Sein und Zeit (Heidegger)
Heidegger'in 1927 tarihli baseseri Sein und Zeit: Varlik sorusunun (Seinsfrage) Bati metafiziginin unutulmusluk perdesi altindan yeniden acilmasi, Dasein analitigi ve fundamental ontoloji. Tasavvufun vucud doktrini ve Zen'in ilk-yuz arayisiyla karsilastirmali okuma.
Sein und Zeit (Heidegger)
Eserin Konumu ve Tarihsel Cercevesi
Sein und Zeit (Varlik ve Zaman), Alman filozof Martin Heidegger'in 1927 yilinda Halle'deki Jahrbuch fur Philosophie und phanomenologische Forschung dergisinin sekizinci cildinde nesredilen ve ayni yil bagimsiz kitap olarak Niemeyer Yayinevi'nce basilan basyapitidir. Eser, Husserl'e ithaf edilmistir ve fenomenoloji hareketinin metafizik bir genislemesi olarak tasarlanmistir; ancak Husserl'in transendental ego'cu idealizmine karsi Heidegger'in olusturdugu hermenotik fenomenoloji yontemi, ogrenciden hocaya dogru bir kopusun da habercisidir. Kitap, Heidegger'in Marburg doneminin (1923-1928) zirvesinde yazilmistir; Heidegger ayni yil Husserl'in Freiburg'daki kursusune halef olarak gecmis ve Freiburg Universitesi'nin felsefe profesoru olmustur.
Eserin acik amaci, Hans-Georg Gadamer'in deyimiyle, "Bati metafiziginin yaklasik iki bin yil suren bir unutkanligini" yani Seinsvergessenheit'i (Varlik-unutkanligi) askindirarak varlik sorusunu (Seinsfrage) yeniden ufka yerlestirmektir. Heidegger eserin ilk paragrafinda Platon'un Sofist diyalogundan bir cumleyi epigraf olarak kullanir: "Aslinda nedir, to on, varlik olarak ne kastediyorsunuz dediginiz zaman?" Bu soru, Aristoteles'ten itibaren Bati'da unutulmus, varlik ya "en genel kavram" olarak ya da "tanimlanamaz" diye gecistirilmistir. Heidegger bu unutulusu, salt entelektuel bir hata olarak degil, Bati uygarliginin tum tinsel krizinin (teknoloji, nihilizm, kok-yitimi) zemini olarak gorur; bu yorum onu daha sonra Nietzsche okumalarina, sonra da Kehre (donus) sonrasi mistik-siirsel duslunmeye tasiyacaktir.
Yontemsel Strateji: Dasein Uzerinden Fundamental Ontoloji
Heidegger varlik sorusunu dogrudan sormaz; cunku varlik kendisi bir varolan (Seiendes) degildir, varolanlarin varolma kipidir. Bunun yerine o varolani secer ki kendi varlik tarzini sormaya yetkin olsun: insan. Ancak Heidegger insani antropoloji ya da psikolojinin nesnesi olarak ele almaz, ona ozel bir ad verir: Dasein (lugatte "orada-olus", "da-olma"). Dasein, varligi soru-yapan, varligi anlayan, kendi varligini bir mesele edinen varolan'dir. Heidegger bu nedenle eserin ilk yarisini (Birinci Kisim, Birinci Boluk, paragraf 9-44) tamamen Dasein'in varolus analitigi'ne (Existenzialanalytik) ayirir; varlik sorusu ancak Dasein'in tam yapisi acildiginda asil tematige gecis yapabilir.
Dasein'in temel kipi Yeryuzunde-Olma (In-der-Welt-sein) olarak adlandirilir. Bu kavram, Kartezyen kogito ile keskin bir kopustur: Heidegger'e gore Descartes'in "once kendinden emin bilen ozne, sonra disardaki dunya" semasi, Dasein'in daima ve oncelikle bir dunya icinde, bir kullanim-baglaminda, bir tarihsel-toplumsal anlam-aginda bulundugunu gormezden gelir. Insan once bos bir bilinc olup sonra cevreyle iliski kurmaz; o, fenomenolojik olarak, kendisini cekic kullanirken, kapiyi acarken, baskasinin cagrisina yanit verirken bulur. Heidegger bu agi Zuhandenheit (el-altinda-olma) kavramiyla acar: arac, teorik bir nesne olarak kavranmadan once el-altinda, kullanim-icinde varolur; kullanimda iken "goz onunde" degildir, isleyisin akiciligi icinde seffaflasir. Ancak arac kirildiginda, eksildiginde, isleyemez hale geldiginde Vorhandenheit (el-onunde-olma) kipine duser; iste o zaman teorik-nesnel olarak gozler onune cikar. Heidegger'e gore Bati metafizigi, ariza durumunu (Vorhandenheit) varligin normati olarak ele almis ve buradan kalkarak butun bir nesnellik felsefesi kurmustur — bu temel bir yaniltidir.
Dasein'in Varolussal Yapilari
Dasein'in analitigi bircok varolusasal (Existenzial) yapi acar. Bunlar Kantian kategoriler gibi nesnelere uygulanan dis kavramlar degil, Dasein'in kendi olus tarzini olusturan ic eklemlemelerdir. Baslicalari sunlardir:
Befindlichkeit ("hallenmislik", "duygu-durumlulukta-bulunmus-olma"): Dasein her zaman bir Stimmung (hal, ruh-durumu) icindedir; korku, sikinti, neselilik, can-sikintisi gibi haller, salt psikolojik fenomenler degil, ontolojik aciliklardir. Heidegger ozellikle can-sikintisi (Langeweile) ve daha sonra kaygi (Angst) uzerinde durur; cunku bunlar Dasein'i her gunluk yutulmusluktan ayirir ve kendine donduren temel hallerdir.
Verstehen ("anlamak"): Dasein bir projeksiyon'dur; kendi imkanlarini onunde tasarlar. Anlam, statik bir bilgi-icerigi degil, Dasein'in kendi imkanlarini surekli onune-atmasidir. Buradan hermenotik dongu cikar: anlam, hep bir on-anlamadan (Vorverstandnis) dolayimlanir; tam-bos bir bilinc yoktur.
Rede ("soylem"): Dasein her zaman dile getirilebilir, eklemlenebilir bir yapidadir. Bu dil, semboller dizgesinin oncesinde yatan ontolojik bir eklenisidir. Heidegger sonradan dilin Varligin Evi (Haus des Seins) oldugunu soyleyecektir.
Verfallen ("dusmuslukk", "yutulmusluk"): Dasein her gunluk olus icinde das Man'a ("o-onlar", anonim kamuya) tabidir. "Insan boyle yapar", "insan boyle der" — bu Mansprache ("onlar-konusmasi"), Dasein'i sahihliginden alikoyar; her sey Gerede (laf, dedikodu) icinde duzlesir, Neugier (merak) yuzeyde dolasir, Zweideutigkeit (iki-yuzluluk) hakikati gizler.
Sahihlik, Kaygi ve Olum-Onunde-Olus
Heidegger'in en cok tartisilan ayrimi sahih (eigentlich, "oz-olan") ve sahih-olmayan (uneigentlich) olus tarzlari arasindadir. Sahih-olmayan olus, Dasein'in das Man icinde eridigi, kararlarini onlara devrettiigi, kendisi-olmaktan kactigi yaslam-kipidir. Sahih olus, Dasein'in kendi olusunu uzerine alip kendi imkani olarak yasamasidir. Bu gecisi mumkun kilan ontolojik olay Angst (kaygi)'dir.
Kaygi (Angst), korkudan (Furcht) ayrilir: korkunun bir nesnesi vardir (su yilan, su yangin), kaygi nesnesizdir — Dasein bir butun olarak dunyanin onunde kayar, dunya seffaflasir, hicligin esiginde durur. Heidegger bunu Nichts (Hiclik) deneyimi olarak adlandirir; Was ist Metaphysik? (1929) konferansinda "Hicligin kendisi hiclestirir" der. Kaygi, Dasein'i onlardan koparir ve onu kendi temel imkani olan olum-le yuzlestirir.
Sein-zum-Tode (olume-dogru-olus), Sein und Zeit'in en cok tartisilan ve karsilastirmali maneviyat icin en verimli kavrami olabilir. Heidegger'e gore olum, Dasein'in en kendine ozgu (eigenste), baskasinca devralinamaz (unbezuglich), gecilemez (unuberholbar) imkanidir. Onlar (das Man) olumu surekli erteler: "Insan sonunda olur ama henuz vakti gelmedi." Bu yutulmuslukta Dasein, olumunu anonimlestirir. Sahih Dasein ise olumu kendinin kilar: Vorlaufen zum Tode (olume-onceden-kosus). Olumu kendinin kilan Dasein, butun gunluk imkanlarinin sonluluk ufkunda durdugunu farkeder ve boylece kararliligi (Entschlossenheit) kazanir: kendi tarihsel-somut imkanini secip ona baglanma. Bu, varolussal bir kendine donuldur, soyut bir bilinc edinim degildir.
Zaman ve Ufuk: Eserin Sondan Acilan Bolumu
Eserin ikinci kismi Dasein'in ontolojik anlamini Zeitlichkeit (zamansallik) olarak gosterir. Heidegger uc-katmanli zaman-yapisi gelistirir: Gewesenheit (olmus-olus, gecmis-olmayan-gecmis), Gegenwart (simdi olarak mevcudiyet), Zukunft (gelecek olarak onunde-acilis). Dasein'in butunu, uc kipin es-zamanli ortuk-acilisindir (Zeitigung). Sahih zamansallik, Dasein'in olumunden geri donerek (Vorlaufen), kendine sahip cikarak (Wiederholung) ve simdiyi karar-anina (Augenblick) dolduran tek bir bicimlenmedir. Sahih-olmayan zamansallik ise gecmisi unutmak, simdiyi yutkanlikta yasamak, gelecegi beklemek (Erwartung) seklinde duzlesir.
Varlik sorusunun cevabini Heidegger Sein und Zeit'in basinda vaad eder ama tamamlamaz: Birinci Kisim'in Ucuncu Boluku (Zeit und Sein) ve Ikinci Kisim hic yayinlanmamistir. Heidegger 1962'de yazdigi geri-bakista, Kehre'den (1930'lar) sonra varlik sorusunun ontolojik analitik yolundan dogrudan gidemeyecegini, daha dinleyici, aletheia'ya acik bir dusunmeye gecmesi gerektigini belirtir. Bu sonraki dusunme, Holderlin siirleri, Lao Tzu cevirileri (Reinhard May), Meister Eckhart okumalari ve Gelassenheit (saliverme, brakilmislik) ile mistik-siirsel bir tona burunecektir.
Aletheia: Hakikatin Acilmasi
Heidegger Sein und Zeit'in paragraf 44'unde hakikat kavramini gelenekselselin (correspondence-uygunluk) elinden alip Yunanca asli olan aletheia'ya (a-letheia, gizlenmemislikten-cikis) dondurmek ister. Hakikat, onerme ile nesne arasindaki bir esitlenme degil, varolanin Dasein onunde acilmasi, gizlenmemislige cikmasi olaydir. Bu kavrayis, klasik tasavvufun kesf (kesif, perdenin ardinin acilisi) ve muşahede (gozlemleme, dogrudan tanikkilik) kavramlariyla saskinligi yarayan bir akrabalik gosterir: hakikat, gizlenmemis olanin Dasein'e/salikin kalbine acilmasidir. Ibn Arabi'nin Futuhat-i Mekkiye'sinde tecellinin perdeleri (hicab) ve onlarin acilisi, Heidegger'in Lichtung (acikilik, isiklilik) kavramiyla yapisal bir analoji icinde okunabilir.
Karsilastirmali Okumalar I: Tasavvuf ve Vahdet-i Vucud
Heidegger'in Seinsvergessenheit tezisi ile Vahdet-i Vucud doktrini arasinda dogrudan kavramsal bir ozdeslik yoktur, ancak yapisal bir akrabalik vardir. Vahdet-i Vucud'da varlik (vucud) tek, mutlak, asli olandir; cokluk (kesret) bu tek-varligin isim ve sifatlarinin tezahurudur (tecelli). Heidegger'de varlik butun varolanlardan baska, onlardan ozudusunce cekilen (Entzug) ama ayni zamanda onlari isiklandiran (lichtend) bir olaydir. Heidegger "varlik kendini varolanda gosterirken ayni anda kendinden geri cekilir" derken, Ibn Arabi'nin "Hak, isimlerinde tezahur ederken kendi zatinda mutlak gizlilik (gayb) icinde kalir" sozune kucuk bir cumle uzakliktadir. Her iki gelenekte de gizlilik-gostermenin esiginde duran bir ontoloji isler.
Dasein'in Vorlaufen zum Tode'si ile tasavvufun fena (kendinden gecis, varligin Hak'ta yok-olusu) ogretisi de paralel okunabilir. Mevlana'nin "olmeden once olunuz" hadis-yorumunda ve Cuneyd-i Bagdadi'nin "fenadan sonra beka" semasinda, salik'in olumu kendinin kilmasi onun varolusu icin olusturucu bir kapidir. Heidegger'in sahih Dasein'inde olumun "en kendine ozgu imkan" olarak sahiplenilmesi, fenomenolojik bir laiklestirme oldugu olcude tasavvufi fena ile yapisal olarak akrabadir; ancak Heidegger'in olum-kavrayisinda Hak ile birlesim degil, sonluluk-ufkunda kendi-imkanlarinin acilmasi vurgulanir.
Reinhard May'in Heidegger's Hidden Sources (1996) eseri, Heidegger'in 1930'lardan itibaren Dogu Asya kaynaklarini — ozellikle Lao Tzu ve Zhuangzi — yogun okudugunu ve baz kavramlarini bu okumalardan turettigini gosterir. May'a gore Lichtung (acikilik) ve Gelassenheit (saliverme) kavramlari, Taoist wu-wei (yapmayan-yapma) ile bicimsel olarak akrabadir. Heidegger'in ogrencilerinden Hartmut Buchner, Heidegger'in 1946'da Cinli alim Paul Shih-yi Hsiao ile birlikte Lao Tzu'nun Tao Te Ching'ini Almancaya cevirmeye baslayip yarim biraktigini anlatir.
Karsilastirmali Okumalar II: Zen ve Ilk-Yuz
Heidegger ile Zen arasindaki diyalog 1960'lardan beri ozellikle Kyoto Okulu (Nishida Kitaro, Nishitani Keiji, Tanabe Hajime) cevresinde yogun olarak surdurulmustur. Nishitani, Freiburg'da Heidegger'le calismis ve Religion and Nothingness (1961, Japonca aslindan) eserinde Heidegger'in Nichts (hiclik) kavramini Zen'in sunyata (sunyata, bos-olus) ve mu (yoklukluk) kavramlariyla butunlestiren bir karsilastirma kurmustur.
Zen geleneginde koan: "Ana-baban dogmadan onceki ilk-yuzun nedir?" salik'i, butun toplumsal-tarihsel kimliklerden geriye yuruterek varligin acik-ufkuna gotur. Heidegger'in Dasein'i kaygi anindaki das Man'dan koparmasi ile bu honrai no menmoku (ilk-yuz) arayisi arasinda yapisal bir akrabalik vardir; ancak Zen'de hedef Buddha-tabiati'nin bir an-da acilmasidir (kensho), Heidegger'de ise Dasein'in sonluluga karariligidir. Iki gelenek arasinda yontemsel bicim benzerligi (gunluk sahihsizlikten kopus, ozsel bir kavrayisin acilisi) icerigin (boslukk/sonluluk) farkligindan onemli olabilir.
D.T. Suzuki ile Heidegger'in 1953'te yaptigi bulusmasi, Gadamer'in anilarinda kayittadir: Heidegger ya Suzuki'ye "Suzuki'nin yazdiklarinda ben kendi yazdigim her seyi gormus oldum" demis, ya da Suzuki Heidegger'e ayni seyi soylemistir — anekdotun yonu kaynaklarda farklilik gosterir, ancak iki gelenegin kavramsal bulustugu nokta her halde paylasilan bir tanikkliktir.
Karsilastirmali Okumalar III: Meister Eckhart ve Hristiyan Mistisizmi
Heidegger 1910'ler-1920'lerde Meister Eckhart uzerine ders verir, Habilitationschrift'i Duns Scotus uzerinedir. Gelassenheit (saliverme) kavramini dogrudan Eckhart'in gelazenheit'inden alir. Eckhart'in "Ich bitte Gott, dass er mich Gottes ledig mache" ("Tanri'dan rica ediyorum, beni Tanri'dan kurtarsin") provokasyonu, mistik bir varlik-otesi (Gottheit) acilimi olarak Heidegger'in geç-donemindeki Seyn (eski yazimla varlik) kavrayisina aralanmadir. Heidegger'in 1957 tarihli Identitat und Differenz eserindeki Onto-theologie elestirisi, Eckhart'in Tanri-otesi Gottheit ayrimiyla yapisal olarak yakindir.
Eserin Resepsiyonu ve Tartismalar
Sein und Zeit yayinlandiktan sonra Avrupa felsefesini koklu bir bicimde donusturdu. Jean-Paul Sartre L'Etre et le Neant (1943) ile Heidegger'i (yanlis okuyarak) varolusculuk yonunde, Maurice Merleau-Ponty beden-fenomenolojisi yonunde, Emmanuel Levinas etik-ontoloji yonunde, Hans-Georg Gadamer hermenotik yonunde, Jacques Derrida yapibozum yonunde donusturdu. Anglo-Sakson felsefede Hubert Dreyfus (Berkeley) eserin Birinci Boluk'unu yapay zeka elestirisinde temel olarak kullandi (What Computers Can't Do, 1972).
Heidegger'in 1933-1934'te Nasyonal Sosyalist Parti'ye uye olmasi, Freiburg rektorlugu donemindeki konusmalari ve son yillarda nesredilen Schwarze Hefte (Siyah Defterler, 2014-) ile birlikte yaygin antisemitik dusunceleri, eserin etik-politik degerlendirmesini kalici olarak gucleştirmistir. Sheehan'in Making Sense of Heidegger (2015) gibi yeni nesil yorumlar, Heidegger'in temel sorusunun politik sapmasindan ayrilarak, fenomenolojik nuvenin meşruiyetini yeniden kazanmaya calisir.
Yapisal Disposition: Heidegger Oncesi ve Sonrasi
Heidegger Sein und Zeit'i yazmadan once, Soren Kierkegaard'in Korku ve Titreme (1843) ile Olum-Hastaligi (1849), Wilhelm Dilthey'in Yasama Felsefesi gelenegi, Henri Bergson'un suresi (duree, 1889 Essai sur les donnees immediates de la conscience) ve Husserl'in Logische Untersuchungen (1900-1901) eserlerinin etkisi altinda kalmistir. Bu cokyonlu etkilerden Heidegger, ozellikle Kierkegaard'in varolus-icindeki-sonluluk analitigini felsefi-fenomenolojik dile cevirmistir. Kierkegaard'in Angest (kaygi) kavrami Heidegger'in Angst'inin dogrudan kaynagidir; ancak Heidegger bunu teolojik baglamdan (Adem'in sucuyla iliskili) cikarip salt fenomenolojik bir ontolojik kategori haline getirmistir.
Sein und Zeit'in metodolojisi hermenotik fenomenoloji olarak adlandirilir. Klasik fenomenoloji (Husserl), bilinci epistemik epoche (askıya alma) yoluyla saf dusunce hareketinde inceler. Heidegger ise fenomenolojinin yorumlayici (hermenotik) bir hareket olmasi gerektigini savunur: cunku fenomenolojinin nesnesi (Dasein), kendisi her zaman bir yorum icindeki-varolustur. Bu, Schleiermacher-Dilthey'dan Gadamer'a uzanan modern hermenotiges'in temel kavrayisi olur.
Heidegger'in Patristik ve Skolastik Kokleri
Genc Heidegger (1909-1916) Katolik teoloji ogrencisidir; Aristoteles uzerine doktora tezi (Die Lehre vom Urteil im Psychologismus, 1914), Duns Scotus uzerine Habilitationschrift (1916), Aziz Augustinus, Plotinos, Eckhart, Suarez ve Aziz Pavlus'un Selanikliler mektuplari uzerine erken dersler (Marburg 1920-1921) — butun bu erken metinler Heidegger'in onceki kuran-imana yakin disiplini gosterir. Sein und Zeit yayinlandiginda Heidegger kendisini katolisizmin disinda gormistir, ancak temel fenomenolojik kategorilerin (Sorge, Angst, Eigentlichkeit) Hristiyan-mistik (ozellikle Augustincu) bir kokenden gelmesi belirgindir. Aziz Augustinus Confessiones'unda "quaestio mihi factus sum" ("kendim icin bir soru oldum") der; bu, Heidegger'in Dasein'in "kendi varligini sorgulayan" yapidaki temel kavrayisinin patristik kaynak metnidir.
Theodore Kisiel'in The Genesis of Heidegger's Being and Time (1993) eseri, Heidegger'in 1916-1927 arasi otuz-bin sayfayi asan derslerinden Sein und Zeit'in kavramlarinin nasil olgunlastigini gosterir. Erken Heidegger'in Hristiyan-fenomenolojik kategorilerin (Patik Pavlus'un kairos zaman-kavrayisi, Augustinus'un cura — Latin Sorge'sinin atasi — analizini) yapisal olarak Sein und Zeit'in cati kavramlarina cevirdigi gorulebilir.
Mitsein (Birlikte-Olus) ve Otekiler
Sein und Zeit'in en cok ihmal edilen ama mistik-manevi okumalar icin onemli olan boluklerinden biri, Mitsein (birlikte-olus) ve Mitdasein (birlikte-orada-olma) analitigidir (paragraf 25-27). Heidegger'e gore Dasein hicbir zaman tek-basina-bilinc degildir; her zaman baskalariyla bir dunya-icindedir. Dasein'in fenomenolojik yapisi icbasinda yalniz olus degil, birlikte-olustur — yalnizlik bile birlikte-olusun bir kipidir, salt-yokluk degildir.
Ancak Heidegger bu birlikteligi iki bicimde acar: (1) Furosorge (baskasi-icin-kaygi) — sahih-olmayan, baskasinin yerine konup onu azat eden sahip-cikma; (2) sahih Furosorge — baskasinin kendi-kararliligini ona aciktan-veren sahip-cikma. Mistik-manevi geleneklerin seyh-mursid iliskisinde bu ayrim onemlidir: seyh, salikin yerine yapan degil, salikin kendi-kararliligini acan-dir. Mevlana'nin Semseddin Tebrizi ile iliskisi, Sri Ramakrishna'nin Vivekananda ile iliskisi, Zen geleneginin roshi-deshi iliskisi — hepsi Heidegger'in sahih Furosorge'sinin yapisal aciklamasidir.
Levinas (Totalite et Infini, 1961) bu konuda Heidegger'i elestirmistir: Heidegger'in Otekisi aynilastirilan bir Oteki'dir, Mitsein analitigi otekiliği yeterince koruyamaz. Levinas'a gore otekinin yuzu (visage) Mutlak-baskalik tasir, hicbir Sein-analitigi ile asilamaz. Bu elestirinin kendi-felsefi-mantigi disinda, manevi-mistik baglamda da onemlidir: tasavvuf gelenegi Hak-batin (Hak'kin gizli olarak butun baska-yuzlerde tezahuru) doktriniyle otekiyi aynilastirir; ancak Ibn Arabi'nin Hak-halk paralelizminde otekinin otekiliği zaten Hak'kin tecellisidir, yapisal olarak korunur. Heidegger ile tasavvuf-Vedanta gelenekleri burada Mutlak'in kendi-baska-tezahurleri ortak-kavrayisi ile Levinas'tan ayrilir.
Sorge: Dasein'in Butunsel Yapisi
Heidegger Sein und Zeit'in Birinci Bolum'un kapani olan paragraf 41-42'de Dasein'in butunsel yapisini Sorge (kaygi/ozen) olarak adlandirir. Sorge, Almanca gunluk dilde "ozen, kaygi, gozetme" anlamlarini tasiyan bir terimdir; Heidegger onu, Dasein'in butun varolussal yapisinin (Befindlichkeit, Verstehen, Verfallen) tek bir butun olarak adlandirildigi terim olarak kullanir. Sorge'nin uc-katmanli yapisi sudur:
- Sich-vorweg-sein (kendinden-onunde-olus): Dasein hep kendi imkanlarinin onunde, gelecege dogru projeksiyondadir.
- Schon-sein-in-einer-Welt (zaten-bir-dunya-icinde-olus): Dasein her zaman bir hal-i hazir (Faktizitat) icindedir, bos bir bilinc degildir.
- Sein-bei-innerweltlich-Begegnendem (icinde-rastlanan-varolanlarda-olus): Dasein, dunyada karsisina cikan varolanlarla aciktan-ilgili bir bicimde varolur.
Bu uc-katmanlı yapi, klasik mistik geleneklerin salikin uc-kademeli yapisi (gecmis-tezahurleriyle, simdiki halıyla, geleceğe yonelik niyetiyle) ile yapisal akrabaliki gosterir. Tasavvufda salikin muraqaba pratiginde uc kademe acilir: nefsinin gecmiş tezahurlerine donus (muhasebe), simdiki halinin gozlemi (muraqaba dar), Hakk'in tecellisine onunde-acilis (terakki). Heidegger'in Sorge yapisi, bu somatik mistik pratigi ontolojik bir analitik dile cevirmenin Bati felsefesindeki en sistematik denemesidir.
Yer ve Yere-Aitlik (Topos)
Jeff Malpas Heidegger's Topology (2008) eserinde Heidegger'in yer (Ort) kavramininn butun sisteminin sezdirici bir ekseni olusturdugunu gosterir. Sein und Zeit'te Zuhandenheit baglaminda her aracin bir yerlestiriliş-konumu (Platz) vardir; ama daha derin olarak, Dasein'in kendisi bir yerde olmus, bir tarihsel-iklimsel-cografi konuma yerleşmis bir varolan'dir. Heidegger sonradan (Bauen Wohnen Denken, 1951) oturma (Wohnen) kavramini ontolojinin temel kategorisine cikarir: insan, dunyada yasamaz, bir yerde oturur — dort-katlilik (Geviert): toprak ve gokyuzu, tanrisallar ve oluler.
Bu yer-olmaklik (Ortschaftlichkeit) kavrayisi, mistik geleneklerin kutsal mekan anlayisina yapisal olarak baglanir. Mevlana'nin Konya'si, Yunus Emre'nin Karaman-Yozgat hattidir, Hindu'nun Varanasisi, Yahudinin Kudusu — salikin manevi yolculugu hicbir zaman "yersiz-yurtsuz" bir soyut bilinc-ic-bilinc hareketi degildir, daima bir cografi-kosmolojik yerde demir-atilir. Heidegger'in geç-donemindeki Schwarzwald (Kara Orman) ve Todtnauberg kulubesinden yapilan dusunme, bu yer-zorunlulukunun ornek olcekli yansimasidir.
Kehre: Donemecten Sonraki Heidegger
Heidegger'in 1930'larin baslarinda (en azindan 1930-1936 arasi) yasanan Kehre (donus/donemec), Sein und Zeit'in transendental-fenomenolojik yontemi terkedip Seinsgeschichtliches Denken (varlik-tarihinin dusunmesi) ve poetisches Denken (siirsel dusunme) yonune gecisi ifade eder. Bu donemecten sonra Heidegger'in temel eserleri Beitrage zur Philosophie (1936-1938, sirf 1989'da yayinlandi), Holderlins Hymne "Der Ister" (1942 dersleri), Die Frage nach der Technik (1953), Was heisst Denken? (1951-1952), Unterwegs zur Sprache (1959) gibi metinler olur.
Kehre'den sonra Heidegger'in dili belirgin sekilde mistik-siirsel bir tona burunur. Gelassenheit (1959, Eckhart'tan alinan terim) ozellikle onemlidir: Heidegger orada "dusunceyi serbest birakma", "varligin gelisinin onunde acik durma" gibi formuller acar. Bunlar, Meister Eckhart'in abegescheidenheit (kayitsizlik), gelazenheit (saliverme), Lao Tzu'nun wu-wei (yapmayan yapma), tasavvufun teslim ve fenâ kavramlariyla dogrudan akrabadir. Heidegger'in son dersleri (Zollikon Seminerleri, 1959-1969, Medard Boss ile birlikte) Dasein-analitik fenomenolojiyi psikiyatri ve mistik-eksitenler-pratigi alanlarina genişletmistir.
Onto-teoloji Elestirisi
Heidegger geç-doneminde (Identitat und Differenz, 1957) Bati metafiziginin temel yapisal kusurunu onto-teo-loji (varlik-tanrı-bilimi) olarak teshis eder. Bati metafizigi Aristoteles'ten beri varligi en yuksek varolan (Tanri) ile, bu en yuksek varolani da varligin tam-tezahuru olarak ele almistir; boylece varligin kendisi ile en yuksek varolan arasindaki ontolojik ayrim (ontologische Differenz) gözden kacirilmistir. Heidegger'e gore Tanri'nin kendisi de bir varolan oldugu olcude, varligin asil sorgusunu cevaplayamaz; varlik, hicbir varolana (Tanri'ya bile) indirgenemez bir olaylik tasir.
Bu elestiri, mistik gelenekler icin son derece verimlidir. Meister Eckhart'in Gott (Tanri) ile Gottheit (Tanrilik, Tanri-otesi) ayrimi yapisal olarak Heidegger'in onto-teoloji elestirisinin kaynagidir. Eckhart "Tanri'dan Tanri'yi disardan tutmasini isterim" ("Ich bitte Gott, dass er mich Gottes ledig mache") demis ve butun isimlerden, hatta "Tanri" isminden de ote olan mutlak Tanrilik'a yonelmistir. Tasavvufda da ayni yapı: Ibn Arabi'nin zat-i mutlaka (mutlak zat) ile uluhiyyet (tanrılık-mertebeleri) ayrimi, hatta Mansur el-Hallac'in uhud-i uhud (zatin zati) gizemli formulu, butun adlandirilmis Tanri'lardan otede yatan ad-otesi mutlak-gizliliği ifade eder. Hindu Vedanta'da nirguna Brahman (sifatsiz mutlak) ile saguna Brahman (sifatli-tezahur eden mutlak) ayrimi, ayni yapisal ayrimi tasir. Heidegger'in onto-teoloji elestirisi, butun bu mistik Tanri-otesi-Tanrılık doktrinlerinin Bati felsefi dilinde sistematik formulasyonudur.
Heidegger ve Cagdas Cevre Felsefesi
Michael Zimmerman Heidegger, Buddhism, and Deep Ecology (1993) eserinde Heidegger'in butun teknik-elestirisinin (Die Frage nach der Technik, 1953) cagdas derin-ekoloji (deep ecology, Arne Naess) ve cevre maneviyatına nasil dolaylı temel saglagidini gosterir. Heidegger'e gore modern teknolojik ufuk, butun varolanlari Bestand (kullanilabilir-stok) olarak goren bir Gestell (cerceve, kuruluş) ufkudur; bu, Bati metafiziginin onto-teolojik geleneginin nihai-acilimidir. Modern insan, dunyayi manipule edilebilir kaynak deposu olarak gormekte, aletheia'ya (gizlenmemislikten acilis) acik olmaktan cikmaktadir.
Deep ecology (Arne Naess, George Sessions, Bill Devall) ile Buddist ekoloji (Joanna Macy, Thich Nhat Hanh'in interbeing kavrami), Hindu cevre etigi (Vandana Shiva'nin Earth Democracy projesi), tasavvuf-temelli cevre maneviyati (Seyyed Hossein Nasr'in Man and Nature, 1968) — hepsi Heidegger'in Bati teknik-ufkunu yapisal bicimde elestiriyor olan platforma yaslanir. Heidegger'in Gelassenheit (saliverme) kavrayisinin cevre etigi-icinde aldigi sekil: insanin doganin uzerinde-buyruksahibi olmasi degil, doganin acilimina acik durmasi, birlikte-yetkinlestirici bir iliski kurmasi.
Henri Corbin Araciligiyla Tasavvufa Acilma
Henri Corbin (1903-1978), 1930'larda Strasbourg ve Marburg'da Heidegger'i yakindan tanimis ve Sein und Zeit'in baz boluklerini 1937'de ilk kez Fransizcaya cevirmis (paragraflar) bir filozoftur. Corbin sonradan Iran'a yerlesip Sii Sehabeddin Suhreverdi (1154-1191) ve Ibn Arabi (1165-1240) uzerinde derin calismalar yapmis ve Heidegger'in aletheia fenomenolojisini Iran-Islam mistisizminin mundus imaginalis (alem-i misal) doktriniyle birlestirmistir. Creative Imagination in the Sufism of Ibn 'Arabi (1958) ve En islam iranien (4 cilt, 1971-1972) eserlerinde Corbin, Heidegger'in Dasein analiziyle tasavvufun salik psikolojisi arasinda bir kopru kurar: Dasein'in Da'si (orada-lik) Suhreverdi'nin israk (parlama) noktasidir; Lichtung (acikilik) Ibn Arabi'nin tecelli mekanidir. Corbin'in bu metodolojik kopru kurusu, Bati felsefesi ile Islam mistisizmi arasinda 20. yuzyilin en verimli koprularinden biri olmustur.
Heidegger ve Yapay Zeka, Bilis Bilimleri
Hubert Dreyfus'un Berkeley'deki ogrencileri (Stuart Dreyfus, Terry Winograd, Sean Kelly) ve fenomenoloji-kognisyon bilimi cevreleri (Evan Thompson, Francisco Varela, Eleanor Rosch'un The Embodied Mind, 1991), Heidegger'in Zuhandenheit-kavrayisini bilis-bilimine tasimistir. Dreyfus'un Mind Over Machine (1986) ve What Computers Still Can't Do (1992) eserleri, Heidegger'in arac-kullanim analizinin yapay zeka kuramlarinda gözardi edildigini gosterir: insan zekasi, sembolik-temsili manipulasyon degil, dunya icinde-bedensel-yetkin bir hareket sergileyistir. Bu cizgi, enaktivist bilis-felsefesinin (Varela-Thompson-Rosch, Alva Noe, Shaun Gallagher) Heidegger'den aldigi en onemli mirastir.
Manevi-pratik baglamda bu, meditasyon ve muraqaba gibi bedensel-dikkat pratiklerini felsefi olarak destekleyen bir alandir: salik, kendisinin zekasini salt bilinc-icerik manipulasyonu olarak degil, yetkin-bedensel-dunyada-olus olarak gelistirmek zorundadir. Heidegger'in Zuhandenheit analitigi, Bati felsefesinde bu kavrayisi sistematik olarak sunan ilk yerlerden biridir.
Modern Manevi Soyut Icin Onem
Sein und Zeit, modern senkretik maneviyat icin uc kritik kapi acmistir: (1) Bati'nin nesnellestirici-teknik ontolojisinin elestirisini icerden mumkun kilmis, dolayisiyla perenniyalist kavrayislara (Schuon, Guenon, Coomaraswamy) yapisal bir muttefik saglamistir; (2) Dasein analitigi araciligiyla, salt teorik bilgi yerine yasanan varolus'un ontolojik onceligini one cikarmis, boylece mistik-deneyim disiplinlerini felsefenin esiti olarak ele almanin yolunu acmistir; (3) zaman-anlamasi ve olum-onunde-olus analitigi, Bati maneviyatinin yeniden anlatilmasinda yeni bir somatik-varolussal sozluk saglamistir. Karl Rahner'in Geist in Welt (1939) eseri, Foundations of Christian Faith (1976) ve Bernard Lonergan'in Insight (1957) gibi eserler, Sein und Zeit'in ufkunda yazilmis modern Hristiyan ontolojileridir. Henri Corbin'in Sehabeddin Suhreverdi ve Ibn Arabi okumalari da Heidegger'in aletheia-fenomenolojisinden derinden beslenir.
Heidegger'in eseri, kavramsal bir senteze elverisli olmasa da, yontemsel olarak senkretik maneviyat icin essiz bir analitik kaynaktir: gizlenmemislikten cikis ile tecellinin perdesi, sahih kararlilikla salikin niyet-yenilemesi, olume-dogru-olusla fena-onceden-yasanmasi arasindaki yapisal benzerlikler, Bati felsefesi ile tasavvuf, Zen ve Hristiyan mistisizmi arasindaki diyalogu daha verimli bir zemine tasimistir.