Tanrı. Başlangıç (archē).
- Yaratılan ve yaratan doğa (natura quae creatur et creat): İlâhî Akıl'daki ilk nedenler, Platonik İdealar, logoi. Bunlar Tanrı'dan taşar (yaratılır) ve kendileri de tikel varlıkların nedeni olur (yaratır). Burada Plotinus'un Nous'u ile yapısal akrabalık çarpıcıdır: ilk neden-İdealar tabakası, Bir'in ilk taşması olan İlâhî Akıl'a tekabül eder.
- Yaratılan ve yaratmayan doğa (natura quae creatur et non creat): Zaman-mekân içindeki somut, tikel varlıklar dünyası — bizim deneyimlediğimiz kozmos.
- Ne yaratan ne yaratılan doğa (natura quae nec creat nec creatur): Yine Tanrı — ama bu kez her şeyin kendisine geri döndüğü erek (telos), tüm sürecin son durağı olarak. Başlangıç ile son, böylece aynı ilâhî gerçeğin iki yüzü olur.
Bu şemanın dehası, başlangıç (birinci doğa) ile sonu (dördüncü doğa) aynı Tanrı'da birleştirmesidir. Varlık, Tanrı'dan çıkan (exitus) ve Tanrı'ya dönen (reditus) dairesel bir harekettir. Bu döngü, Plotinus'taki proodos–epistrophē ritmiyle ve İslâm tasavvufunun “kavs-i nüzûl / kavs-i urûc” (iniş ve çıkış yayları) tasavvuruyla aynı arketipi paylaşır. Tecellî kavramının İbnü'l-Arabî sistemindeki işlevi — mutlak Zât'ın mertebeler boyunca kendini açması — Eriugena'nın theophania'sıyla şaşırtıcı bir mukayese zemini sunar.
Theophania: Tanrı'nın Görünüşü
Eriugena düşüncesinin merkezî ve en özgün terimi theophania'dır (Yunanca theos “Tanrı” + phainein “görünmek”): “Tanrı'nın görünüşü, tezahürü.” Eriugena'ya göre, kendinde bilinemez ve aşkın olan Tanrı (apofatik Tanrı), yaratılış aracılığıyla görünür kılınır. Yaratılmış her şey — taş, ağaç, melek, insan ruhu — bir theophania'dır, yani görünmez Tanrı'nın görünür bir tezahürüdür. Eriugena'nın o cesur formülasyonuyla: “Tanrı'nın yaratması, Tanrı'nın kendini var etmesidir” — yaratış edimi ile ilâhî öz-tezahür aynı sürecin iki adıdır.
Bu, panteizm (her şey Tanrı'dır) ile teizm (Tanrı evrenin dışındadır) arasındaki o ince çizgide duran panenteizmdir: Her şey Tanrı'dadır ve Tanrı her şeydedir, ama Tanrı her şeyden sonsuzca aşkın kalır. Eriugena, Tanrı'nın her şeyde olduğunu söylerken aynı anda apofatik vurgusuyla Tanrı'nın hiçbir şeye indirgenmediğini korur. İşte bu denge, onu kaba bir panteistten ayırır.
Theophania kavramı, mukayeseli maneviyat açısından bir kavşaktır. İslâm'da tecellî (ilâhî zuhûr) ile vahdet-i vücûd'un “her şey O'nun aynasında bir görünüştür” tezi; Yahudi Kabbala'sında Ein Sof'un sefirot aracılığıyla açılması; Hint Vedanta'sında Brahman'ın māyā perdesi ardındaki tezahürü — hepsi “Mutlak'ın kendini gösterme” sorununu işler. Eriugena'nın özgünlüğü, bu temayı Hıristiyan yaratılış doktriniyle birleştirip, doğanın her zerresini bir ilâhî hiyerogram olarak okumasıdır.
Bilinemez Tanrı ve İnsanın Dönüşü
Eriugena'nın apofatik teolojisi radikal sonuçlara varır. Tanrı yalnızca bizim için bilinemez değildir; Eriugena'ya göre Tanrı bir anlamda kendisi için de bilinemezdir, çünkü bilmek sınırlamaktır ve Tanrı sınırsızdır. Tanrı “ne olduğunu” değil yalnızca “olduğunu” bilir — bu, Aquinas'ın esse (varlık edimi) kavramından farklı, daha köktenci bir aşkınlık tasavvurudur. Aquinas Tanrı'yı ipsum esse subsistens (kendi başına kâim varlık edimi) olarak konumlandırırken, Eriugena Tanrı'yı “varlığın ötesinde” (plus quam esse) görür; bu yönüyle Thomas Aquinas'tan çok Plotinus'a ve Dionysius'a yakındır.
İnsan, bu kozmik dramada ayrıcalıklı bir konuma sahiptir: o, officina omnium, yani “her şeyin atölyesi”dir — maddî ile manevî, duyusal ile akledilir tüm dünyaları kendinde toplayan mikrokozmos. Düşüş, insanın kendi bedensel-duyusal boyutuna saplanıp Tanrı'dan uzaklaşmasıdır; kurtuluş (reditus) ise tüm yaratılışın insan aracılığıyla yeniden Tanrı'ya dönüşü, “her şeyin Tanrı'da Tanrı olması” (deificatio) hâlidir. Bu evrensel geri dönüş öğretisi — sonunda kötülüğün ve cehennemin bile mutlak hiçliğe indirgeneceği ima eden apokatastasis eğilimi — Eriugena'yı Origenes'in mirasına bağlar ve sonraki mahkûmiyetinin başlıca sebeplerinden biri olur. İlâhî birleşme (henōsis) deneyiminin bu kozmik ölçeği, henosis kavramının bireysel mistik birleşmeden evrensel bir esere genişletilmiş hâlidir.
Mahkûmiyet ve Yeraltı Etkisi
Eriugena'nın cüretkârlığı pahalıya patladı. Periphyseon yüzyıllar boyunca panteizm şüphesiyle anıldı; 1210 ve 1225'te (Honorius III tarafından) resmen mahkûm edilip yakılması emredildi — özellikle 13. yüzyılda Dinant'lı David ve Bène'li Amaury gibi düşünürlerin radikal panteizmleri Eriugena'ya dayandırıldığı için. Eser böylece resmî skolastik kanonun dışına itildi.
Ne var ki bir metni yasaklamak onu öldürmez. Eriugena'nın düşünceleri, özellikle Ren bölgesi mistisizmi içinde yeraltından akmaya devam etti. Meister Eckhart'ın “Tanrılık” (Gottheit) ile “Tanrı” (Gott) ayrımı, ruhun derinliğinde Tanrı'nın doğuşu ve mutlak aşkınlık vurgusu, doğrudan ya da dolaylı olarak bu Eriugena–Dionysius çizgisinin meyvesidir. Aynı şekilde Nicholas Cusanus'un “karşıtların çakışması” (coincidentia oppositorum) ve “bilgili cehalet” (docta ignorantia) öğretileri, Eriugena'nın apofatik panenteizmini Rönesans eşiğine taşır. Bonaventura'nın ışık metafiziğinden (Itinerarium) Duns Scotus'un (Duns Scotus) varlık tartışmalarına kadar geç ortaçağ teolojisi, hep bu emanasyoncu-apofatik gerilim hattında konumlanır. Hermetik geleneğin “yukarıda olan aşağıda olan gibidir” ilkesiyle (Corpus Hermeticum) Eriugena'nın mikrokozmos-makrokozmos uyumu da aynı Geç Antik kaynaktan beslenir.
Mukayeseli Bir Değerlendirme
Eriugena'yı dünya maneviyatının haritasına yerleştirdiğimizde, “Mutlak'ın kendini açması” sorununu işleyen büyük emanasyoncu geleneklerin Batı Hıristiyan kanadında durur. Plotinus'un Bir'i, İbnü'l-Arabî'nin Zât'ı, Vedanta'nın Nirguna Brahman'ı, Kabbala'nın Ein Sof'u — hepsi, kendinde bilinemez bir mutlaktan, mertebeli bir taşma yoluyla çokluğun doğuşunu ve sonunda çokluğun kaynağına dönüşünü anlatır. Eriugena'nın özgün katkısı, bu evrensel arketipi yaratılış (creatio) diliyle ifade ederek, görünüşte çelişen iki şeyi — İncil'in “yoktan yaratan Tanrı”sı ile Neoplatonizmin “kendinden taşan Bir”i — tek bir theophania kavramında uzlaştırma cesaretidir.
Onun hatası ya da dehası, tam da bu uzlaştırmanın sınırlarını zorlamasındaydı: Yaratılışı ilâhî öz-tezahürle özdeşleştirdiğinde, Tanrı ile âlem arasındaki o teolojik mesafe tehlikeli ölçüde inceliyordu. Yine de Eriugena, akıl ile vahyi, Yunan felsefesi ile Hıristiyan inancını, Doğu mistisizmi ile Batı kozmolojisini tek bir sistemde birleştirme girişimiyle, ortaçağın en iddialı zihinsel mimarlarından biri olarak kalır. “Karanlık çağ”ın bu yalnız İrlandalısı, aslında Batı'nın spekülatif mistisizmine yüzyıllar boyunca yetecek bir ışık tutmuştur.
Kaynaklar
- Iohannes Scottus Eriugena, Periphyseon (De divisione naturae), ed. & İng. çev. I. P. Sheldon-Williams & John J. O'Meara (Bellarmin / Dumbarton Oaks, 1968–1995)
- Dermot Moran, The Philosophy of John Scottus Eriugena: A Study of Idealism in the Middle Ages (Cambridge University Press, 1989)
- Deirdre Carabine, John Scottus Eriugena (Oxford University Press, 2000)
- Werner Beierwaltes, Eriugena: Grundzüge seines Denkens (Vittorio Klostermann, 1994)
- Bernard McGinn, The Growth of Mysticism: Gregory the Great through the Twelfth Century (Crossroad, 1994)
- Étienne Gilson, History of Christian Philosophy in the Middle Ages (Random House, 1955)
- John J. O'Meara, Eriugena (Clarendon Press, 1988)